Kapital Çalışmamız Üzerine

Marks’ın Kapital adlı ünlü eserini birlikte okuyoruz. Kapital hem ülkemiz hem de dünya solunda ilgi görmeye devam ediyor. Ülkemizde ve dünyada çeşitli sosyalist grupların ünlü eseri kendi içlerinde son zamanlarda da okuduklarını biliyoruz. Bir değerli çalışma da Özgür Üniversite bünyesinde olmuştu.

 

Kapital’i okumak 2005 sonrası Direnişçiler olarak başlattığımız eğitim çalışmalarımız sürecinde gündeme geldi. Kendi içimizde birlikte öğrenme temelinde yürüttüğümüz bu çalışmayı Türkiye solu ile birlikte yapmamız nasıl olur, diye düşündük. Birlikte öğrenmekten kastımız, eşitler diyalogu temelinde bir öğrenmedir. Bu süreçte grupların birbirleri yardımıyla grupsal darlığı aşacak olan bir eleştirel düşünceye ulaşmalarını ve alternatif bir öğrenme metodu geliştirmelerini umuyoruz.

 

Kitabın çok insana en zor gelen kısmı değer teorisinin yani meta ve paranın incelendiği kısımdır. Kapital’in okunmasına kolaylık olsun niyetiyle kitabın birinci cildinin neredeyse yarısı hacminde bir kitap yazmış olan Harwey (Kapital’i Okumak,  Metis Yayınları, 2010) okura sermayeden başlamayı tavsiye edecektir Marks sermayeyi tahlile metanın tahliliyle başlar ve giderek derinleşir. Yani bu bölüm bir yanıyla tahlilin yüzeyidir. Ancak burası aynı zamanda eserin en derinlikli bölümlerinden biridir.

 

İlk bölümde Marks metayı analiz ederek değer yasasının insan ilişkileri üzerindeki etkisini inceliyor.  Metaların değerinin kaynağının emek olduğu kabulüne dayanan değer yasası ideal burjuva ahlakının da temelini oluşturmaktadır. Değer yasası, aslında basit meta üretimine dayanmaktadır. Bu üretimde piyasada birbirlerinin karşında satıcı ve alıcı kimlikleriyle görülen meta sahibi küçük üreticiler söz konusudur.

 

Bu küçük meta üreticileri, üretmiş olup da ihtiyaç duymadıkları ürünleri pazarda satıp elde ettikleri parayla ihtiyaçları olan maddeleri alacaklardır. Bu ürünler birbiriyle pazarda ne üzerinden yani hangi temelde değiştirilecekler? Marks bu soruya klasik burjuva iktisadın verdiği cevabı verir: İçerdikleri emek zaman miktarı bakımından, yani her bir malın yeniden üretilmesi için gerekli olan ortalama toplumsal emek miktarı bakımından. Marks’ın Kapital’de yazdığı gibi bu teori daha Aristo zamanından beri bilinmektedir.

 

Değer yasasının emeği kutsadığı, sömürüyü ve haksız kazancı dıştaladığı görülür. Buradan aşağıdaki sonuçlar rahatlıkla çıkarılabilir: Herkes emeğinin karşılığını almalıdır. Kimse kimseyi aldatmamalıdır. Piyasada mallar birbirleriyle içerdikleri emek miktarı üzerinden değiştirildiklerine göre çalışan, hak ettiği karşılığı (buna günlük dilde emeğinin karşılığı denir) almalıdır. Bu anlayış köle ile efendi arasındaki, ağa ile maraba arasındaki ayrımcılığı da reddetme potansiyeli taşır. İdeal burjuva toplumunda soy sop, deri rengi vb değil, emek konuşur. İster ağanın oğlu olsun ister beyin, herkes eşittir. Çalışan kazanır çalışmayan kaybeder. Tercih senindir. Özgürsün. İster ağustos böceği gibi hep saz çalarsın isterse karınca gibi durmadan çalışırsın. Yükselme halindeki kapitalizm insanlara ağustos böceği değil karınca olmasını tavsiye etmiştir.  Kapitalizm, çalışana yükselmesi için imkânlar sunar. Kapitalizmde çalıştın mıydı kazanırsın. Önün açıktır. Burjuvazi artık emek-değer teorisini savunmamaktadır ama o teoriden türeyen yukarıdaki ideolojiyi göğsünü gere gere propaganda eder.

 

Marks bu ilk bakışta pek makbul bir şeye benzeyen değer yasasını tahlil ederek yasanın içinde taşıdığı yabancılaşmayı ortaya koyar. Değer yasası aslında piyasanın insan ilişkilerini belirlemekte olduğu bir dünyaya özgü bir yasadır. Bu yasanın geçerli olduğu sistemde insanlar arasındaki ilişkiler, aslında metalar arasındaki ilişkilere indirgenmiştir. Eşitlik ve özgürlük piyasa eşitliği ve özgürlüğüyle sınırlıdır. Üstelik emekçiyi kutsuyor görünen bu yasa aslında emekçinin kölelik koşullarının temelini oluşturmaktadır. Çünkü emek-değer yasası üzerinde kurulmuş olan piyasa giderek parayı ve sermayeyi yaratarak emekçinin kölelik koşullarını üretecektir. Emeğe dayanan değer yasası, böylece, kendi tersine, yani emekçiyi sömüren ücretli kölelik sistemine dönüşecektir.

 

Marks tahliline veya sunumuna hareket noktası olarak da metayı alır. Değer yasasını o, meta somutunda inceleyecektir. Ticari bir mal olan yani değişilmek için üretilip pazara getirilmiş olan meta onu elinde bulunduran için bir değişim değeri, o metaya ihtiyacı olan kişi için ise bir kullanım değeri taşır. Kullanım ve değişim değeri, metanın iki yönlü niteliğidir.

 

Marks değeri incelemeye basit takas ilişkisinden başlar. Mesela bir kilim üreticisi 3 metrekarelik bir kilim verip karşılığında 10 kilo peynir almak istemektedir. Kilim ile peynir çok farklı ihtiyaçları karşılayan kilim ve peynir üreten emekler anlamında farklı emekler tarafından üretilmiş farklı nitelikteki malzemelerdir. Bunların ortak tarafı, ikisinin de soyut insan emeği ürünleri olmalarıdır. Bu yüzden birbirleriyle içerdikleri emek miktarı üzerinden değiştirilirler.

 

Başlangıçta her iki tarafa da çok yararlı olan bu değişim giderek bütün metaların değişimine aracılık eden genel eşdeğeri yani parayı yaratınca işler garip haller almaya başlayacak, Marks’ın metaların fetiş karakter alması adını verdiği bir süreç ortaya çıkacaktır. Meta ilişkileri artık insan ilişkilerinin önüne geçmeye başlayacak, buradan farklı bir düşünce ve davranış tarzı gelişecek ve Che Guevara’nın ”meta-insan” adını verdiği burjuva birey oluşacaktır.  Metaların fetiş karakteri piyasaya tanrı niteliği kazandıracaktır. İnsanların düşünce ve davranış kalıpları piyasaya göre şekillendikçe insan artık burjuva toplumunu insan doğasına en uygun bir toplum görmeye başlayacaktır. Küçük burjuva sosyalistleri, sosyalizmlerini de meta üretimine özgü düşünce ve davranış kalıpları çerçevesinde kurgulamaya başlayacaklardır. Burjuva toplumunun mantığı gitgide herkesin gözüne, aklına ve davranışlarına yerleşecektir. Burada tarif edilen, yabancılaşmadır.

 

Bilimler metaların fetiş karakterinin damgasını taşır. Burjuva eşitlik, özgürlük ve bireycilik anlayışı metaların fetiş karakterinin damgasını taşırlar.  (Bu konuda bakınız: ”Metanın Fetiş Karakteri ve Bunun Sırrı- Kapitalist Toplumda Yabancılaşma”, İnan Kaloğulları, Odak Ağustos 2014). Bugünkü burjuva toplumundaki birbirine karşı derin sevgi ve sorumluluktan yoksun, karşılıklı çıkar temelindeki işbirliğine ve rekabete dayanan insan ilişkileri, burjuva tarzdır; dayanışma ve yoldaşlık ise devrimci tarzdır. Soldaki kariyer hevesliliği, rekabetçilik ve bireycilik ile bunun kolektif biçimi olan grupçuluk da kaynağını burjuva toplumundaki işte bu yabancılaşmadan alır.

 

Metaların piyasada dolaşımı manzara, toprak, şan, şeref gibi insan emeği ürünü olmayan şeyleri de fiyata kavuşturarak değer sahibiymiş durumuna getirecektir. Böylece emeği kutsayan değer yasası bir yandan pratikte emekten saparak geçersiz hale gelirken diğer yandan ise ideolojide hala burjuva düzeninin meşrulaştırılmasına hizmet etmeye devam edecektir.

 

Meta üretiminin gelişerek paranın sermayeye dönüşmesi ve buna paralel olarak emek-gücünün yani insanın çalışma kapasitesinin de meta haline gelmesiyle değer yasası bir yandan içte emekçilerin burjuvalar tarafından sömürülmesine, işsizliğe, yedek sanayi ordusuna; dışta ise sömürgeciliğe ve giderek emperyalizme, kapitalist bunalımlara ve emperyalist savaşlara götürecek; diğer taraftan da bütün bunları gizleyen bir cici kapitalizm ideolojisi olarak hizmet vermeye devam edecektir.

 

Marks bu kitapta basit meta üreticileri arasındaki eşit değişimin de sermayenin emeği sömürmesi olan artık-değer sömürüsünün de kapitalist sömürgeciliğin de tekelleşmenin de hep bir ve aynı sürecin ürünü olduğunu ortaya koyuyor ve insanlığın metaların fetiş karakter aldığı topluma özgü düşünce ve davranış kalıplarından ve ilişkilerden kurtulmaksızın kendi kaderlerini ellerine alamayacaklarını savunuyor. Buradan çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan birisi de metalar aleminden türeyen eşitlik, özgürlük ve bireyciliğe dayanan ilişkilerinden bağımsızlaşılmaksızın kapitalizmden bağımsızlaşılmayacak ve gerçek özgürlük ilişkilerine ulaşılamayacaktır.

 

 

Bir yıla yaklaşıyor, EHP’li arkadaşlarla birlikte Kapital’i okuyoruz. Daha önce sol gruplar arasında bu nitelikte bir çalışmanın olup olmadığını bilmiyoruz. İki farklı grubun böyle bir işi yapıyor olmasını solda çok iyi bir gelişme görüyoruz. Biz öğrenme süreçlerini ve eğitimi, devrimcileşmenin temeli görüyoruz. Bu çalışmadan karşılıklı alçakgönüllü bir tutumla ve hem devrimci eleştiricilik hem de dayanışma içinde birlikte öğrenme metodu geliştirmeyi ümit ediyoruz.

 

Odak grubu olarak bu çalışmadan amacımız Marks’ın Kapitali temelinde günümüz dünyası hakkında daha derinlemesine bir kavrayışa ulaşmak ve bu süreçte bir alternatif öğrenme metodu geliştirmektir. Kuşkusuz bu çalışma için içimizde, özel olarak uğraşan arkadaşlar var. Onların da yoğun katkılarıyla birlikte planlanan, birlikte uygulanan ve birlikte değerlendirilip geliştirilen bir alternatif eğitim geliştirmek amacındayız. Bunun zor olduğunu biliyoruz, çünkü bu metot günümüzün hiyerarşik toplumuna uymuyor. Hepimiz asıl eğitimimizi içinde yaşadığımız hiyerarşik toplumdan alıyoruz. Bu eğitim, bilen kabul edilen öğretmenlerin bilmeyen kabul edilen öğrencilere öğretmesine dayanıyor ve o anlayışı sürekli var ediyor, pekiştiriyor. Yani geleneksel eğitimin sosyalist biçimleri de temelde yukarıdan planlanan, yürütülen ve geliştirilen bir tarzda gidiyor.

 

Alternatif eğitimin bu klasik ilişkiyi aşma yönünde gelişmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Bu eğitimin değişik sol gruplar arasındaki çalışmada ilk etkilerinden biri herhalde çalışmaya saflarımızda daha güçlü ilgi kazandırmak olur. Çalışma önerisi bizden geldi ama EHP’li arkadaşların bu çalışmalara bizden daha geniş katılıyor olduklarını gözlüyoruz. Ayrıca hem merkezi eğitim mekânını hem de işin teknik boyutunu arkadaşlar sağlıyor.

Bizim katılımımız da giderek genişleyecek.

 

Çalışmamızın bir etkisi EHP’li arkadaşlarla birbirimizi anlama olanağımızın gelişiyor olmasıdır. Bunu pratikte mesela BHH çalışmasında görüşüyor olmamızda hissedebiliyoruz. Gazete dağıtım konusunda da bir ortak çabaya girmeye çalıştık. Hatta kadın çalışmasında biraz farklı yaklaşımlara sahip olduğumuz halde arkadaşların çalışmaları temelinde hazırlanmış olan bir kadın kurultayına katıldık. Çalışmamız ilerledikçe iletişimimiz de ilerleyecektir. Birbirimize yaklaştıkça birbirimizi daha iyi anlar hale geliyor olduğumuzu hissediyoruz.

 

Bir diğer etki, katılımcıların birbiri yardımıyla yeni öğrenme ve eğitim metotları geliştirmeleri olacaktır. Mesela hangi bölümlerin kimlerin sunumuyla tartışılacağını birlikte kararlaştırıyoruz. Bizde, başından beri genç arkadaşlar, hatta daha önce Kapital’i çok az okumuş arkadaşlar, koordinatörün yardımıyla, sunucu olarak hazırlanıyorlar. EHP’li arkadaşlar da mesela kitapta soyut bir konu olan değişim kısmını sahnede eğlenceli bir şekilde canlandırma yoluyla sundular. Öğrenmeyi desteklemek için eşitli şekillilerde sorular hazırlıyoruz. Sunumda resimler, şiir vb kullandık. İşçisi emekçisi ile çeşitli sosyal kökenlerden, çeşitli yaşlardan, değişik tecrübelerden insanlar bir araya gelerek saptanan konu hakkında görüşlerini rahatlıkla ifade ediyorlar. Toplantılar karşılıklı sevgi ve saygı ortamı içinde gelişiyor. Ayrıca başka başka mekânlardan yani başka şehirlerden ve ülkelerden arkadaşların da çalışmaya hem sesli hem görüntülü katılma olanakları var. Bunlar henüz klasik eğitim metodunu aşmak için yeterli değil ama güzel şeyler.

 

Birlikte öğrenme, hem motivasyon hem de çok yanlılık kazandırarak birbirimizin yardımıyla grupsal sınırlarımızı aşmamıza olanak sağlayacaktır.  Hem birbirimizin iyi ve gelişkin yanlarından faydalanabiliriz hem de birlikte düşünerek daha ileri sonuçlara ulaşabiliriz. Daha önemlisi ise birlikte öğrenme yoluyla reel sosyalizme özgü grupçuluğu ve sekterliği keşfedecek ve aşacak eleştirel düşünceye ulaşmaktır.  Bu da bize solda sağlıklı birliklerin önünü açacak olan devrimci yenilenmenin olanaklarını sağlayacaktır.

 

Şu an için Odak grubu olarak aşağıdaki sorulara cevap arıyoruz:

 

  • Marks’ın bu kitabı özellikle işçiler okusun, diye yazmış olduğu belirtiliyor. Kapital, işlediği konuların karmaşıklığına kıyasla, iyi bir anlatımla yazılmış bir kitap. Gene de onu nasıl daha kolay anlaşılır ve daha çekici bir hale nasıl getirebiliriz? Marks’ın bu ünlü eserini, emekçilerin ve gençliğin aktif katılımıyla okumaya, nasıl hazırlayabiliriz?  Nasıl yapalım da işçiler, gençler, kadınlar, yüksek eğitim almış almamış ve her yaştan insanlar bu çalışmaya daha çok sayıyla, daha ilgili ve aktif katılabilsinler? Ayrıca nasıl yapalım da bu çalışma ”entel” bir havaya bürünmesin?
  • Nasıl yapalım da bu çalışmaya cezaevinden arkadaşlar da daha aktif katılabilseler?
  • Nasıl yapalım da bu çalışma diğer devrimci gruplarla bir araya gelebilelim?

 

 

Bu çalışmanın biz birbirimizin yardımıyla yenilenme ve solun birliği yolunda derinlemesine gelişmeler yaratmasını ümit ediyoruz.

 

Kapital’i ünlü eserin ruhuna uygun olarak okuyabilirsek birlikte öğrenme metodu geliştirebiliriz. Marks’ın bu kitabı asıl olarak işçi sınıfı için yazdığı söylenmektedir. Öyleyse Kapital okumaları entelektüel gösterişten uzak bir yaklaşımla, işçilerin ve emekçilerin kolayca anlayacağı ve aktif katılacağı yöntemler geliştirerek gerçekleştirilmelidir. Kapital okumaları bazı akademisyen ve entelektüellerin üniversitede ders verir gibi bir yöntemden kurtulmak ve herkesin hem öğrenci hem öğretmen olacağı yeni bir sistem geliştirmeyi esas almak gerekir. Bu iş eğer sol gruplar arasında yapılabilirse o zaman solun birlikte öğrenmesinin önü açılmış olur ki bu da birlik yolunda atılmış derin ve güçlü bir adım olacaktır.

 

Türkiye solunun Kapital okumalarını Avrupa ve dünya soluyla birleştirmesi ham bir hayal değildir.

 

Türkiye Marksist solunun bu çalışmayı birlikte yapabilmesi için olanakları var.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir