KÜRT TUTSAKLARIN AÇLIK GREVİNİ DESTEKLİYORUZ !

Türkiye hapishanelerinde PKK ve PJAK davasından 430’a yakın tutsağın 12 Eylül 2012’de “Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, sağlık, güvenlik, özgürlük koşullarının sağlanması ve Kürt halkının anadilinin yasal güvence altına alınması; anadilde savunma hakkının önündeki engellerin kaldırılması” talepleri ile başlattıkları süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi 50’li günlerini aştı.

Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan Hacı Aslan ve Adem Yıldız’ın, 9 Ekim’de başlattıkları açlık grevi eylemini 16 Ekim tarihinden itibaren ölüm orucuna çevirdikleri öğrenildi. Katılımcıların sayısı 700’ü aşmış bulunuyor. BDP Hakkari il binasında tutsaklara destek amaçlı açlık grevi yapan BDP’liler, AKP’nin polisi tarafından BDP il binasının balyozlar ile kapısının kırılıp zorla içeri girilmesi suretiyle gözaltına alınmıştı.

Eylemin 42. Gününde Diyarbakır, Batman, Van, Erzurum, Ardahan, Hakkari, Ankara ve İstanbul gibi bir çok kentte basın açıklamaları düzenlendi. Ayrıca İHD, TİHV, ÇHD, TTB, KESK ve DİSK üyeleri Ankara’da Adalet Bakanlığı önüne yürüyerek bir basın açıklaması düzenledi.

Polis, açlık direnişçileriyle dayanışma yürüyüşü yapan BDP’lilere saldırdı ve Mazıdağı ilçe yöneticisi Emanet Eneş’i başından vurarak ağır yaraladı. Öte yandan kontrgerilla tarafından katledilen Kürt aydınlarından Musa Anter’in oğlu ve kızı yaşadıkları şehirlerde, destek amaçlı 1 günlük açlık grevi yaptılar. Roma’da yine destek amaçlı yapılan açlık grevine yoğun ilgi gösterildi.

Tüm bunlara rağmen 22 Eylül tarihli Bakanlar Kurulu toplantısı ardından açıklama yapan Başbakan yardımcısı Ali Babacan, hapishanelerdeki açlık grevleri ile ilgili “Biliyorsunuz, devletin bir şefkat eli vardır; ama öte yandan devletin yaptırım yapacak gücü vardır. Dolayısıyla biz bu her iki özelliği bir bakıma devletimizin alanını en etkin bir şekilde kullanarak bahsettiğimiz konularda gerekli adımları, gerekli kararları zamanı gelince atarız, yaparız” diyerek olası bir müdahalenin sinyalini verdi. Daha önce Tekirdağ F tipi hapishanesinde açlık grevine başlayan tutsaklara gardiyanlar tarafından müdahale edilmişti.

Devletin Kürt sorunu noktasında açılımlarının samimiyetsizliği kendini bir kez daha gösterdi. Tecrit ve izolasyon insanlık suçudur. Kim olursa olsun, bu tecrit ve izolasyona maruz kalmamalıdır. Abdullah Öcalan, 1999’dan beri yüzlerce binlerce Kürt yurtseveri ve devrimci gibi bu tecrit ve izolasyona maruz kalmaktadır.

Devletin Kürtlerin demoktatik taleplerine karşı açılımı polis copu ve tutuklamalardan ibaret kaldı. Binlerce Kürt yurtseveri, KCK operasyonları adı altında tutuklandı.

Devlet, Kürt sorununun çözümünü istiyorsa; bunun Öcalan’ın da aktif olarak dahil olacağı bir süreç çerçevesinde olacağını bilmelidir. Kürt sorununda çözümün “onurlu bir barış” tan geçeceği bilinmelidir. Binlerce insanın destek olduğu bir mücadele, bir örgüt; devlet kabullensin veya kabullenmesin meşrudur. Doğal olarak tutsakların talepleri de kabul edilmelidir.

Devlet derhal açlık grevleri noktasında adım atmalı ve açlık grevlerinin son bulması için tutsakların taleplerini yerine getirmelidir. Bu zamana kadar açlık grevleri ve ölüm oruçlarında onlarca devrimci şehit düştü. Daha fazla insanın ölmemesi gerekir. Başta dil özgürlüğü olmak üzere Kürt halkı ve tüm milliyetlerin ulusal demokratik hakları önündeki engeller kaldırılmalıdır.Ülkemizde barışın sağlanabilmesi için Öcalan’ın ve tüm siyasal tutuklu ve hükümlülerin özgürlüğü iade edilmelidir.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir