Öğrenilmiş Katliam

Rahmi Yıldırım sayfa-14

Çocuk, kadın, ihtiyar, üçü de anne karnında toplam 47 kişinin öldürüldüğü Mardin Zenkırt (Bilge) Köyü katliamı öğrenilmiş katliam ve şiddetin toplumsal köklerinin derinliğini bir kez daha gözler önüne serdi.. Dahası, “geleneksel aydınlar”ın entelektüel coğrafyalarının ne denli çölleştiğini, kanaat önderlerinin vicdanlarının vahşete ne denli açık olduğunu da gözler önüne serdi.

Katliamın ardından cinayet nedenleri olarak “kız meselesi”, “töre”, “aile içi düşmanlık”, “rant kavgası”, “toprak hırsı”ndan söz edilse de hiçbiri aile içi soykırımı açıklamaya yeterli olmadı. 1980’li yıllarda PKK’nin bu tür katliamlar yaptığı ve Abdullah Öcalan’ın “feodal köylü intikamcılığı” diye mazeret ürettiği bilinse de, son katliam PKK’ye mal edilse bile açıklayıcı olmazdı.

* * *

Katliama ümmetçi/ırkçı tezler

Katliamın nedenleri henüz tam olarak bilinmese de geleneksel aydınların ürettikleri tezler, egemen sınıf cephesindeki yarılmaya ve kutuplaşmaya uygun şekilde, Kürt coğrafyasındaki feodal kültürü aklama ya da vahşeti “barbar” Kürtlere mal etme olarak tezahür edip kutuplaştı.

Feodal kültürü aklamaya yönelik tez, en anlaşılır ifadesiyle İslamcı gazetelerin sayfalarında, özellikle Zaman gazetesi yazarlarınca dillendiriliyor. Örneğin Ali Bulaç’a göre, Marksist-sol romancıların betimlediklerinin tersine aşiret yapısı korkutucu olmadığı gibi genel anlamda olumlu rol oynamaktadır. “Sözgelimi, bireylerin güvenli ortama, ailelerin iç sosyal güvenliğe sahip olmasının ve suç oranlarının düşüş göstermesinin önemli sebeplerinden biri koruyucu aşiret yapısıdır. TV dizilerinde aşiret yapısının kötülenmesi, bölgenin tümümün ağır bir aşiret esareti altında yaşıyormuş gibi gösterilmesi; bölgenin tarihî, toplumsal ve aktüel gerçeklerini yansıtmadığı gibi, ‘bir tür bölgesel ırkçılığın yayılması’na da sebep olmaktadır.” (Zaman, 13 Mayıs 2009)

Zenkırt katliamının aşiret yapısı ve töreyle açıklanamayacağını savunan Ali Bulaç, Artuklu Üniversitesi’nin raporundaki “Teorik olarak şiddeti yaşama tarzımız, model alınarak öğrenilen bir deneyimi gerektirir. Böylece şiddet eyleminin öğrenileceği, toplumsal rol modellerinin kimler ve neler olduğu bulunmalıdır.” önerisine atıfta bulunarak, öğrenilmiş katliam için rol modelinin PKK katliamlarında ve devletin köy boşaltmalardaki tutumunda aranmasını önermektedir. (Zaman, 18 Mayıs 2009)

Keza Ali Ünal da cumhuriyet pratiğinin bölgedeki İslami dokuyu yırttığını öne sürerek, (bir tanıdığına atfen) katliam suçluları zincirinin son halkasına Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni dahi yerleştirmektedir. “28 Şubat, medreseleri de bitirdi. Hizbü’l-vahşetin de katkılarıyla özellikle Diyarbakır’da dinsizlik gelişti. Bölge halkı üzerinde müsbet etkileri olan Nakşîliğin gücü tüketildi. Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılmak için en fazla gönüllü Diyarbakır’dan çıkmıştı. Bu hususta büyük emekleri geçen önemli bir zat, ‘Şimdi aynı çalışmayı yapmam, kendim de gönüllü olmam. Artık küstük!’ diyor. Devlet, uygulamalarıyla halkı PKK’nın kucağına itti. Bölgede ÇYDD gibi kuruluşların da faaliyetleri mercek altına alınmalı. Bölgede görev yapan bazı resmîler de önemli kötülüklere sebep oluyorlar. Batman”a birkaç sene önce birden artış gösteriveren genç kız intiharlarının altında esasen bu kötülükler vardı. Kızlar kandırılıyor ve mağdur ediliyorlar. Sonra da intihara başvuruyor, aileler de olup biteni anlatamıyorlar. ETÖ iddianamesinde de yer aldığı gibi, bölgeden ‘ayartılan’ bazı kızlar, askerî şahısları ‘avlamak’ için kullanılıyor.” (Zaman, 13 Mayıs 2009)

İslamcı yazarlarının tezlerine en güçlü destek, hükümet yandaşı sözüm ona “liberal” kanaat önderlerinden gelmektedir. Örneğin İkinci Cumhuriyet projesinin yalancı peygamberi Mehmet Altan, katliamı cumhuriyet modernleşmesinin günahı saymaktadır: “Bilgeköy gerçeği… Bu ‘geri ve ilkel’ durum, ‘cumhuriyet modernleşmesinin’ iflasını sergilemekte… ‘Kemalist modernleşme efsanesinin’ ölüm ilanı gibi. AB projesi belki de bu nedenle, hiçbir zaman olmadığı kadar önem kazanmakta…” (Mehmet Altan, Star, 9 Mayıs 2009)

Geleneksel aydın camiasında, Kürt coğrafyasındaki aşiret yapısını aklayıp cumhuriyet modernleşmesini suçlu ilan eden tezin karşısına “köhne, geri, ilkel Kürt” tezi çıkarılmaktadır. Buna göre, katliam aşiret yapısından arınıp modernleşemeyen Kürtlerin kavimsel zaafiyetidir. “Yani, bizzat Kürtlerin iç bünyesindeki çok vahim bir yaradan cerahat toplamaktadır. (…) Kürt hareketi modern milliyetçiliğe özenirken dahi, yaşadığı Türkiye’nin modernitesinden kat be geri bir zeminden besleniyor. (…) Hálá hüküm süren ve son örneği Bilge köyü dehşetine yansıyan kavimsel zaafı Güneydoğu’nun geri kalmışlığıyla açıklamaya kalkışmak, ancak züğürt tesellidir.” (Hadi Uluengin, Hürriyet, 7 Mayıs 2009)

“Töre cinayetleri Kürt kültürünün bir parçası ve yazılı olmayan yasasıdır.” (Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 14 Mayıs 2009)

Hadi Uluengin ve Ertuğrul Özkök dışında da çok sayıda savunucusu bulunan bu teze göre katliam Kürtlüğün eseri olduğundan Kürtleri adam etmekten başka çözüm yolu da yoktur. “Kürtler kendilerine çeki düzen vermekle yükümlüdür. Ortadoğu Ortaçağı’nın o dehşet töre ve zihniyetlerinden arınmaları gerekmektedir. Yurttaşı oldukları ülke kadar burjuvalaşmak zorundadırlar.” (Hadi Uluengin, Hürriyet, 7 Mayıs 2009)

* * *

sayfa-15Ümmetçi/ırkçı tezlerin zalimliği

Yani bir yanda katliamı aşiret kültüründen tecrit edip aşiret yapısını aklayan ümmetçi tez,

Diğer yanda aşiret yapısında takılıp kaldığı, modernleşmediği gerekçesiyle katliamı Kürtlüğe mal eden, daha korkuncu, katliamı Kürtlerin kavimsel özellikleriyle açıklayan ırkçı milliyetçi tez.

Yanları sıra katliamı Kürt coğrafyasının iktisadi gelişmişlik düzeyiyle irtibatlandıran tez.

Egemen medyanın gazeteleri, radyoları, televizyonları olay tarihinden bu yana birbirinden beter ırkçı ve gerici tezleri toplum bilincine akıtmakta, henüz kesin nedeni bilinmeyen katliam konusunda zihinleri bulandırmakta, ırkçı ve gerici konumlanmalara meşruiyet üretmektedirler.

Geçen yazıda belirttiğimiz gibi, “Onca eğitim görmüş kanaat önderlerinin vahşi katliamı kendi koordinatlarını meşrulaştırma fırsatı görebilmelerinde insanın yüreğini kanatan bir vicdan çoraklığı var.”

Vurgulanmalı ki, ne bölgede hüküm süren feodal kültür kalıntısı aşiret yapısı iddia edildiği gibi masumdur ne de katliam Kürtlerin kavimsel zafiyetidir.

Katliamı tek başına koruculuk sisteminin ve cumhuriyet modernleşmesinin günahı saymak, dolayısıyla çözümü Kürtleri adam etmekte ya da aşiret kültürünü tahkim edici İslami eğitimde aramak da katliamın kendisi kadar zalimdir, vicdansızlık yüklüdür.

Nedeni henüz kesin belli değilken katliamı dinden uzaklaşmanın cezası, “töre cinayeti”, “Kürtlüğün kavimsel zaafiyeti” ilan etmek, zalim ve vicdansız olduğu kadar akılsızdır da.

Katliamı feodal kültürü aklayarak, dinden uzaklaştıran cumhuriyet modernleşmesiyle açıklayan ümmetçi tez de, Kürtleri günah keçisi ilan eden ırkçı milliyetçi tez de zalimanedir, bilimdışıdır.

Madem aşiret yapısı ve onun harcı İslam bu tür vahşete karşı sigortadır, vahşet İslami eğitime ağırlık verilmesiyle önlenecektir; niçin bu tür katliamlar daha çok İslam coğrafyasında işlenmektedir?

Madem dindarlık böylesi katliamlarla bağdaşmaz, 1993’te Sivas Madımak’ta insanları diri diri alevlere atanların, Zenkırt’ta katliam yapanların dindar olmadıkları söylenebilir mi?

Madem İslam böylesi katliamlara karşı sigortadır; örneğin “O kâfirleri nerede yakalarsanız öldürün!” (Bakara, 191), “Bir fitne kalmayıncaya ve onlar Allah’a inanıncaya kadar kendileriyle çarpışın!” (Bakara, 193), “Allah’a ve peygamberlerine karşı savaş açanlarla yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası ancak öldürülmek, asılmak, sağ elleri ile sol ayakları çaprazvari kesilmek ya da bulundukları yerlerinden sürülmektir.” (Maide, 33) ne anlama gelmektedir?

Madem katliam Kürtlerin kavimsel zaafiyetidir; tahta oturduğu günün gecesinde 19 erkek kardeşini, babasından hamile kalmış olup kendisine taht ortağı erkek varis doğurması muhtemel 17 cariyeyi ve erkek kardeşlerinden hamile 7 cariyeyi öldürten halife padişah hangi dinden ve kavimdendir? Bir gecede gerçekleşen bu aile içi soykırım Zenkırt katliamından daha mı az vahşidir?

Madem Zenkırt katliamı “Kürtlerin kavimsel zaafiyeti”dir; tahttan indirdiği halifeyi öldürmeden önce ırzına geçmek hangi kavmin zaafiyetidir?

Madem katliam Kürtlerin kavimsel zaafiyetidir, geri kalmışlıkla açıklamak züğürt tesellisidir, on yıllar boyunca Kürtlerin varlığını inkâr etmek, daha beteri ana dillerini kanunla yasaklamak, nasıl bir gelişmişlik böbürlenmesidir?

Madem Zenkırt katliamı “kuyruklu Kürtlerin kavimsel zaafiyeti”dir; Kürtlerin zaafiyetiyle ne diye başlarını ağrıtırlar? Bu saptamayı ilerletip neden, ‘çekiverin kuyruğunu gitsin, ne halleri ve zaafiyetleri varsa görsünler’ diyemezler?

Ümmetçi ve ırkçı tezlerin yanı sıra seslendirilen ve katliamı Kürt coğrafyasının gelişmişlik düzeyiyle irtibatlandıran yaklaşımlar da hümanizm etiketi taşısalar bile modernleşme sürecini tamamlamış toplumlarda farklı türden katliamların gerçekleştiğini gözönüne almadıklarından ikna edici değildirler. Günümüzde modern uygarlık, barbarlığın kaç bin yılda gerçekleştirebildiği vahşetin daha fazlasını sadece üç beş tuşa dokunmakla gerçekleştirmektedir. 50 milyon kişinin öldüğü savaş feodalizmin beşiğinde uyuyan halklar ve uluslar arasında yapılmamıştı. Yüzlerce insanın öldürüldüğü Maraş ve Çorum katliamları, Bologna tren istasyonunda 80’den fazla insanın öldürüldüğü gladyo katliamı, Madrid tren istasyonunda 190 kişinin öldürüldüğü katliam modernleşmemiş kavimlerin coğrafyalarında gerçekleşmemişti.

* * *

Geleneksel aydın oportünizmi

Elbette daha çok soru ve tartışma konusu üretilebilir. Lakin aşiret, ümmet ve millet ırkçılarıyla bilim ve insanlık değerleri çerçevesinde bir tartışma pek mümkün değildir. Zira ortaya attıkları tezler, geleneksel aydınların ikiyüzlülüklerinin, oportünist karakterlerinin dışavurumudur. Geleneksel aydınlar tutarlı olmak zorunda değildirler. Geleneksel aydınların bilime öncelik verme, tutarsızlığa düşmeme, insanlık değerleriyle barışık olma, halklar ve uluslar arasında kin ve nefret üretmekten kaçınma gibi sorumlulukları yoktur. Üstlendikleri misyon gereği ikiyüzlüdürler, oportünisttirler.

Geleneksel aydınlar, sınıflı toplumun son evresinde kapitalizmin ürettiği, on binlerce insanın tek tuşla öldürüldüğü toplu katliamları bile meşrulaştırmaktan, teşvik etmekten çekinmezler.

Anımsanmalı ki, ümmetçi tezin sahiplerinden Ali Bulaç, küresel faşizmin Afganistan ve Irak’ı işgal etmesine ilkesel bir duruşla savaşa karşı olduğu için değil, işgalciler Hıristiyan oldukları için karşı çıkmıştı. Yine de Ali Bulaç, Bağdat’ın düşmesinden dolayı üzüntülü olmakla birlikte, kendince bir teselli ikramiyesi çıkarmayı başarmıştı: “Heykelle birlikte Arap milliyetçiliği, Arap sosyalizmi ve ‘militan laiklik’ de yıkılmış oldu.” (Zaman, 16 Nisan 2003)

Irkçı milliyetçi tezin sahiplerinden Hadi Uluengin ise “ilkel ve barbar” Afganistan halkının “Ebedi Adalet” operasyonuyla, Irak halkının da “Sonsuz Özgürlük” operasyonuyla adam edilmelerini savunurken, en sade bir ahlaki kritere bile sahip olmadığını defalarca kanıtlamıştı. Harlem’in suç çetelerinde bile Amerikan yurtseverliği keşfetmeyi başaran Uluengin, ABD’nin “ilkel ve barbar” halkların üzerine çullandığı günlerde barış eylemcilerine iğrenç küfürler etmişti: “EY güvercin tüyü yapıştırmış ‘kuş’lar, ‘barış, barış’ diye ötün bakalım! Ötün fakat hiç unutmayın ki, ‘höt’ denildiğinde ‘al sana bir …öt’ diye popo dönenler asla barışı sağlayamadılar. Ötün ‘kuş’lar ötün, ‘ben enayiyim, ben ahmağım’ diye şakırken bari Taliban’ın kınalı sakalına konun da, bu sayede o namusu eksik yerinize kına yakın!” (Hürriyet, 17 Ekim 2001)

* * *

Yinelemek gerekirse geleneksel aydınlar üstlendikleri misyon gereği ikiyüzlüdürler, oportünisttirler, vicdanları vahşete açıktır. Vahşete kapalı olmadıkları için de öğrenilmiş bir katliamı kendi ideolojik-politik koordinatlarını meşrulaştırma fırsatı olarak görebilmektedirler.

Yeri gelmişken vurgulanmalı ki, öğrenilmiş Zenkırt katliamında rol modeli olarak salt PKK katliamlarını ve devletin köy boşaltma pratiğini saymak eksik olur. Kapitalizm, feodalitenin töresinden de inancından da bin beter şiddet üretti. Savaşı ve şiddeti ekonomik sektör haline getiren yerel, ulusal, evrensel modern kültür, kapitalizmin ürettiği ahlak çöküntüsü ve adaletsizlikle birleşti. Dahası, silah teknolojilerindeki gelişme, katliamlarda zaman, mekân ve nicelik sınırlarını ortadan kaldırırken, medya “küresel köy”ün maruz kaldığı katliamların alkışçısı olmakla yetinmeyip başöğretmeni de oldu. Silah edinmekte sıkıntı çekmeyen eğitimsiz bireyler ve topluluklar, şiddet ve katliam için rol modelini kişisel deneyimlerinin yanı sıra daha çok da medyadan seçme ve taklit etme olanağına kavuştular. Sonuçta en yüksek düzeyde örgütlü resmi şiddet ve katliamların yanı sıra bireysel şiddet ve katliam da sosyal yaşamın vazgeçilmezleri arasına girdi.

En vahşi formuna savaşlarda ulaşan yabancılaşmayı merkeze almayan, insanın cemaat ve ümmet yapılarından olduğu kadar modern devlet yapısından da özgürleşmesini sorun edinmeyen bir tez, ne denli dolgun görünürse görünsün, katliamı çözümlemede yetersiz kalır. Bu bağlamda, Zenkırt katliamını cumhuriyet modernleşmesinin günahı sayan ümmetçi tez de, Kürtlerin kavimsel zaafiyeti sayan ırkçı milliyetçi tez de insanın kendi doğasına yabancılaşmasını pekiştirici, katliam konusunda zihinleri bulandırıcı geleneksel aydın tezleridir.

* * *

Geleneksel aydınlar – Organik aydınlar

“Geleneksel aydın” kavramı Antonio Gramsci’ye aittir. Gramsci’ye göre “her toplumsal sınıf ve zümre kendi özel aydınlar tabakasına sahiptir”. İktidar olabilmek için fizikî zor yetmez, alt sınıfların rızası ve onayı da gerekir. Egemen sınıfın ideolojik hegemonyası geleneksel aydınlar tarafından kurulur. Geleneksel aydınlar profesyoneldirler; sanatla, bilimle, kültürle uğraşarak geçinirler; aynı zamanda zihinleri bulandırarak ezilen sınıfların toplumsal gerçekliği kavramalarına engel olurlar, egemen sınıf yararına ideolojik hegemonya kurarlar. Egemen ideolojinin karşısına ezilen sınıfların ideolojisi “organik aydınlar” tarafından çıkartılır. Organik aydınlar ideoloji üretimini ve yayımını geçim kapısı olarak görmezler….

Sözün özü, Zenkırt katliamı sonrasında bir yanda egemen sınıf adına, içini dolduramadıkları kavramlarla katliamı bulanıklaştırmaya çalışan, kendi içlerinde kavgalı yüksek maaşlı “geleneksel” aydınlar…

Öte yanda egemen ideolojinin zihin bulandırıcı manipülasyon ve propagandasına karşı ezilen sınıf bilincini esirgemeye, katliamı yabancılaşma, savaş ve sömürü bağlamında açıklama çabasındaki organik aydınlar…

Arada ise soygun düzenine isyan etmeyen, kendilerini ezenlere ve aldatanlara karşı itaatkâr, kendilerini sevenlere karşı kuşkulu, kendi aydınlarına ve birbirlerine karşı canavarlaşmaya hazır milyonlar…

Ve elbette töre, gelenek, yerel, ulusal, evrensel, dinsel, cinsel, feodal, kapitalist her türlü yabancılaşmanın ve nevrozun dışavurumu olarak, ne zaman yineleneceği bilinmeyen katliamlar…

20 Mayıs 2009

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir