KADIN- ERKEK ELELE BERABERCE ÖZGÜRLEŞMEYE

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadınların cinsel ve sınıfsal sömürüye karşı eşit ve özgür yaşam taleplerini haykırdığı, kapitalist sömürü düzenine karşı kadın-erkek birlikte haklarına sahip çıktığı gündür.

Her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlasak da emekçilerin ve bilhassa kadınların üzerindeki sömürü her geçen gün giderek artmaktadır. Özellikle AKP iktidarının başa gelmesinden sonra işçi hakları, çocuk hakları özetle insan hakları göz göre göre gasp edilmektedir. Bundan kadınlar da nasibini almaktadır. Hem evde hem de kapitalist düzenin ağır çalışma şartları altında omuzlarına yeterince sorumluluk yüklenen kadınlara Başbakan bir de üç çocuk doğurmayı telkin ediyor!

Günümüzde, hızla değişen hayat şartları bir yandan toplumların sosyolojik ve ekonomik değerlerini de derinden etkileyerek, yeni değer yargılarının oluşmasına neden oluyor. Günümüz toplumlarında kadın kendi ayakları üzerinde durabilen, haklarına sahip çıkabilen, ekonomik özgürlüğüne sahip bireyler haline dönüşüyor. Diğer yandan ise bugün gelinen nokta, bu hızlı ve güzel değişimlere kadınlarımızın  yeterince sahip çıkamadığını ya da çıkmalarına izin verilmediğini gösteriyor. Basında yer alan şiddet olayları bu acı gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Okumasına izin verilmeyen, küçük yaşta istemediği adamlarla evlendirilen, tek görevinin doğurmak ve çocuklara bakmak olduğu fikri beynine işlenen, çalışmasına izin verilmeyen, eşini ve hayatı sorgulaması, soru sorması istenmeyen, sorgulamaya çalıştığında dayak yiyen, dayak yediğinde ailesinden ve yetkililerden beklediği desteği göremeyen, ”kocandır döver de sever de” denilerek evine geri gönderilen kadınlar son olarak boşanmak istediğinde eşi tarafından yaşama hakkı elinden alınan bireylere dönüşüyor.

Yapılan araştırmalar üniversite mezunu kadınların yine üniversite mezunu olan eşleri  tarafından şiddete uğradığını fakat bunu toplumsal kaygılarından dolayı açıklayamadığını gösteriyor.

Avrupa Birliği ilerleme raporunda da kadına şiddet konusunda Türkiye’nin ödevlerini yerine getiremediği bildiriliyor. Kadınlarımıza uyguladığımız şiddet, yabancıların hazırladığı raporlara bile konu oluyor.

Türkiye’de kadın cinayetlerinin sayısı yedi yılda %1400 arttı. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de kadınlara yönelik cinayet oranı son istatistiklere göre 2002 ile 2009 yılları arasında %1400 artış gösterdi. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken bu rakam 2009’ın ilk yedi ayında 953’e çıktı. Resmi kayıtlara göre, 2003’te 83, 2004’te 128, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de ise 806 kadın cinayete kurban gitti.

2011’de erkekler 257 kadın, 14 çocuk ve iki bebek öldürdü; en az 102 kadın ve 59 kız çocuğuna tecavüz etti; 167 kadını taciz etti; 220 kadını yaraladı. 2011’de koruma talep ettiği, savcılığa veya polise şikayette bulunduğu ya da sığınma evlerine yerleştirildiği halde 11 kadın öldürüldü, üç kadın ağır yaralandı. Kimi zaman şikayet ettikleri erkekle nikahı olmadığı için kadının koruma talebi reddedildi, kimi zaman yeterli önlem alınmadığı için kadınlar öldürüldü.

2012’nin ilk ayında erkekler 12 kadın öldürdü; 26 kadın ve iki çocuğu yaraladı; 10 kadına tecavüz etti, beş kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 35 kadını taciz etti. 29 ilde 92 kadına yönelik şiddet, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, tecavüz, yaralama ve çocuk istismarı vakası yaşandı.

Hacettepe Üniversitesi’nin Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’na (2008) göre, 18 yaşın altında evlenen kadınların oranı %28’dir. Bu oran bölgeler arası farklılık göstermektedir; Orta Anadolu’da %37’ye, Doğu ve Güneydoğu’da %40-42’ye çıkmaktadır.

Gözlerimizi kapayarak ya da kulaklarımızı tıkayarak bu konuyu çözüme ulaştıramayız ama bu tarz konularda reyting ve satış tirajlarının gölgesi altında haber hazırlarken belki biraz daha hassas davranabilir, biraz daha hak ve özgürlüklere saygı duyabiliriz.

Şiddet sadece dayak şekli değildir. Tehdit, zorlama, hapsetme, cinsel şiddet ve psikolojik baskı şekillerinden biridir. Şiddet ailelere büyük zarar verebilir ve ruhsal, fiziksel acılara yol açabilir. Şiddetin anlayışla karşılanması söz konusu olamaz.

Yeni –liberalizm tutuculuğun dünya çapında gelişmesine sebep oluyor. Türkiye’de ve Ortadoğu’da dinciliği körükleyen, tam da bu gelişmedir. Artan kapitalist sömürü ve insanın bencilleşerek yozlaşması karşısında tutunacak dal arayan çaresizlik içindeki insanlar tutuculuğa ve dine sığınıyorlar. Yeni-liberalizm gerici değerleri ve dinciliği kullanıyor. Şimdilerde Ortadoğu’da dincilikten, milliyetçilikten ve mezhepçilikten geçilmiyor. İnsanlar bu temelde bölünüyor ve birleşiyorlar. Dinsel gericiliğin körüklenmesi sonucu erkek egemenliği pekişiyor. Bundan hem erkekler kaybediyor hem de kadınlar. Başkasını ezen ve istismar eden, kendi kendisini de bu ilişkiye tutsak eder ve yozlaştırır.

Şimdilerde Başbakan kadınlara en az üç çocuk doğurmalarını ”tavsiye ediyor”. Çünkü kapitalizmin ucuz iş gücüne ihtiyacı var. Bu ihtiyacı da kadınların sırtından karşılayacaklar. Kamuda ve toplum hayatında haremlik-selamlık uygulamalarının geliştiğini görüyoruz.

Kapitalist sistem kadını da eziyor, yozlaştırıyor erkeği de. Ama kadınlar erkeğe göre kapitalizmden en az etkilenmiş cinsiyettir. Çünkü insanları bencilleştiren kapitalizm erkeğin önderliğinde geliştiği için en çok erkeği bencilleştirdi ve insanlığından daha çok uzaklaştırdı. Kadınlar ezilen cins kalsalar da insancıl değerleri daha fazla koruma olanağı buldular. Bu yüzden kadınların sömürüye ve baskılara karşı mücadelede öncü rol oynamaları mümkündür.

Sömürüye, baskıya ve gericiliğe karşı kadın-erkek elele birlikte mücadeleye!

 

 

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir