Kadrolaşma Üzerine – 2

Hamza  YALÇIN

 

2613

 

Yazımızın bir önceki sayıda yayınlanan ilk kısmında kadroyu tarif etmiş ve Türkiye solunda kadro ilişkilerine değinmiştik. Bu yazıda devrimin en küçük birimi olarak kadroyu değil yoldaşlık ilişkisini ele aldık. Kadro işte o ilişkinin bir parçası yani tarafıdır. 

Kadrolaşma sorununa bireysel, kolektif ve insan ilişkileri olmak üzere üç temel düzeyde yaklaşılabilir (Bakınız: Metot, Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz (2013, s 31 –  43). Her üç düzey de çok önemlidir, hiç bir düzey göz ardı edilemez ve birlikte göz önünde bulundurmalıdırlar. Bununla birlikte biz kadrolaşmaya insan ilişkileri düzeyini temel alarak bakılmasını savunuyoruz. 

Bireysel düzey sosyalist insanın, yeni-insanın yaratılması olarak çok önemli bir alandır ve devrimcileşmede bireysel inisiyatife vurgu yapar. Ancak soruna bu temelde yaklaşmanın içinde bulunduğumuz dönemde azgınlaşmış olan bireyci yaklaşımlardan bağımsızlaşmakta etkisiz kalması riski büyüktür. Türkiye solunda “Ben kendim için devrimciyim”, “Devrimciler her şeyin en iyisine layıktır” gibi liberal anlayışlara veya kariyerizme ve rekabetçiliğe karşı mücadele günümüzde çok önem kazanmış bulunuyor. Kolektif düzeyi esas alan yaklaşım, örgütü öne çıkarmasıyla önemlidir. Kadrolaşmada örgüt gerçekten çok önemlidir. Fakat bu yaklaşımın bir tarz tümdengelimci bir yanı vardır ve “Devrim her türlü sorunu kendiliğinden çözer, örgüte katıldın mı otomatikman devrimcileşirsin”, gibi bir anlayışa yol açması riski taşımaktadır. İnsan ilişkileri düzeyi hem bireysel hem de kolektif düzeylerin ortasından geçmekte ve ikisini de birleştirme potansiyeli taşımaktadır. Bizce en dinamik olan düzey de budur. Kişiler, arkadaşlıkları içinde değişirler. Arkadaşlık ilişkileri, bireysel karakter özelliklerinin dar sınırlarını aşılması yolunda muazzam olanaklar sağlar. Mesela güvene dayanan devrimci ilişkiler insanlardaki kararsızlıkları, korkuları, bencillikleri, tahammülsüzlükleri vb aşmada olağanüstü rol oynar. Bunun elbette tersi de doğrudur. Yani iyi karakterler, kötü ilişkiler içinde tanınmaz hale gelirler. Onun için kadrolaşmada ağırlığı tek tek kişileri değiştirmeye değil; saflarda yeni-insan ilişkileri, yoldaşlık ilişkileri geliştirmeye vermek gerekir. 

Yoldaşlık ilişkisinde taraflar devrimci mücadele temelinde bir araya gelmişlerdir; Bu mücadelede birbiri üzerinde egemenlik kurmaya çalışmaksızın; eşitlikçi, alçakgönüllü ve dayanışmacı bir yaklaşımla bir arada dururlar. Birlikte dünyayı değiştirecek ve devrimcileşecekler yani düzenin bireyci, bencil ve başkaca gerici değerlerinden, ön yargılarından bağımsızlaşacak, kendi devrimci yanlarını geliştirerek özgürleşeceklerdir.

Taraflardan hiç biri kendisini esas almaz; her biri diğerini en az kendisi kadar meşru görür. Bu ilişkide taraflar birbirlerine yüksek düzeyde saygı, sorumluluk ve güven duyarlar. Herkes hem kendisini hem de yoldaşını birlikte düşünür. Bu da yaşam sevincini, umudu, öz saygıyı, özgüveni geliştirerek; devrimci cesaret ve enerji yaratacak ve mücadele motivasyonunu artıracaktır.  İnsanda özgüveni ezen, insanlarda birbirini umursamama, birbirinden uzaklaşma, birbirine düşmanlaşma, içe kapanma, yoğun aşağılık duygusu, güçsüzlük ve mutsuzluk yaratan rekabetçi düzen ilişkilerine alternatif olarak yoldaşlık ilişkisinde insan olmanın gururu yaşanacaktır.

Gerçek mutluluğun, insanlaşmanın, özgürleşmenin yolu devrimci mücadelede alternatif ilişkiler yaratmaktan geçer ve kadro da sürekli yeni insanlara, yeni çevrelere ulaşarak, yoldaşlık ilişkileri geliştirerek, örgütü geliştirerek, mücadele ederek mutluluğu ve insanlığını yaşayacaktır. Yoldaşlık ilişkisi, mücadele ve örgüt kadronun yaşam ve mutluluk kaynağıdır. Bu anlamda mücadeleden uzaklaşma ve içe kapanma demek yemeden içmeden kesilme, ışıksızlığa ve havasızlığa mahkûm olmak demektir. Bu anlamda gerek düzen içinde gerekse mücadelede bireysel kariyer peşinde koşmak demek çürümek demektir.

Yoldaşlık ilişkisi sadece iki insan arasındaki ilişki değildir. Bu ilişkinin üstünde örgüt vardır, örgütün üstünde de devrimci mücadele. Dolayısıyla yoldaşlık ilişkisinde taraflar bir yandan hem kendisi hem de yoldaşı olurken aynı zamanda birbirine karşı mücadeleyi ve örgütü temsil ederler. Yoldaşlık ilişkisi bireyden, ekip ilişkilerden, örgüt ekipten, mücadele de örgütten üstündür.  Ekibin, örgütün ve mücadelenin esas alınmasını devrimci eleştiri ile sağlarız. Devrimci eleştiri zayıf kalırsa insanlar arasındaki yakınlıklar yoldaşlık ilişkisi adına birbirinin suyuna giden kafadarlık, ailecilik, grupçuluk gibi mücadeleye zararlı sonuçlara yol açar.

Yakın arkadaşlık ve eş ilişkilerinin yanlış yerlere varmaması için devrimci eleştiricilik özellikle önemlidir. Hem yakın ilişkilerde hem de grup çalışmalarında devrimci eleştiriciliğin zayıf olması yüzünden birbirini yanlışa sürüklemenin çok örnekleri yaşanmaktadır. 

Yoldaşlık ilişkisi devrimci teorinin yol göstericiliğinde devrimci çalışma kültürü  ve disiplin içinde gelişir. Yani kadrolar arasında ideolojik birlik vardır. İdeolojik birlik eğer eylem ve irade birliği ile birleşmemişse gerçek bir ideolojik birlik değildir. Bu birliğin çok önemli bir öğesi de psikoloji yani duygu birliğidir. Her bir kadro Hareketin görüşlerini bilir ve onu örgütlülük içinde pratiğe geçirmekten sorumludur. Kadro olmak için pratikte yani örgütlü çalışma içinde denenmişlik de zorunludur. Kişinin devrimci güvenirliği, sağlamlığı ve istikrarı uzun vadede belli olur.  

Harekete gönül bağıyla bağlı, onun görüşlerini az-çok bilen ve mücadeleyi aktif destekleyenlere taraftar adı verilir. Taraftarlar arasında kendisini devrime adamaya yatkın olanlara aktif taraftar denir. Aktif taraftarlar arasında örgütlü çalışma içinde özellikle denetlenen ve yetişenler kadro adaylarıdırlar.

Kadrolar ve taraftarlar Hareketi mali bakımdan düzenli olarak desteklemelidir. Bu destek herkesten gücüne göre olmalıdır. Herkesin gücü ve ihtiyaçları hesap edilir ve desteğin miktarı karşılıklı mutabakat içinde tespit edilir.

Kadrolar yaşantılarıyla halkın değerlerine mücadeleyi engelleyecek şekilde ters düşmemelidirler. Hareketimiz kadrolara aile ilişkilerini kesme zorunluluğu getirmiyor; evlenme veya çocuk yapma yasağı koymuyor. Ancak aile ilişkileri mücadeleye uygun hale getirilmelidir. Burjuva aile, düzene bağlayan bir kurumdur. İlişkiler engel ise değiştirilmeli, olmuyorsa asgariye indirilmeli veya gerekiyorsa koparılmalıdır. Eş ve sevgili ilişkileri tarafları devrimcileştirecek ve mücadeleyi geliştirecek şekilde olmalıdır. Aksi halde gerici ilişki kabul edilirler.

Taraflar çocuk yapma hususu üzerinde çok iyi düşünmelidirler. Aksi halde hem çocuk hem eşler hem de mücadele büyük zarar görür.

Devrimci kadronun illa ki bütün zamanını mücadeleye veren insan olması gerekmez. İş ve okul ile mücadelenin birleştirilmesi yolu aranmalıdır. Mücadele elbette önde gelir.

Türkiye sosyalist hareketinin ihtiyacı bir düzen örgütü değil savaş örgütüdür.  Savaş örgütündeki ilişkilerde mücadeleye uygun çelik disiplin ve gizlilik gerekir. Herkes karar alma süreçlerine görüşmeler, toplantılar, konferanslar ve kongreler gibi örgütlü süreçler aracılığıyla katılır. Karar alındıktan sonra kadrolar o kararları disiplin içinde uygularlar. Disiplinsizlik, yaptırıma tabidir. Örgüt içinde rapor ve denetim sistemi geçerli olmak zorundadır. Kadrolar çalışmaların güvenliği için gereken önlemleri almak zorundadırlar. Gereksiz yere meraklılık edilmemeli, boşboğazlık yapılmamalı, ajan ve provakatörlere karşı dikkatli olunmalıdır. 

Devrimci hareket eşitler hareketidir. Bu eşitlik devrimci liderliği gereksiz kılmaz. Tam tersine, devrimci liderlik eşitliğin güvencesidir. Lenin devrimci harekette liderlik otoritesinin asıl olarak yetkilere değil de devrimci gelişkinliğe dayandırılmasına vurgu yapmıştı. Yani liderler, arkadaşlarıyla ilişkisinde davaya bağlılığını kanıtlamış, kavrayışlı, ileri görüşlü, inisiyatifli ve çok yönlü özelliklere sahip olacaklardır. Biz bunu doğal liderlik diye de ifade edebiliriz. Ancak örgüt içinde ileri devrimci özelliklere sahip liderlerin otoritesine kendiliğinden saygı gösterilir, denemez. Örgütte ona uygun ilişkiler olmalıdır. Eğer örgütte liderlik otoritesi sadece doğal liderlik esaslarına bırakılırsa o örgüt ciddi sorunlar yaşar.

Bireyci kültüre karşı mücadele

Türkiye solu burjuva bireyciliğin istilasına uğramıştır. Örgütlü kesimlerde bile çok insanın temel motivasyon kaynağı yeni-insan ilişkileri geliştirmek değil bireysel güç kazanmak ya da bencilliğin diğer biçimi olan grupçu motivasyonlardır.

Tıpkı burjuva bireylere özgü bireyci eğilimler örgütlü ve örgütsüz sol kesimlerde çok belirgindir. Tipik Türkiye solcusu burjuva sistemin, zaman zaman burjuvalardan bile daha güçlü temsilcisidir. Sol kesimde birbirine güven ve sorumluluk, birlikte bir şeyler başarma umudu o kadar zayıftır ki insanlar birbirlerine çok zor tahammül eder, birbirinin kahrını çekemez, birbirlerinden çok kolay vazgeçerler. Hastalık, geçim, aile sorunu gibi nedenlerle zora düşen, kolayca gözden düşer. Birlikte bir iş yapmaya kalkanlar çoğunlukla sorumsuzluk ve bencillik ilişkileri yüzünden pişman olurlar. 

Sol kesimdeki burjuva bireyciliğinin en yalın görüldüğü alanlardan biri çocuk yetiştirme alanıdır. Sol kesimin çocukları genellikle bireysel kariyer için okutulurlar. Aileler çocuklarının devrimci olmasını istemez ve ayrıca çocuklarını yakın çevredeki çocuklarla rekabete sokarlar. Çocuklarıyla sorunu olan ya da aile sorunu olan, sorununu ya dar çevrede ya da resmi kurumlar önünde açar. Sol çevrenin insanları genelde resmi yani burjuva kurumların samimiyetine birbirlerinin samimiyetinden daha çok güvenir. Sorununu, “devrimci arkadaş çevresi”nde açarsa dile düşmekten, aşağılanmaktan ve istismar edilmekten korkarlar.

Bireyci ve bencil eğilimler hapislikteki komün yaşantısında çok insanı şaşırtacak şekilde kendisini gösterir. Gençler arasındaki rekabetçilik de burjuva bireyci eğilimlerin çarpıcı bir şekilde kendisini dışa vurduğu alanlardan biridir.

Bu bireyci eğilimler solda en ufak zorlukta devrimci mücadeleye ve halka karşı sorumluluklarını, mücadele arkadaşlarını, verdiği sözleri ortada bırakıp köşesine çekilen iradesiz tipler ve örgütsüzlük kültürü yaratmaktadır. Bu örgütsüzlük kültüründe solcular düzene kuzu kuzu teslim olurlar.

Türkiye solundaki bireycilik Hareketi bırakan insanlarda çok kolay gözlenir. Bencillik ve korkaklık yüzünden mücadeleyi bırakanlar kabahati mücadele edenlere yıkma ve tasfiyeci gruplar halinde bir araya gelme eğilimi taşırlar. Hiç ortak yanları olmayanlar, birbirlerini sevmeyenler şaşılacak süratle değişim göstererek dost olurlar. Her fırsatta mağdurları oynamaya çalışırlar. Sanki mücadele edecekmiş gibi başka siyasi hareketlerle flört edenler çok olur. Mücadeleyi bırakmış olmak insanı kuşkusuz çok değiştirir ama insanlar kötü yönde o kadar hızlı değişmez. Muhakkak ki o sağlıksız eğilimler o insanlarda daha örgüt içindeyken vardır. Çünkü mücadeleden uzaklaşma halinde bile ilişkilerde belli bir seviye olması gerekir. 

Bu bireyci kültüre karşı çözüm ya bireyleri sıkı bir bürokratik örgüt otoritesi altına almaktan ya da sağlıklı yoldaşlık ilişkisi yaratmaktan geçer. İlk metot en kolay akla gelenidir, çünkü geleneksel sola özgü metottur. Kapitalist sistem içi ilişkiler de bizi o yola iter. İkincisi ise yeni bir şey yaratmayı, yani alternatif ilişkiler geliştirmeyi gerektirdiği için görece daha zordur fakat gerekli olan, ikinci metottur.

Bireyci eğilimleri aşmak ve yoldaşlık ilişkilerini geliştirmek için grup toplantılarında yoldaşlık ilişkilerini gözden geçiren eleştiri özeleştiri toplantıları yapmak uygun yollardan biridir. Bu toplantılarda grup içinde dayanışma ve rekabet; karşılıklı sevgi, saygı, güven ve alçakgönüllülük; grupçuluk, bireycilik, örgüte ve davaya bağlılık; devrimci eleştiricilik; eleştiriye tahammül ve özeleştiri; disiplin hususları özellikle ele alınmalıdır. Bu toplantılar örneğin her grupta ayda bir kez yapılabilir. Herkes toplantıya titizlikle hazırlanarak gider ve orada birbirine devrimci çalışmada ve yaşantıda yapıcı eleştiri yöneltir. Eleştiriler kesinlikle saygı çerçevesinde, yoldaşça ve yapıcı olmalıdır. Herkes kendisine yöneltilen eleştirileri anlamaya çalışır ve cevap verir. Eleştiriler ve cevaplar asla laf dalaşına (polemik) dönüşmemeli, daima diyalog yaklaşımı içinde birlikte öğrenme anlayışı hakim olmalıdır. Yani herkes kendisini arkadaşının yerine koyarak eleştiri yapmalı ve kendisine yapılan eleştirileri aynı yaklaşımla anlamaya çalışmalı, cevap vermeli ve eleştiri-özeleştiri devrimci sonuçlar çıkarmaya ve gelişmeye hizmet etmelidir. Toplantıların sonucu da Harekete rapor edilmelidir.

Yeni-insan yani yoldaşlık ilişkileri geliştirmek için örnek nitelikte gruplar kurmak esas alınmalıdır. Bu anlamda örgütün üst organlarına doğru gidildikçe yoldaşlık ilişkileri daha gelişkin olmalıdır.

Kitleler içinde mücadeleye hazır nitelikte insanları bulmak kadrolaşmak için çok önemlidir. Bu ilişkiler toplumda az değildir. Başka örgütlerden gelme insanlar tercih edilmemelidir. Çünkü bu yol sol içi rekabeti körükler. Ayrıca başka görüşten gelen insanların Harekete uyum sorunu olabilir. Bir de bu yoldan muhbirler ve sağlıksız ilişkilerle karşılaşma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla bu yoldan gelenler özellikle soruşturulmalıdır. Mücadeleye sempatisi olup da gelişmesi zaman alan ilişkiler  ihtiyaç duyulan ilişkiler de çok önemli bir kadro kaynağıdır. Bir de sosyalizmi tanımadığı veya benimsemediği halde çevre bağları ve etkinlikler yoluyla mücadeleye gelecekler vardır.

Toplumumuzu, çevremizi, ilişkilerimizi ve tek tek arkadaşlarımızı çok iyi tanımalıyız ki kadrolaşmada başarılı olalım.

Devrimci kadrolar kitle içindeki grup çalışmalarıyla yetişirler. Çalışmada mücadelenin yıkıcı değil yapıcı yanı önde olmalıdır. Türkiye solunun militan kesimlerinde bir yıkıcılık kültürü hüküm sürmektedir. Bu kültür, toplumdaki lümpen kültürün sola yansımış halidir (Bakınız: Solda Bireycilik ve Lümpenlik, Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz (2013), s 167 – 175). Sadece yıkmasını ve protesto etmesini bilen ama iş kitlelerle somut sorunlar etrafında alternatif yöntemlerle ilişkiler kurarak sosyalist bilinç ve örgütlenme geliştirmeye gelince insiyatifsiz kalan kof bir solculuğa yol açmaktadır. 

Türkiye gibi egemen güçlerin yasa tanımadığı, açık zorbalığa dayandığı bir ülkede meşru savunma temelinde devrimci şiddet elbette çok önemlidir. Devrimci hareket kendisini savunacak bir militanlık ve örgütlenme geliştiremezse nicel olarak ne denli büyürse büyüsün mevcut sistemin sınırlarına hapsolacaktır. Ancak devrimci kadrolar sırf gösteri yapan, şiddet eylemleri gerçekleştiren, molotof atan insanlar olarak kurgulanmamalıdır.

En önemli militanlık, kitle içindeki eğitim ve dayanışma faaliyetleridir. Bu anlamda işsizlik, yoksulluk, eğitim, yolsuzluklar, uyuşturucu ve çeteleşme, sağlık, yerel yönetim gibi ezilenleri ilgilendiren sorunlara ezilenlerle birlikte, devrimci bilinç ve örgütlenme yaratacak şekilde somut çözümler aranmalıdır. Devrimci kadrolar, yukarıda yoldaşlık ilişkisi olarak tanımladığımız, geleceğin toplumuna ait insan ilişkilerini grup çalışmalarında, örgütlerde ve kitleler içinde bugünden geliştiren insanlardır. 

Şimdi Türkiye solunun bir yandan devrimci mücadelenin yapıcı yanlarını öne çıkarırken diğer yandan da bizi teslim almaya çalışan iç savaşa karşı direnişe hazırlanması gerekiyor. Kadrolaşmanın mücadele zemini budur ve doğrultusu da yoldaşlık ilişkileri geliştirmektir.

25.07.2016

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir