METAL DİRENİŞİNİN HATIRLATTIKLARI

birlesik_meteal_is_grev_erterteleme_protestosu_04_02_2015-3A. Çağrı GÖKÇEK

Türkiye’de yıllardır önemli direnişlere tanıklık ediyoruz. 2000’li yıllarda aklıma gelen direnişler arasında Tekel, THY, Bedaş, Hey Tekstil ve Greif gibi örnekleri verebiliyorum. Bunlar aklıma ilk gelenler ve gözden kaçırdığım daha çok direnişi birlikte saptayabiliriz. Türkiye’de özellikle de AKP döneminde sermayenin vahşice sömürüsüyle karşı karşıya kalmaya devam ediyoruz. Bu süreçte işçi sınıfı, güvencesiz ve ağır çalışma koşullarından, açlık sınırına dayanan ücretlerden, modern kölelik olarak da nitelendirebileceğimiz taşeron sisteminden şikayet ederek üretimden gelen güçlerini kullanarak alanlara çıkıyorlar. İşçi sınıfının aslında ilk bakışta kendiliğinden geliştirdiği bu iradeyi bir türlü sürekli ve kalıcı başarılarla taçlandıramıyoruz. Bu noktada, sınıf mücadelesinde görev alan herkesin eleştiri-özeleştiri mekanizmalarını alçakgönüllü ve samimi biçimde yürütmediğini düşünüyorum. Sendikal mücadelede üç farklı koldan bahsetmek doğru olacaktır. Birincisi, sendikayı var eden işçi sınıfının kendisi; ikincisi, sendikal mücadeleyi yürütmeye çalışan sendika yöneticileri ve üçüncüsü ise işçi sınıfına sınıf bilincini götürerek Türkiye ve dünya halklarının özgürleşmesinin tohumlarını atmakla yükümlü devrimciler. Üç tarafın da tam bir uyumla hareket ettiği bir direnişe rastlamak son dönemlerde az rastlanır olmuş durumda. Metal direnişinde de şimdiden özellikle de grevin yasaklanması sonrası eleştiriler başlamış durumda. Metal grevi, bizlerin önüne koyması gereken ve bir an önce de çözülmeyi bekleyen bazı sorunları tekrar hatırlatmışa benzemektedir. Bu sorunlar arasında, sendikaların bürokratik yapılarından bir türlü kurtulamayışları birinci sırayı tutuyor. Ayrıca, devrimcilerin sınıfa teslim olmuş görünüşleri ciddi bir eleştiriyi hak etmektedir. İkinci problemin bir sonucu olarak da değerlendirebileceğimiz bir başka sorun ise şudur: İşçi sınıfı giderek ekonomizm batağına doğru itilmektedir. İlk olarak Türkiye devrimcilerinin sınıfa teslim olmuş ruh hallerini gözden geçirmek gerekiyor. Devrimciler, Türkiye’de bağımsız bir güç odağı olmayı bir türlü başaramıyorlar. Bu eksikleri, onları, sınıf mücadelesinde giderek kitle hareketine teslim olmaya itmektedir. Devrimciler, düzenin gelmiş olduğu noktayı yakalayamadıklarından ötürü işçi sınıfını sosyalist mücadele etrafından örgütlemekte güçlük çekiyorlar. Sosyalizmin sınıfın özgürlüğü açısından tek çözüm olma özelliği, sınıf içerisinde yeterince meşruiyet kazanamıyor. Bu meşruiyeti kazandıracak olan işçi sınıfının kendisi değildir. Bu meşru mücadelenin arka planında devrimci örgüt ve onun sınıfsal formasyonu taşıyan militanları olmak durumundadır. Devrimciler, günümüzde sınıfsal anlamda burjuvazinin gelişim evrelerini iyi bir şekilde analiz etmeyi başaramıyorlar. Bu yetersizliği, siyasal, sosyal, kültürel gelişmelerdeki geri kalmışlıklar da izleyince ortaya kaotik ve savruk bir hareket çıkmaktadır. Devrimcilerin işçi sınıfıyla bağını geliştirebilmesi için mutlaka ciddi bir düzen tahlili geliştirmesi ve bu tahlile uygun somut adımlar atması gerekmektedir. Bu adımlarla birlikte birazdan sözünü edeceğimiz bürokratik sendikalara yaşam şansı tanınmaz. Bu adımlarla birlikte işçi sınıfı üzerindeki ekonomizm alışkanlığı terk edilebilir. Devrimcilerin siyasal mücadelenin her alanını sınıf mücadelesini geliştirmek adına kullanabilmesi gerekir. Şu an bu durum örgütlerin bazen tercihleri, bazen de imkansızlıkları neticesinde tam olarak hayata geçirilememiş durumdadır. İşçi sınıfı ve devrimci hareket arasındaki bu diyalektiğin bir an önce kurulup yola emin adımlarla devam edilmesi gerekmektedir. İkinci olarak sendikaların bürokratik yapılarının ciddi bir eleştiriye ihtiyacı olduğunu birtakım kötü deneyimlerden tespit etmekteyiz. Aklımıza en yakın zamanda gerçekleşen Greif işçilerinin direnişi gelecektir. Bu direnişte sendika sözün doğru tabiriyle “işveren” adına çalışmaktan kendini alamadı. İşçilerin iradesini yok sayıp direnişi çeşitli taktiklerle kırmaya çalıştı. Fabrikalarını işgal eden direnişçilere sahip çıkmadı. Greif direnişi sendikaların bürokratik mekanizmalarını ciddi bir şekilde ortaya seren bir örnek olmuştur. Bu direniş örneğinin yanı sıra, THY direnişinde de işveren direnişi kırabilmek adına işçiler arasında hizbe başvurmuş kendi sarı sendika yönetimini başa getirerek direnişi sonlandırmıştı. Buna benzer birçok örnek tarih sahnesinden bulup çıkarmak mümkündür. Burada önemli olan nokta şudur: Sendikaların günümüzde önemli bir rant merkezi haline dönüşmesi ve işçi sınıfının bu yöneticilerin hegomonyası altında örgütlü iradelerini sergileyememesidir. Sınıfın yasal alandaki temsilcisi konumundaki sendikalar, sınıftan ayrı hareket etmeye yüz tutmuş durumda. Bu durum, çoğu kez sendika-işveren çemberinin kırılmasını zorlaştırmaktadır. Bu çemberin kırılmasında önemli bir rolü olması gereken devrimcilerin zayıflığı da bu çemberin giderek sağlamlaşmasına katkı sunmaktadır. Greif direnişinde bu çember bir nebze kırılabildi. Bu anlamda, Greif direnişi sendikalizm batağından kendini soyutlayabildi. İşçi sınıfının söz hakkını elinde tekelleştirmeye çalışan sendika bürokratları , çoğu zaman sınıf hareketinin dinamizmi karşısında engel olmayı tercih ettiler. Bu engelin Greif gibi örneklerle teşhir edilmesi ve patron sendikalarının sınıf mücadelesindeki yerleri herkesçe bilinmelidir. Ekonomizmin dünyada hüküm sürdüğü bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde, devrimci bir sınıf mücadelesi örgütleyebilmek adına devrimcilerin sınıfla doğrudan bağ kurmaları gerekmektedir. Bu bağın karşısındaki en önemli engellerden bir tanesi olan patron sendikaları, gayrimeşru bir zemine itilmek zorundadır. Bu da ancak, devrimcilerin kendilerini yenilemeleriyle mümkün olabilir. Bugünkü mevcut durumlarıyla sendikalizm tehdidini ortadan kaldırabilecek bir irade koymaları pek mümkün değildir. Metal grevinin yasaklanmasından sonra ilgili sendika olan Birleşik Metal-İş bazı çevreler tarafından eleştirildi. Bu eleştirilerin doğruluğu konusunda bir fikir beyan etmem öznel durumumdan ötürü pek mümkün değildir. Ancak, şunu söyleyebilirim ki kendiliğinden bir sınıf mücadelesi verilen ülkemizde teslimiyet durumu son bulmadıkça en ufak sorunlarda mücadelenin aksaması hatta sönmesi kaçınılmaz olacaktır. Değineceğimiz son nokta, işçi sınıfının mevcut durumudur. İşçi sınıfı giderek rekabetçi bir eğilime sürüklenmektedir. Dünya düzeninin sürekliliği adına işçi sınıfının elindeki tek metaını yani emek gücünü pazara sunması olmazsa olmazdır. Patronla kurulan bu alışveriş, sonuçta patronun işçinin emek gücünü belirli bir süre zarfında sömürmesiyle sonuçlanır. Bu eşitsiz alışverişten doğal olarak işçi sınıfı zararlı çıkacaktır. İşçilerin yeni dönemdeki görülür eğilimi, bu emek sömürüsünün dezavantajlarını olabildiğince minimize etme yönündedir. Maaş zammı talepleri, sağlıklı ve güvenceli çalışma şartları isteği, kadrolu ve sigortalı çalışma istekleri bu eğilimle birlikte ön plana çıkmaktadır. Bu talepleri küçümsediğimiz kesinlikle anlaşılmamalıdır. Buradaki asıl sorun işçilerin rekabetçi ve bireyci bir zihniyetle hareket ederek iktisadi mücadele içine hapsolmayı tercih etmeleridir. Tabi ki bu durumlarının faturasını sınıfa kesmek hakkaniyetsiz olacaktır. İşçi de sonuçta bir meta sahibidir ve birikim hedefler. Bu temel tanımlamanın sosyalist örgütlemelerin hakim olduğu bazı örneklerde de hemen aşılamadığı görülmektedir. İşçilerin siyasal bir bilince ihtiyaçları vardır. Siyasal bilinç taşımayan bir işçi, sıradandır. Sıradan bir işçinin veya bir işçi sınıfının dünyayı özgürleştirecek olan komünizm mücadelesini içselleştirmesini beklemek olanaksızdır. Türkiye’de yaşanan uzun soluklu direnişlere baktığımızda siyasal bilincin işçiler içinde olumlu bir biçimde yaygınlaştığı sonucuna varmak mümkündür. Uzun soluklu direnişler, sınıfın doğal önderlerini yaratmaya adaydır. Bu direniş deneyimlerinin iyi bir şekilde tahlil edilmesi ve geleceğe dair planlamalarda dikkate alınması zorunludur. Türkiye’deki sınıf mücadelesinin geleceği, dinamik ve üretken devrimcilerle siyasal bilinci içselleştirmiş bir işçi sınıfının ortaklığında yatmaktadır. Toparlamak gerekirse kitlesel bir metal direnişinin başlarındayken Türkiye Devrimci Hareketinin öznel durumunu ve işçi sınıfının siyasallaşması önündeki engelleri gözden geçirmek önemli olacaktır. Bu engellerin tarihsel deneyimlerden bağımsız aşılamayacağı akılda kalmalıdır. Sendikalizm batağına sürüklenmeye çalışılan işçi sınıfı, devrimcilerin de gayretleriyle küllerinden doğmaya adaydır. Bu süreçte devrimcilerin, hata yapmadan korkmadan sınıfla organik bağı kurmak için çabalaması zorunlu bir görevdir. Metal grevinin tüm yasaklamalara rağmen işçiler nezdinde meşruiyetini gözden kaçırmamaları gerekir. Bu direniş, devrimci hareket açısından bir başlangıç olabilir. Bu başlangıç, ileriki dönemlerde sosyalist mücadelenin ivmelenmesinin önünü açmaya adaydır. Devrimcilerin bu anlamda üzerlerinde ciddi bir sorumluluk vardır. Bu sorumluluk, teorik ve pratik yenilenmeden geçip düzenin hızına yetişmektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir