Kadına Özgürlük Yakışır

 

1-0INRkWZ-yJKkLXVSGpyGow

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Ekin ASYA

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü ne yaklaştığımız bu günlerde ülkemizin her yerinden kadınların cinayetleri haberlerini almaya devam ediyoruz. Diğerlerinden çok farklı olmamakla beraber Özgecan Aslan’ın ölümü gündemde epey yer buldu. Özgecan’ın mağdur olmasının yanı sıra ondan bu kadar bahsedilmesinin bir nedeni de, gösterdiği direnç ve cesaret örneğidir. Tecavüzcüye gaz spreyi sıkmış o da yetmeyince fiziksel olarak direnmiş bu direnişe karşılık; bıçaklanmış, DNA örneklerinden kurtulmak için bilekleri kesilip ardından yakılmış Özgecan…

2014 Yılında Umut Vakfı’nın yaptığı aile içi şiddet araştırması raporuna göre; “5 ayda 114 kadın cinayeti işlendi. Katillerin yarısı kocalar olurken 51 çocuk annesinin ölümüne tanıklık etti. 18 yaşından küçük olan da var, 60’ında olan da. Öldürülen her iki kadından birinin katilinin eşi olduğu kaydedildi. Buna göre 114 kadından 60’ını eşi, 26’sını sevgilisi, 8’ini kayınpederi, 6’sını boşandığı eşi, 5’ini erkek kardeşi, 3’ünü amcaoğlu, 2’sini babası, 2’sini eniştesi, 1’ini oğlu, 1’ini de torunu öldürdü. ”

Adalet Bakanlığının açıkladığı verilere göre ise;

2003’te 83, 2004’te 128, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de 806, 2009’da 1126, 2012’de 155 (basında 210 haber çıkmıştır), 2014’te 214 kadın öldürülmüştür.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre; “2006’da 528, 2007’de 473, 2008’de 577 ve 2009’da 652 kadın tecavüze uğradı. 2006 yılında 489, 2007 yılında 540, 2008 yılında 589, 2009 yılında 624 cinsel taciz olayı meydana geldi. 2005-2010 yılları arasında, 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırıya maruz kaldı. Mağdur kadınların yüzde 40’ı korktukları için şikâyetçi olmadı. ”

2002 – 2009 tarihleri arasında bakanlığın açıkladığı sayılara göre, cinayet sayısının % 1400 artış göstermesi dikkat çekince, zaten güvenilir olmayan iktidar verileri gözle görülür bir şekilde düşüşle servis edilmeye başlandı.Çıkarılan yasalara, imzalanan anlaşmalara rağmen ölümlerin azalması bir yana hızlı bir şekilde artmasının nedenini anlamak pek güç olmuyor iktidarın ve yandaşlarının söylemlerine baktığımızda. 7 Mart 2011’de T. Erdoğan katıldığı Türk Metal Sendikası 16. Kadın Kurultayı’nda, “8 yıldır, işkenceye nasıl sıfır tolerans gösteriyorsak, aynı şekilde şiddete, özellikle de kadın ve çocuklara yönelik şiddete sıfır tolerans gösteriyoruz. Kadına yönelik şiddetin, toplumda çok eskiden bu yana kanayan bir yara olduğunu biliyoruz. Bugün artıyormuş gibi lanse edilen şiddet, esasen daha önce bilinmeyen, gizli-kapalı tutulan, aslında artık azalmaya da başlayan vakaların abartılmasından başka bir şey değildir. Muhalefetten de medyadan da bu meseleyle ilgili olarak sorumlu yaklaşım bekliyor, istismar değil dayanışma ve sorumluluk duygusuyla şiddeti en aza indirebileceğimiz uyarısını yapıyorum” diyerek bu konuda kendi yaklaşımını göstermişti. Bu söylemin devamını diğer Akp’lilerde de gördük daha sonra. Kürtaj tartışmaları esnasında 2 Haziran 2012 tarihinde Samanyolu Tv de canlı yayın konuğu Ankara B.B. başkanı Gökçek; “ Tecavüz olabilir, edene ceza verilir karnındakinin suçu ne? Devlet alır onu büyütür. Haberi bile olmaz çocuğun nerden gelip ne olduğu. Oradaki anası olacak kişinin yapmış olduğu şeyden dolayı çocuk neden suçu çekiyor? Anası çeksin, anası kendini öldürsün, çocuğu neden öldürüyor var mı buna hakkı? ” diyerek liderinin peşinden gittiğini gösterdi herkese.

2011 Şubat ‘ta meclise AKP’liler tarafından önerilen ‘hadım yasa tasarısı’ na, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeken yaptığı yorumda; “Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikâyet etmen makul değildir. Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabii ki erkek suçludur, ama kadının da suçu göz ardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. Bu olayda her iki taraf da suçludur.” diyordu.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve AKP Vekil Ayhan Sefer Üstün, “ Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur.” diyordu 31.05.2012 tarihinde Akşam Gazetesi’ne verdiği röportajında.

29.07.2014 Tarihinde Bursa’da katıldığı bayramlaşma töreninde B. Arınç, “ Kadın iffetli olacak. Mahremi, namahremi bilecek. Herkesin içinde kahkaha atmayacak” sözleri de çok gündem olsa da kendi nitelikleri hesaplandığında pek şaşırtıcı değildi.

Münevver Karabulut cinayetinden sonra zamanın Emn. Gen. Müd. C. Cerrah aileyi suçlayarak, “Kızlarına sahip çıksalardı” sözlerini sarf etmekten hiç ar duymadığını da hatırlıyoruz.

Emperyalist kapitalist sistem hayatın her alanında kadının çifte sömürülmüşlüğünü her an daha da derinleştiriliyor. Baskıcı toplumlarda kadının iki bacağının arası namus, ahlak olarak görülüyor. Kadının çalışmasını iffetsizlik olarak gören, önceliği çocuk olmalıdır diyen AKP’li vekilleri, bakanları da hatırlıyoruz. Kadın en az üç çocuk doğurmalı, ailesinin öngördüğü bir adamla evlenmeli, tecavüz edilse de ses çıkarmamalı, çocuğu aldırmamalı, hamileyken ayıp olur diye sokağa çıkmamalı, eşi dövse, aldatsa ses çıkarmamalı hatta suçu kendinde aramalı, insanların içinde kahkaha atmamalı, etek giymemeli, çalışmamalı, bekâretini evlenmeden asla kaybetmemeli… Daha çağdaş, ilerici görülen toplumlarda ise, bu durumların yerini kadın teşhirciliği alıyor. Giyim sektöründen, otomotiv sektörüne, dondurma, içecek ve tüketime dair bilumum ne varsa kadının vücudunun üzerinden pazarlanıyor. Kadının çifte sömürülmüşlüğü de işte bu noktalarda ortaya çıkıyor. Kapitalist sistem kadını ve erkeği emek gücü olarak sömürürken buna ek olarak kadını cinsinden kaynaklı ikinci bir kez sömürüyor. Ezilen erkekte kadın üzerinde hegemonya kurmaktan çekinmiyor.

Tarih kadının eski çağlarda savaş esnasında, ganimet sayıldığını yazıyor. Tarih, 1789 Burjuva Devrimi sonrasında “Kadının idam sehpasına çıkma hakkı varsa, kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır.” diyen Olympe’nin giyotinle idama mahkûm olduğunu da yazıyor. Tarih “Eşit işe eşit ücret ” şiarıyla yola çıkan dokuma işçisi kadınların nasıl diri diri yakıldığını yazıyor 8 Mart 1857’de. Sanayi Devrimi’nden sonra ucuz ve özgür işçi olarak görülen kadın kimi zaman çocuklarını da fabrikaya götürüyor, evde bıraktığı zaman ise onlara afyon içirmek zorunda kalıyordu. Kadın cinsi özellikle kapitalizmin gelişmeye başladığı o dönemde erkekten daha az maaşla, daha uzun saatlerde çalışıyordu. O tarihten bu yana epey zaman geçse de, kadın için şartlar henüz erkekle eşitlenmiş değildir. Kadının mal olarak görülmesi devam ettiği sürece de eşitlenmeyecektir.

İktidar sistemin çarkının bir dişlisidir. Mevcut sistem, kadınlara özgürlük getirmeyeceği gibi onu her zaman sömürecektir. Clara Zetkin’in de söylediği gibi, “Kadının özgürlüğü, tüm insanlığın özgürlüğü gibi, yalnızca emeğin sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir