ODAK: Başkanlık Referandumuna Yaklaşımımız

afiş en son

Aşağıda okuyacağınız yazı 10 Ocak tarihinde, henüz Anayasa Değişiklik Paketi görüşmeleri yeni başlamışken kaleme alınmıştır. Yazıdaki görüşler, başkanlık maddesinin de içinde bulunduğu paketteki birçok maddenin meclisten geçeceği ve referanduma sunulacağı olasılığı dikkate alınarak yazılmıştır. İyi okumalar dileriz…

ODAK

Kenan Evren cuntasının 1982 yılında düzenlediğine çok benzeyen bir referandum gündemde. Muhalefet fiilen yasak. Halkın gözleri, dilleri, elleri ve ayakları bağlı. Erdoğan halkı yönlendirmek için her türlü provokasyonu yapacak durumda. Erdoğan bu koşullarda yapılacak bir başkanlık referandumunda eğer halkın yüzde 95’inin oyunu alamazsa, demektir ki aslında çoğunluk ona isyan etmek istiyor.

O artık temelde baskı, terör ve korkutmayla yönetiyor. Erdoğan yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı ele geçirdi. Ordu, polis, istihbarat, yargı, bürokrasi, meclis ve muhtarlara varıncaya kadar tüm idare onun elinde. Baskıları aşarak seçilebilmiş muhalif belediye başkanları görevden alınıyor ve yerlerine hükümetin kayyımları atanıyor. Medyada aykırı söz edenlerin bir kısmı hapiste, sayısı çok az kalmış olan diğerleri ise sırasını bekliyor. Kapitalistler ya Erdoğan’ın yanındalar ya da ona karşı çıkmaya korkuyorlar. İşçi sendikaları onun elinde. Din onun elinde. Camiler, Diyanet ve tarikatlar ona çalışıyor. Milliyetçilik onun elinde. MHP ve Vatan Partisi bile ona çalışıyor. Mafya onun elinde. Bir eli IŞİD, El Nusra gibi uluslararası terör örgütlerinin içinde. Bu çetelerin Türkiye’de de güçleri var. Diğer yandan devlet olanaklarını kullanarak sivil kılıklı çeteler kurdurmuş. Rejimin çeteleri, milletvekili dövüyor, CHP Genel Başkanı’nı tehdit ediyor, hava alanı pistine rahatça girip kameralar önünde muhalif dövüyor ve kan-revan içinde bıraktıklarını televizyonlarda seyrettiriyor. Sokakta patlayan bombalar yüzünden halk büyük ölçüde korkutulmuş ve eve kapanmış.

Diktatör 15 Temmuz darbe girişimi gibi bir bahaneye kavuşmuş ki, hemen OHAL (Olağanüstü Hal) ilan etmiş ki on binlerce insanı işten atıyor, hapse tıkıyor, kafasına göre kanun hükmünde kararnameler çıkarıyor. Hiç bir padişah onun sahip olduğu güce sahip olmadı. Şimdi bu diktatörün kendisini yasal olarak başkan ilan etme gösterisini izliyoruz. Bu fırsatı sonuna kadar kullanıp başkanlığı ilan ederse eder, edemezse işi çok zor. Ekonomik kriz geliyor, diktatörlüğü bir an önce pekiştirip derinleştiremezse iktidarı çok zora girecektir.

Hayır ve Boykot Seçenekleri

Bu koşullarda yapılacak referandumda Erdoğan’ın kaybetmesi ihtimali düşüktür. Hareket tarzı olarak akla hemen iki yol geliyor. Birincisi halkın “hayır” oyu vermesi için çalışmak, ikincisi ise referandumu boykot için çalışmak.

Hayır, kampanyasının riski, rejimin kendisine meşruluk kazandırmasına alet olmuş duruma düşmektir. Erdoğan yarın çıkıp da “İşte gördünüz ki, herkes özgürce düşüncesini söyledi, kampanyasını yaptı ve ben kazandım!” diyebilir. “Hayır” kampanyasının bir riski de umudu ABD’ye ve Batılılara bağlamış olan CHP ve benzeri burjuva muhalefete hizmet etmiş duruma düşmektir.

Ama “Hayır” kampanyası diğer yandan kitlelerle iletişime girmeye daha çok olanak verecektir. Ayrıca demokrat kitle yarın çıkıp da biz devrimcilere “Siz insanları oy kullanmamaya teşvik ettiğiniz için gene Erdoğan kazandı!” diyebilirler.

“Boykot” kampanyası halkoylamasının sahte niteliğine daha uygun bir cevap olacaktır. Halka referandumu boykot çağrısı yaptığımızda Erdoğan’ın demokrasi gösterisine alet olmuş duruma düşmekten daha kolay kurtulabiliriz. Ayrıca bu yoldan “Hayır” kampanyası yürütecek olan burjuva partilerle karışmaktan da kurtuluruz.

Diğer yandan ise boykot kampanyası, solun mevcut gücüyle etkisiz kalacaktır. Kampanya Kürt kesiminde etkili olabilir ama Türkiye’de önemli bir etkisi olamayacaktır. Üstelik boykot durumunda devrimcilerin tutumu, sandığa bile gidemeyecek durumdaki apolitik insanların tutumuyla birbirine karışabilecektir.

Görüldüğü gibi her iki tavrın da kendilerine göre kuvvetli ve zayıf yanları vardır. Dolayısıyla “hayır” kampanyası yürütecekler de haklı gerekçelere sahiptir, “boykot” kampanyası yürütecek olanlar da. Bu noktada taraflar Erdoğan’ı bırakıp da birbirinin ne denli yanlış olduğunu kanıtlamaya yoğunlaşmaktan kaçınmalı; çalışmalarını birbirini etkisizleştirecek şekilde değil, birbirlerini mümkün olduğu kadar destekleyecek şekilde yürütmelidirler.

Referandumun adaletsiz yanını açığa vurmaya önem verilebilirse ve bir de devrimcilerin kampanyayı neyi isteyerek sürdürdükleri vurgulanabilirse o zaman “Hayır” kampanyasının sakıncaları azalacak ve faydaları da öne çıkacaktır. Haziran Hareketi’nin tutumunu bu anlayışla destekliyoruz. Bunun yanında Haziran Hareketi’ne bazı eleştirilerimiz var.

Odak Türkiye solunun Kürt hareketinden ve CHP’den bağımsız tutumda gelişmesini istiyor. Haziran Hareketi’nde yer almamızın en önemli sebeplerinden birisi budur. Ancak Haziran Hareketi bir yandan Kürt hareketinden ve CHP’den bağımsız bir hat geliştirmeye çalışırken diğer yandan Türkiye solunu CHP’nin solunda bir sosyal demokrasiye götürme hatasına düşmemelidir. Mesela bir kısım eylemleri eleştirirken Kürt hareketi karşısında polisleri “emekçiler” olarak sahiplenme tutumunu doğru bulmuyoruz. Haziran Hareketi içinde “toplumsal barış” söylemini de doğru bulmuyoruz. Haziran Hareketi küçük burjuvazinin var olan düzende huzur arama hareketi haline gelirse diktatörlüğe karşı etkili bir direniş yaratılmasına ve solun birliğine hizmet edemez.

Bugün insanlar yorgun ve çok insan gölgesinden korkar durumda ama aynı zamanda zulme karşı en çetin mücadeleye hazır on binlerce insan da var. Gençlikteki, emekçilerdeki, kadınlardaki direniş azmini ortaya çıkaracak yollar izlemek gerekiyor.

Bunun için sol hareketler olarak birbirimizi peşinen mahkum etmek ve dıştalamak yerine birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. Öfkemizi birbirimize yöneltirsek birbirimizi anlayamayız.

Biz Direnişçiler olarak Haziran Hareketi ile militan sol arasında duvar örülmesine karşıyız. Bu anlamda “Hayır” kampanyası içinde militan sol kesimlerle yan yana gelmeye önem verilmelidir. Ayrıca başkanlığa karşı çıkarken faşist saldırlara karşı tüm sol güçlerin birleşeceği öz-savunma sorununu da tartışmak gerekiyor.

Referandumu diktatörlüğe karşı haklarımızı ve özgürlüklerimizi savunacağımız ve bu yolda direniş gücü yaratacağımız bir platform haline getirmeliyiz. Erdoğan mutlak kazanacaktır diye bir şey de yok.

10.01.2016

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir