Kadın Hareketi-Devrimci Mücadele İçinde Kadın Sorununa Bakış

Canan DURU – Aslı IŞIK

Toplumdaki kadın sorununu aşmak öncelikle sorunun kaynağını belirlemekten geçer. Bu yüzden kadın sorununu saflarımızda tartışmaya açıyor, yaratmaya çalıştığımız kadın hareketinin niteliklerini sorguluyoruz. Somut adımlarla desteklediğimiz kadın çalışmaları, her geçen gün meyvesini vermeye devam ediyor. Yapılan tartışmalar ayrıca Hareket olarak bizim de özeleştiri vermemizde ve devrimcileşmemizde rol oynuyor.

Hareket içindeki erkek-egemen tavırların düzeltilmesi, kadın inisiyatifinin arttırılması amacı ile öncelikle Ankara’da daha sonra Sarıyer ve Eskişehir’de kadın çalışmaları başlattık. Amacımız kapitalist düzeninin dayattığı insan modelinden erkeğe göre daha az nasibini alan kadınların insani özelliklerini ortaya çıkarmak, kadın-erkek diyaloğuna dayalı bir eğitimde bu özellikleri Harekete yaymak, egemen-erkek kimliğinin ağır basması yüzünden artan sorunlarımızı aşmak, içimizde kadının ve erkeğin kendini yeniden tanımlayacağı yeni-insan ilişkilerinin önünü açmak idi. Çabalarımızın karşılığında Ankara’da varolan erkek egemen anlayışı yıkmaya başladık. Sarıyer’de ise kadın insiyatifinin artmasıyla çalışmalar hız kazanıyor. Diğer illerde de kadın çalışmaları başlama aşamasında ve kadın inisiyatifinin önü açılıyor.

Kadın sorunun kaynağında varolan ataerkil toplum anlayışı yatıyor. Bugün kadın emeği hala eve hapsedildiyse dışarda ücret karşılığı yapılan işler ‘toplumsal iş bölümü’ adı altında evdeki kadına yüklendiyse, çalışan kadınların sosyal hakları sınırlandırıldıysa ve kadınlar ucuz emek gücü olarak kullanılıyorsa, kadına şiddet yeri geldiğinde yasalarla güvence altına alınıyorsa; sorun artık sadece kadın sorunu olmaktan çıkıp toplumsal ayıba dönüşmüş demektir. Kadın kimliği, erkek-egemen yargılarımız üzerinden şekillenmekte, olumsuz insan özellikleri kadına olumlular da erkek kimliğine yakıştırılmakta ve ayrıca toplumsal değer yargıları kadını ikinci plana itmektedir. Kas gücüne dayalı kapitalist sistemde eve hapsolan kadın, fiziksel olarak erkeğin gerisine düşmüştür.

Sınıflı toplum ve kapitalizm erkek-egemenliği üzerinde yükseldi ve en çok erkeği bozdu. Fakat bunun sayesinde de kadın; kapitalizmin insan üzerindeki olumsuz etkilerinden erkeğe göre daha az etkilenmiştir. Kadını ve kadının olumlu özelliklerini açığa çıkarmak, erkek-egemen yanlarımızın (bunlar sırf erkeklerde değil kadınlarda da bulunuyor) bilincine varmak ve bunları aşmak ancak sağlam bir kadın hareketiyle mümkün olur. Bu hareket, devrimci mücadele içinde, asıl çelişkiyi emek-sermaye çelişkisi gören, kadının olumlu özelliklerini genele yayan ve bu anlamda erkek ve kadını beraber dönüştüren, devrimcileştiren bir hareket olmalıdır. Nasıl ki, insana güvenmeyen bir anlayış devrimci anlayıştan uzaksa; erkeğe ve onun düzenin dayattığı zaaflarından kurtulabileceğine-dönüşebileceğine inanmayan bir kadın hareketinin de devrimci mücadelede yeri yoktur.

Toplumda ikinci plana itilen kadının sorunu salt ona ait bir sorun değildir. Aynı zamanda karşı cinsin de sorunudur. Hatta kadın sorunu bir anlamda erkeğin sorunudur çünkü “erkek sorunlu olduğu için kadın sorunu vardır” (Sevim Belli).  Toplumsal mücadele olmadan bireysel özgürleşmenin olamayacağını savunan bizler, toplumda varolan kadın sorununa çözümün, sadece kadının sorumluluğunda olduğunu düşünemeyiz. Bu sorun toplumsal bir sorundur ve hepimiz çözümün parçalarıyız. Bu toplumsal sorun, kadın-erkek diyaloğu halinde, ortak mücadele ederek aşılabilir. Bu mücadele ise  emek-sermaye çelişkisine karşı verilen mücadeleyle bütünleştiğinde anlam bulur. Kadın çalışmalarımız da bu doğrultu da ilerlemelidir. Bu çalışmalar, kadının toplum içindeki yerinin bilincine varmaya katkı sağladığı gibi asıl önemli katkısı, kadın ve erkeğin diyalog halinde birlikte devrimcileşerek özgürleşmesinin yolunu açmasıdır. Kadın çalışması sadece kadınların kendi aralarında yürütüğü bir faliyet olmamalıdır. Sorunun sadece kadın sorunu değil; düzen ve sınıflı toplum sorunu olduğunun bilincine varan erkekler, kadın çalışmalarını ancak bu şekilde sahiplenebilirler. Aksi halde erkekle diyalogu amaçlamayan kadın çalışması dar grupçu bir hale gelir ve bir çeşit erkek karşıtlığına, bir çeşit kadın milliyetçiliğine, ezilen cinsin toplumsal cinsiyetçiliğine dönüşür.

Kadın çalışması, sadece kadının değil; erkeğin de bilinçlendirilmesini hedef alır. Bu çalışmalar, kadın ve erkeğin diyaloğu üzerinde yükselmeli, iki cinsin birbirlerini geliştirici ve dönüştürücü özelliğinden yararlanılmalıdır.. Düzenin insanlar üzerinde oluşturduğu olumsuz etkiler her iki cins üzerinde de mevcuttur bu yüzden, birbirini dışlayarak yürütülen bir çalışma olumlu özelliklerimizi çıkarmak yerine köreltecektir. Kadın erkeği, erkek de kadını tamamlar. Ancak birlikte çalışıldığında, öğrenildiğinde bir bütünü tamamlarlar. Kadın çalışması toplumda var olan ataerkil sisteme karşı mücadelesini, kadın ve erkek eşitliğini gözeterek sürdürür. Samimiyeti, dürüstlüğüyle ön plana çıkan kadının çalışmalarda insiyatifi artırılarak desteklenir. Bu destekleme olmaksızın -her ne kadar devrimci mücadele içinde yer alsa da- toplumsal dayatmalardan, koşullanmalardan dolayı kadın inisiyatifi öne çıkamıyor, geri planda kalabiliyor. ‘Pozitif ayrımcılık’ dediğimiz bu destekleme, aslında samimiyetiyle ölçülmesi gereken bir yaklaşım olmalıdır. Kadını ön plana çıkarmak için verilen sorumluluklar egemen-erkek tarafından kadına bahşedilen haklar, görevler olmamalı aksine; kadınlar tarafından hakedilmeli, hakedildiğine inanılmalıdır.

Kadınlar toplumda ikinci sınıf insan muamelesi görmeleri aralarında ortak bir dil ve bir bağlılık yaratmıştır. Ama kadınların sorunundan erkekler anlamaz mantığıyla  bir kadın çalışması sürdürmek, cinsiyet ayrımcılığına gireceği gibi bizi devrimci mücadeleden de uzaklaştırır. Bu şekilde kendimizden başlayarak bizi ve Hareketimizi köreltmeye başlar. Biz kadın çalşmasının diğer çalışmaları da samimiyeti ve dürüstlüğüyle geliştirebileceğine devrimcileştireceğine inanıyoruz. Özellikle Hareket içerisindeki bireyci ve lümpen davranışların en aza indirilmesinde kadının devrimci disipline yatkınlığı, özverisi, dürüstlüğü büyük etkendir. Kadın çalışmaları da, öğrenci çalışmaları da, taşıdıkları dinamik itibariyle özelllikle içinde bulunduğumuz koşullarda Hareketi geliştirmeye, ileriye taşımaya daha yatkın çalışmalardır. Bu çalışmalar, gerçekleştirdiği faliyetlerle Harekette motivasyonu yükselttiği gibi, kadın perspektifinin yardımı ile yaratıcı ve eleştirel bakabilmemize de olanak sağlar.
Kadın hareketi, kitleselliğe ulaşmak için sesimizi duyurabilme ve halka ulaşabilme potansiyeli taşır. Mahalle çalışmalarında etkinliğimizi arttırmamızda, ezilen, hakir görülen kadına ulaşmamızda, dolayısıyla ezilen sınıfla bütünleşmemizde ara basamak olur.  Kadının toplumdaki bu ikinci plana atılışını sistem sorunu olarak belirliyor ve çözümünün de devrimci mücadelen geçtiğini savunuyoruz. Bunun bilincindeki kadın hareketi, kadının bu mücadelede özne haline gelmesinin önünü açıyor.

Ataerkil önyargıların bilincine varmak ve kadın- erkek birlikte düzenin dayattığı insan tipini aşmak için mücadele veriyoruz. Bu arada cinsiyetçi toplumun kadın üzerinde oluşturduğu tahribatı sorguluyor, insanlaşma ve devrimcileşme yolunda kadının olumlu özelliklerinden güç almak için kadın inisiyatifini destekliyoruz. Direnişçi saflarında insana güveni, diyaloğa dayalı insan ilişkilerini geliştirmeye çalıştığımız gibi; kadın ve erkeğin dayanışmasından ve birbirlerini tamamlayıcı özelliklerinden yararlanarak gelişeceğimize, erkeği ve kadını bu süreçte yeniden tanımlayabileceğimize inanıyoruz. Erkek egemen yanlarımızdan kurtuldukça, süregelen düzene karşı alternatif insanı yaratacak, devrimci mücadelemize hız kazandıracağız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir