Metanın Fetiş Karakteri ve Bunun Sırrı- Kapitalist Toplumda Yabancılaşma

İnan KALOĞULLARI

“Kapitalizmde insan, genellikle kavrayış ve anlayışının ötesinde kalan acımasız yasalarla yönetilir. Yabancılaşan birey, kendisi gibilerin oluşturduğu topluma görünmez bir göbek bağı ile bağlıdır. Bu göbek bağı, kapitalizmin değer yasasıdır. Bu yasa, kişinin bugünkü durumunu ve geleceğini biçimlendirerek yaşamının tüm yönlerinde işler durumdadır” Che Guavera

130818111830

“Metanın Fetiş Karakteri ve Bunun Sırrı” başlığı Marks’ın Kapital adlı eserinde ele aldığı bir bölümün adıdır. Marks’ın Kapital’de ele aldığı meta fetişizmi bölümü günümüzün kapitalist toplumunda insan ilişkilerinin nesneleşmesiyle örtüşen bir konu olma özelliği taşıyor. Yaşadığımız toplumda insanların birbirlerini neden ve nasıl nesneleştirdikleri sorusuna, Kapital’in bu bölümünden yararlanarak cevaplar aranabileceğini düşünüyoruz.

Bizler yaşamda insanın özne olduğunu sanırız fakat gerçekte ise metalar öznedir, biz de metaların piyasadaki ilişkilerine bağımlı olarak hareket eden nesneler oluruz. Meta dolaşımı piyasayı yaratır ve piyasa da, tanrı misali, toplumsal ilişkilerde en belirleyici güç haline gelir.

Bu süreçte insanlarda eşit, özgür ve inisiyatifli bireyler oldukları hissi oluşur. Bir yere bağlı kalmaksızın istediğimiz yerde çalışabiliriz. İstediğimiz yerden alışveriş yapabilir ve istediğimiz yerde yaşayabiliriz. Kiminle ilişki kuracağımız, kimi dost edineceğimiz, hangi okulu okuyacağımız kendi isteğimize bağlıymış gibi görünür. Sistem bu açıdan insanın diğer insanlar karşısında eşit ve özgür bireyler olduğunu duygusunu verir. Fakat bu eşitlik ve özgürlük anlayışı aslında meta alıcılarının ve satıcılarının eşitliği ve özgürlüğüyle sınırlıdır.

Piyasa düzeni, insan ilişkilerini kalıba döken bir hukuk, ahlak ve akıl oluşturur. Dahası metaların sahipleri olarak piyasada girdiğimiz ilişkiler bize tek akılcı ve normal ilişki gibi gelmeye başlar. Başka bir ilişki tarzının insanlar arasında oluşmasını düşünmek bize hayal ürünü düşünceler olarak görünür. ”Rasyonal” düşünmenin, akılcı olmanın en uygun davranış olacağını düşünürüz. Koşullara ayak uydurma güdüsü yoluyla insanlaşmak yerine metalaşmış insanlar haline geliriz.

Marks’ın meta fetişizmi bölümünde anlatmaya çalıştığı şey işte bu yabancılaşma sürecinin ürünü metalaşmış insan ilişkileridir.

Fetişizm kavramını ilk kez bir Fransız edebiyatçı eski çağlarda yaygın olarak görülen puta tapınmayı açıklamak için kullanmış. Fetişizm var olan bir şeye doğa üstü güçler atfetmek anlamına geliyor. Maddi bir varlığın olağanüstü bir gücü olduğuna inanılması ve bu güce o doğrultuda anlamlar yüklenmesi olarak da yorumlanabilir.

Marks’ın anlattığı meta fetişizmi konusunu ilk okuduğumuzda kafamızda genellikle “tüketim çılgınlığı” çağrışabilir. Tüketim çılgınlığı, tüketmeye alıştırılan insanların, ihtiyaçları olmadığı halde pahalı eşyalar alarak vb. insanların marka ve moda tutkunu insanlara dönüşmesi olarak yorumlanabilir. Konuya biraz eğildiğimizde Marks’ın anlatmaya çalıştığı şeyin bu olmadığını rahatlıkla görebiliriz. Tüketim çılgınlığı elbette sahip olmak istediğimiz bir çok metaya gereksiz anlamlar yüklememiz anlamına geliyor fakat Kapital’de anlatılan meta fetişizmi çok daha geniş bir konudur.

Meta fetişizmi metanın gizemli bir karakter alması demektir. Burjuva toplumunda değerin, fiyatın ve karın kaynağının anlaşılmasındaki güçlükler işte bu meta fetişizminin sonucudur.

İnsan emeğinin ürünü metalar, fetiş veya gizemli karakterlerini başlangıçta çok masumane görünen değişim sürecinde alırlar. Değişim, kural olarak eşit değerler üzerinden yapılmıştır. Mesela piyasada bir kilo fasulyenin fiyatı 3 kilo patatesin fiyatına eşitse yani 1 kilo fasulye = 3 kilo patataes ise bu ilişkide 1 kilo fasulyeyi üretmek için gerekli emekle 3 kilo patatesi üretmek için gereken emek birbirine eşit demektir. Eşit değerler, bu anlama gelmektedir. Dolayısıyla bu değişimde burjuva ahlakı çerçevesinde gayet adil bir iş yapılmaktadır. Birbirini kandıranlar elbette olmaktadır ama bunlar münferit hadiselerdir. Sonuçta alım satımlar genelde metaların içerdikleri emek-zamanı üzerinden yapılmaktadır. İnsanların artan ihtiyaçlarını karşılamak için çok yararlı görünen bu masumane değişim sürecinde değer, para, fiyat ve piyasa oluşmuştur.

Ancak bu süreçte insanlar insan olarak geri plana düşmeye metalar ön plana çıkmaya başlamıştır. İnsanların üretim sürecinde aralarında kurdukları ilişkilerden oluşan değer, fiyat, piyasa insanları denetim altına almaya başlamıştır. Başlangıçta adil bir değişimin aracı görünen para giderek zenginliğin kaynağı görülmüş, bu da insanlarda sınırsız bir para biriktirme hırsı yaratmıştır. İnsanın çalışma gücü de meta haline gelmiş ve böylece ücretli işçilik ortaya çıkmıştır. Kapitalist işçiyi sömürüyor olduğu halde metanın gizemli karakteri yüzünden bu sömürü insanlara adil bir değişim gibi görünmüş, insanlar kar adı altındaki sömürüye, paranın para kazandırması gözüyle bakmışlardır. Özünde emek zamanına denk düşen değeri yansıtan fiyat, meta dolaşımının gelişmesiyle giderek değerden bağımsız bir nitelik kazanmış ve emek ürünü olmayan toprak, manzara, şelale, deniz, şan, şeref gibi şeyler de fiyat yoluyla değer kazanmış görünmeye başlamıştır. Her şeyin temeli eşit emek ürünlerinin adilce değişimine bağlı göründüğü halde işler gitgide bambaşka hal almış ve burjuva düşünürler para, fiyat, kar konularında yanılgı üzerine yanılgıya düşmüşlerdir.

Meta fetişizmi insanlarda kapitalizmin insan doğasına en uygun ve en mantıklı toplum olduğu sonucunu yaratmıştır. Bilimler hala meta fetişizminin damgasını taşırlar. Burjuva eşitlik, özgürlük ve bencillik anlayışı meta fetişizminin damgasını taşırlar. Hatta meta fetişizminin etkisi altındaki ütopik sosyalistler ve küçük burjuva sosyalistleri kapitalist sömürüye karşı mücadele ederken piyasa düzenine özgü eşitlik, özgürlük ve bireycilik kavramlarından kurtulamamışlar, meta üretimini koruyarak kapitalizmin yol açtığı kötülükleri ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Reel-sosyalizmdeki maddi motivasyon araçları meta-fetişizminin damgasını taşırlar.

Özellikle reel-sosyalizmin çöküşünden sonra meta fetişizmi güç kazanmıştır.

Marks’ın Kapital’de ele aldığı “Metanın Fetiş Karakteri ve Bunun Sırrı” başlıklı bölüm ilk bakışta Kapital’in diğer bölümlerinden farklı bir yerde duruyormuş gibi görünebilir. Çünkü bu bölümde gördüğümüz tartışmalar önceki bölümlerde gördüğümüzden biraz daha farklı. Bu bölümde önceki bölümlerdeki gibi çok belirgin bir ekonomi politik tartışması göremiyoruz. Örneğin; metanın analizi, emek-zaman kavramı, metanın kullanım ve değişim değeri yada somut-soyut emek kavramı ve paranın analizi gibi formüller üzerine tartışmalar bu bölümde doğrudan yer almıyor. Kapitalin bu kısmında her ne kadar Marks’ın daha önce açıkladığı kavramlara doğrudan değinilmiyorsa da, meta fetişizmi bölümü önceki konulardan koparılmayacak bir bölümdür. Kapital’in ilk baskısında bu bölüm, kitabın 3. kesimiyle birlikte ayrı bir ekte yer alırken, daha sonraki 2. baskıda ise Kapital’e eklenerek öylece kalmış. İlk bakıldığında Marks’ın burada iktisattan biraz uzak kaldığı ve konuyu edebi bir çerçevede açıklamaya çalıştığı düşünülebilir. Fakat gerçekte ise meta fetişizmi bölümü diğer kavramlarla iç içe olan bütünlüklü ve çok önemli bir bölümdür. Bazı kaynaklar bu bölümün Marks’ın değer teorisinin merkezini oluşturduğunu söyler.

“Marks’ın Kapital’i için klavuz” kitabının yazarı olan David Harvey, meta fetişizmi bölümünün Kapital’in ilerleyen bölümlerinde de genellikle üstü örtülü bir şekilde karşımıza çıktığını belirtir.

Meta fetişizmi ilk bakışta kapitalizme özgü bir kavram gibi görünür. Ama metaların insan yaşamını ve insan ilişkilerini belirliyor olması özel mülkiyete dayalı toplumların ilk zamanlarına kadar dayanır. Metaların kendi aralarındaki mübadeleleri, mübadelenin ilk geliştiği zamanlardan itibaren insan ilişkilerine etki etmeye başlar. Özel mülkiyetin ilk geliştiği zamandan itibaren doğan ve giderek gelişen, metaların piyasa aracılığıyla insanlarla kurduğu “meta-insan ilişkisi”, kapitalizmde daha evrensel hale gelmiştir.

”Herkesten yeteneğine göre ve herkese emeğine göre” bölüşüm ilkesinin benimsendiği sosyalizmde de meta fetişizminin damgasını taşıyan burjuva eşitlik anlayışını görürüz. Çünkü sosyalist toplumda da insanların motivasyonları burjuva bireyciliğin etkisi altındadır. Bu anlayış ”Herkesten yeteneğine göre herkese ihtiyacına göre” bölüşüm ilkesiyle aşılacaktır. Bu aşamada insan ilişkilerinde meta üretimine dayalı soğuk çıkar hesapları yerine sevgi ve ahlaksal sorumluluk öne çıkacaktır. İnsan ilişkilerinde meta üretimine özgü işbirliğinin yerini de dayanışma alacaktır.

Marks meta fetişizmi bölümünde sadece kapitalist toplumdaki yabancılaşmayı açıklamakla kalmıyor, bu yabancılaşmanın nasıl aşılacağı ve yeni bir toplumun nasıl kurulacağına dair bir öngörüde de bulunuyor. Yeni toplumun ancak metaların yönettiği toplumsal ilişkilerin aşılmasıyla kurulacağına işaret ediyor. Marks’ın tartışmalarının bir eylem klavuzu yaratmaya dönük olduğunu düşünürsek, meta fetişizmi bölümünü soyut ve pratikten kopuk olarak ele almak, Marksist çerçevenin dışına çıkmak anlamına gelir.

Metaların Fetiş Karakteri adlı bölümün önemine Kapital okuma çalışmamızın koordinatörü olan Hamza Yalçın dikkatimizi çekti ve her zamanki ısrarlı çabasıyla üzerinde tartışmamızı sağladı. Hamza Yalçın konuyla ilgili olarak bize Che Guevara’nın geliştirdiği meta-insan kavramını, ”değer yasasına görünmez göbek bağıyla bağlı olan meta-insan” kavramını taktim etti. Yalçın burjuva toplumunu anlamak için “meta-insan” kavramından çok “meta-insan ilişkileri (metalaşmış insan ilişkileri)” üzerinde yoğunlaşmak gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım odağına bireyi değil de insan ilişkilerini almaktadır. Yalçın burjuva toplumunu aşmanın yolu olarak ise yeni-insan ilişkilerinin yaratılması üzerinde yoğunlaşmayı savunuyor. (Bu konuda bakınız: Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz, sayfa 32-43).

One comment on “Metanın Fetiş Karakteri ve Bunun Sırrı- Kapitalist Toplumda Yabancılaşma

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir