Kuzey Kore-ABD Geriliminin Aslı

Ömer Yasin Öztürk

“Kuzey Kore’den istenen, balistik füze denemelerini ve nükleer silahlanma programını durdurması. Oysa Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu (BMGK) daimi üyesi beş ülke sahip oldukları bu silahlar sayesinde dünyanın geri kalanı üzerinde askeri ve siyasi tehdit oluşturabiliyor. Üstelik ABD nükleer cephaneliğini geliştirmeye devam ettiğini Twitter üzerinden ilan edebilecek kadar korkusuz. Yani nükleer silahlanmaya dair geliştirilen önleyici stratejiler nükleer silahlanmanın engellenmesinden çok, mevcut dengelerin korunması amacına hizmet ediyor.” gercek-kiyamet-senaryosu-kuzey-kore-abd-ye-nukleer-fuze-atarsa-ne-olur-1492941360

Adını askeri tatbikatlarla, füze denemeleriyle ve Batı medyasında çıkan sıra dışı haberlerle duyduğumuz Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, son olarak Amerika Birleşik devletleri ile yaşadığı Guam adası gerginliğiyle gündeme geldi.

Geçtiğimiz ay Kuzey Kore devletinin ABD’ye ait adayı vurmaya dönük askeri planlamalar yaptığını açıklamasıyla başlayan süreç, ABD başkanı Trump’ın yaptığı kışkırtıcı açıklamalarla dünya gündemine oturdu. Başta Güney Kore olmak üzere Amerika’nın bölgedeki müttefiklerinin çatışmaya dahil olmasıyla birlikte, karşılıklı askeri tehditler yerini uluslar arası ölçekte diplomatik hesaplaşmalara bıraktı.

Japonya’nın herhangi bir askeri çatışma durumunun gelişmesi halinde ABD ile hareket edeceğini açıklaması, Asya’daki politik dengelerde köklü bir değişim olmadığını yeniden ispatlar nitelikteydi. Zira Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yapılan açıklama bölgesel ölçekte Japonya, küresel ölçekte ise ABD ile giriştiği savaşımın gerektirdiği düzeyde sert bir tondaydı. Çin, çatışmanın Kuzey Kore tarafından başlatılması halinde tarafsızlığını koruyacağını, aksi halde Kim Jong Un yönetimini destekleyeceğini açık bir dille belirtti. Bu durum, Çin’in Kuzey Kore politikalarında geliştirdiği ılımlı tavrın devamlılığına işaret eder nitelikte. KDHC yönetimi Guam adasını vurma planlarının şimdilik ertelendiğini ifade etse de, süreci analiz etmek hem Kuzey Kore’nin politik arenadaki varlığını belirgin kılmak, hem de yeni öngörüler üretebilmek için faydalı olacaktır.

Öncelikle adayı vurmaya dönük planlamaların durup dururken açıklanmadığını söylemekle başlamak gerekiyor. Zira Amerika Birleşik Devletleri gerilimin tırmanmasından önce Kuzey Kore için yeni ekonomik yaptırımlar içeren bir tasarı hazırlayıp Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sundu. Tasarıda KDHC’nin deniz ürünleri ve maden ihracatına dönük engellemeler söz konusuydu.

Bu kısıtlamalarla birlikte, hali hazırda sınırlı ekonomik ilişkilere sahip Kuzey Kore ekonomisinin üçte iki oranında küçültülmesi hedefleniyordu. Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin KDHC vatandaşlarına ait çalışma izinlerini iptal etmesi de tasarının içerdiği maddelerden biriydi. Bu da diğer Asya ülkelerine işçi göndererek döviz stoklarını genişletmeye çalışan Kuzey Kore için başka bir kısıtlayıcı unsur olarak düşünülmüştü. KDHC için ölüm fermanı anlamına gelen bu tasarı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Çin ve Rusya’nın da olumlu oy vermesiyle birlikte oy birliğiyle kabul edildi. Diplomatik ilişkileri yalnızca Çin’le sınırlandırılmış olan Kuzey Kore, bu yaptırımlarla birlikte ekonomik olarak da izole edilmiş oldu. Birleşmiş Milletler tarafından gönderilen gıda yardımına muhtaç durumda olan ülke için, yeni yaptırımlar sonun başlangıcı olabilir.

Bu açıdan KDHC silahlı müdahale seçeneğini görünür ihtimaller arasında en somut olanı olarak yorumluyor. Guan adasının tercih edilmesinin sebebi ise ABD’nin bölgede stratejik öneme sahip bir hava üssüne sahip olması. Amerikan savaş uçakları bu bölgeden yakıt ve cephane ikmal edebiliyor. Bu sayede ABD Kuzey Kore için doğrudan tehdit oluşturuyor.

KDHC halkını sürekli açlıkla tehdit eden BM ve ABD için ise yaptırım paketleri önleyici savaş planının bir parçası. Kuzey Kore’den istenen, balistik füze denemelerini ve nükleer silahlanma programını durdurması. Oysa Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu (BMGK) daimi üyesi beş ülke sahip oldukları bu silahlar sayesinde dünyanın geri kalanı üzerinde askeri ve siyasi tehdit oluşturabiliyor. Üstelik ABD nükleer cephaneliğini geliştirmeye devam ettiğini Twitter üzerinden ilan edebilecek kadar korkusuz. Yani nükleer silahlanmaya dair geliştirilen önleyici stratejiler nükleer silahlanmanın engellenmesinden çok, mevcut dengelerin korunması amacına hizmet ediyor.

Uygulanan yaptırımlara rağmen KDHC’nin nükleer silahlanma programında herhangi bir kısıtlamaya gitmesi beklenmiyor. Üstelik batının uyguladığı kara propaganda ve ekonomik yaptırımlar krizi derinleştirerek savaş ihtimalini somutlaştırıyor.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir