ODAK DERGİSİ’NDEN HDK (HDP) HAKKINDA AÇIKLAMA

Son seçimlere Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku olarak giren siyasi güçler gectiğimiz yıl Kongre hareketine dönüşerek yollarına devam etmişlerdi. Halkların Demokratik Kongresi adı ile sürdürülen birliktelik bu yılki genel kongrelerinde Halkların Demokratik Partisi’ne dönüştü.

Halkların Demokratik Kongresi ve Halkların Demokratik Partisi oluşumunda şu örgütler yer aldı: Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Demokrasi ve Özgürlük Hareketi (DÖH), Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Emek Partisi (EMEP), Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP)/ Yeşiller Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Köz, Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Türkiye Gerçeği, Sosyalist Yeniden Kuruluş Hareketi.

Oluşum, kendini ‘’Kongre, tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin; dışlanan ve yok sayılan bütün halkların ve inanç topluluklarının, kadınların, işçilerin, emekçilerin, köylülerin, gençlerin, işsizlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireylerin, göçmenlerin, yaşam alanları tahrip edilenlerin; aydın, yazar, sanatçı ve bilim insanları ile bütün bu kesimlerle mücadele yürüten güçlerin her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve insan onuruna yaraşır bir yaşam kurmak üzere bir araya geldiği ortak bir dayanışma ve mücadele zeminidir.’’ şeklinde tanımlıyor.

Kongre Hareketinin kendini tanımlama, amaç ve ilkeleri demokratik güçleri kapsama niyetiyle hazırlanmış. Biz HDK’yi Kürt ulusal hareketi etrafında ve onun liderliğinde bir birlik olarak görüyoruz ve Türkiye solunun ulusal hareketin yedeğinde gitmesine karşı olan, Türkiye solunun bağımsızlığını savunan,bir siyasal hareketiz. Bununla birlikte devrimci hedeflerimizi ve ilkelerimizi titizlikle gözetecek şekilde Kürt ulusal hareketi ve çeşitli siyasal güçlerle birlikte iş yapmak gibi bir düşüncemiz de var. Bu anlamda ortak hedef ve projeler temelinde çalışmalar yaratabileceğimizi düşündük.

Devrimci yenilenme yolunda Eğitim ve Dayanışma adını verdiğimiz hareketin dayanışmaya yaptığı vurguda ‘’ortak hedefler ve projeler’’ temelinde biraraya gelmek de var. Kongre Hareketi’ni yukarıdaki temel düşüncelerle kendi içimizde tartıştık. Onunla gözlemci statü ile bir ilişki kurmak istedik. Fakat bu adıma niyetlendiğimiz günlerde karşılaştığımız bir olay bizi bundan vazgeçirecek kadar etkiledi.

Daha öncesinde polisle işbirliği yapmış olması ve lümpenliği yüzünden içimizden atılmış bir şahsın, ilişkilerimizin kesilmesinden yaklaşık on beş yıl sonra Hareketimize ve aynı zamanda çalışmalarımıza önderlik eden arkadaşımıza Kürt ulusal hareketine dayanarak düşmanlık yürüttüğü gerçeğiyle karşılaştık. Durumu açıklayan yazılar için bakınız ( Odak, Agustos – 2012 / Odak, Ekim- 2012) O şahsın yaptıklarından çok Kürt ulusal hareketinin bu durum karşısındaki tavrı bizi çok rahatsız etti.

Söz konusu şahıs (ismi Hüseyin Kırlangıç’tır) Hareketimiz aleyhine derneklerde ve internette dağıttığı bir yalannamesinde Kürt ulusal hareketi içinde davrandığını ifade ediyordu. Hatta yalanname Kürt ulusal hareketi adına dağıtılmış görünüyordu. Değil itirafçıların yalan ve iftiralarına, devrimci siyasal hareketlerin PKK’ye ve Öcalan’a karşı eleştirilerine dahi nasıl kolay
öfkelendiklerini ve “tavır aldıklarını” bildiğimiz yurtsever arkadaşlar kendileri dışındaki güçler ve özellikle Türkiye solu söz konusu olduğunda nasıl böyle davranabiliyorlar? O şahıs bize karşı yaptıklarını benzer konumda biri kendilerine karşı yapsaydı Kürt ulusal hareketinden arkadaşlar nasıl davranırdı acaba? Öcalan’ın adı “sayın” sıfatı kullanılmaksızın anıldığında bile rahatsız olan arkadaşlar Türkiye solunda yiğitçe ve fedakarca mücadele eden değerlere, itirafçılık yapmış lümpenler tarafından, “kendileri adına, kendilerinin içinden” küfredildiğinde nasıl “kayıtsız” kalabiliyorlar; nasıl ağırdan alabiliyorlar; nasıl bir türlü karar alamıyorlar, biz anlayamadık! Bu yapılan Türkiye soluyla saygılı ilişki anlayışıyla bağdaşır mı; Denizlerin Mahirlerin mücadelesini savunmak iddialarıyla bağdaşır mı? Bu yapılan, Türkiye solunu dost görmek iddiasıyla ve demokratik mücadeleyle bağdaşır mı? Devrimci saflardan atılmış pis insanların fırsat bulmaları halinde devrimci hareketlere karşı düşmanlık yürütmeleri beklenmeyecek bir şey değil. Bizim asıl önemsediğimiz ise Kürt ulusal hareketi gibi dostunu ve düşmanını iyi seçtiğini iddia eden büyük bir siyasal gücün buna nasıl kolayca araç edilebildiğidir. Buna benzer bazı şeyleri daha önce de yaşamış ve çok rahatsız olmuştuk. Bunları bazı sol örgütlenmelerin benzeri olumsuz tecrübeleriyle birleştirdiğimizde düşünüyoruz: Bu, Kürt ulusal hareketinin Türkiye soluyla ilişkisinde bir eğilim olabilir mi? Hareketimizin geçmişi bilinmez değil; bu çalışmanın önde gelen insanı Hamza Yalçın’ın kırk yıla yakın militan mücadelesi de öyle. Kürt yurtsever hareketinin en zorlu zamanlarında yanında olmuş bir hareketiz. Dostluğumuzun karşılığı, yıllar önce Hareketimize zarar verdiği için içimizden attığımız bir insanı bize küfrettirmek mi oluyor? Kürt ulusal hareketi sık sık “Türkiye soluna elimizi uzatıyoruz”, der. böyle mi el uzatılıyor, böyle mi dostluk yürütülüyor? Nerede kaldı ortak devrimci değerlerimiz?

Bir insan, siyasal hareketin önderini tutuklattırmak için polisle anlaşıp onun hakkında yalan ifade veriyor. Mahkemeler o yalan ifadeye dayanarak Hamza Yalçın’a ceza veriyor. Kişi cezaevindeyken Direnişçilerin kaldığı koğuştan atılıyor. Kimse almadığı için PKK davasından yatan arkadaşların koğuşlarına gidiyor. Oradan Türkiye soluna karşı düşmanlık yürütüyor.
15 Yıl sonra Hareketimize düşmanlık yürütmekte, hakkımızda yalanlar yaymakta olduğunu farkediyoruz. Direnen insanlar hakkında “işbirlikçi”, “ahlaksız” ve “şoven” diyor. Hem de bunu Kürt ulusal hareketine övgüler dizerek, insanları Kürt ulusal hareketi saflarına çağırarak yapıyor. Arkadaşlar artık hangi nedenlerdense “kayıtsız” kalıyor, hatta kişiyi sahipleniyorlar. Görüşmeler yapıyor, durumu defalarca anlatıyoruz. Arkadaşlar suskun ve kayıtsız görünmeye devam ediyorlar. Sürekli ertelemeci davranıyorlar. Niye böyle davrandıklarını merak ediyoruz; arkadaşlar bu yoldan propagandalarının yapıldığına mı inanıyorlar?

Türkiye solunun devrimci değerlerini çok önemsiz görüyorlarsa hiç değilse kendi değerlerini düşünmeleri gerekmez mi? Dileriz Türkiye solunu güce tapan ve haksızlıklar karşısında duyarsız güçler olarak görmüyorlardır. Dileriz devrimcilerin onlara saygı ve güven duymaları için, güçlü olmalarının yeterli olduğunu sanmıyorlardır. Devrimciler açısından adaletsiz bir güç saygın bir güç değildir. Öyle olsaydı devrimciler en çok en büyük güçlere değer verirlerdi.

Kişiliksiz, çürük birinin başka bir siyasi çevrece kabul görmesi onların meselesi olabilir. Onların kendi hukukuna, kendi tasarruflarına bırakılabilr. Ama hiçbir siyasi yapı, bir itirafçının, arkadaşlarına ve davasına ihanet etmiş birinin, kendi arkasına sığınılarak mücadele tarihimizin dürenişçi yanını temsil eden kişiye, zarar verdiği kişiye ve örgüte karşı yalan ve iftiralar yaymasına sessiz kalamaz, kalmamalıdır. Bu anlamda karşılaştığımız saldırı, mücadelenin genelinedir aslında. Ortak demokratik değerler açısından hızla gerekli olan refleksin gösterilememiş olması çok acı bir durumdur. Gerekli refleksi göstermemek bir yana bu çürük şahıs korunup kollanacağından o kadar emin olmalı ki ikinci bir sövme yazısı daha hazırlayıp, hem elden hem de sosyal medya üzerinden dağıttı. Kendisini “Özgürlük hareketi” gören bir güç bu noktada yaralanmıştır.

Merak ediyoruz; polisle işbirliği yapmış olduğunu itiraf etmiş, hatta bu durumu belgeli lümpen bir insan kendisini Kürt ulusal hareketinden gördüğünü söylediğinde o şahıs Türkiye solundan devrimcilere tercih edilebilir mi? Zarar vermiş olduğu insanlara karşı iftira atmasına göz yumulur mu? Kendisini direnişçi ve direnenleri de işbirlikçi göstermesine destek verilir mi? Kürt ulusal hareketinin Türkiye solu hakkında PKK adına yalanlar yayılmasında, şaibe yaratılmasında ne yararı olabilir? Kürt ulusal hareketi itirafçıları Türkiye soluna saldırtarak ne kazanabilir?

Bugün Hareketimize ve Hamza Yalçın’a karşı yapılan yarın Türkiye solundan bütün siyasal hareketlere karşı yapılabilir. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Biz, arkadaşların durumu düşünmelerini umuyor ve onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Geleneksel sol zaaflarımızdan biri, tutarlı muhalif olamamaktır. Sıklıkla kullandığımız demokrasi ve özgürlük söylemlerinin gerçek değerleri üzerine oturması doğru ve adil olmaktan geçiyor. Ne yazık ki ezenlere özgü bir yaklaşımla güce dayalı anlayış ve güce dayalı ilişkiler esas alınıyor.Bu adaletsiz ve sömürü düzenine karşı tek alternatif, tek doğru birleşme yeri en güçlü olanın yanı olarak algılanıyor.

Halkların Demokratik Kongresi, kuruluşunu ilan ederken bu oluşumun ‘’Türkiye’nin ana muhalefeti ve AKP iktidarı karşısında bir direniş odağı olduğunu’’ duyurmuş, sonuç bidirgesi şöyle noktalanmıştı:’’ Henüz yeni bir dönemecin başındayız, eşitlik ve barış mücadelesi veren tüm öznelerle yürüyüşümüzün bir anında yollarımızın kesişeceğinden kuşkumuz yok”

Biz devrimcilere zarar vermiş itirafçı ve lümpen insanların devrimcilere küfretmesine arka çıkılarak “eşitlik ve barış mücadelesi veren öznelerle” buluşmanın mümkün olamayacağına inanıyoruz. Böyle şeyler solu ve toplumu kirletir ve kişiliksizleştirir. Mücadeleye zarar vermiş olan itirafçıların ve lümpenlerin  devrimciler aleyhine göz göre göre yalanlar yaymasına, hakaret etmesine destek olmak bir gücün bütün demokratik iddialarının samimiyeti hakkında çok haklı kuşkular yaratır. “Böyle şeyler münferit olaylardır, geneli bağlamaz” gibi sorunu küçük göstermeye çalışan bir açıklama yapılacak olursa çeşitli baskı ve adaletsizlik uygulamaları hakkında egemen güçlerden duyduğumuz açıklamaları hatırlar ve endişe duyarız. Devrimci ve demokratik mücadelelerin bir baskı ve adaletsizlik düzeni yerine başka bir baskı ve adaletsizlik düzeninin geçirilmesine varacak şekilde amacından sapmasına hiç bir vicdan sahibi insan razı olmaz. Karşılaştığımız durumun çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yukarıda tekrardan açıkladığımız mesele üzerine titizlikle düşünülmelidir. Bu anlamda Halkların Demokratik Kongre (Parti)sinden bir açıklama bekliyoruz.

Halk güçleri olarak birbirimize saygımız özde yer almadığı, güzel sözlerde kaldığı ve pratik tarafından geçersiz hale getirildiği sürece tek kerametimiz gücümüzdür, demiş duruma düşeriz.

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir