MİHRİ BELLİ

Hamza YALÇIN

Genellikle ben onu arardım. Bir gün bana telefon açtı. “Gönderdiğin para için teşekkür ederim” dedi. “Hocam bir yanlışlık olacak” dedim. “Sana mı inanayım elimdeki belgeye mi: Bak burada Hamza Yalçın Mihri Belli’ye şu kadar para yollamış yazıyor!” Mihri Abi bana para yollarken dalgınlıkla gönderen ile alacaklının adreslerini karıştırmış ve hatasına gülüyor, beni de ortak ediyordu. Mihri Abi şakacı insandı. Fedakar bir insandı o. Türkiye’ye mücadele etmeye gideceğim dönemde, bana başkaca yardımları yanında para da yollamıştı. Belli ailesi o yaşlarında (Mihri Abi o zamanlar 70’lerinde Sevim Abla ise altmış küsur yaşlarındaydı) Stockholm kentinde gayet tutumlu, mütevazı bir hayat sürdürüyorlar, kendilerini geçindirebildikleri gibi devrimci harekete de mali anlamda yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Ben para istememiştim, kendisi yollamıştı. Devrimci mücadeleye Harp Okulu öğrencisi olarak katılırken önümüzdeki insan Mihri Abi’nin çevresinden gelen bir sınıf arkadaşımızdı. Biz kısa süre sonra Mahir Çayan’ın görüşlerini benimseyerek ayrılmıştık ama dostluğumuz hiç bozulmamıştı. Mihri Abi ile şahsen ise 1980 yılında Sağmalcılar Cezaevi’nde karşılaşmıştık. Silah yakalatmış, ondan yatıyordu. Biz kendisini sık sık ziyaret ediyor ve ona genellikle Mahirler ve Denizler hakkında soruyorduk. 12 Eylül yıllarında Türkiye solunun dünü hakkında daha geniş bilgi edinmek isterken Mihri Abi ile bir kez daha karşılaşabilmek benim için hayal görünüyordu. Hayat denk getirdi ve yurt dışına çıktığımızda Mihri Abi ile aynı ülkeye düştük. Amacımız bir an önce Türkiye solu ile bağlar kurarak Türkiye’ye dönüp mücadele etmekti. Solun birliği için uğraşıyorduk. Ama Mihri Abi’yi aramak gibi bir düşüncemiz yoktu. Her ne kadar solun daha geniş çevresi ile tanışmış olsak da birlik anlayışımız THKP-C solu denen örgütler, çevreler ve insanlarla sınırlıydı. Mihri Abi’ye, Stockholm’e yaptığım bir ziyaret sırasında uğramıştım. Aklımda sadece görüşmek ve ona bazı sorular sormak vardı. Türkiye Solunun Yakın Geçmişi ve Bugünü adlı bir de broşür yazmıştım. Onu da Mihri Abi’ye sunup görüşlerini almak istiyordum. Broşürü takdim ettiğimde elinde tutup şöyle sorduğunu hatırlıyorum: “Tut ki burada yazılanları kabul ettim, o zaman sen mesela Türkiye’ye gidip mücadele eder misin?” Kabul edeceğini sanmadığımı belirttikten sonra; “Ben zaten Türkiye’den tekrar dönmek üzere gelmiştim” dedim. “O zaman seninle bir şeyler yapabiliriz” dedi. Hiç hazır değildim. Zaten o da düşünmemi istedi. Yaşı 70 civarındaydı ama çok zinde ve heyecanlı görünüyordu. Kürt meselesinde ve solun durumu hakkında o sırada çok yakın şeyler düşünüyorduk. Genelde Mihri Abi’nin mültecileşme dediği bir çürüme vardı. Sol hareket aynı zamanda liberalizmin eline düşmüştü. Yeni çıkış yapmış olan Kürt Ulusal Hareketi’ne karşı düşmanlık vardı. Evden bir an önce çıkmayı istiyordum, çünkü bana çok samimi gelen ve çok saygı duyduğum o insanların karşısında hata yapmaktan korkuyordum. Evden çıktıktan sonra görüşmenin etkisi otobüste iken hala üzerimdeydi. Sanki Belli ailesi beni gözlüyordu. Stockholm’e trenle uzun süren bir mesafede oturuyordum. Yolculukta kolay uyuyabilen bir insan iken dönüş yolculuğum uykusuz geçti. Sürekli düşündüm. Sonra evden telefonla Mihri Abi’yi aradım ve “Tamam Hocam” dedim. Görüşme ve yazışmalara başladık. O sırada bir yandan anılarını yazarken diğer yandan çeşitli çalışmalar içinde olan Mihri Abi mektuplarıma çok süratli yanıt yolluyordu. İleri yaşına rağmen diriliği, dinamizmi, çalışma disiplini ve görüşmelerine verdiği önem beni çok etkilemişti. O yıllarda yurt dışındaki müthiş çürüme ortamında Mihri Abiler aynı zamanda büyük bir manevi destek idiler. Bizler Üçüncü Yol Davası adı altında yargılanan çevre olarak dışarıda sayıca az olmakla birlikte gayet diriydik. Çoğumuz Türkiye’den yeni gelmiştik. Tekrar yasadışı yollardan gidip mücadele etmeye can atıyorduk. Mihri Abi’nin o yıllarda yazmış olduğu Mültecileşme Üzerine adlı makalesi duygu ve düşüncelerimizi ifade ediyordu. Sonuçta yeni bir örgütlenme oluşturmak için Mihri Abi ile anlaştık. Sonra Türkiye’ye gitmek konusu geldiğinde Mihri Abi hep gönüllü olduğunu ifade etti. Her seferinde karşı çıktım. Yapılacakları kendim de yaparım, diye düşünüyordum. Biz varken onun gitmesi hiç doğru olmaz diye düşünüyordum. Mihri Abi ile anlaştıktan sonra meseleyi arkadaşlara açmıştım. Görüştüğüm arkadaşların hepsinin karşı çıktığını hatırlıyorum. Hepimiz Mahir Çayan’ın yazıları arasındaki “Aydınlık Sosyalist Dergi’ye Açık Mektup” adlı makalenin duygusal etkisi altındaydık. Israrlı davrandım ve Mihri Abi ile anlaşmamızı savundum. Arkadaşlar da zamanla benimsediler. Hareketimiz Üçüncü Yol adı verilen çevrenin görüşleri ile Mihri Abi’nin görüşlerinin bir sentezi olarak oluştu. O zamanlar Gorbaçov başta idi. Mihri Abi Sovyetler Birliği’nin çizgisine yönelikeleştirilerime kızıyordu. Ama bu sorun birliğimizi etkilemedi. Nihayet Romanya Olayları ve Sosyalizmin Sorunları adlı makaleyi yazdığımda (Müslüm Yalçın adıyla 1990 yılında yayınlanmıştı) Mihri Abi beğenisini ifade etmişti. Yeni kurulan Hareketimizin Liderine bağlı bir tutumda çalıştığıma inanıyorum. Görüşlerimizi yazarken Mihri Abi’nin çalışmalarıyla bağ kurmak için özellikle çaba gösterdim. Onu saldırılara karşı savunmakta hiç duraksamadım. Polis sorgusunda dahi benim Mihri Belli’ye duygusal bağlılık içinde olduğumu söylediler. Oysa bir kez bile hakkında konuşmamıştım. Lidere duygusal bağlılığın yanlış olduğunu sanmıyorum. Yeter ki duygusal bağlılık devrimci eleştirel tutumun önüne geçmesin. Mihri Abi ile ilk önemli sorun ben cezaevinde iken çıktı. 1990 yılında Türkiye’de iken yakalanmıştım. Mihri Abi 1991 seçimlerinde Perinçek’in partisini desteklediğini yazmıştı. Söz konusu haberin yazılı olduğu dergiyi PKK’liler şaşkınlıkla getirmişti. Çok üzülmüştük. Bu olay yazılarımızda THKP-C görüşlerini ön plana çıkarmamıza yol açtı. İkinci önemli sorunu ÖDP döneminde yaşadık. ÖDP’nin kuruluşuna MYK’ya bir üye vererek katılmıştık. Mihri Abi ise tüm Direnişçilerin ÖDP’ye katılmasını istiyordu. Kabul edilmeyince ayrıldı. İlişkiler dostluk düzeyinde devam etti. Kürt Ulusal Hareketi’ne eleştirilerimiz de Mihri Abi ile aramızı geriyordu. Mihri Abi’nin bu sorundaki davranışını tıpkı Sovyetler Birliği ve Gorbaçov konusundaki davranışına benzetiyordum. Hala da aynı fikirdeyim. Mihri Abi’yi başlattığımız Hareketi savunma konusunda biraz tereddütlü görmüştüm. “Sizin bizi savunmanıza gerek yok, biz sizi savunuruz” diyordum. Muhtemelen kendime çok güveniyor, başaracağımıza çok inanıyordum. İlk zamanlarda bizi dolaylı savunmasının daha etkili olacağına da inanıyordum. Samimiyetimizi, gayretimizi ve başarılarımızı gördükçe bizi daha aktif savunacağından kuşkum yoktu. Ancak umduğumuz gelişmeyi sağlayamadık. Bu durum sanıyorum farklı arayışlara yol açtı. Arkadaşlar Hareketin Lideri’nin Hareketi niye kamuoyunda savunmadığı hususunda beni sıkıştırıyordu. Bunu Mihri Abi’ye de ifade ettiler. Ancak Mihri Abi tutumunu değiştirmedi. Mihri Abi sanıyorum artık solda Kürt Ulusal Hareketi ile yakın ilişki içindeki legal parti girişimlerine önem vermekteydi. Perinçek’i Öcalan’a yakınlaşma içinde gördüğü için desteklemiş olduğunu sanıyorum. Daha sonra ÖDP ve SDP içinde de aynı tutumlarla davrandı. Biz birlik konusunda legal partiler içindeki gelişigüzel bir araya gelmelerin sağlıklı sonuçlar yaratacağına inanmıyorduk. Solun yapısal sorunları olduğuna ve o sorunlara cevap vermeyen birlik girişimlerinin başarısız kalacağına inanıyorduk. Solun birliği için etkin bir alternatif örgüt olması gerektiğini düşünüyorduk. Mihri Abi ile ilişkilerimiz SDP’ye katılmamızla birlikte çok bozuldu. Mihri Abi Hareketin SDP’de erimesini istiyordu. Kürt Ulusal Hareketi’nin güdümündeki bir legal particilik çizgisinde erimeyi kabul etmedik. Üstelik SDP liderlerinin bize karşı tutumlarını da çok yıkıcı buluyorduk. Mihri Abi artık Hareket’in disiplinsiz insanlarını Hareket’e ve bana karşı teşvik ediyordu. Bu yoldaki müdahaleleri içimizdeki çürümeyi ve yozlaşmayı derinleştirecekti. Bu yüzden ona karşı kırgındım ve ne yazık ki hala kırgınım.

1997 yılında generallerin yargıya müdahale etmeleri yüzünden ceza almıştım. Ama Mihri Abi yanlış hatırlamıyorsam o müdahaleyi olumlu gördüğünü açıklamıştı. Sanıyorum Öcalan da o süreçte müdahale hakkında bazı olumlu şeyler söylemişti. Mihri Abi 28 Şubat sürecinin solda giriştiği tasfiye ile ilgilenmedi. Yakınındaki bir insan olan benim ceza almam onu hiç etkilemedi. Bunu ağır ilgisizlik olarak görmüş ve hayal kırıklığına uğramıştım…

Mihri Abi solun birliğini istiyordu. Birliğin, liderlerin ve kadroların fraksiyonculuğu yüzünden sağlanamadığına inanıyordu. O, ilk ayrılığı genç devrimcilerin yani Denizlerin ve Mahirlerin 1960’lı yılların sonunda düşmanın oyununa gelmesiyle başlatıyor, daha sonra da “fraksiyonculuğun” solda kronikleştiğini düşünüyordu. Dediklerinde doğruluk payı çoktu ama bize göre solun bölünmeci karakterinin altında başkaca yapısal sebepleri göz ardı etme durumu vardı. Mesela solun “birlik” olduğu Rusya, Arnavutluk ve Çin örnekleri sadece sosyalist hareketin bölünmesine değil sosyalizmin çöküşüne bile yol açmışlardı. Mihri Abi’nin 1970’li yıllardan bu yana giriştiği birlik çabalarının hep başarısız kalmasını ve Mihri Abi’nin çevresini tüketmesini; onun solun bölünmüşlüğünün yapısal nedenleri üzerinde durmamasına bağlıyorum.

Mihri Abi Marksizm’in yaratıcı bir tarzda ele alınması gerektiğini belirtiyor kimsenin Marksist eleştirinin üzerinde olamayacağını belirtiyordu. Biz bu yaklaşımla Mihri Abi’nin görüş ve eylemlerine eleştirel gözle bakmaya çalıştık. Son dönemde ayrı düşmemizin bundan kaynaklandığını düşünüyorum.

 

One comment on “MİHRİ BELLİ
  1. ‎” Öncülük ” ile ” Öne Geçmek ” bu liberal çağın temel bir ideolojik hastalığıdır … !

    ÖNCÜLÜK : Salt hak ve hukuk savaşları vermek için değil ; bağımsızlık ; demokrasi & özgürlük (kurtuluş) davasını bir bütün olarak kavrar & yürütürken ; bu ana davanın gerçek tarihsel inisiyatifinin proleteryanın kendisinin olduğu bilinç merkezli bir duruş & bir yürüyüş gerçekleştirmek demektir … ! ÖNE GEÇMEK : Hak ; hukuk ; adalet … adına & için yapılırken ; sınıfsal olguları bulanık bir su gibi karışıktır … Bu meselede BİLİMİN TEMEL DEĞERLERİNİ VE BUNUN HAYAT İLE İLGİLİ OLAN EVRENSEL GERÇEĞİMİZİN TEMEL DEĞERLERİNİ değil ; kendisinin DEĞER YARGILARINI esas alır … ! …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir