ÖMERLERİN ANISINA

Sevgili yoldaşım;

Devrimcilikle tanışmamın daha ilk zamanlarıydı. Polatlı’ya gelip mezarın başında seni anmıştık. Ve idam edilen diğer yoldaşlarımız Mehmet, Erdoğan, Ramazan’ı…..

İdealleriniz, duygularınızı halk sevginiz gibi, akrostiş okumayla, adınız bir oldu: ÖMER…

Ölüm söz konusu olsaydı sensiz geçen yıllardan bahsetmem gerekirdi. Oysa, o ziyaretten bugüne senli 22 yılım geçti. Denizler, Mahirler, Che gibi; fakat daha canlı algılayabildiğim örneklerimden oldun. Zor zamanlarımda örneğinden güç alabildim. Halk ve ülke sevgisiyle, insanlık adına bir umudu yaşatabilmek için hayatını tevazuyla verebilen sizlerin örneğini andıkça; dava adamlarının, yolun ‘’engebeli, dolambaçlı ve sarp’’lığına aldırmadan, devrimi her koşulda yaşayıp yaşatma kapasitesine erişebileceğine yeniden ve yeniden ikna oldum.

Sevgili Yoldaşım;

Cezaevi günlerinde, idamın arifesinde bile ilgisizleşmediğin hayattan ve mücadelemizden haber beklediğini bilirim: İdamınızın faillerinden ikisi, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya mahkeme karşısına çıkarılacaklar. Bugünün zalimleri, güya 12 Eylül darbesini yargılayacaklar! Sevinmiyoruz, sevinemiyoruz…

İşbirlikçilerin haksızlık ve sömürü düzenini sağlamlaştırıcı operasyonunun parçası olarak kurgulanıyor, iki darbecinin yargılanması. Operasyonun koordinatörü AKP-Cemaat ittifakı. Yedek kuvvetleri, liberaller.

Devletleşmelerinin önü darbenin dincileştirme hamlesiyle açılan, darbecileri ‘’cennetlik’’ ilan eden Fethullahçılar yapıyor ‘’darbe yargılamacılığı’’ hilesinin şampiyonluğunu. Üstelik, darbeye övgü dizmekten vazgeçmiş de değiller. Onların ‘’kanaat önderi’’ saydıkları A. Turan Alkan, son yıldönümünde darbeyi bir güzel cilaladı. Keşkefettiği ahlaki üstünlüğünden ve topluma huzur getirmişliğinden bahsetti.

Bir  arsızlık dönemi başladı ki, zamanında öngörmüş olabileceğin türden değil. AKP- Cemaat ittifakı ile iktidarlaşan gericilik, referandum günlerinden olduğu gibi anılarımızı çarpıtıp istismar etmekten çekinmiyor. Başkalarının acısını dindirmek için postundan kıl veremeyecek kadar ayarı düşük olanların; insanlığın mutluluğu yolunda, Che’nin deyişiyle ‘’yaşama ihtiyacı’’ndan vazgeçebilen sizlerin anılarını çarpıtmalarına engel olamamak canımızı yakıyor Ömer. Türkeş’in faşistleriyle sizi, Necdet Adalı’yı, Erdal Eren’i, Mustafa Özenç’i aynı ölçüye vurmaları içimize işliyor. Ayarsızlar, mücadelenizin sürdürücülerini Ergenekonculukla, darbecilikle suçlamaktan da geri durmuyorlar.

Biz darbeci yargılamacılık hilesinin parçası olmayı reddediyoruz. Sizi, resmi-sivil faşistlerle bir sayarak darbenin hazırlayıcılarından gösteren; en iyi durumda kandırılmış biçareler yerine koyan iddianame ile yapılacak 12 Eylül yargılamasının, bugünün sivil darbecilerini aklamaya varacağını öngörüyoruz. Niyetlerinin bu olduğunu gözlemliyoruz. İddianame ile tarihi çapıtıp yeniden yazma kurnazlığının işbirlikçi gericiliğin marifeti olduğu; dünün iktidarından sonra bugünün iktidarının kullanımına kendilerini sunan ‘’eski ülkücüler’’in memnuniyetlerinden belki belli.

‘’Halkımızın yazgısı bu değil. Çok evladını kaybetti. Bir gün kazanmayı öğrenecek’’ satırlarını, yıllar sonra ulaşabildiğimiz son mektubundan okumuştum. Umudumuz bir Ömer. Parçası olduğumuz halklarımızla birlikte biz de kazanmayı öğreneceğiz. Ne var ki, halklarımız kaderlerine henüz müdahale edebilmiş değiller. Kendini solda sayanların bile ayık olamadığı zamanlar az değilken, halklarımız şimdiden zalimlerinden beklentilerinin sürmesi gerçekliğimizin anlaşılabilir parçasıdır.

Beklenti yaratabildiğinin ayırdındaki gerici iktidar halklarımızın aklıyla alay ediyor. Emperyalizmi arkalayarak ordu yerine polisi etkinleştirince, dokunulmazlığı generallerden cemaate devredince, laikçi gericiliğin yerine işbirlikçi- Ilımlı İslamı koyup da tabu ilan edince demokrasi oluyormuş gibi ‘’ileri demokrasi’’ diyorlar, işbirlikçi tekelci sermayenin egemenliğinin ideolojik bakımdan tahkim edilmiş bugününe.

Darbe döneminde neyin ne olduğu belliydi Sevgili Ömer. Muhalefet yasaklanmıştı. Muhalif olmanın sonuçları öngörülebiliyordu. Şimdi ise, muhalifleri, kendi yasalarında bile yeri olmayan keyfililikle, öngürülemez biçimlerde cezalandırıyorlar. İhtiyaç duyduklarında yasadışı gözleme ve dinlemenin ganimetleriyle, ahlaksızca şantajlar yaparak Muhalefeti şekillendirme yoluna başvuruyorlar.

Polis operasyonları ve özel yetkili mahkeme tutuklamalarıyla terör estiriyorlar. İktidar önünde eğilmeyenleri, geride kalanlar özgürlük zannıyla dışarının tutsaklığına minnet duysun diye tutukluyorlar. Yargısal pratiğin, Demokratik Parti’nin ‘’Tahkikat Komisyonu’’ projesinden farkı kalmadı.

Yasa dışı dinlemelerle, imzasız ihbarlarla, gizli tanıklarla, nasıl üretildiği belirsiz elektronik dökümanlarla komplolar kurup suç ve suçluyu icat ediyorlar. Basılmamış kitabı dahi tutuklama  gerekçesi yapabiliyorlar. Ahmet Şıkları tecrit cezaevlerine koyarak aydınlar, demokratlar üzerinden topluma gözdağı veriyorlar.

Henüz dışarıda olup da insanlığın geleceğini dert edinme; ‘’ ötekinin’’ acısını duyumsayabilme erdemine sahip insanlarımız, iktidar yandaşlarınca hedef gösteriliyorlar. AKP-Cemaat ittifakının topluma geçirdiği boyunduruğun, demokratik muhalefete reva gördüğü deli gömleğinin, demokrasi anlayışının cemaat kültürüyle iğdiş edildiğinin farkında olup da buna karşı durduklarından ‘’potansiyel suçlu’’ muamelesi görüyorlar.

Bir yandan KCK-Ergenekon torba operasyonlarıyla halktan yana gazeteciler, akademisyenler cezaevlerine atılıyorlar. Diğer yandan tek tek sosyalist çevreleri hedefleyen operasyonlarla devrimcileri, sosyalistleri etkisizleştirmeye çalışıyorlar. AKP- Cemaat iktidarının teşhirinde işlevsel olabilecek, hilelerinin halklarımızca idrakına yol açabilecek pratiklerin önünü kesmek istiyorlar. Bu sebeplerle idam edilen devrimcileri anmayı, Sivas katliamını protesto mitingine katılmayı, konser düzenlemeyi bile suç gibi göstermekten utanmıyorlar. Odak okuru arkadaşlarımızı bu bahanelerle tutukladılar.

Arkadaşlarımızın tutuklanmalarının gerçek nedeni ise, Fethullahçı cemaat kültürüne ve din istismarcısı gericiliğin iktidarına alternatif yaratma çabalarıydı. Devletin ve toplumun işbirlikçi gericilik elinde oyuncak edilmesinin alternatifinin Eğitim ve Dayanışma Hareketi geliştirecek ezilenlerin kendilerini bulmalarına yardımcı olmaktan geçtiği düşüncesiyle, meşru zeminde yasal faaliyet yürütüyorlardı. Hrant Dink’in katledilmesinde örgüt bulamayan mahkemelerin böyle bir çalışmada ‘’silahlı terör örgütü’’ keşfedivermeleri halkın aklıyla alay etmek değilse nedir? Adalılar konseri düzenlemeyi; Sizi; Mahirleri, Denizleri anmayı hem örgütün faaliyeti hem de kanıtlarından saymaları başka nasıl açıklanabilir?

Sevgili Ömer, darbenin AKP- Cemaat ittifakı ile pekiştirilerek sürdürüldüğünü gündemleştirmeyen, iktidarın etrafından dolanan ideolojik ve pratik konumların; demokratik taleplerin içeriksizleştirilmesine ve demokrasi mücadelesinin devrimci özünün çürütülmesine hizmet ettiği; iktidarın halklarımızı yedeklenmesine kapıyı araladığı fikrindeyim.

AKP- Cemaat ittifakı devletle birlikte egemenlerin tarihsel birikimini de devralmadı mı? Devradığı birikimin yakın tarihinde katliamlar, darbeler, idamlar var. Dolayısıyla, devletleşen gericilik ODAK okurlarının tutuklanmalarının olduğu kadar Maraş’ın, Sivas’ın, Karadeniz’de 15’lerin, Kızıldere’de Onlar’ın ; Denizlerin, Sizin, Erdal Eren, Mustafa Özenç, Necdet Adalı’nın idamlarının; yani işbirlikçi egemenliğin tüm kirli işlerinin ‘’asli failleri’’ arasındadır. Sadece açık baskı ile devletleşilemeyeceğini, devraldığı mirasın rıza yaratıp hegomanya kurma gereği ile bağdaşmadığını bildiğinden tarihi yeniden yazmaya girişmesi, AKP- Cemaat ittifakının gözümüzde aklayamayacaktır. Onun büyük numarası, hiç bir şeye dokunmadan herşeyi değiştiriyormuş gibi davranabilmesidir.

Ömer Arkadaş

Ne yazık ki, 12 Eylül darbesi ile radikal biçimde hesaplaşabilecek, süren darbe koşullarını değiştirebilecek olanaklardan, şimdilik yoksunuz. Cemaat ve liberaller marifetiyle demokrasi güçlerinin ideolojik ve psikolojik olarak hesabının görülmesinin önüne geçmek uğraşındayız henüz. Bu sebeple darbeci yargılamacılık , Dersim’den özür dilemecilik gibi hilelerle tarihin çarpıtılıp; işbirlikçi egemenliği güçlendirecek biçimde , iktidarı aklayarak yeniden yazılmasına karşı hafızamızı diri tutmayı, ayık durmayı, toplumsal hafızayı kışkırtmayı görevimiz sayıyoruz.

Yoğunlaşan ideolojik saldırı karşısında, ezilenlerin eğitim ve dayanışma hareketini geliştirebilmenin stratejik önem kazandığı fikrindeyiz.

Vedaya gerek yok Ömer. Yolu birlikte yürüyoruz.

Saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

29 Ocak 2012 / Murat Karayel

 

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir