OHAL BİR AKP DARBESİDİR

dogu-ve-guneydogu-daki-dbp-li-belediyelere-kayyum-atandi-116867915 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin hemen ardından, 21 Temmuz’da, TBMM’de yapı- lan oylamayla ülke genelinde OHAL uygulaması başlatıldı. OHAL yönetimi süresince AİHS’nin ( Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ) askıya alındığı açıklandı. AKP hükümetine istediği her konuda kanun çıkarma (KHK) yetkisi verilirken, valilikler de olağanüstü yetkilerle donatıldı.

Erdoğan ve AKP’liler dinci anlayışlarını her türlü tertip ve baskıyla topluma dayatırken sürekli Gülen cemaati ile birlikte hareket ettiler. Devlet idaresi ve olanaklarının kullanılması konusunda iki klik arasında birkaç yıldır devam eden sürtüşme nihayetinde iktidarın hangi ellerde kalacağı kavgasına dönüştü. Yıllardır yaşanan tüm anti-demokratik uygulamalarda ortaktılar. Din istismarına dayanan baskı ve itaat rejimi uygulanmasında ortaktılar. Demokratlar, solcular, komünistler, ateistler, Aleviler, Kürtler, eşcinseller de ortak düşmanlarıydılar. Erdoğan’ın Gülen ile ortaklığın bozulması ve aralarında başlayan iktidar kavgası her türlü tertibe açık hale gelmişti.

Darbe girişiminin ardından Erdoğan’ın yaptığı açıklamada ‘’Allah’ın lütfu’’ ifadesi, aslında, her şeyin hesapladıkları yönde gittiğine dairdir. Bu sürecin yaklaşık bir yıl öncesine bakarsak; 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını kabul etmeyen Erdoğan, artık istenilse de istenilmese de rejimin fiilen değiştiğini açıklamıştı. Irkçı ve şoven ifadelere yönelimle birlikte Kürt halkına karşı topyekûn bir saldırı başlatıldı. 1 Kasım’daki seçimde istedikleri sonucu da aldılar. Fakat tüm bunlara rağmen Erdoğan’ın ve AKP’nin güç kaybı başlamıştı. İşte darbe girişimi de böyle bir ortamda oldu.

Erdoğan’ın iktidarları süresince hep uygulayageldiği taktiği yine iş gördü. Bu kez ‘’milli birlik’’ söylemi etrafında istediği desteği hazırda buldu. Erdoğan’ın hep bir destekçisi durumundaki Bahçeli’nin yanına Kılıçdaroğlu ve CHP’deki ulusalcıların yanı sıra; Perinçekçi ulusalcılar, Balyoz ve Ergenekon operasyonları ile hapse tıktırdıkları diziliverdiler. Bu ‘’milli birlikçilik’’ Kürt halkına düşmanlık ve saldırıda ortaklıktı. Cemaate yönelik operasyonların demokrasi savunuculuğu yalanıyla, hızla, gerçek tüm muhalif kesimlere kaydırılmasının fırsatı da Erdoğan’ın ve AKP’nin eline geçmiş oldu.

OHAL ilanı bir AKP darbesidir. Sivil ve askeri bürokraside başlatılan tasfiyeler kamu çalışanlarına yöneltilerek KHK’lerle on binlerce kamu çalışanı işlerinden atıldılar. Solcu ve demokrat düşünceleri nedeniyle fişlenenler FETÖ soruşturması gerekçesiyle kamudaki işlerinden, eğitimdeki görevlerinden atıldılar. Eğitim emekçilerinin Diyarbakır’da düzenlediği mitinge polis saldırdı. Şirketlere yönelik başlatılan kayyım atamaları Kürt illerindeki muhalif belediyelere uzandı. Gülen cemaatine ait gazete ve televizyon kanallarına yapılan engellemenin ardından Özgür Gündem gazetesi kapatıldı ve gazeteye yapılan baskında gazete çalışanları ve desteğe gelen ziyaretçiler de gözaltına alındılar. Gazetenin dönüşümlü genel yayın yönetmenliği görevini yürüten Aslı Erdoğan tutuklandı.

dogu-ve-guneydogudaki-dbpli-belediyelere-kayyum-atandi-2-004OHAL Bir Talan ve Gasp Rejimidir

OHAL ile ÇED raporları da rafa kaldırılarak projelere onay valiliklerin keyfiyetine bırakıldı. AKP’nin özelleştirme politikalarında el atamadığı kamuya ait kuruluşların kalan varlıkları bina ve arsalarının talanı özelleştirme kurumuna devredildi. “Açıklanan son verilere göre 15 Temmuz’dan sonra 40 binden fazla kişi gözaltına alındı, 20 binden fazla kişi tutuklandı. Kamuda yaklaşık 80 bin kişiye görevden el çektirildi. 45 gazete, 23 radyo, 18 televizyon, 15 dergi, 29 yayınevi, 3 haber ajansı kapatıldı. Yaklaşık 100 gazeteci hakkında gözaltı kararı alındı. 24 gazeteci ise tutuklandı.” Cumhuriyet, 11 Eylül 2016 OHAL uygulamaya konduğunda bunun üç aylık süreyle sınırlı kalmayacağı biliniyordu. Daha ilk üç ay dolmadan, AKP hükümeti adına OHAL süresinin uzatılacağı açıklaması yapıldı. Binali Yıldırım’ın Kürt sorununa ilişkin ‘’çözüm-mözüm yok’’ ifadesi önümüzdeki sürecin içeride saldırı ve savaşın süreklileştirileceğine yönelik bir açıklamadır.

15 Temmuz’u seyreden ilk günlerin hemen her saatinde cemaate yönelik operasyonlar ve yapılan haberler, bir yandan toplumun bu gidişata alıştırılması ve uygulamanın kanıksatılmasını amaçlarken; diğer bir yandan da, Erdoğan ve AKP rejiminin karşısında olanlara da her an aynı durumla karşılaşılabileceği algılamasıyla, itaatkâr olma salık verildi. Erdoğan arkasına aldığı ‘’milli mutabakat’’ rüzgârı ile fiilen uygulamakta olduğu başkanlık rejimini anayasal bir hakka kavuşturmaya her zamankinden daha yakın olduğunu düşünmekte. Fakat ülkemizde zalimlerin saray ve saltanatlarını yıkma hedefinden asla vazgeçmeyecek bir direniş geleneği de var. TBMM Başkanı İ. Kahraman’ın Türkiye’de gençlerin Che’ye olan sempati ve ilgilerinden rahatsızlığını dile getirmesi de, “dikensiz gül bahçesinde” olmadıklarını göstermektedir. Bu topraklarda halkların eşit ve özgür birliklerinin yaratılmasına olan inançla mücadele edenler, zalimlere karşı direniş saflarını terk etmeyeceklerdir.

Mustafa Yılmaz

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir