KADROLAŞMA VE ÖRGÜTLÜ ÇALIŞMA ÜZERİNE

Devrimci gerçekçilik genellikle aşılması başkalarına imkansız görünen sınırların ötesinde gezinebilmektir. Nüfusun ezici çoğunluğu sömürü ve baskı düzenine ayak uydurmaya çalışırken özgürlük, eşitlik ve sosyalizm için mücadele etmek demek imkansızı istemek demektir. Bu ise alışılagelmiş ve ezberci düşünce ve davranışla yürüyecek bir iş değildir. Mutlaka yaratıcılık ister. Herkesin görebildiğinin ilerisini ve derinini görebilmek, alışkanlıklarla koşullanmış insanların göremeyeceği olanakları görebilmek, genelin cüret edemeyeceği çalışmalara girişebilmek, yeni-yeni eylem biçimleri ve mücadele araçları bulabilmek yeteneği bir devrimci harekette daima canlı olmalıdır.

Bize yoktan var edecek yetkin insanlar lazım. Onlara kadro denir. Onlar umutsuzluğu umuda, korkuyu cesarete, bencilliği dayanışmaya, teslimiyeti de direnişe dönüştürürler. Çevrelerine enerji yayarlar. Sıradan bir sempatizan onların arasına katıldı mı kısa zaman sonra ateş gibi devrimci olur.

Örgütlü çalışmada durumumuz nedir? Yukarıda kadroları tarif eden özellikler Hareketimizde hem ideallerimiz hem de pratiğimiz olarak var. Dünyada sosyalizmin gözden düştüğü, işçi hareketinin zayıfladığı, ezilenlerin dincilik, milliyetçilik akımlarına eğilim gösterdikleri bir dönemde bizler sosyalizme daha çok sarılarak direnmeye devam ediyoruz. Üstelik devrimci yenilenme temelinde her zamankinden daha iyi sosyalist olmaya çalışıyoruz. Bencillik ve kayıtsızlık eski solcuların büyük kısmını bile teslim almışken biz DAYANIŞMAYI geliştirmeye çalışıyoruz. Suyun akışıyla sürüklenerek dinciliğe, mezhepçiliğe, milliyetçiliğe ve bireyciliğe karışmak ölü balıklara özgüdür, diyoruz. Önümüze özel hayatı, aileyi, zenginleşmeyi, kariyeri değil mücadele içinde DİRENİŞÇİ olmayı koymuşuz. Birbirimizden güç alıyoruz. Kitleler örgütsüzleştirilmiş, devrimci örgütten kaçış solda bile moda olmuşken biz ısrarla devrimci örgütlülük için mücadele ediyoruz. Evet, örgütlü çalışma ve kadrolaşma, diyoruz. Defalarca kaybetmeyi, geriletilmeyi, yalnız bırakılmayı ve ihanetleri göze alıyor ve mücadeleyi her koşulda yürütmeye çalışıyoruz. Direnişçiliğimizle gurur duyuyoruz!

Ama burada eksikliklerimize ve hatalarımıza yoğunlaşacağız.

Örgüt ustası devrimcilerden Stalin “Bazıları, zaferin kendi kendine, yani diyelim ki kendiliğinden gelmesi için doğru bir parti çizgisi hazırlayıp geliştirmek, bunu yüksek sesle ilan etmek, onu tezler biçiminde, genel kararlar biçiminde sergilemek ve onu oybirliğiyle benimsemek yeter diye düşünüyorlar. Besbelli ki bu yanlıştır. Yalnız iflah olmaz bürokratlar ve kırtasiyeciler böyle düşünebilirler. (…) Doğru bir çizgi, sorunun doğru bir çözümü verildikten sonra, başarı, örgüt çalışmasına, parti çizgisinin pratik uygulaması için mücadelenin örgütlenmesine, adamların iyi düşünülerek seçilmesine, yönetici kademelerin kabul ettikleri kararların uygulanıp uygulanmadığının denetimine bağlıdır. Bu olmazsa, partinin doğru çizgisi ve doğru kararlar, ciddi olarak tehlikeye düşmek tehdidi altındadırlar. Bundan başka, üstelik, doğru siyasal çizgi bir kere belirlendi mi, her şeyi, hatta siyasal çizginin kendi kaderini de, onun gerçekleştirilmesini ya da başarısızlığını da belirleyen, örgüt çalışmasıdır.” der.

Yukarıdaki sözler durumumuza ve güçlüklerimize ışık tutuyor. Örgüt çalışmasına ve kadrolaşmaya yeterince önem veremediğimiz için fikirlerimizi hayata geçirme yönünde ilerleyemiyor ve pratikte gereksiz zorluklarla karşılaşıyoruz. Bunları biraz gözden geçirelim.

İçinde bulunduğumuz koşullarda çeşitli toplum kesimlerinden insanlarla karşılaşıyor fakat onlarla kalıcı ve gelişen ilişkiler kurmakta başarısız kalıyoruz. Çoğu ya kısa süre sonra çevremizden ayrılıyor ya da içimizde köreliyorlar.

Polis, muhbirler ve sağlıksız insanlar için kolay hedef durumundayız. Bilindiği gibi oligarşi devrimcileri gölgelerinden korkan, örgütlülükten ve disiplinli mücadeleden kaçan ve temel kaygıları bireysel olan sol liberallere çevirmeye çalışıyor. Bu yolda zahmetsiz başarılar peşinde koşan siyasi polis çevremizdeki gençlerin aileleri üzerinde rahat rahat çalışabiliyor, onları kolaylıkla korkutabiliyor. Muhbirler de polisin gözüne girmek için birliğimizi bozma yönünde, açığa çıkarılıp rezil oma korkusu bile taşımadan, rahatça çalışabiliyorlar. Çevremizdeki gençler bir yandan sosyal medyada en keskin yasadışı devrimci edebiyatı yapıyor diğer yandan disiplinli çalışmadan uzak duruyorlar ve karşılaştıkları en ufak bir korkutma ve sıkıştırmada ise düzene teslim oluyorlar. Sosyal medyada üç gün önce en sert eylemlerin övgüsünü yapan gençler bir anda en basit bir görüşmeye, yasal bir gösteriye gelmeye bile korkar duruma düşüyor. Bir yandan 20 yıldır içeride yatan ve hapishanedeyken torun sahibi olan arkadaşlar var; diğer taraftan ise bir kaç ay hapse düşmesi bile derinden sarsılmaya yeten arkadaşlar.

Mücadeleyi bırakmış insanlar bizi zayıf görünce mücadeleye devam edenlere rahatlıkla çamur atabiliyorlar. Temel sebep elbette ki, mücadeleyi bırakmış olmanın ağır manevi acısına dayanmak için bu yoldan bir kaçış olanağı bulmalarıdır. Ayrıca bu davranış, nice emeklerle kurmuş olduğumuz ilişkilerimizi yeni durumda kendi bireysel çevreleri haline getirmelerine de yardımcı olmaktadır. Engel görmedikleri sürece bu yoldan gitmeyi sürdüreceklerdir. Benzerler benzerleri arıyor ve Hareket’e bağlılığını sürdürenlerin de kendilerine benzemesini istiyorlar.

Halimiz içimizde her türlü disiplinsizliği cesaretlendiriyor. Hatalı ve zaaflı insanlar o zaman apaçık zaaflarını, yanlışlarını ve yanılgılarını bile şaşmaz doğrular sanmaya başlayıp Hareket’e dayatmaya kalkışabiliyorlar. Dahası, karanlık ve sağlıksız tiplerin zayıflığımızı fırsat bilerek içimizde türlü yalanlar geliştirmeye kalkışabildiklerini ve hatta bizleri başka örgütlerle çatışmaya sürüklemeye kalkıştıklarını dahi görebiliyoruz.

Bir yandan eğitim, diyoruz; diğer yandan ise eğitimi teoride bırakıyoruz. Dayanışma diyoruz ama ne kendi içimizde ne toplumda geleneksel soldakinden daha ileri bir dayanışma geliştiremiyoruz. Kendimizi dinamik bir dayanışma odağına dönüştüremediğimiz için toplumda gelişen dayanışma hareketleriyle bağ kuramıyor, onlardan güç alıp onlara güç veremiyoruz. En tehlikelisi ise bu halimizden rahatsız olmama ve ona alışma eğilimidir.

Örgütlü denebilecek ilişkilerimizle aslında planlamadan, işbölümünden ve ekip çalışmasından yoksun bir şekilde örgütsüzlüğü yaşıyor olduğumuz için gelişmemiz çok zayıf gidiyor. Zayıf gelişme ve uğradığımız gereksiz zorluklar heyecanımızı, motivasyonumuzu, yaratıcılığımızı düşürüyor. Olumsuzlukların birbirini sürekli tetiklediği bir kısır döngü içinde devrimcileşemediğimiz gibi kendine güvensiz, yaratıcılık ve dinamizmden yoksun, iddiasız, heyecansız ve hatta tutucu hale gelebiliyoruz.

Önümüze devrimci yenilenme temelinde bir eğitim ve dayanışma hareketi geliştirmek hedefini koyduk. Ne yazık ki pratikte bu çok iddialı hedefe uygun kitle çalışmaları yapamıyor, ekipler oluşturamıyor, kadrolar yetiştirmiyorum. Pratikte çok zaman ya geleneksel solu taklit ediyoruz ya da eylemsizlik, kararsızlık ve belirsizlik durumunda kalıyoruz. Hareketimizin teorik görüşlerini pratiğe uygulayacak iradeye ve beceriye sahip liderlerden ve örgütlenmelerden ne yazık ki yoksun durumdayız. Bir şeyi uygulamasını bilmeyen, onu gerçek anlamda bilmiyor demek ise, yazıp söylediklerimizi pratiğe uygulayamadığımız için ne dediğimizi bilmiyor durumundayız. Böyle giderse sadece ne yaptığı değil ne dediği de belirsiz bir grup durumuna geleceğiz. Bu tehlike zaten genelde yeniden yapılanma süreçlerinin önündeki en büyük tehlikedir: Eğer yeniden yapılanma yolunda gereken örgütlü inisiyatif, irade ve enerji ortaya konamazsa büyük hedeflere yönelmeye kalkarken mevcudun da çok gerisine düşersiniz.

Bir devrimci hareket teoride bir şey deyip pratikte bambaşka şeyler yapıyorsa, söz ile davranışın, teori ile pratiğin bağı kurulamamıştır. Bu durum aşılamadığı sürece net bir devrimci gelişme yoluna girilemeyecektir. Gelişmek isteyen bir siyasi hareket kendi ideolojik ve politik çizgisine uygun bir kadrolaşmayı, örgütlenme ve pratik çalışmayı yaratmayı başarmak zorundadır. Örgütlü çalışma ve kadrolaşma, Hareketimizin en önemli sorunudur ve bunu ancak teorik çalışmanın örgütlenme çalışması ve pratik mücadeleye uyumlu bir şekilde iç içe yürütülmesiyle gerçekleştirebiliriz. Kadrolaşmayı ilerletmek için kadro ve örgütlü çalışma konusunda daha net olmamız gerekiyor.

Devrimci Kadro, Örgütlü Çalışma ve Harekete Bağlılık

Yukarıda tanımlamaya çalıştığımız kadro hakkında biraz daha netleşmeye çalışalım. Bir devrimci hareketin niteliğini ezilenlerin kurtuluşu ve insanlığın özgürleşmesi davasına bağlı, ortak siyasal hat üzerinde ve aynı siyasi hareket içinde karşılıklı sevgi, saygı, güven ve eleştirici düşünce temelinde birleşmiş yoldaşlık ilişkileri oluşturur. İşte kadro, bu ilişkilerin insanıdır. Devrimci kadro, hareketin ideolojik ve politik hattını kavramış ve onu her şart altında ve yaratıcı bir şekilde pratiğe uygulayabilecek insandır. Kadro cisimleşmiş devrimdir. Kadroyu kadro yapan en temel özellik onun mücadeleye ve Harekete yoldaşça ilişkiler içinde bağlılığıdır. Devrimin özünü işte bu yoldaşlık ilişkileri oluşturur.

Yoldaşlık ilişkisinde Hareket’e bağlılık, tayin edici değerdir. Hareket’in prestiji ve genel hedefleri bütün birimlerin ve organların, hele hele bireylerin özel prestijlerinden ve hedeflerinden kesin olarak önce gelir. Bu anlamda bir devrimci hareket içinde azınlık çoğunluğa ve alt örgütler de üst örgütlere bağlıdırlar. Bütün örgütsel ilişkiler Hareket’e bağlılık temelinde şekillenecektir. Diğer yandan Hareket’e bağlılığın üzerinde devrime ve halka bağlılık bulunmaktadır. Hareket’e bağlılık da bu temelde şekillenecektir. Hiç bir devrimci hareket emekçilerin ve devrimci hareketin genel ve uzun vadeli çıkarlarına aykırı hedefler ve tutumlar geliştiremez. İnsanlık sevgisi ise her şeyin kendisine tabi olacağı en yüksek değerdir ve asıl odağımız odur. Devrimci saflardaki kimse devrimcilik adına geleneksel soldaki grupçuluğu ve insanlık dışı davranışları kabul etmemelidir. Devrimci eleştiricilik en çok bunun için vardır.

Çalışmada alt organlar üst organlara bağlıdır. Yerel çalışmalar Hareket’in ideolojik-politik çizgisine ve merkezi kararlarına uygun olarak geliştirilecektir. Hareket’in bütün eylemleri, bütün örgüt biçimleri, bütün kararları devrimci mücadelenin nihai özgürlükçü amaçlarına ve ilkelerine uygun olmalıdır. Kimse kafasına eseni yapamaz.

Harekete bağlılık demek devrimci hareketin karar alma ve uygulama süreçlerine örgütlü, disiplinli ve aktif katılım demektir. Harekete bağlılık demek alınan kararların uygulanması için gereken duyarlılığı, inisiyatifi ve iradeyi ortaya koymak demektir. Mesela Hareket şehitlerimizi anma kararı almışsa bütün birimler, bütün arkadaşlar kendi koşullarına uygun olarak bunu yapacaklardır. Hareket seçim çalışmasında bir taktik belirlemişse bütün birimler ve kadrolar bu taktiği hayata geçirirler. Hareket eğer öğrenci hareketine ya da kadın çalışmasına veya Gezi platformlarına yoğunlaşma kararı aldıysa bütün kadrolar ve birimler bu kararları uygulamaya koyulacaklardır. Kimse Hareket’in genel kararlarını bilmezden gelemez ya da göz ardı edemez. Hareket kültür merkezi açmış ve çalışmanın bir süre orada yoğunlaşmasına karar vermişse kadrolar bunu sağlamaya çalışacaklardır. Eğer sorumlular alınan kararların uygulanmasını umursamıyorlarsa onları uyarmak en yeni sempatizanlar dahil herkesin hem hakkı hem de ahlaksal sorumluluğudur. Bu konuda gerekiyorsa en son sıradaki sempatizan inisiyatif almalıdır.

Kararlar belli bir disiplin ve işleyiş içinde ortaklaşa alınır ve uygulanırlar. Kararların uygulanmaması demek Hareket’in fiilen tasfiye edilmesi demektir. Bir siyasi hareket kimliğini ve varlığını özgün görüşleri ve onlara uygun eylemleriyle kazanır ve geliştirir. Bunlar zayıfsa Hareket de zayıftır. Bunlar yoksa o hareket sadece tabeladır, isimdir.

Eğer örgütler veya kadrolar Hareket’in koordinasyonuyla ilişki kuramayacak duruma düşmüşlerse o zaman alınan kararları gene uygular ve ilk fırsatta koordinasyona rapor verirler. Kararların alınmasına katılamıyorlarsa, koordinasyondan haber alacak durumda değillerse o zaman Hareket’in çizgisi doğrultusunda kendi başlarına karar alır ve uygularlar. Bir yerde tek kişi bile varsa o kişi bir örgüt gibi çalışacaktır. Nerede bir Direnişçi varsa Hareket oradadır.

Hareket’e bağlılık demek Hareket’in birliğini, devrimci değerlerini, disiplinini ve iradesini kararlılıkla savunmak demektir. Hareket’e karşı kim hata yapıyorsa tereddütsüz tavır alınmalıdır. Samimi devrimciler böyle durumlarda “Kendim ne kazanır ne kaybederim, yakınlarımla veya yakın arkadaşlarımla ayrı düşer miyim?”, gibi özel hesaplar yapmazlar. Hareket’e bağlılık ahlaksal bir duruştur. Yoldaşlık ilişkilerinde samimiyet ve açıklık esastır. Kimse sorumluları, Hareket’i ve arkadaşlarını aldatmaz.

Diğer yandan kişi aktif mücadele edemeyecek haldeyse onun Hareket’i kendi yeni durumuna uygun hale getirmeye hakkı yoktur (1) Aktif mücadele edemeyecek hale gelen insan durumunu samimiyetle kabul etmeli, arkadaşlarına dost ve yardımcı olmaya devam etmeli, asla düşmanlığa girişmemelidir.

Kadrolaşmada gözetilecek nitelikler

Temel nitelik yukarıda belirttiğimiz gibi insanlığın özgürlük mücadelesine, halka ve bu temellerde Hareket’e devrimci çalışma ilişkileri içinde bağlılıktır. Bu nitelik bir insani gelişkinliğin üzerinde ve onunla karşılıklı etkileşim içinde yükselir. Kişi çevresine ne derece duyarlıdır, insanlara karşı ne düzeyde sorumluluk duymaktadır, zorda kalan insanlara karşı yardımlaşma eğilimi ne derece gelişkindir? Çevresini geliştirmedeki duyarlılığı nedir? İlişkilerinde ne kadar dürüst, fedakar ve alçakgönüllüdür? Sözüne ne derece güvenilebilir? Verdiği sözün ne derece arkasında durabilmektedir? Rekabetçi midir yoksa dayanışmacı mı? Kariyer-para-servet-lüks-ayrıcalık düşkünlüğü, gösterişçilik, insan kullanma, ilişkilerini istismar etme gibi zaaflar karşısındaki durumu nedir? Kolektif çalışma yeteneği nedir? Kolektif içinde ve bir başına kaldığında ne kadar inisiyatiflidir? Kendisine ve çevresine eleştirici bakma yeteneği ne durumdadır? Davranışları ve yaşantısıyla insanların sevgisi, saygısı ve güvenini ne derece kazanmıştır? Mücadele için neleri göze alabilir? Gelişmeye ne derecede açıktır? İnsani yönlerden kasıt budur.

Devrimci kavrayış ve tecrübe, siyasi bilinç, örgütçülük, insan tanıma, insanlarla iletişime girme ve mücadele içinde onlarla birlikte öğrenme yeteneği, eylemcilik, çok yönlülük, yaratıcılık, belli alanlarda uzmanlaşma, polise karşı mücadelede ustalık, mücadelede sınanmışlık ve çelikleşmişlik gibi nitelikler bu insani özelliklerin üzerinde yükselecektir.

Bunlardan bazılarına değinelim: Kadrolarda gözetilecek niteliklerden biri de insan tanımak, her yaştan, her kesimden, her cinsiyetten ve başta emekçiler olmak üzere her sosyal kesimden insanlarla kolaylıkla bağ kurabilmek, gelişmeye en açık insanları ayırt edebilmek ve onlarla bağları devrimci yönde geliştirebilmektir. Bu özellikler kimseye özgü değildir. Mücadele içinde samimiyetle çalışan herkeste gelişebilir.

Çalışmayı her şart altında yürütebilmek için kadrolarda, işçi, öğrenci, mahalleli, esnaf, kadın, gençlik, dernek, sendika, dergi, yurt içi, yurt dışı, siyasi gruplarla ilişkiler gibi değişik çalışma alanlarına kolay uyum sağlayacak şekilde çok yönlü devrimci yeteneklerin geliştirilmesine önem verilmelidir.

Örgütçülük ve eylemcilik bir devrimci kadronun ayırdedici özellikleri arasındadır. Türkiye, bilindiği gibi, akıl verenlerin ülkesidir ve ne yazık ki Türkiye solu da bundan etkilenmiştir. Solda ne yazık ki sözle eylem arasındaki bağ çok zayıflatılmış, “Ben akıl veririm başkaları yapar” diye düşünen insanların sayısı artmıştır. Bu anlayış hem devrimci mücadelenin özüne hem de Türkiye devrimci hareketinin geleneğine aykırıdır. Türkiye devrimci hareketi Mustafa Suphilerden Şefik Hüsnülerden Mihri Bellilerden Denizlere, Mahirlere, İbrahimlere bir samimiyet, militanlık ve fedakarlık hareketidir.

Aynı zamanda her devrimcinin polise karşı mücadelede ustalaşması da gerekir. Polis devrimci örgütlere sızmaya, onların içlerinden zaaflıları saptama, korkutma, şantaj gibi yollarla onları muhbirleştirerek insan devşirmeye, devrimci saflardaki rekabetçiliği ve başka zaafları kullanarak devrimcilerin birliklerini bozmaya, bölünmeler yaratmaya, devrimci saflarda korkular yaratmaya, Hareket’e ve liderlere karşı kuşku yaratmaya ve devrimci örgütleri birbirine düşürmeye çalışır. Polis tutuklamalar, tehditler ve çeşitli engellemeler yoluyla sağlam gördüğü devrimcilerin çalışmalarını sabote eder ve hatta onları tasfiye etmeye çalışırken çürüklerin önlerini açar ve hatta kendi muhbirlerini çeşitli müdahalelerle örgütte yükseltmeye çalışır.

Bizde bunlar sürekli yapılıyor. Mesela Hareket’in önde gelen kadroları içeri atıldı ve ağır cezalara çarptırıldılar. Liderlere karşı her fırsatta gerek saflarda gerekse aileler arasında kuşku ve güvensizlik yaratılmaya çalışıldı. Muhbirler ve sağlıksız insanlar bu konuda sürekli kullanıldı ki Hareket güçten düşsün, “birliğimiz bozulsun”, “bir yere varamayalım”.(2) Gelişme olanağının oluştuğu her yerde sürekli sabote edildik. Polis saflarımızda korkular yaratarak mesela internet yoluyla iletişimimizi ve eğitim çalışmalarımızı sabote etti ki deneyimli, güvenilir, sağlıklı ve sağlam kadroların gençlerle bağları kesilsin ve saflarımızda disiplini, eğitimi, polise karşı uyanıklığı geliştirmek için onlardan yararlanamayalım. Açık ve yasal alanda yapılabilecek devrimci çalışmaları bu yoldan yasa dışı ve gayrı meşru göstermeye ve onları yasaklamaya çalıştı ki gizli alana acemice hapsolalım, o alanda muhbirler ve sağlıksız unsurlar içimizde cirit atabilsin, gelişemeyelim ve bir yere varamayalım. Bunlar tipik polis taktikleridir. Bunlara karşı uyanık olmaz birlik ve beraberlik içinde davranmazsak başarısız kalırız.

Çok yönlü devrimci yeteneklerin geliştirilmesi yanında etkin bir işbölümü de gerekir. Herkesin her şeyi birden yapmaya kalkması yerine her birimizin en iyi yapabildiği işler üzerinde yoğunlaşmasını tercih ederiz. Kimimiz dergi dağıtımında kimimiz işçi çalışmasında kimimiz mahalle kimimiz öğrenci çalışmasında kimimiz yazı işlerinde vb. yoğunlaşırız. İnsanlar pratikte başarılı oldukça yaratıcılıkları ve çok yönlü nitelikleri gelişecek şekilde açılırlar, başarısız kaldıkça da körelirler. Bu görev bölümü örgütlülük içinde kararlaştırılacaktır.

Üzerinde durulması gereken bir vasıf da mücadelede yaratıcılıktır. Devrimcilik yaratıcılıktır. Devrimci insan olanaksızlıktan olanak çıkarır. Devrimci gerçekçilik genellikle aşılması başkalarına imkansız görünen sınırların ötesinde gezinebilmektir. Nüfusun ezici çoğunluğu sömürü ve baskı düzenine ayak uydurmaya çalışırken özgürlük, eşitlik ve sosyalizm için mücadele etmek demek imkansızı istemek demektir. Bu ise alışılagelmiş ve ezberci düşünce ve davranışla yürüyecek bir iş değildir. Mutlaka yaratıcılık ister. Herkesin görebildiğinin ilerisini ve derinini görebilmek, alışkanlıklarla koşullanmış insanların göremeyeceği olanakları görebilmek, genelin cüret edemeyeceği çalışmalara girişebilmek, yeni yeni eylem biçimleri ve mücadele araçları bulabilmek yeteneği bir devrimci harekette daima canlı olmalıdır.

Kadrolarda istikrar ve direnişçilik özelliklerinin geliştirilmesi özellikle gözetilmelidir. Saflarımıza genellikle düzen içinde istikrarlı bir çalışma alışkanlığı kazanamamış gençler gelmektedir. Bu insanlar genellikle başladıkları işi sonuca götürmeksizin bırakmaktadırlar. Hatta içlerinden bazıları on gün çalışıp yaptıklarını on birinci gün yıkmadan rahat edememektedir. Bir yandan en sert devrimci edebiyatı yaparken diğer yandan ufak bir baskıda teslim olmaktadırlar. Saflarımıza istikrarlı ve mücadeleci insanlar seçmeye ve grup çalışmalarında istikrarın ve direnişçiliğin geliştirilmesine çok önem vermeliyiz.

Devrimcileşmek

Devrimci yazılar yazmak, başarılı tahliller yapmak, etkili konuşmak, insanları ikna etmek, çalışmalar ve eylemler örgütlemek devrimci çalışmada elbette çok önemli şeylerdir. Fakat bütün bunlar kadrolaşmanın en önemli hedefleri olamazlar. Kadrolaşmayla her şeyden önce niteliksel gelişmeyi, yani devrimcileşmeyi kastediyoruz. Kişi bencilliklerinden, tembelliklerinden, korku ve önyargılarından, saplantılarından, dar görüşlülüğünden ve rekabetçiliğinden ne derece arınabiliyor? Direnişçiliği, kolektif çalışma yönü ve yoldaşlık özellikleri ne denli gelişiyor? Bunlar daha önemlidir.

Devrimcileşmek insana ve hayata karşı derin bir sevgi temelinde yenilenmek ve yeniden yaratılmak demektir. Mücadelemizde en büyük güç kaynağımız işte insana ve hayata karşı bu derin sevgidir. Nasıl ki çocuğa karşı derin ve güçlü sevgi taşımayan insanlardan iyi anne-baba olmazsa hayata ve insana karşı derin ve güçlü sevgi taşımayan insanlardan da gerçek devrimci olmaz. Devrimci mücadelede iyimserliğin, umudun, cesaretin, fedakarlığın, coşku ve yaratıcılığın kaynağı işte bu sevgidir. İnsanlığın özgürlük davasına adanma ve davaya bağlı kalma yeteneğinin altında bu sevgi yatar. Mücadelenin zorlukları ve uğradığımız hayal kırıklıkları karşısında, işkencede, hapislikte vb en büyük sığınağımız da bu sevgidir. Che Guevara “ Gülünç olma riskini göze alarak gerçek devrime güçlü aşk duygularının yol gösterdiğini belirteceğim. Gerçek bir devrimciyi bu nitelik olmaksızın düşünmek imkânsızdır.” derken insana ve hayata karşı sevgiyi kastediyordu. Aktif mücadelenin dışına düşen insanı ihanetten, düşmanlıktan veya devam eden arkadaşlarına ilgisizlikten alıkoyacak olan işte bu sevgidir.

Burjuva toplumundaki bireycilik, çıkarcılık ve rekabet insan ilişkilerinde sevgiyi engellemektedir. Burjuva toplumu birbirine ve hayata karşı çıkar penceresinden bakan sorumsuz ve yabancılaşmış insan ilişkileri ve kişilikler üretmektedir. Din, Allah sevgisi adı altında bu yabancılaşmanın yıkıcı sonuçlarını azaltmaya çalışmaktadır. Fakat Allah sevgisi korku ile iç içe olduğu için insan ilişkilerini düzeltmekte çok yetersiz kalmaktadır. Kaldı ki dindar geçinenlerin çoğunun paraya ve servete dinden daha düşkün oldukları, fedakar görünen bir kısmının ise Allahü Ekber! diyerek canavarca cinayetler işledikleri görülmektedir. Devrimcileşmek, bencillikten, çıkarcılıktan ve yabancılaşmadan arınarak düzen ilişkilerine alternatif insan ilişkileri ve kişilikler geliştirmek demektir. Devrimcileşmek bencilliğe (ailecilik kolektif bencilliktir), rekabetçiliğe ve kayıtsızlığa karşı dayanışmacılığı, yoldaşlığı, örgüt insanı ve kitle insanı olmayı geliştirmek demektir.

Devrimcileşmede bireysel çaba çok büyük önem taşıyor olsa da devrimcileşme esas olarak bireysel değil kollektif bir süreçtir. Kimse kendi kendisini devrimcileştiremez. Bu iş sınıf mücadelesi içinde örgütlü çalışmayla gerçekleşir. Kişi ezilenlerin mücadelesi içinde yoldaşlık ilişkileri kurarak ve örgütlü çalışmayı geliştirerek devrimcileşir.

Devrimcileşme öğrenmek ve mücadele etmek, mücadele etmek ve öğrenmek diyalektiği içinde sürekli yenilenmeyi gerektiren bir süreçtir. İnsan en kolay grup içinde değişir.

Devrimcileşme düşüncede, duyguda ve davranışta düzenin pisliklerinden arınmak, devrimci kolektifin yüksek sorumluluk taşıyan, alçakgönüllü, disiplinli, fedakar, korkusuz, yetenekli, bilgili ve etkin insanı haline gelmektir. Bu anlamıyla devrimcileşmek sürekli daha özgürlükçü ve daha gelişkin insan olmaktır. Bireysel “kendini geliştirme” masalı devrimci eğitime ve çok zaman iğneyle kuyu kazılarak yürütülen devrimci mücadeleye uymaz. Herkes hem kendi teorik ve pratik düzeyde eğitiminden hem arkadaşlarının ve Hareketin eğitiminden sorumludur. Bireyci kendini geliştirme, gerçekte bireyi düzene hapseder ve kapitalist düzene vasıflı köleler yaratmaya hizmet eder. Bireye en büyük gelişme yolunu açan da devrimci mücadeledir. Marks, Engels, Lenin, Che Guevara, Fidel Kastro, Mahir Çayan gibi güçlü kişilikler Orhan Pamukların, Ahmet Altanların, Acunların ve şirket yöneticilerinin bireysel kendini geliştirme yoluyla yetişmediler.

Devrimcileşmek demek gitgide daha alçakgönüllü hale gelmek, ne kadar önemli konumda olursa olsun sıra neferi ruhuyla çalışmak demektir. Devrimci harekette elbette bir hiyerarşi olacaktır. Ancak kimse devrimci eleştirinin üstünde tutulamaz ve kimse edindiği konumu şahsi olarak kullanamaz. Disiplin de devrimcileşmeye girer. Devrimci mücadelede disiplin bütün diğer alanlardaki disiplinden çok daha güçlü olmalıdır. Düzenin disiplininden geride bir disiplinle düzene karşı başarılı mücadele edilemez. Kaldı ki devrimci disiplin gönüllülüğe dayandığı için onun daha içten gelme ve haliyle daha güçlü olması beklenir. Değilse, eğitim eksikliğine, uyum sorununa veya başka sebeplere bakılmalıdır.

Değişmeyecek insan yoktur. Çünkü insan öz olarak toplumcu ve devrimcidir. Çünkü her insan toplumun bir özeti ve ürünüdür. İnsan kadar güçlü sevgi taşıyan ve insan kadar sevgiye muhtaç başka bir varlık yoktur. Bu anlamda insan bir sevgi yoğunluğudur. İnsanı en yaşamsal ihtiyacı sevgi ve sosyalliktir. Sınıflı toplum insanlık tarihinde sevgiden uzaklaşmayı başlattı. Bu uzaklaşma ve kendine yabancılaşma da sosyal bunalımların ve psikolojik hastalıkların en derindeki kaynağıdır. Her insan sevgi yoğunluğu olarak birer özgürleşme projesidir. Özgürleşmek dünyayı ve kendini insanlaştırmak demektir. Planlı davranmak, güçlerini azamiye çıkarmak insana özgüdür.

Ancak Paulo Freire’nin de yazdığı (Ezilenlerin Pedagojisi) gibi özgürleşme projesi bireysel olarak gerçekleşemez. Özgürleşme ancak toplumsal olarak mümkündür. İnsanın toplumsal yanını göz ardı eden bireysel özgürleşme çabaları rekabete, sömürüye ve esarete yol açıyor.

İnsan grup içinde değişir. Sağlam bir grup oldu muydu en elverişsiz görünen kişiler bile ayak uydurup ve hatta dönüşebilirler. Öyle güçlü bir gruba ulaşmak için en önemlisi ve zoru, yoldaşlık ilişkisine gireceğim ikinci ve üçüncü kişileri bulmaktır. Bunu çok zaman bir adımda yapamayabilirim. Ancak “Ortada güvenilecek kimse yok”, diye çok iyi vasıflı insanların ortaya çıkmasını bekleyemem. Mevcut olan(lar)dan başlar, mücadele içinde onlarla el ele vererek, emek harcayarak yoldaşlık ilişkisine en uygun insanları arayıp bulurum. Amaç kitle çalışması içinde bir alanın en iyi insanlarının aynı örgüt içinde yoldaşça bağlarla birleşmesidir.

Devrimci mücadele iyimser ve umutlu insanların işidir. Birbirimizden, insanlardan ve mücadeleden umutlu olamazsak birbirimize, yeni insanlara ve mücadeleye emek verecek enerjiyi ve heyecanı bulamayız. Bir yandan engellerle olanakları olabildiğince gerçekçi hesaplamaya çalışırken diğer yandan en çok olanaklar üzerinde yoğunlaşmalıyız. Gerçekliğin kendisi sayısız olanaklarla sayısız engellerin bir yumağıdır. Sen kötümser bakışın ve yaklaşımınla gerçeği şu veya bu yönde değiştirebilirsin. Çünkü her gerçeklikte sonsuz sayıda yöne doğru değişme potansiyelleri bulunmaktadır. Dolayısıyla bir devrimci pozitif olmalıdır. İnsanlardan umutlu olmayan kişi devrimcilik yapamaz. Umutsuzluk çoğunlukla sevgisizliğin işaretidir. Mücadele olanaklarını göremeyen kişiden devrimci olamaz. Mücadele olanaklarını göremeyen kişi, kendisine eleştirici bakmalıdır. Devrimcilik bir yerde Don Kişot hayalciliğiyle Homeros ‘un Odesa destanındaki Odeysüs akılcılığını birleştirmeyi gerektirir.

Değişmeyecek insan yoktur, dedik. Hepimiz iyi ya da kötü yönde sürekli değişim içindeyiz. Her birimiz bir yanımızla içinde yaşadığımı sömürü toplumun birer özetiyiz. Bu düzen yeryüzünde devam ettiği müddetçe bizler daima ondan etkilenmeye, onun değerlerini almaya ve en akıl almaz hataları yapmaya elverişliyiz demektir, Düzenin pisliklerinden arınma çabası sürekli olmalıdır. Bu süreçte hata yapan insanlara düzelmeleri için şans da vermek gerekir. İnsanları değerlendirirken onların bir yönüne, bir hareketine, bir dönemine takılmadan daima onların çeşitli yönlerini, hayatlarının bütününü ve neler yapabileceklerini göz önünde tutarak bütünsellik içinde değerlendirmeliyiz. Bu insanın devrimci yanları nedir, gerici ve çürümüş yanları nedir? Devrimci yanlarını geliştirmesi ve gerici yanlarının hakkından gelmesi için ona nasıl yardım edebiliriz? Sadece insanların bir yanına, sadece bir dönemlerine bakarsak onlar hakkında çok yanılır ve devrimci harekete insan kaybettiririz.

Kadın faktörü devrimcileşmemizde en önemli kaynaklarımızdan biridir. Çünkü tarihte sınıflı toplum erkeklerin egemenliğinde gelişirken erkekler arasında egemenlik ve çıkar ilişkileri gelişirken kadınlar bu yabancılaşmadan daha az etkilendiler. Dolayısıyla kural olarak insani değerler daha çok kadınlarda bulunuyor. Diğer yandan kadınlar toplumdaki ezilen cinsiyettir. Devrimci mücadeleye bu bakımdan da daha açıktırlar. Ancak burjuva toplumu kadınların tutucu taraflarını da biliyor ve geliştiriyor. Kadınlar bu yanlarıyla burjuva ailenin direkleri konumundalar. Ayrıca sınıflı toplumlar ve kapitalizm uzun süredir kadınları da rekabetin, güç ve kariyer uğruna yaşam anlayışının içine çekti. Bu süreçte kadınlar bir yandan da güç, kariyer elde etmeye güdümlenmiş bireyci ve bencil kötü erkeğin örneğini izliyorlar. Burjuva toplumu bu süreci alabildiğine teşvik ederek kadını sistemin temel direği haline getirmeye çalışıyor.

Devrimcileşme gençlikle buluşmayı gerektirir. Gençler burjuva toplumunun bencil ve boyun eğen insan kalıbına tam girmemiş insanlar olarak devrimcileşmeye genelde bütün toplum kesimlerinden daha yatkındırlar.

Son söz

Devrimci yenilenme ve yeni-insan ilişkileri dedik. Alevilikte Kırklar Meclisi efsanesi var. Alevi hareketi, bilindiği gibi, söylemde genellikle Pir Sultan Abdal der ama Alevi hareketinde pratikte kariyere, güce daha çok sempatiyle bakılır ve orada direniş ve dayanışma yerine rekabet ve güç ilişkileri egemendir. Bu durum Aleviliğin sınıflı toplumlar ve kapitalizm karşısında kendisini yenileyememiş olmasından ileri geliyor.

Alevi efsanesindeki Kırklar Meclisi yoldaşlık ilişkilerine güzel bir örnektir. Orada herkes üryandır. Yani aralarında cinsiyet ayrımcılığı yoktur ve eşitlik hakimdir. Kimse diğerine yalan söylemez, birbirine karşı açıksözlülülük, açık yüreklilik ve alçakgönüllülük esastır. Peygamber bile onların eşiğine adım atabilmek için bütün sıfatlarından arınmak ve fakir-fukaranın hizmetkârı sıfatını almak zorunda kalır. Aralarında “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” anlayışı geçerlidir. Öyle ki birinin kolu kesilince kırkının kolu birden kanar. Yani acıları ve sıkıntıları paylaşarak azaltırlar. Liderleri bir üzümü ezip kırk kişiye paylaştırır. Yani sevinçleri ve varlığı paylaşarak artırırlar. Birine bir haksızlık eden kırkını birden karşısında bulacağını iyi bilir. Bu dayanışmacılıkları sayesinde Muhammed karşısında bile muazzam güce ve saygınlığa sahiptirler. Kırklar Meclisi efsanesi sadece Aleviliğe ve Anadolu’ya özgü değil, evrenseldir. Devrimci yenilenme bu anlamda bir öze dönüş hareketidir.

Evet, devrimci mücadelenin koşulları sürekli değişiyor ve her dönem yeni örgütlenme ve mücadele biçimleri ortaya çıkıyor. Bir kısım kadrolar baskı ve zorluklara dayanamayıp çekiliyor, bir kısmı düşman tarafından hapsediliyor veya katlediliyor. Eski kadrolar yorulup yıpranıyor, tutuculaşıyorlar. Devrimci mücadeleyi her koşulda yürütebilmemiz için sürekli yeni güçlere ulaşmamız, yorulan ve geri düşenlerin yerine daha enerjik, daha dinamik yenilerini çıkarmamız ger-ekiyor. Yukarıda yazdığımız gibi bu kitle çalışması içinde örgüt çalışması yoluyla yapılabilir. Kadrolaşma kitle çalışması içinde kadro çalışması yoluyla gerçekleşebilir. Görevimiz bu süreçte saflarımızda fedakarlığa, devrime adanmışlığa; arkadaşlarına, Hareket’e, emekçi halka ve insanlığa bağlılığa; alçakgönüllülüğe, devrimci eleştiriciliğe, çok yönlülüğe, polise karşı mücadelede yetkinleşmeye, belli konularda derinleşmeye dayanan disiplinli, Direnişçi kadro ilişkileri geliştirmektir. Kadrolaşmanın temel alanı kitle çalışması içindeki grup çalışmalarıdır.

(1) Hareket’e bağlı olmak demek Ali Önay arkadaş gibi olmak demektir. Ali Abi Hareket’e daima bağlı kaldı. Kimse onu bizden koparamadı. Ali Abi ayakları kesilmiş halde ağır hastalıklara boğuşurken, tekerlekli sandalyeye mahkumken fizik olarak daha sağlam arkadaşlardan çok daha duyarlı oldu. Dergi dağıtımını, eylemlere katılımı, birliğimizi fizik olarak sağlam olan ve aktif çalışan çok arkadaştan daha fazla dert edindi. Ama diğer yandan ise enerjisini ve motivasyonunu kaybettikten sonra Hareket’i kendi geri durumlarına uygun çekmeye çalışanlar da oldu.

(2) Burada Fethullah Gülen’ in sözleri bilhassa kullanılıyor. Çünkü siyasi polis uzun süredir Gülen hareketiyle özdeş durumda.

Hamza Yalçın/ 02.03.2014

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir