KANLI YARALARDAN BİRİ; DERSİM

HALE T. ARSLAN

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’le yapılıp Zaman gazetesinde yayınlanan  bir röportajın ardından Dersim olayı ile ilgili tartışmalar yeniden gündeme geldi ve ortaya yeni belge ve bilgiler sürüldü. Başbakan Erdoğan, Dersim’de yapılanları bir katliam olduğunu söyledi  ve bu nedenle devlet adına özür diledi, o dönemin tek partisi ve devletle özdeşleşmiş CHP’yi de özür dilemeye çağırdı. Kılıçdaroğlu’nun sürekli önüne çıkan Dersim sorunu birkez daha gündeme gelmiş oldu. 1937-1938 Dersim katliamı bugün herkezden saklanan ağza alınmayan bir sır olmaktan çıkmış bulunuyor. Katliam yeni yapılmış ve kimsenin bilgisi yokmuş gibi bütün televizyon kanallarında konuşulup duyanlar duymayanlara söylesin misali tartışılıyor.

 

Dersim üzerine tartışmalar hala devam ediyor. Bu tartışmaların bir yönü Dersim’in devlete karşı bir isyan olup olmadığıdır. Arasında CHP ve MHP’nin de bulunduğu bazı çevreler bugüne kadar savunulmuş devlet tezine uygun olarak Dersim olayını devlete karşı bir isyan olarak niteliyor. Bu tezi savunanların bazıları ise “Gerçeğin anlaşılması için arşivler açılsın, bir araştırma komisyonu kurulsun” diyor.

 

Dersim olayı eski tarihe ait bir olay değildir. Dersim’in birçok canlı tanığı hala sağdır ve konuşmaktadır. Öte yandan bugüne kadar ortaya dökülmüş resmi belgeler, devlet adamları raporları, bakanlar kurulu kararları, o dönemin devlet başkanlarının konuşmaları var. Bu belgeler de Dersim hakkındaki planların 1926’lardan beri hazırlandığını ve uygulandığını ortaya koyuyor. Dersim katliamı Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet döneminde de devam eden, Lozan antlaşmasıyla belirlenen yeni devletin tek soya, tek dile dayalı ulusal devlet kurma çizgisi yolunda çıkan olaylardan biridir. Bu çizgi ilk olarak İttihat ve Terakki ile başladı ve 1. Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin katliamı ve sürgünlerini getirdi. Lozan’dan sonra Rumların da sürülmesinden sonra sorun teşkil eden Kürtler kaldı. Kurtuluş Savaşı sırasında izlenen Kürtlerle ittfak politikası bozularak onları asimile etme çabasına dönüştü.

 

Ortaya çıkan tepkiler ve en küçük hak talebi isyan sayılır. Kürtlerin üzerine askeri güçler gönderilir. Kürtlere karşı yok sayma ve şiddet Cumhuriyet döneminin Kemalist siyasetinin başlıca yöntemi haline gelmiştir. Uygulanan politikalar Dersim’i de kapsar. Kürdistan’ın diğer bölgelerini sessizleştirdikten sonra, iç kesimdeki Dersim’in kuşatılması uygun görülür.

 

Devlet feodal unsurlarla mücadele safsatasının arkasına saklanmıştır. Bunu isteyen devlet her şeyden önce toprak reformu yapmalıydı. Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihi boyunca buna yönelmedi, aksine kendi politikasına evet diyen feodal unsurlarla ittifakı tercih etti. Cumhuriyet yönetimi adil ve eşitlikçi bir çözümü aramaya kalkışmamış, kanlı ve zalim uygulamalarla acı olaylara yol açmıştır. Bugün de insan hak ve özgürlüklerine uygun çözüm bulabilmiş değil.

 

Adil ve eşitlikçi bir çözümü başaramayan Cumhuriyet yönetiminin, Kemalist rejimin bu politikası çok zalim uygulamalara ve kanlı, acılı olaylara yol açtı. Bugün de ne yazık ki hâlâ sorun insan hak ve özgürlüklerine uygun, adil bir çözüm bulmuş değil ve acılı olaylar devam ediyor.

 

Erdoğan’nın bu konuyu gündeme getirmesindeki sebebin CHP’yi köşeye sıkıştırmak olduğu aşikardır.CHP ise “Sorumluluk CHP’ye ait değil, devlete aittir” diyor. Bir kesim de Celal Bayar, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak gibi politikacıların da o dönem CHP içinde bulunduklarını ve Dersim katliamında önemli roller aldıklarını söylüyor. CHP o dönemde yapılmış zulümlere, haksızlıklara karşı özeleştiri yapma cesaretini gösteremiyor. Bugün Dersim olaylarıyla yüzleşmekten kaçınan CHP, MHP ve yandaşlarının sahip olduğu zihniyet budur. Zaten MHP Genel Başkanı Bahçeli, Dersim katliamını devlet açısından haklı bulmakta.

 

“Dersim son derece kayalık, sarp ve şab’ul-mürür (geçilmesi zor) vahşi yerler olup zer’ edilecek (ekilip biçilecek) aksamı ve mer’aları azdır. Arazinin bu vahşeti Dersim ahalisinin tab’ına (tabiatına da) icrây-ı te’sîı ederek hepsini vahşi ve hunhar, insâniyet ve faziletden mahrum bir hale koymuştur. […] Son derece yalancı ve tab’an (huy olarak) hilekâr ve fırsatçı olduklarından sözlerine itimad etmek tamamen ve katiyyen sâfderûnlukur.” Kâzım Karabekir
“Ya Dersim taşarsa?.. O zaman Dersim, büyük bir bela selidir, etrafa bir kurt sürüsü, bir sırtlan sürüsü yayılır. Ne mal ne hayat; o hiçbir şey tanımaz. Vurur kırar parçalar, yüklenir ve geri döner.” Naşit Hakkı Uluğ Derebeyi
“Kanunun [Tunceli kanunu] bugün Kamutaya sevk edilmesine sebep, ne bir isyan, ne de buna benzer anormal bir haldir: ara sıra had nöbetlerle tepen müzmin bir hastalığı kökünden gidermektir. […] Cumhuriyet hükümeti adet ve ananesi olduğu üzere tenkil değil tedavi tedbiri almaktadır.” Falih Rıfkı Atay

 

 
“Dersimlileri Türk sananlar var… Ben de onları hiçbir zaman Türk sanmıyorum. Türk’te bedevilik, iptidailik, vahşet, merhametsizlik ve kan içicilik seciye halinde mevcut olamaz. Bundan başka, antropolojik evsaf ile Türk başkadır, Dersimli başkadır; Türkçe başkadır, Zaza dili başkadır. […] Malumdur ki zirai ve iktisadi faaliyete dayanmıyan hiç bir temdih fayda vermez. Desek ki okutup yazdırmakla bir asırda bu ırkın vahşetini, hunharlığını, iptidailiğini ve atavik seciyesini yenebileceğiz. Fakat bu kartal yuvasında medeni adam yavrusu büyümez ki.” Y. Mazhar Aren, Cumhuriyet Gazetesi, 29 Haziran, 1937

 

 
“O zaman Diyarbakir Hava Alay Kumandanı olan Fevzi Uçaner bizi toplayıp vazife vermiş ve ‘tabancalarımızı unutmayalım!’ demişti. Ben de Ata’nın verdiği tabancayı şöyle bir yokladım. Hiç lüzûmu olmayacağı hissi vardı içimde. Kumandan bu arazide her zaman ‘mecburi iniş’ tehlikesi mevcut olduğunu sözlerine ilâve ediyordu. Ayrıca ‘Canlı ne görürseniz ateş edin’ emri almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk.” Sabiha Gökçen, Milliyet, 25.11.1956

 

 

Yukarıdaki alıntılar da göstermektedir ki Dersim katliamı bir devlet katliamıdır. Katliamın boyutlarından biri Kürt halkının varlığını imha etmektir. Bu anlamda katliam bir soykırım özelliği taşıyor. Diğer yanıyla ise katliam burjuva merkezi otoritenin bütün ülkede egemenlik sağlama çabasının ürünüdür. Kemalistler egemenliklerini kurma yolunda Çerkes Ethem’den komünistlere ve çeşitli dinsel, etnik  ve yöresel gruplara kadar bütün otoriteleri ezdiler ve dağıttılar. Cumhuriyete devletinin merkezi otoritesini kabul etmeyen Türkler de çeşitli baskı ve şiddet yöntemiyle itaate mecbur edilmişlerdir. Dersim güçlü bir örgütlülüğe ve direnişçi bir geleneğe sahip olduğu için devlete asker ve vergi verme, merkezi devlet otoritesine göre kendini lağvetme yoluna gitmemişti. Bu yüzden Dersim’de mücadele sert oldu.

Katliamda dikkati çeken en önemli yanlardan biri Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendisini tüm Türkiye halklarına askerle, silahla, baskı ve zorla kabul ettirmiş olduğu gerçeğidir. Burjuvazi zorbalık denince nedense hep Sovyetler Birliği’ni ve Stalin’i hatırlatıyor. Oysa esas zorla kurulan burjuva devletler kuruldu. CHP, bu gerçeği kabul etmek istemez, çünkü CHP bir devlet partisidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti Türk halkıyla bile demokratik anlaşma yoluyla kurulmadı. CHP bu gerçeği kabul etmez, çünkü işin bir ucu Kürt meselesine gider ve CHP özellikle Kürt savaşından bu yana MHP ile çoğunlukla aynı politikaları savunageldi.

 

Dersim katliamının bir yönü daha var ki bu hiç de etnik yanından az önemli değil. Hatta Dersim katliamı esas olarak bir Alevi katliamıdır. Zaten katliamın bu denli kanlı ve aynı zamanda zalim biçimler almasının en önemli sebebi Dersim’in Alevi olmasıdır. Dersim isyanının bastırılmasının boyutları Alevilik yüzünden büyük oldu. Katliamın ırza tecavüzler eşliğinde sürmesinin sebebi de işin içinde Alevilik unsurunun bulunmasıdır. Alevilere karşı dinci katliamcılık Cumhuriyetle sınırlı değildir ve hatta asıl olarak öncesine gider. Mesela AKP’nin sürekli övdüğü, idealize ettiği ve öykündüğü Osmanlıya gider. Çok demokrat geçinen AKP işin bu yanını örtmeye çalışıyor. Çünkü orada içyüzü açığa çıkacak. Çünkü o işin ucu bugün AKP’nin arkasında olduğu dincilik tarafından Kaddafi’ye yapılan iğrenç linçe kadar gider.

 

İsyanın bastırıldığı yolundaki bilinen devlet raporlarından sonra idareyi ele alan Bayar grubu ve Çakmak niye harekata devam edip kitlesel kıyıma gittiler? Sistemli ırza geçme hadiseleri niye başka yerlerde değil de Dersim’de oldu? Dersim’de ırza geçen askerler nerelerden ve hangi kesimden seçilmişlerdir?

 

Dersim deniyorsa bu soruların özellikle araştırılması gerekir. Bu sorular bizi Maraş ve Sivas katliamlarındaki geleneğe götürecektir. Bu soruların araştırılması Yavuz Sultan Selim dönemi başta olmak üzere Osmanlı’daki Alevi kıyımlarına götürecektir. Bu meselenin tartışılması bugün AKP hükümetinin Suriye karşısında niye Batılı emperyalistlerden de daha saldırgan olduğunu açıklamaya hizmet edecektir.

 

AKP’nin Dersim katliamını kınıyormuş gibi yapması aslında bugün Ortadoğu’daki mezhepçi saldırısını örtülemek ve Alevi kitleyi uyutmak içindir. Aslında Suriye’ye karşı, Kürt Ulusal Hareketine karşı ve Türkiye soluna karşı yürütülen saldırılar aynı geleneğin uzantısıdır.


 

 

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir