ORTADOĞU’DAKİ SON GELİŞMELER IŞIĞINDA KÜRT HAREKETİ, ALEVİLİK VE SOL

Cemalettin Can

ABD emperyalistlerinin Ge­nişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP); Arap Baharı adı verilen son süreç ile yeniden canlandı. ABD; Mısır ve Suriye’de Müs­lüman Kardeşler, Filistin’de ise Hamas ile arayı yapmış görünü­yor. Bölgede Şii-Sünni bloklaş­ması yaşanıyor. Bu yazımızda söz konusu gelişmeler ışığında Alevilik, Kürt Ulusal Hareketi ve Türkiye solunu tartışacağız.

Tunus ve Mısır’da sempati toplayan Arap Baharı’nda henüz ilk perde dahi kapanmamıştı ki, sahne alan emperyalist saldır­ganlık oldu. Libya ve Suriye’de sürekli kan akıyor. ABD emper­yalistleri halk hareketlerini ma­nipüle ederek Uyumlu (anlamın­dan hareketle bu yazıda ‘Ilımlı’ yerine ‘Uyumlu’yu kullanacağız) İslamcı yönetimler oluşturmaya çalışıyorlar. Batılı basın bu sü­reçte tipik ikiyüzlü tarzıyla pro­paganda cihazı olarak çalışıyor.

Emperyalistler Libya Halkı’nı isyana kışkırttıktan sonra NATO da sivilleri koru­mak iddiasıyla müdahaleye karar verdi. Emperyalist Batı basını demokrasinin ve Libya Halkı’nın savunucusu pozların­da Kaddafi aleyhine yoğun bir kampanyaya girişti. Batı bası­nında Kaddafi’nin askerlerine isyancıların ırzına geçmeleri için Viagra dağıttığı ‘haber’i bile yer aldı. Kaddafi, İslam dünya­sında kadına daha saygılı lider­lerden biri bilinir. Buna rağmen sıradan Batılı insan Libya’ya saldırılar öncesinde Kaddafi aleyhtarı propagandalar nede­niyle bu iddialara gözü kapalı inanacak durumdaydı. Uluslara­rası Af Örgütü’nün bir görevlisi konuyu ciddiye alıp inceleme amacı ile Libya’da üç ay kalmış ise de, iddiayı doğrulayacak tek bir olay bile bulamamış. Son­ra benzeri iddiaları İran için de kullandılar. (Her iki haber de 25 Haziran tarihli linkte: http://www.dn.se/nyheter/varlden/fangna-regimkritiker-valdtas-i-fangelserna). İran Rejimi’nin muhalifleri yıldırmak için ceza­evlerinde sistemli olarak kadın­ların ırzına geçilmesi yöntemini uyguladığını iddia ettiler.

Bu arada ABD ve müt­tefikleri tarafından Afganistan, Libya, Irak ve diğer ülkelerde yürütülen, sivillerin ölümüyle so­nuçlanan sayısız saldırıya ilişkin haberler ise, sıradan insanların tepkisini çekmeyecek şekilde veriliyor.

Türkiye model ülke

Halkları Uyumlu İslam yoluy­la emperyalizme bağlamayı amaçlayan iktidar değişikliği Türkiye’de yağdan kıl çeker gibi gerçekleştirilmişti. Önce Erbakan tasfiye edilip yarattığı hareket Erdoğanların hizmeti­ne verildi. Emperyalizmle daha uyumlu AKP iktidara getirildi. Uzun yıllardır CIA eliyle gelişti­rilmekte olan Gülen hareketi ile AKP arasında ittifak kuruldu ve süreç içinde eski devlet ve top­lum yapısı değiştirildi.

Türkiye şimdi (Batılıların Ilımlı İslam dedikleri) Uyumlu İslam’a model ülkedir. Uyumlu İslam’ın en örgütlü gücü olan Gülen Cemaati’nin öncelikle po­lis teşkilatını ele geçirme süreci Hanefi Avcı (Haliç’te Yaşayan Simonlar) ve özellikle de Ahmet Şık (İmamın Ordusu) tarafından detaylı bir şekilde anlatılmak­tadır. Sonra yargı ve ordu da çeşitli operasyonlarla Uyumlu İslam’ın emrine verildi. Uyumlu İslam adını verdiğimiz dinci ge­ricilik şimdi demokrasi kılığında ilerlemeye devam ediyor. Sıra­da Kürt meselesinin Amerikancı çözümü var gibi görünüyor.

Türkiye Oligarşisi bölgede ABD politikaları doğrultusundaki rejim değişikliklerinin alt yapısı­nı örmekte. Dışişleri Bakanı’nın “Komşularla sıfır sorun” ola­rak formüle ettiği çizgi pratikte ABD’nin Ortadoğu politikalarını uygulamak olarak gerçekleşti. AKP Hükümeti komşu Suriye ve İran ile iyi geçinmek için hem ABD’ye hem İsrail’e kafa tutuyor göründü. Kamuoyunda “Artık ABD’ye meydan okuyoruz” ha­vası yayıldı. Hatta Ecevit’in bir ara Clinton karşısındaki fotoğra­fı ile Erdoğan’ın Obama ile eşit ilişkilerdeymiş izlenimi veren yan yana fotoğrafları yayınlan­dı. İlk fotoğrafta Ecevit ayakta ve her zamanki sıkıntılı haliyle dururken Clinton onun karşısın­da masa üstünde oturuyordu. Ecevit’in sıkıntılı olması sebep­siz değildi çünkü o Ortadoğu’da ABD’nin kurmaya çalıştığı düze­ne ikna olmamıştı. Erdoğan ra­hattı çünkü Batılılarla anlaşarak işbaşına gelmişti.

Batıda hiyerarşik ilişkiler biçim değiştirmiştir. Eski biçim­lerle bakıldığında ast ile üst çok eşit gibi dururlar. Doğu’da hala geçerli olan geleneksel ilişkilere takılmış insanlar Batı’da amir-memur ilişkisi kalmamış sanır. Oysa çok daha güçlü bir hiye­rarşi söz konusudur. Geçmişte Özal da bir yandan Batılılar kar­şısında rahat davranışlar ser­gilerken aslında emperyalistle­rin emrinden çıkmıyordu. Irak’a saldırının en büyük destekçi­lerinden biri oldu. AKP; Özal’ın çizgisini ulusal kişilikli pozlarda yürütüyor. Bu politika ile İsrail’e karşı İran ve Suriye’nin yanında tavır alıyormuş gibi görünerek gerek içeride gerekse dışarıda itibar kazanıyor.

İran’ın AKP’nin sahte dostluğunu yuttuğunu hiç san­mıyoruz ama Türkiye’de az inanan çıkmadı. Biri de Suriye kökenli yazar Hüsnü Mahal­li idi. Hüsnü Mahalli uzun süre ateşli AKP yanlısı yazılar yazdı. Mahalli, Başbakan’ın yakınları­na ait Yeni Şafak gazetesinden kovulduktan sonra dahi AKP ve Erdoğan yanlısı yazılarına devam etti; AKP’ye yıllarca öv­güler düzerek Erdoğan’ın ve AKP iktidarının dışarıdaki imaj yaratma çabasına destek oldu. Hüsnü Mahalli bu desteğini Libya’ya saldırı arifesinde de sürdürdü. Kaddafi’nin nasıl bir deli ve halk düşmanı olduğunu anlata anlata bitiremezken, bir­den bire Suriye’de olaylar çıktı. Mahalli’nin aklı o zaman başına geldi.

Türkiye burjuvazisi “sıfır sorun” politikasıyla bir yandan Suriye ve Libya’nın sırtından büyük karlar elde ederken di­ğer yandan o ülkelerin altlarını oymaya çalıştı. “Araplar bizi ar­kadan vurdu” diyenler, Cezayir, Irak vb önceki örnekleri arat­mayacak biçimde Arapları bir kez daha arkadan vuruyordu. Geçmişte ABD Kaddafi’nin ko­nutunu bombalayıp kızını öldür­düğünde Özal ABD yerine kızı öldürülen Kaddafi’yi kınamıştı. Kaddafi’nin bu kez de oğlu öldü­rüldü. Özal çizgisinin devamcısı Erdoğan Hükümeti de Kaddafi’yi kınadı. Saldırgan NATO’ya değil Kaddafi’ye “Git!” dediler. ABD’ye kafa tutan Türkiye’nin güçlü li­deri diye takdim edilen Erdoğan günü geldiğinde Suriye’yi de or­tada bıraktı.

AKP çizgisi ile Katar Emiri’nin televizyonu (Aljazee­ra) birbirini çok andırıyor. İkisi de Batı karşısında bağımsız görünüm vermeye özen göste­rirken aslında emperyalizme ça­lışıyorlar.

Uyumlu İslam ve Alevilik

Uyumlu İslam, yeni-liberaliz­me uydurulmuş İslam’dır. Bir Uyumlu İslam modeli olarak Fethullahçılık Batı hizmetine su­nulmuş Türk—İslam sentezidir. Fethullahçılık zaten CIA aracılı­ğıyla geliştirildi. MİT eski yöneti­cilerinden Osman Nuri Gündeş (İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı, 2010) de bunu söylüyor. Gülen eğitimi ele geçirdi. “Al­tın Nesil” yetiştirme iddiası ile Türkiye’nin yeni yöneticilerinin

 

çoğunu kendi okullarında eğitti. Tertip ve sahtekarlık gibi araç­lara dayanan burjuva dayanış­ması yoluyla onların önünü açtı. Ayrıca Fethullahçılar dünyanın dört bir yanında İngilizce-Türk­çe öğrenim veren okullar açtılar. ABD emperyalistleri Fethullah­çılık aracılığıyla bütün Türkiye elitine, yani toplumun önde ge­len kuşağına damgasını vurmuş oluyor. Günümüzde en kalaba­lık cemaat Gülen cemaati (22 Haziran, http://www.haberturk. com/gundem/haber/641873- turkiyenin-en-buyuk-cemaati-hangisi). Çünkü arkasında CIA var, polis var, para ve iktidar var.

Türkiye’deki dinci rejim İslam’ı yeni-liberalizme uyduru­yor. Yeni liberalizm bireyi sosyal bağlarından ve güvencelerin­den kopararak yalnızlaştırıyor. Din yalnız ve çaresiz insana sığınacak liman oluyor. Cema­at bağları bireye, Siyonistlerin dayanışmasını andıran burjuva dayanışması ile bir çıkar olana­ğı da sağlıyor. Cemaata katılan hem dini-bütün ve ahlaklı kişi sayılarak bu ilişkiden manevi doyum elde ediyor, hem de türlü menfaatlar sağlıyor. Örneğin ti­cari dayanışmadan faydalanabi­liyor, iş bulabiliyor, bir işte yükse­lebiliyor, üniversiteye girebiliyor, bedava yurt veya burs bulabili­yor, yurt dışına öğrenci, memur vb olarak çıkabiliyor, akademik kadro sahibi olabiliyor, polis ola­biliyor, devlet memuru olabiliyor vb. Cemaat sınav sorularının çalınması örneklerinde olduğu gibi hırsızlık dahil her türlü yol ile taraftarlarını destekliyor. Kar­şılarındaki güçleri ise özel haya­ta ilişkin bilgi toplama gibi yine her türlü ahlak dışı metotları da kullanarak saf dışı ediyorlar.

Bir hırsızlık ülkesi olan Türkiye’de herkesin yolsuzluk­ları ortaya çıkarken kimse Ce­maatin yolsuzluklarının üzerine gidemiyor. Cemaat kurulu otori­telerle işbirliği temelinde düzen içinde yükselmeyi esas alan bir eğitim ve dayanışma ile köşe başlarını hızla tutuyor. Bu özel­likleri ile Cemaat Batılı emper­yalistlerin ve Siyonizm’in göz­desi oluyor. Şimdilerde Cemaat Avrupa’daki Türk varlığı içinde de sürekli ilerleme halinde. Çün­kü AB ülkelerindeki burjuva itaat ilişkileri, cemaatin otoritelere ita­ati esas alan yeni-liberal dinciliği ile çok uyumlu.

Şimdilerde Aleviler ile Kürtlerin mevcut sisteme enteg­re edilmesi için uğraşılıyor. Buna Alevi ve Kürt açılımı adını veri­yorlar. Kürt açılımı hem başarılı oldu hem de başarısız. Başarılı oldu, çünkü AKP Kürt Halkı’nın büyük bölümünün oyunu aldı. Başarısız kaldı, çünkü PKK ge­riletilemedi ve henüz operas­yondan geçirilemedi. Alevi açılı­mı ise hala bekletiliyor.

AKP Kürtleri Sünnilik yo­luyla örgütlüyor. Alevi Kürtlerin büyük bir bölümü ise Kılıçdaroğ­lu geldikten sonra tekrar CHP’ye döndü. Sünnilik Osmanlı’nın diniydi. Geleneksel Kürt ege­menleri Osmanlı devletinde din nedeniyle görece muteber ke­simdi. Kürt egemenleri padişah ile aynı mezhebi paylaşmaları dolayısıyla kendilerini iktidar­da görüyorlardı. Özellikle Ya­vuz Sultan Selim döneminden sonra Kürt egemenleri, örneğin İdris-i Bitlisi, ile iktidar arasın­daki işbirliği gelişti. Bu işbirliği özellikle Aleviliği hedef aldı ve Alevi katliamlarına yol açtı. Kürt egemenleri Alevi katliamları yo­luyla topraklarını genişletti ve güçlendiler. Cumhuriyetten son­ra Sünnilik gene egemen mez­hepti ancak eski ayrıcalıklarının bir kısmını kaybetti. Bunu büyük adaletsizlik ve zulüm olarak al­gıladılar. “Kendi vatanımızda paryayız”, diye hoşnutsuzlukla­rını dile getirdiler.

Dersim isyanının bastırıl­masıyla birlikte Sünniliğin önü yeniden açıldı. Menderes iktida­rından sonraki çok parti rejimle­rinde ise bu süreç hızlandı. Kür­distan sağcı partilerin oy deposu olmakla kalmadı geleneksel Kürt egemenleri ulusal kimlikleriyle olmasa da dinsel hüviyetleriyle iktidarda olma duygusu yaşa­dılar. Sağcı partilerin “Din bizi birleştiriyor” derken kastettikleri budur. Din onları zaman zaman Alevi katliamlarına varan Sünni tahakkümü noktasında birleşti­riyordu. Bu birleşmenin tarihteki bir başka biçimi de Ermeni katli­amları olmuştu.

 

12 Eylül Darbesi sonrası Kürt Ulusal Hareketi’ne karşı da din kullanılmaktaydı. Bu politika dönemin şartlarında tarikatların güç ve etkinliğini artıracaktı. Ge­leneksel laiklik tehlikeye girmek­teydi. Önlem olarak Alevilik des­teklendi. Bir devlet tertibi olan Sivas Katliamı Alevilerde öfke yaratmıştı. Kürt Ulusal Hareketi Aleviliği etkilemeye çalışmak­taydı. Küskün Alevi kitlenin elde tutulması için Alevilere tolerans gösterilmeye başladı. Özellikle irticayı birinci tehdit olarak gö­ren 28 Şubat süreci Alevilerin devlet içinde önlerini açmıştı. Devlet içinde her zamankinden daha fazla tolerans gören Alevi­ler iktidara geldiklerini sanacak kadar rahatladılar.

28 Şubat Darbesi ile Erbakan’ın önü kesilmişti ama bu sadece İslamiyet’i terbiye etmeye hizmet etti. Daha Ame­rikancı olan Gülen Cemaati’nin önünü açtı ve AKP’yi iktidara getirdi. AKP; ABD emperyaliz­minin Uyumlu İslam politikasını hayata geçirme misyonu ile iş başına getirilmişti. Geleneksel laikliği korumaya çalışan güçler bu kez AKP iktidarına karşı Ale­vi kesime dayanmaya çalıştılar. Milyonlarca insanın sel gibi aktı­ğı Cumhuriyet mitinglerinin göv­desini Aleviler oluşturmaktaydı. Alevilerle geleneksel laikliği sa­vunan kesimler dinci baskılar korkusuyla Cumhuriyet miting­lerinde bir araya getirildiler.

Orduyu geleneksel düze­nin bekçisi gören kitle ordudan destek bulamayacaktı. Çünkü ordu üst kademesi kesin bir tu­tum alarak Hükümetle birlikte mitinglerin karşısında saf tuttu. Cumhuriyet mitinglerinin başını çeken eski generaller ise kit­lelerin çığ gibi aktığı mitingleri sürdürmeyi göze alamadılar. Kolayca birbirlerine düştüler. Birbirlerini satarak AKP’nin yolu­nu açtılar. CHP yöneticilerinden Süheyl Batum “Ordu kağıttan kaplanmış. ABD ordunun altını oymuş” diyecekti.

Genelkurmayı, polisi ve devlet üst yönetimini sıkıca elin­de tutan AKP; ABD’nin de etkin desteği ile Cumhuriyet miting­lerini saf dışı ederek sürecin önünü kesti. Daha ileri gitmeye cesaret edemeyen eski general­ler patır patır döküldüler. Ardın­dan AKP, zaferini perçinlemek için Ergenekon operasyonlarını başlattı.

Solun önemli kesimi Er­genekon operasyonlarını askeri darbeyi önlemek maksatlı sandı ve çeşitli biçimlerde destek oldu. Oysa operasyonların kendisi bir darbeci örgütlenme tarafından yürütülmekteydi ve ordu ile yar­gıda Alevi tasfiyesi şeklinde ger­çekleşti.

Şimdi demokratikleşme görünümü altında dinci tahak­kümün önü sürekli açılıyor. Ana­yasa referandumu ile yüksek yargının da düşürülmesiyle hem yasama hem yürütme hem de yargı Uyumlu İslam’ın kontro­lüne geçti. Anayasa değişikliği referandumunda Alevi karşıtlığı önemli rol oynayacaktı. CHP’nin başındaki Kılıçdaroğlu’nun Alevi kökeni üzerinde duruldu. Top­lumun büyük kısmını oluşturan Sünni kesim içindeki önyargılar “Alevilerden mi, yoksa bizden mi yanasınız?” ikilemine düşü­recek şekilde gayet sinsice kul­lanıldı. Alevi düşmanlığı MHP tabanını da AKP cephesine çek­ti.

Şimdi Aleviliğin bu düze­nin neresine yerleştirilebileceği sorunu var.

ABD emperyalizmi Ge­nişletilmiş Ortadoğu adı verilen bölgede egemenliğini terbiye edilmiş İslamcı akımlara dayan­dırma çabası içinde. Bölgede dinsel bir kutuplaşma gelişiyor. İslam dünyasında bir tarafta ABD ile işbirliği içindeki Sünni akımlar var. Suudi Arabistan, Mısır ve Suriye’de Müslüman Kardeşler, Filistin’de Hamas, Türkiye’de AKP-Gülen Cemaati. ABD; Mısır’da Müslüman Kar­deşler ile geleneksel laik güç­ler arasında yakınlaşma sağ­ladı. Mübarek iktidarına karşı laik muhalefet sokağa döküldü. Geride Müslüman Kardeşler ile anlaşmış olan ordu ve ABD var­dı. Müslüman Kardeşler düşük profil gösterdiler. Mübarek geri­deki ittifakı görünce teslim oldu. Libya’da Kaddafi ve Suriye’de Esad direndiler. Çünkü Esad’ı destekleyen bir Alevi kesim var. Kaddafi’nin ise kendi aşireti olan bir halk tabanı söz konusu. Mübarek’in bir tek devleti vardı. Onu da ABD kullandırtmadı.

İslam ülkelerinde diğer uçta ise İran-Suriye-Hizbullah Şii-Alevi cephesi bulunuyor. ABD emperyalistlerinin Irak’ta kurdukları rejim güçlü bir işbirlik­çi Şii taban yaratamadı. İran ora­da hem ABD’ye Saddam’ı ezdir­di hem de Şii kesimi örgütledi. ABD muhtemelen Irak’ta milli yanın dinsel yana ağır basaca­ğı düşüncesiyle Şiileri kolayca İran’dan kopararak işbirlikçileşti­rebileceğini düşünmüştü. Ancak öyle olmadı. Şii kesim işgalden kazançlı çıktığı halde ABD’den çok İran’a yanaştı. ABD’nin Irak’ı işgali İran’ın inisiyatifini artıran sonuçlara yol açtı. İran; Lüb­nan’daki Hizbullah ile de bağları­nı kuvvetlendirdi. Hizbullah hızla gelişti. İran ayrıca Suriye ile itti­fak yaptı. Sünni Hamas dahi bir süre İran cephesinde yer aldı. Fakat Türkiye’nin ve diğer Sün­ni ülkelerin çabası ile Hamas İran cephesinden uzaklaşmakta. Hamas’ın sisteme dahil edilme­sinde AKP Hükümeti’nin önemli rolü oldu.

Artık Türkiye bölgede Uyumlu İslam’ın politikalarını yürütmekte. Aleviler bu süreçte kendilerini tehdit altında hisset­mekte. Kürt Ulusal Hareketi onla­ra bir kanal açabilir. Ancak Alevi Türklerin bu koşullarda Kürt Ulu­sal Hareketi’ne ilgisi zayıf kalır. Kaldı ki, Alevilik Kürt Ulusal Ha­reketi içinde de sorunlarla karşı karşıya. Tıpkı yargıda ve orduda Alevi tasfiyesi gibi Kürt Ulusal Hareketi içinde de Alevi tasfiyesi yönünde baskılar yaşanmakta. ABD yanlısı açıklamalarıyla ta­nınan ve bir süredir Kürt Ulusal Hareketi’nin dışına düşmüş olan Osman Öcalan; Ulusal Hareket içinde Duran Kalkan, Rıza Altun, Mustafa Karasu gibi Alevi kökenli liderlerin fazla ağırlık edindikleri­ni ve tasfiye edilmeleri gerektiğini çeşitli şekillerde dile getirdi. Alevi kökenli liderlerin aynı zamanda sola genelde daha yakın durma­ları da yeni düzen açısından so­run yaratacaktır.

Sol Hareket ve Birlik

Emperyalizm Kürt Halkı’nın ha­misi rolüyle Kürt sorununun çö­zümünü dayatıyor. Eğer özel bir terslik olmazsa devlet ile Kürt Ulusal Hareketi arasında bir ba­rışa gidilecek. CHP’nin bu barışa engel çıkaracağını sanmıyoruz. MHP’nin de seçim öncesi yaşa­dığı operasyonlar nedeni ile cid­di engel çıkarmasını beklemiyo­ruz. ABD; çözüme engel olacak güçleri tasfiye etmeye kararlı görünüyor.

Sol hareket; savaşın sür­mesinden siyasal bir güç olarak en büyük zararı gören kesimdir. Çünkü savaş ülkede milliyetçi bir kutuplaşmaya yol açıyor ve devrimcilerin alanı daralıyor. Sa­vaşın sona ermesi devrimcilerin yararınadır. Sol hareketin çö­zümden kazançlı çıkabilmesinin koşullarından biri bu süreçte ne AKP’ye ne CHP’ye ne de Kürt Ulusal Hareketi’ne yedeklenme­mektir. AKP-Gülen ittifakı, CHP ve Kürt Ulusal Hareketi solu bu süreçte kendilerine yedekleme­ye çalışacaklar. İktidar umudu uzun süredir kaybolmuş olan sol içinde, kendi dışındaki güçlerin yedeği olma eğilimi güçlenmek­tedir. Önemli bir sol kesim AKP-Gülen iktidarının gölgesinde liberal bir sol tutuma kaydı. Bu tutum bir dönem ÖDP’yi de et­kisine almıştı. Türkiye sol hare­ketinin bir kısmı da Türk ulusal­cılığına kaydı. Başka bir önemli kısım Kürt Ulusal Hareketi’nin saflarına geçti. Kimileri de Alevi hareketini çıkış yolu görmekteler ve devrimci örgütlenmeyi bıraka­rak Alevi hareketine geçtiler.

 

 

Kendine güvensizlik safla­rımızı da çok etkiledi ve etkiliyor. 1990’lı yılların sonunda aldığı­mız darbelerle Hareketin liderliği dağıtıldıktan sonra saflarımızda umutsuzluk ve yılgınlık gelişti. Toparlanma çabaları yerine bir legal partiye katılmak için koşul­ların olgunlaşmasını beklemek tavrı giderek ağırlık kazanmaya başladı. Kafalarının arkasında “Biz bir şey yapamayız, bir le­gal partiye gidelim” fikri oluşan bazı insanlar alttan alta elbirliği ve dışımızdaki siyasi güçlerle de işbirliği içinde tasfiyeci bir rol oy­nadılar.

Şimdilerdeki Ulusal Hareket’in yedeği olmaya çı­kacak yaklaşımlarla, içimizdeki tasfiyeciliği aynı nitelikte görü­yoruz. “Biz devrimciler bu dö­nemde kendi başımıza bir şey yapamayız, mutlaka bir tarafa yaslanmalıyız” görüşü devrimci bir görüş değildir. Türkiye solu 1960’lı yıllarda öz gücüne da­yanarak mücadele etme tutumu geliştirdi. Bu tutumu ileriye gö­türmek gerekir. Alevi hareketi ile de Kürt Ulusal Hareketi ile de ça­lışılabilir. Ancak sosyalistler hiç bir gücün yedeği olamazlar.

Ulusal Hareket’in desteği ile milletvekili seçilen Ertuğrul Kürkçü Radikal’deki ( 13 Haziran 2011) yazısında solun geçmişte Kürt Halkı’nın ulusal sorununu yeterince anlayamama yanlışı­nı eleştirirken bu kez Özgürlük Hareketi adını verdiği Ulusal Hareket’in artçılığının teorisini yapıyor. Ertuğrul Kürkçü yazı­sında Ulusal Hareket’in peşine takılmayanları tutarlı sosyalist olmamakla suçlayacak kadar ileri gidiyor.

Ertuğrul Kürkçü gibi bir mücadele geçmişi olan insanla­rın Kürt Ulusal Hareketi aracılı­ğı ile Meclis’e gelmeleri olumlu sonuçlar yaratabilir. Yeter ki bu insanlar orada sol kimlikleriyle davranabilsinler. Geldikleri yeri emperyalizme ve yeni-liberaliz­me karşı mücadele için bir kür­sü haline getirmeye çalışsınlar. Ertuğrul Kürkçü yazısında; BDP içinde kalmalarının bir vefa bor­cu olduğunu belirtiyor. Onla­rı BDP kitlesi seçti, BDP grubu içinde yer almalarını anlayışla karşılayabiliriz. Ama aynı za­manda onlar sosyalist insanlar. BDP onların sosyalist kimliğine saygı göstermelidir. Sosyalist milletvekillerin Türkiye solunu Ulusal Hareket’in peşine düş­meye çağırmak yerine Mecliste sosyalist grup kurmalarını ve TBMM kürsüsünden emperyaliz­me ve yeni-liberalizme karşı Tür­kiye halklarının ve sosyalizmin sesini dile getirmelerini bekleriz. Kürt Ulusal Hareketi ile en etkili dayanışmanın yolu da budur.

Türkiye solunun birliğini başka güçlere bel bağlayarak arama çabalarını olumlu karşıla­mıyoruz. Solun birliği için bizim önerimiz, düzene ve geleneksel sola alternatif bir Eğitim ve Da­yanışma Hareketi geliştirmektir (Bakınız, Eğitim ve Dayanış­ma Hareketimiz, Hamza Yalçın 2010). Türkiye solunun kendi gerçekliği ile yüzleşerek yenilen­meye ihtiyacı var. Solda, burjuva düzene özgü insan ilişkileri sor­gulanamadığı sürece örgütler­den birinin büyümesi veya çeşitli örgütlerin bir araya gelmesi ile birlik sağlanamıyor.

 

, ,
One comment on “ORTADOĞU’DAKİ SON GELİŞMELER IŞIĞINDA KÜRT HAREKETİ, ALEVİLİK VE SOL
  1. Pingback: ODAK » ODAK-Aylık Siyasi Dergi – Ağustos 2011 Sayısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir