Kapital’i Tartışıyoruz

ODAK DERGİSİ / 01.03.2014-

“Diyaloğa dayalı çalışma anlayışı” olarak tanımladığımız çalışmalarımızı çeşitli alanlarda geliştirmeye devam ediyoruz. Birlikte/karşılıklı öğrenme süreci olarak ifade ettiğimiz eğitim süreci de kuşkusuz ki bu çalışma tarzımızın sacayaklarından birisi. Gerek pratik gerek metotsal ve pedagojik görüşlerimizi dergimizde ve yayınlanan kitaplarımızda (Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz 1. ve 2. basım) çeşitli şekillerde ifade ettik.

Türkiye’de devrimci değerleri savunan ve bu amaca dönük mücadele yürüten solun bir parçasıyız. Çabamız bu yöndeyken, solun ülkemizde toplumdan uzaklığı düşünmemiz gereken en önemli meselelerden birisi haline geliyor. Yazılarımızda da görüleceği üzere, Türkiye solunun toplumda başarılı ilişkiler kurmasını biz ancak solda köklü bir değişim/derleniş (biz buna daha çok devrimci yenilenme diyoruz) sonucunda gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Yenilenme hem algıda hem de metotta yani pratikte olmalıdır. Aksi taktirde sol halkla birlikte bir düzen alternatifi yaratamayacaktır. “Soldaki hakim olan kişilik, bu sürecin getirdiği kişiliktir. Kitle çalışması, sol içi ilişkiler, örgüt içi ilişkiler temelde manipülasyon çalışması ve egemenlik ilişkileridir. Bu ilişkiler kitle inisiyatifine ve özgürleşmeye değil, kitle inisiyatifinin örgütlerin amaçlarına uyarlanacak şekilde kontrol altına alınmasına ve egemenliğe hizmet eden niteliktedir.” (“Gerçekliğimizle Yüzleşme Cesaretimiz”. Hamza Yalçın. 2013. Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz).

Bu zamana kadar yaptığımız teorik eğitime yönelik çalışmalarda Marksist klasikler yanında çeşitli edebi eserleri okurken diyalog metodunu geliştirme çabasında olduk. Çalışmalarımızda katılımcıların inisiyatiflerini öne çıkarmaya çabaladık. İfade ettiğimiz metot; öğretmenin öğrencilerine, öğrencilerin gerektiği yer ve zamanda kullanacakları bilgilerin aktarımını değil (P. Freire bunu bankacı eğitim modeli olarak ifade ediyor), birlikte öğrenme sürecinde bilgiyi birlikte yaratmayı esas alıyor. Bu çalışma teoriye sınırlı değil, hatta burada asıl olarak örgütlü pratik mücadele içinde birlikte öğrenme metodunu geliştirmeye çalışıyoruz.

Çalışmalarımızda amaçlarımız doğrultusunda ne kadar ilerleyebildiğimizi, amaçlarımızın neresinde olduğumuzu bugün daha iyi görebiliyoruz. Yaklaşık bir sene önce, anlayışımızı solla birlikte geliştirebilmek için Marks’ın Kapital adlı eserini ele almayı önümüze koymuştuk. Avrupa’nın çeşitli ülkeleri ve Türkiye’de okuma çalışmaları başlattık. Aynı zamanda da haftalık, internet yoluyla Türkiye’nin çeşitli illerinden ve Avrupa’da yaşama zorunluluğu bulunan arkadaşlarımızı bir araya getirerek çalışmayı sürdürüyoruz. Çalışmayı sol ile birlikte ele alma istediğimiz, günümüz kapitalizmi hakkında ortak ve ileri bir kavrayış elde edebilmeyi ve en önemlisi ise diyalog temelinde birlikte öğrenme metodu geliştirmeyi amaçlıyor. Yukarıda belirttiğimiz güç, egemenlik ve manipülasyon ilişkisi sol örgütler arasında daha yaygın durumdadır. Sağlıklı birliklerin yolu bu durumu pratik çalışmalar içinde sorgulayıp ve aşmakla açılabilir. Kapital’i birlikte okumak bu yolda olumlu bir adım olacaktır.

Çalışmalarımızda bu zamana kadar hem yurtdışındaki arkadaşlarla ortak sürdürdüğümüz internet üzerinden görüşmelerde hem de Türkiye’deki çalışmalarımızda belli bir aşama kat ettik. İnternet üzerinden yürütülen çalışmalarda bir yandan her hafta belirlenen konu üzerinden yan yana gelinerek konu işleniyor, öte yandan çalışma gününden önce ele alınacak bölümün özeti çalışmanın koordinatörü arkadaş tarafından hazırlanarak gruba gönderiliyor. Özet ile birlikte yollanan sorular katılımcılar tarafından cevaplanıyor ve gruba tekrardan herkesin görebileceği şekilde yollanıyor. Bu özetleme ve soruların da giderek, değişik arkadaşlar tarafından, koordinatörle bağlantılı olarak, hazırlanması amaçlanıyor. Cevapların yardımlaşma içinde verilmesi ve çalışmada herkesin birbirini teşvik etmesi bekleniyor. Yani çalışmada her katılımcı yalnızca kendi eğitiminden değil arkadaşlarının eğitiminden de sorumludur. Arkadaşlarım bu çalışmalara iyi motive olamıyorlarsa bu yalnız onların değil benim de sorunumdur. Her koyun kendi bacağından asılır, bireyci anlayışı bu çalışmaya yabancıdır. Arkadaşlarımın ve grubumun aktif katılımı kadar çalışmanın geneli de benim sorunumdur. Kaldı ki ne denli coşkulu, eğlenceli, aktif katılımlı ve kaliteli bir genel çalışma gerçekleşirse tek tek herkesin öğrenmesi de o denli nitelikli olacaktır. Katılımcılar birbirlerinin cevapları üzerinde de fikir sahibi olarak yorumda bulunabiliyorlar. Sorulara farklı yaklaşım tarzları öğrenmeyi zenginleştiren olanak olarak görülüyor. Verilen örnekler çeşitleniyor. Katılımcılar birbirlerinin cevaplarını inceleyerek yeni şeyler öğrenebiliyor, kendi eksikliklerini veya yanlışlıklarını düzeltebiliyor ve tartışma içinde birbirlerinden esinlenerek yeni fikirlere ulaşabiliyorlar.

Çalışmanın bir diğer ayağı da yüz yüze görüşmeler şeklinde gerçekleşiyor. Her hafta farklı bir moderatör seçiliyor. Moderatör sorular hazırlıyor ve bölümün özetini sunuyor ama her katılımcılar da kafalarındaki soruları ve önemli gördükleri yerleri o an tartıştırabiliyorlar. Çalışmaya yeni katılan bir arkadaşlar bile bir sonraki haftanın moderatörü olabiliyor. Çalışmada deneyimli arkadaşlar, yeni katılan arkadaşlara bu konuda yardımcı oluyor. Çoğu monolog şeklinde ilerleyen okuma çalışmalarının aksine, ele aldığımız tarz ile bu çalışmada katılımcılar kendi inisiyatiflerinin farkına vararak çalışmada diyalog halinde bulunabiliyorlar. Bunda kendilerini çalışma içerisinde rahat hissetmelerinin önemli bir etkisi olmalı elbette.

Cezaevlerinden arkadaşlar hem kendi içlerinde çalışmayı sürdürürken hem de mektupla ve ziyaretlerdeki sohbetler aracılığıyla çalışmaya katkıda bulunuyorlar. Kendilerinin gönderdikleri özetleri okuyoruz ve görüşlerini inceliyoruz.

Olanakların kısıtlılığından iyi iletişim kuramasak da, yasakları ve zorlukları aşmak için daha yaratıcı ve aktif çabalar göstermemiz gerektiğini biliyoruz. Çalışmamız oligarşinin baskı, yasak ve engellemenin boyun eğmeyecektir.

Sol ile yapacağımız çalışmaya EHP’den arkadaşlar ile başladık. İlk yaptığımız çalışmaya Odak Dergisi’nden Çağrı arkadaşımız sunum yaptı. Önsözlerin tartışıldığı sunum gerek katılım gerekse katılımcıların canlılığı açısından bir hayli verimli geçti. Çağrı arkadaş sunumuna Odak’ın bu ortak çalışmayı hangi düşüncelerle ve nasıl teklif ettiğini açıklayarak başladı. Çağrı Marks’ın metodunun tümevarımcı veya tümdengelimci değil her ikisini de birleştiren (abdüktif) bir nitelikte olduğunu vurguladı. Dahası Marks’ın metodu tümevarımı ve tümdengelimi birleştirmelere kalmıyor ona diyalektik bir boyut bir esas da katıyor. Yani bu metot kendisini belli bir toplum düzeniyle sınırlamayıp mevcut toplumsal düzeni aşmayı amaçlıyor. Marks’ın metodu sözde yansız geçinmiyor, net bir şekilde işçi sınıfının ve ezilenlerin tarafını tutuyor ve onların eylemini esas alıyor. Tartışmada Marks’ın bu çalışmayı düşünmüş olduğu geniş çerçeve anlatıldı. Kapital’in Türkçeye çevirisi de anlatıldı. Toplantıda idealizm-materyalizm, altyapı-üstyapı ilişkisi, objektif-subjektif ilişkisi tartışmalarına ve meta fetişizmine değinildi. Toplantıda Gülsüm ve Hakan arkadaşlar Marks’ın araştırmalarında kapitalizmin işleyiş ve gelişme yasalarını bulmaya çalışmasından hareketle “anlatılan senin hikayendir” ifadesini öne çıkardı ve soldaki post-modernizmi eleştirdiler.

Sunucu Çağrı arkadaşımız “metot amaca giden yol demektir” dedikten sonra Odak’ın bu çalışmadan amacını, beklentisini özetlemişti. Bitirirken ise katılımcılara “Çalışmadan beklentileriniz nelerdir?” ve “Çalışmayı nasıl bir metot ile yapalım?” sorularını sordu. Ne yazık ki sorulara cevap  veren olmadı.

Fakat bu daha başlangıç. Eminiz çalışmadan amaçlarımızı giderek daha iyi netleştirecek ve sol gruplar arasında yenilenmiş ilişkiler yaratma yolunda metot geliştirmek için daha duyarlı hale geleceğiz.

Aşağıda Çağrı arkadaşın toplantıda sunduğu hazırlığını yayınlıyoruz.

Merhaba arkadaşlar,

Bugün burada Odak ve EHP olarak birlikte Kapital okuma hedefimizi gerçekleştiriyoruz. Bugüne gelinceye kadar Odak olarak Eğitim ve Dayanışma Hareketi’nin önüne koyduğu görevlerin bir parçası olarak, solla birlikte Kapital’i okuma hedefimiz doğrultusunda çeşitli kurumlarla görüşmeler yaptık. Bunların içinden EHP’li arkadaşlardan kararlı anlamda olumlu bir geri dönüş aldık. Diğer girişimlerimiz henüz sonuca ulaşmadıysa asıl sorun bizdedir. Çünkü ısrarlı davransaydık ve yeni gruplara ve kişilere gitseydik daha farklı olurdu. Fakat biz onun yerine önce EHPli arkadaşlarla bir başlamayı tercih ettik. Bu yolun daha geniş bir çalışmaya daha elverişli olduğunu düşünüyoruz.

EHP’li arkadaşların bu konuya dair olumlu geri dönüşü bizi sevindirdi ve hemen adım atmak istedik. Birlikte yürüttüğümüz ön görüşmeler sonucu bugün burada çalışmamızın ilk toplantısını yapma kararı aldık. Bundan sonra da iki haftada bir aynı yer ve saatte bu toplantılara devam etmeyi düşünüyoruz.

Çalışmanın ön hazırlığını anlatan bu kısa sunuştan sonra ben bugünkü konumuza yavaş yavaş geçmek istiyorum. Şunu söylemek isterim ki ben, Marksizm konusunda yetkin bir insan değilim. Zaten yaşım da henüz elvermiyor. Marksizm ve Kapital hususunda halen temel öğrenme sürecini geçirmekteyim. Bu konuları tartışabilmek için de her zaman bir uzman insana ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Ben halihazırda çeşitli Kapital tartışmalarını takip etmeye çalışıyorum. Bir yılı aşkın zamandır Kapital’i okuma çalışmasının içindeyim.

Konuya dönecek olursak, konumuz önceden duyurusu yapıldığı üzere Kapital’in önsözleri. Başka bir deyişle Kapital’in ön hazırlığı, Marx’ın metodu gibi konuları ele almaya çalışacağız. Bu konuda ben en başta temel kaynak olarak Marx’in Kapital’inin ilgili kısımlarını okudum. Bunun dışında Hamza Yalçın arkadaşımızın konuya ilişkin Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz adlı kitabında yer alan yazılarını ve buna ek olarak çeşitli çalışmalarını okudum. Ayrıca, Özgür Üniversite deneyimini ve gene EHP’li arkadaşların deneyimlerini incelemeye çalıştım.

Kapital’in Hazırlığı

Marks’ın bu çalışmayı sermaye, toprak mülkiyeti, ücretli emek, devlet, dış ticaret ve dünya pazarı gibi çok geniş bir şekilde ele almayı planlanladığı yazılmaktadır. Marx’ın bu konuya ilişkin araştırmaları gençlik yıllarına dek dayanır. Marx, bu çalışmanın ilk parçası olarak Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı eserini yayınlamıştır.

Kapital, Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı eserinin devamı niteliğindedir. Kapital üç ciltten oluşur. İlk, cilt Marx tarafından yayınlanırken son iki cilt ise Marx’ın ölümünden sonra Engels tarafından düzenlenip yayınlanmıştır.

Kapital’in devamı olarak adlandırılacak bir çalışma da Kautsky tarafından Artı- Değer teorileri olarak düzenlenip yayınlandı. Marks’ın orada ekonomi politik teorilerini tartıştığı söyleniyor. Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı eserinde anlattıklarına birinci cildin ilk üç kısmında tekrar yer vermiştir. Ancak, bu sefer ilk eserde pek değinemediği noktalar detaylıca incelenirken ayrıntılı ele alınan noktalara ise daha az değinilmiştir, demektedir.

Bu yapıtın birinci cildi kapitalist üretim biçimini ve bu biçime denk düşen üretim ve değişim koşullarını: ikinci cildi sermayenin dolaşım sürecini; üçüncü ve son cildi ise sermayenin gelişme seyri içinde aldığı çeşitli biçimleri incelemektedir.

Marx’ın Metodu

Metot kelimesi, Yunanca kökenli olup “amaca giden yol” anlamına gelir. Ben burada Marks’ın temel felsefi düşüncelerini ve diyalektik metodunu özetlemeye çalışacağım. Buradaki bilgilerin önemli bir kısmını çalışmalarımızından ve Hamza Yalçın’ın yazılarından edindim.

Marx’ın tarzı maddecidir. Onun araştırma metodunu metafizik olarak değerlendirenler için o zamanların bir profesörü, Zieber, şöyle diyor “Marx için önemli olan tek şey, incelediği olguların yasasını bulmaktır; bu olgular, belli bir tarihsel dönemde belirli bir biçim ve karşılıklı ilişkiler içersinde oldukları sürece, onun için önemli olan, yalnızca onlara egemen olan yasa değildir. Onun için daha da önemli olan, bunların değişmelerinin ve gelişmelerinin, yani bir biçimden başka bir biçime, bir ilişkiler düzeninden, farklı bir ilişkiler düzenine geçişlerinin yasasıdır. Bu yasa, bir kez bulunduktan sonra, bunun toplumsal yaşamda ortaya çıkan etkilerini ayrıntılarıyla inceler. Bunun sonucu olarak, Marx, ancak bir tek şeyi dert edinir: Katı bilimsel incelemelerle toplumsal koşulların birbirini izleyen sıralarının zorunluluğunu göstermek, ve kendisine temel çıkış noktaları görevini yapacak gerçekleri elden geldiğince tarafsız saptamak. Bunun için, aynı zamanda, hem şeylerin bugünkü düzeninin zorunluluğunu ve hem de insanlar inansınlar ya da inanmasınlar, onun bilincinde olsunlar ya da olmasınlar, hepsi aynı şeydir, kaçınılmaz olarak içinden geçeceği bir başka düzenin zorunluluğunu tanıtlaması yeter. Marx, toplumsal hareketi, yalnızca insan iradesinden, bilincinden ve düşüncesinden bağımsız olmakla kalmayan, tersine, onların iradesini, bilincini ve düşüncesini belirleyen yasaların yönettiği bir doğal tarihsel süreç olarak ele alır.” Marx’ın yönteminin bu tarifi onun tarzının aynı zamanda diyalektik olduğunu ifade eder.

Profesör Zieber bu metot için tümdengelimcilik ifadesini kullanırken Marks itiraz eder ve profesörün anlatımını güzel bulmakla birlikte orada tarif edilen metodun diyalektik metot olduğunu yazar. Marks Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı isimli eserinin önsözünde (Varlıklarının toplumsal üretiminde… diye başlıyor) bizlere tarihsel materyalizm anlayışını açıklamış olsa da Marks incelemelerinde mesela “Ekonomik altyapı temeldir ve siyaset, ideoloji, devlet gibi üstyapı kurumları hep o temele bağımlıdır”, gibi şemalarla hareket etmemiştir. Marks ile Engels üstyapının da zaman zaman belirleyici olabileceklerini belirtmişlerdir. Marks’ın “Ben Marksist değilim” ünlü sözü her somut durumu özel olarak incelemek yerine hazır kalıplardan hareket eden tümdengelimcilere bir itirazdır.

Marks bir tümevarımcı da değildir. Çünkü tümevarımcılık tekilden bütüne, özelden genele gidişin adıdır. Bu metot kişinin araştırma yaparken ön bilgisinin olmadığı varsayar ki bu da olanaksızdır. Marks araştırmalarında bazı yol gösterici fikirlere sahip olduğunu kendisi yazıyor (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı). Bir şeyi incelerken o daima eski fikirlerine ve başkalarının konu hakkında dediklerine başvuruyor. Bu anlamda Marks’ın metodu tümdengelimcilikle tümevarımcılığı birleştiren bir metottur. Bu metoda abduksiyon adı veriliyor (Pierce). Dedektiflerin ve Yazar Umberto Eco’nun Gülün Adı romanında bu metodu kullandığı söyleniyor.

Ancak Marks aynı zamanda bir diyalektikçidir. Yani onun metoduna ne tümdengelimci ne tümevarımcı ne de abduksiyoncu denebilir. O her üç metodu da diyalektik bir anlayışla birleştirir. Kendi metoduna o diyalektik adını vermiştir. Marks’ın metodu idealist değil materyalisttir. Yani “Dünya Allah tarafından yaratılmıştır ve onun sırrına vakıf olunamaz”, diye düşünmez. Marks’ın metodu gerçekliğin araştırma ve inceleme yoluyla yorumlanabileceğini (mutlak anlamda bilinebileceğini değil) varsayar. Marks’ın materyalizmi mekanik bir materyalizm değildir. Marks her şeyi hareket ve değişme içinde görür. Bu anlamda Marks toplumları değişme içinde görür ve her toplumun kendisine özgü yasaları vardır. Kapitalist toplum ideal ve son toplum değildir. Dünyayı yorumlamaktan amaç ise, onu değiştirmektir. Marks gerçeğin herkes için bir ve tek olduğu varsayımını reddeder ve onun metodu tarafsız geçinmez; net bir şekilde işçi sınıfının ve ezilen insanlığın tarafını tutar. Marksist metot gerçekliğin incelenmesinde kolektif toplumsal eylemi, sınıflar mücadelesini esas alır.

Kapital’de Marks nasıl para kazanılacağının yollarını araştırmıyor, o kapitalist toplumun hareket ve değişme yasalarını inceliyor. Bu kitapta günümüz toplumu işçilerle kapitalistler arasındaki çelişkiler ve mücadele temelinde inceleniyor. İşçi de bu düzende meta sahibidir sermayedar da. İki taraf da birbirine muhtaçtır. Kapitalist geçim ve üretim araçlarına sahiptir. İşçinin metaı, piyasada satışa sunduğu emek-gücüdür. Onu sömürecek kapitalist olmazsa işçi işsiz kalacaktır. Kapitalist de işçiyi sömürmeden yeni artı-değer yaratamayacaktır. Diğer yandan iki taraf da meta fetişizmiyle koşullanmıştır. Meta-insana özgü biçimsel özgürlük, biçimsel eşitlik ve bencillik (yani bireycilik) anlayışı ikisinin de ortak yanıdır. Ancak işçi bu anlayışın asıl zarar gören tarafıdır. İşçinin sınıfsal olarak kurtuluşu onun meta-insan ilişkileri dünyasını aşmasına bağlıdır. Bu ilişkilerin eşitlikçiliği ve özgürlükçülüğü burjuva toplumuyla sınırlıdır.

Biz bu çalışmadan ne bekliyoruz?

Bu çalışmadan biz Marks’ın eserinden yararlanarak birbirimizin yardımıyla günümüz kapitalizmi ve devrimci mücadele hakkında daha ileri ve ortak bir görüşe ulaşmayı amaçlıyoruz. Burada özellikle alçakgönüllü ve yoldaşça bir tutumla « birlikte öğrenme metodu » geliştirmeyi istiyoruz. « Devrimciler çok bilmiş ve sekter insanlardır, bir araya geldiklerinde birbirlerine üstün gelmeye çalışır dururlar. Bu yüzden de asla gerçek anlamda birleşemezler, sadece egemenlik ilişkileri kurabilirler. », denir. Biz bu anlayışı yıkmak istiyoruz. Burada birlikte öğrenip, birlikte gelişebileceğimiz birtartışma ortamı bekliyoruz. Bunun metodunu birlikte geliştirebileceğimizi umuyoruz. Bu çalışmanın solla birlikte Kapital’i okuma hedefimizi de ilerleteceğini düşünüyoruz.

Soru:

1) Sizler ne bekliyorsunuz?

2) Nasıl yapalım?

Çağrı / 22.02.2014

Çağrı arkadaşın sunumunu metni okumadan gayet derli-toplu ve rahat bir şekilde yapması bizlere cesaret verdi.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir