KÜRT SORUNU, SURİYE VE HAREKETİMİZ

BDP’nin düzenlediği “Kürt sorunu, çözüm olanakları ve Öcalan’ın rolü”  isimli konferansta konuşan MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş  ” PKK sebep değil, sonuç. Bu sonuç da Türkiye demokrasisinin standartlarıyla bağlı”  diyor. Bu sözün eski bir MİT yöneticisi tarafından söylenmesi önemlidir. Ancak Türkiye bürokrasisi ve iktidarının sözlerine ne kadar inanabiliriz ki?

Barış ve demokrasi söylemleri adı altında Kürtlere yönelik saldırılar artarak devam ediyor. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in BDP yi hedef alan “Seni de, seni konuşturanı da yok ederek, seni de, senin yapını da, bölücüler ve uzantılarını da özgürleştirmeye çalışıyoruz. Yaptığımız iş bu. Çok derin.’’ sözleri son politikalarının ne olduğu konusunda iyi bir örnek. “Derin” olan işleri ise binlerce Kürt politikacısı, belediye başkanı, belediye çalışanı ve yurtseverinin cezaevlerine doldurulması; sınır ötesine uçaklar ile bombalar yağdırılması, sivil halkın bombalanmasi vb. Derinlikten kastı budur sanırız.

Kürt Ulusal Hareketi, PKK ile başlamadı ve PKK’nin bitirilmesi ile de yok edilemez.  Kürt sorununun çözümü Kürt halkının ulusal demokratik haklarını tanımaktan ve bu temelde Kürt Ulusal Hareketi ile anlaşmaktan geçiyor. Ancak devlet her seferinde Kürt Ulusal Hareketi’ne karşı hile yapıyor. Son dönemde de aynısı yapılmış. Demirtaş’ın açıklamarı zira bu yönde: “ Devlet İmralı’daki görüşmelerde Öcalan’la bir yere geldi. Toplam 6 sayfalık ve her biri 2 sayfadan oluşan 3 başlıkta 3 ayrı protokol hazırlandı. Bu protokoller önce Kandil’e götürüldü. Kandil  bunlara ek bir madde ekledi. Protokollerin esasını bozmayan bir madde. Ve o haliyle onayladılar.  Protokoller, doğrudan silah bırakmayı, yani silahsızlanmayı da içeriyordu. Seçimden hemen önceki dönemden söz ediyorum. Anlaşma gereği protokoller hükümete de gidecekti. Hükümet de, biz bunun arkasındayız derse, Öcalan örgüte çağrı yapacak ve protokoller  kamuoyuna açıklanıp aşama aşama yerine getirilecekti. Belki yıllar sürecekti ama hedef silah bırakmaydı. İşte o noktada , Başbakan seçimden 5 gün sonra bu protokolleri tanımadığını söyledi heyete.”

İçişleri Bakanı’nın açıklamaları çok manidar. Bakan “Anlaşma yok, sizi yokederek özgürleştireceğiz” diyor. Bölgedeki sıcak gelişmeler bakalım kimi bitirecek kimi özgürleştirecek.

Evet başta Suriye olmak üzere bölge sürekli karıştırılıyor. İran’dan önceki son adım olarak gösterilen Suriye’de Libya tarzı bir müdahale gerçekleşiyor. ABD ve Batının desteklediği ve silahlandırdığı Suriyeli muhalifler ile Esat yonetimi arasında sert çatışmalar yaşanıyor. Türkiye’de eğitilen ve silahlandırılan Esat karşıtları ve MİT ajanları sınırı geçip eylemlerini yapıp geri geliyorlar. Bu arada Katar’dan yayın yapan El Cezire televizyonu Suriye hakkında Batı cephesi adına haberler yayıyor. Türkiye basını tıpkı Libya’nın işgali öncesinde olduğu gibi bu haberleri halka yayıyorlar.

Esat rejimin diktatör olduğu su götürmez. Ama Esat’ı yıkmak isteyen işbirlikçi güçlerin başında Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi rejimler geliyor. Amaç Müslümanların çoğunlukta oldukları bölgede ABD’ye kuvvetle bağlı rejimler kurmak, İran’ı ezmek ve İslamı silah olarak kullanarak Rusya’ya ve Çin’e kadar vurmak. Rusya ve Çin; ABD’nin bölgedeki kontrolü tümüyle ele geçirmesini engellemek için Suriye’ye müdaheleye karşı çıkıyorlar.

Esat’ın son dönemde yaptığı bütün uzlaşma çağrıları, ABD ve Türkiye tarafından yönlendirilen muhalifler tarafından reddedildi. Suriye’ye gönderilen Arap gözlemcilerin açıklamaları bile basında doğru dürüst yer bulmadı. Hatta daha açıklama yapılmadan heyet başkanın Suriye yanlısı olduğu iddia edildi. Çünkü raporda Esat karşıtlarının kirli dosyaları daha kabarık çıkıyordu.

Arap baharı denen gerici süreç Türkiye soluna karşı saldırılarla elele yürüyor. Son dönemde öğrenci gençliğe karşı operasyonlar yoğunlaştı. Böyle bir dönemde Hareketimiz bir süredir üstüste operasyonlara uğruyorken bazıları bulanık suda balık avlamaya karar vermişe benziyor. Hareketin lideri arkadaşa karşı yıllardır üstüste komplolar yaptıkları saptanmış, bu konuda defalarca özeleştiri vermiş, her seferinde kendilerini düzeltme şansı verilmiş olan kişiler zorluklarımızı istismar etmeye devam ettiler. Biz onları dostluk çizgisine çekmeye çalışırken onlar her fırsatta bize darbe vurmaya çalıştılar. Özellikle baskı güçleri tarafından afaroz edilmiş olan Hareketin liderini hedef alıyorlar. Hareketimizin kişi putlaştırmasına kaçınmak konusundaki yaklaşımını dahi istismar ediyorlar. Hareketimiz içinde bilgisi, yeteneği, deneyimi, davaya bağlılığı Direnişçiliği ile kendisini kanıtlamış olan yoldaşımızı kötülemeyi esas almışlar. Onun tarafından mağdur edilmiş geçiniyorlar.

Hareketin, kendisine ölümüne bağlı insanına azıcık sahip çıkmasını dahi kişi putlaştırmasıymış gibi göstermeye çalışıyorlar. Adeta Arap baharı denen  süreçten esinlenmiş gibi neredeyse liderini aldatmayı, onun dedikodusunu yapmayı ve hatta onu satmayı kişilikli davranış; ona arkadaşça bağlı olmayı ise şahsiyetsizlik sayacaklar. Bir zamanlar Mahirci gelenekten geldiğini iddia edenler Mahir Hüseyin Ulaş arkadaşlığı yerine Mahir’i satanların çizgisini seçtiler.

Bizde lidere sahip çıkmamak ve hatta ona düşmanlık etmek ne yazık ki çok oldu ama ne mutlu ki ayrıcalıklı liderler olmadı ve olmayacak. Bizde bu hareketin emekçileri oldu. Bizde lider demek Hareketin emekçisi demektir. Kişi putlaştırmasına karşı çıkmak ile liderini satmak birbiriyle taban tabana zıt yaklaşımlardır. Liderini satmak, mücadeleye öldürücü darbe vurmak demektir ve ayrıca bunun yanında ahlaksal olarak da çok kötü bir durumdur. Kendilerine her seferinde düzelme olanağı sunulmasına önayak olan arkadaşa karşı yaptıkları ne devrimciliğe ne demokratlığa ne de insanlığa sığar.

Yaşadığımız süreç net olarak gösterdi ki liderine sahip çıkamayan bir devrimci hareketin gelişme şansı yoktur. Kimse mağdur roller oynamasın, kimse içimizde ihanetin teorisini yapmasın. Biz birbirimizi satmayacağız ve sattırmayacağız, diye ant içtik.

 

Düşmanın saldırılarına ve bizi içimizden vurmaya çalışanlara karşı yoldaşlık ilişkilerimizi daha da güçlendirerek cevap vereceğiz.

Yaşasın Halklarımızın Kardeşliği!

Yaşasın Hareketimiz!

 


 

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir