Kanlı Temmuz

Ekin ASYA

suruç-9


 

20 Temmuz Suruç’ta yine Işidin yaptığı tespit edilen canlı bomba saldırısında SGDF’li 32 arkadaşımız hayatını kaybetti.

20 Temmuz akşamı polis, Suruç Katliamı için protesto yapan gruba saldırısında evine gitmekte olan 7 yaşındaki Mustafa Gökalp’i başından gaz bombası ile vurarak komaya soktu.

20 Temmuzda Mersin’de yapılan eyleme ise, silahlarla çatılardan ateş edilerek saldırıldı, saldırı sonucu iki kişi saçmalarla yaralandı.

24 Temmuz sabahı polis, operasyon adı altında Bağcılar’da annesiyle yaşadığı evinde Günay Özarslan’ı 15 kurşunla infaz etti.

25 Temmuz’da Şırnak-Cizre’de,  Türkiye genelinde yapılan operasyonları protesto eden gruba polis ateş açtı ve bu sebeple 21 yaşındaki Abdullah Özdal hayatını kaybetti.

29 Temmuzda Şırnak-Cizre’de Resul Özdemir isimli genç polisin dur ihtarına uymadığı için tek kurşunla sokak ortasında vuruldu. Olay yeri tanıklarının anlatımına göre kurşun darbesiyle yere düşen gencin yanına gelip ayaklarına ve ellerine -ters- kelepçe takan polis yarım saat ambulansa haber vermeden olay yerinde gencin aleni şekilde ölmesini bekledi.

Başbakanlığın açıklamasına göre  Işid, Pkk ve ”marjinal sol gruplara” 27 Temmuz itibari ile 34 ilde yapılan operasyonlarda 4 gün içinde 1050 kişi gözaltına alındı.

31 Temmuz tarihinde Ağrı’da özel harekat tarafından yapılan ev baskınında Sezai Yaşar kardeşi Ahmet Yaşar ve Mirzettin Görtürk’ü infaz etti.


Gazi Mahallesi'nde polis müdahalesi

Ülkemizde var olan baskı ve zulüm her gün kendini tazeliyor. Temmuz ayı ülkemiz için dert ayı oldu adeta. Diktatör ve onun çeteleri kana susamışçasına saldırıyor dört bir yandan.  7 Haziran genel seçim sonucunda istediğini alamayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan seçim sonucuna 400 milletvekili hedefi koymuş hatta mitinglere bizzat kendisi katılmış halka alenen bu sayıda milletvekili istediğini her yerde haykırmıştı. Seçim sonucuna göre ise AKP %40’ı biraz aşabilmiş ve 258 milletvekili edinebilmişti.  Ardından koalisyon kurma çabaları da krize dönüştü.

Yıllardır istikrar adına sırtlarını dayadıkları çözüm sürecini de bu mağlubiyet yüzünden çıkmaza girdi diye gösteriyorlar şimdi de. Yalçın Akdoğan 28 Temmuz AA Editör Masasına yaptığı açıklamada, ”Demirtaş’ın ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ söylemi bir tahrikti ve gerilimi başlattı” derken, Hdplilere yönelik olarak, ”Barajı geçmek için süreci süreci feda ettiler” diyordu. Akdoğan seçim sürecinin hemen akabi olan 8 Haziran tarihinde yaptığı değerlendirme konuşmasında ise; ”HDP bundan sonra çözüm sürecinin ancak filmini yapar. Yani ‘bal bal’ demekle ağız tatlanmıyor, ‘barış barış’ demekle de olmuyor. Madem yüzde 13 oy aldılar, Kandil’e çağrı yapsınlar ve PKK’ya silah bıraktırsınlar.” demişti. Seçim öncesi Erdoğan Gaziantep miting meydanında, ”400 milletvekili verin ve bu iş huzur içinde çözülsün” derken seçim sonucu açıklandıktan sonra Burhan Kuzu kendi twitter hesabına şunları yazmıştı, ”Evet seçim bitti. Millet kararını verdi. Ya istikrar ya kaos dedim; millet kaosu seçti. Hayırlı uğurlu olsun.” Burhan Kuzu aslında kehanetlerini değil, planlanmış bir kurgunun mesajlarını veriyordu daha o günden. Bitti diye gösterilen sırf çözüm süreci değil. Yöneticilerin ”Artık herkes ayağını denk alsın” tehditlerine de geçtiğimiz yıllardan alışmıştık zaten. Bu yıl mart ayında yasalaşan 69 maddelik içgüvenlik paketininde meyvelerini topluyoruz(!) halk olarak. Cizre’deki, Bağcılar’daki ölümler bu paketin ürünüdür.Tayyip Erdoğan 28 Temmuz Çin ziyareti öncesi havalimanında yaptığı basın açıklamasında, ”Ülke huzurunu kastedenler bilsinler ki gereği yerine getirilecektir şehirler için çıkarmış olduğumuz son içgüvenlik yasasıyla. Bu yasalar düzenlemeler kitaplar arasında kalsın diye yapılmamıştır. Ve bunlar uygulanacaktır. Buradan asla taviz verilemez. Şehirlerimizde, şehirlerimizin ilçe merkezlerinde ve kırsalda nerede olursa olsun bu ülkenin her santimetre karesinde devlet vardır ve devlet bu varlığını bütün imkanlarıyla seferber etmek suretiyle ortaya koyacaktır. Süreç şu an da başlamıştır ve süreç herhangi bir rehavete de fırsat vermeden devam edecektir. Vatandaşlarımızın da ellerindeki tüm bilgi ve belgeleri güvenlik güçlerine ulaştırmasının gerektiğine de inanıyorum ” diyordu.

Bir yandan da Adana Pozantı’da Emniyet Müdürlüğü’ne gerçekleşen saldırıda iki polis ve iki eylemci öldü. Daha sonra 100 kişilik bir grupla hastaneyi basan faşist güruhun cenazeleri alıp yakmak istediğini yazdı gazeteler. Devlet eliyle açık bir şekilde kutuplaştırma, bölme çabaları devam edecek belli ki. Birileri yol ortasında infaz edilecek. Birileri sabah uykusundan uyandırılıp kurşunlanacak. Öldürdüklerini, öldürmekle yetinmeyip yaktırtmaya çalışacaklar. Sandıktan tek parti çıkınca, bunun adı, demokrasi halk iradesi olacak. Tek parti çıkamayınca da halk ayağını denk alacak. Koalisyondan vazgeçildiği de herkesçe aşikar artık. Öyle ki AKP’nin şarlatanları ”Bu kafayla koalisyon kurulmaz” diye şiirler yazmaya başladı. Tek parti olmazsa neler olacağını, nasıl ortalığın karışacağını, ülke de refah (!) denen bir şeyin kalmayacağını gösterdi bize yöneticiler. ”Gerekirse kendimizi de çocuklarımızı da feda ederiz terörün bitmesi için” diyor Başbakan. Ama bu söylemler ve büyük ajitelerle sunulan çatışma haberlerinin altında kaos yaratma çabasından başka bir şey yatmıyor.

Halkı birbirine kırdıramayacaklar. Cesetleri kadar yakıp yok da etseler düşünceleri yok edemeyecekler.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir