Paris’te Kapital Okuma Grubu İle Röportaj

Bir süredir “birlikte öğrenme-birlikte gelişme” temelinde ele aldığımız Marks’ın Kapital adlı kitabının okuma çalışmaları genişleyerek devam ediyor. Okuma çalışmalarımızı Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde, yurt dışında bulunduğumuz ülkelerde ve salı günleri de internet üzerinden yurt içindeki ve yurt dışındaki arkadaşlarımızın ortak katılımı ile devam ettiriyoruz. Çalışmalara ilgi gittikçe artıyor. Aşağıdaki röpörtajı Paris’teki Kapital okuma grubundan Hasan arkadaş ile yaptık. Çalışmalarımızın kavranması ve ilerleyişi hakkında gruplarımızdan biriyle yaptığımız bu röpörtaj, aslında genel gidiş hattı da gösterir nitelikle.

ODAK/05.04.2013

Kendinizi tanıtır mısınız?  

İsmim Hasan Taş. 1955 yılında Artvin’de doğdum. 1966 yılında İstanbul’a geldim. Sebep farklı olsa da o dönemde on binlerce aile topraktan kopup şehirlere ya da Almanya’ya iş-aş bulmaya gidiyordu. Şehirlerde yerleşme ise gecekondu meskenleriydi. Henüz İstanbul bugünkü kadar yoğun ve büyümüş olmadığı için gecekondu mahalleleri bizzat şehrin içinde, diyelim ki ana caddenin, önemli meydanlarından birinin birkaç yüz metre ötesinde olabiliyordu. İşte böyle bir mahalleye benden önce gelen ailemin yanına yerleştim.

Kaydımın güç bela yaptırıldığı ortaokula başladım. Çünkü gecekondu mahallesinden okula çocuk almak istemiyorlardı. Tek tük gecekondu çocuğu yanı sıra kapıcı çocuklarından da bazıları okula kayıt yaptırabilmişti. İster istemez aynılar aynı yerde gruplaşmaya başlıyordu. Klasik zengin-fakir ilişkisini her alanda yaşıyorduk.

1967’lerde sanayileşme ve tekelleşmenin gelişmesine paralel işçi sınıfı da kendi örgütlülüklerini yaratıyordu.

Üniversitelerde başlayan Anti-emperyalist ve Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkin tartışmalar ve faaliyetler, sendikaların yaygınlaşması ki babam bir fabrikada çalıştığı için sendika ile haşir neşir olmuş, sendika toplantılarına katılıyor, sendikanın broşürlerini eve getiriyor, günlük gazete okuyor ve güncel konuları yorumluyordu.

6. Filonun, Amerika Savunma Bakanının protestoları, 15-16 Haziran işçi hareketi, kanlı pazar olayları; Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve yoldaşlarının eylemleri o dönemdeki her çocuk gibi beni de etkiledi. “Neden-Niçin” soruları şekilleniyordu beynimde.

1973’lerden sonraki süreçte orta öğrenim ve yüksek okul dernekleri kuruluyor. Sol öğrenci gençlik bu yapılar içerisinde kümeleniyordu. Bende kaçınılmaz olarak bunların içinde yer alacaktım.

Sonraki yıllar, farklı görüşlere sahip birçok örgütlenmeleri ortaya çıkaracaktı. Mahir Çayan, D. Gezmiş ve İ. Kaypakkaya’ya sahip çıkan arkadaşların değişik yorumları ve ideolojik tıkanıklık bir dizi nispi bölünmelere neden olurken sol örgütlerin kendi içlerinde ve birbirleri arasında şiddet acı bir gerçek olarak karşımıza çıkarken başlanan çıkış noktasından sapma 12 Eylül 1980 cuntası geldiğinde militan solun yenilgisinin nedenlerinden birisini oluşturuyordu.

12 Eylül’ün ilk günlerinde tutuklandım ve yıllarca çeşitli hapishanelerde kaldıktan sonra tahliye oldum. 1980 yılların sonunda tekrar gözaltına alındım. 1990’ın son ayında tekrar aranmaya başlanınca o güne kadar hiç düşünmediğim yurt dışına çıkış kaçınılmaz oldu.

Avrupa’daki süreç her açıdan zor ve yıpratıcı oldu. Bir yandan fiili olarak mücadeleden kopmuşluk, örgütsel ilişkilerin kalkması, geçim derdi ve bu derdin çözümünde ciddi bir mesleğin olmaması güncel yaşamın maddi sıkıntısı yanı sıra, okumak, gelişen ekonomik-politik olayları takip etmek, yorumlamak; kısacası kendini, değer yargılarını korumak önem kazanıyordu. Her şeye rağmen bu tipteki dostların varlığı, onlarla görüşmeler bir zindelik sağlıyordu.

Bu sırada ODAK dergisinden arkadaşların Eğitim ve Dayanışma faaliyetlerine katılma önerisini kabul ettim. Bu çerçevede düzenlenen bir çok etkinlik ve eğitim çalışmalarına katıldım. Şimdi de Kapital’i okuyup birlikte tartışıyoruz.

Kapital’i okumaya ne zaman, hangi düşüncelerle ve nasıl başladınız?

Kapital aslında eğitim çalışmalarımızın bir aşamasını oluşturmaktadır. Bir arkadaşımızın önerisiyle Kapital’i okumayı gündemimize aldık. Önce kitabın eğitim çalışmasına katılacak olan arkadaşlara ağır ve sıkıcı geleceği konusunda tereddüt ettik. Fakat başlayınca akarsuyun yatağını bulması gibi biz de kendi yöntemimizi bulduk.

Neden Kapital? Çünkü emekten yana olan insanın kaçınılmaz olarak okuması gereken olağanüstü bir eser…Geçmişte Türkiye sol hareketimiz onca geniş insan kitlesine sahip olmasına ve onca yaygın mahalle örgütlenmesine rağmen bırakalım bilimsel sosyalizmin temel eserlerini okumayı klasik romanları okuma konusunda bile oldukça tembel davrandığı; eğitim çalışmalarının o günün sıcak pratik mücadelesinin gölgesinde/gerisinde kaldığı; dolayısıyla ideolojik-politik zayıflığın temelini oluşturduğundan dolayı gerek sol örgütler içi eleştiriye tahammülsüzlük, gerek sol örgütler arası ideolojik tartışmaların çatışmalara, şiddete dönüşmesi; gerekse de düşmanın ideolojik- politik saldırıları karşısında zayıf düşülmesinin altındaki gerçekle hep bu eğitimin eksik olduğunu düşündük.

Bu nedenle de özellikle Avrupa hele hele bizim gibi oldukça yoğun, insanların zamanının çok büyük kısmını çalışma ve yolda tükettiği, ayrıca sistemin her türlü ideolojik bombardımanda bulunduğu reklamlarından, modasına, müziğine, filmlerine kadar kapitalist sistemin ne kadar mükemmel bir rejim olduğunu göstermeye çalışırken; fabrikaların daha ucuz işgücü alanlarına taşınarak onbinlerce işçinin işsiz kaldığı sendikaların, sivil toplum örgütlerini etkisizleştirildiği, sanki işsizliğin sorumlusu kapitalist sistem değilde, bir kaç aç gözlü patronun olduğunun; yine bu sorumlunun kötü-ağır işleri en ucuz fiyatlarla çalışarak ucuz maliyete katkıda bulunan göçmen işçilermişçesine yabancı düşmanlığının körüklendiği koşullarda ya bunların etkisinde kalınacak ya da kendimizi koruyacaktık. Bu da her türlü devrimci çalışmayı küçümseyip önemsememek ille de mücadeleyi en üst düzeyde ( bu neyse, oraya nasıl varılacaksa) sürdürmek ancak onu ciddiye alabilecek sorumluluğu duyan, böylece de bekleyişte olan ve hiçbir şey yapmayan ve kendini beğenmişlerden olmak yerine bir şeyler yapabilme çabasıydı. Böyle düşünen insanlar az olduğu için de pek güç olmuyor.

Çalışmaya kaç kişi katılıyor? Katılımcıların yaş, cinsiyet, meslek, eğitim durumu vb… açısından dağılımları nasıl?

Çalışmaya değişik yaş ve meslek gruplarından arkadaşlar katılıyor. Çalışmalarda en az on kişi oluyoruz. Aslında sayı daha fazla fakat bazı arkadaşların elzem sorunları sürekli katılımlarını etkiliyor. Ama her toplantıda bir öncekini özetliyor oluşumuz ve konunun herkes tarafından okunuyor olması da eksiklikleri gideriyor.

Hangi aralıklarla, nerelerde ve nasıl toplanıyorsunuz? Çalışmanın planlanması, yürütülmesi ve geliştirilmesi nasıl gerçekleşiyor? Konuları hangi sırayla ve nasıl ele alıyorsunuz? Nasıl hazırlanıyorsunuz, nasıl tartışıyorsunuz?

Çalışmalarımızı 15 gün arayla ve her seferinde başka bir arkadaşımızın evinde yapıyoruz. Okunacak konunun planlamasını birlikte yapıyoruz. Kapitaldeki okuma sırasını takip ediyoruz. Fakat gereken yerlerde yan bilgiler, güncel örneklerle destekliyoruz. Herkesin konuya çalışmasını sağlayıcı, kapsamlı, detaylı sorular hazırlıyor ve soruları kişiye değil ortaya yöneltiyoruz. Bir arkadaşımız cevap veriyor ve onun üzerine onu destekleyen, eksikse tamamlayan, yanlışsa neden yanlış olduğunun üzerinde duruluyor. Sonra başka bir soruya geçiliyor. Ve aynı yöntemle diğer sorularda uygulanıyor. Bu yöntemi geçmişte uyguladığımız her toplantıda konuya bir-iki arkadaşın hazırlayıp sunmasından daha fazla söz almasını sağlıyor, böylece de daha verimli oluyor.

Bir de ilke olarak tekrardan kaçınıyoruz. Bir arkadaş bir konu hakkında söz alıp anlattıktan sonra başka bir arkadaşın da söz alıp aynı şeyleri söylemesinden kaçınıyoruz. Onun yerine katılıyorsa katılıyor yok hayır ayrı durduğu noktalar varsa onun üzerinde durmasını öneriyoruz.

Katılımcıların çalışmaya ilgisi nasıl gidiyor? İlgiyi ayakta tutmak, katılımı aktifleştirmek, farklı deneyimlerden insanların birbirlerinin yardımıyla öğrenmesini ilerletmek için ne gibi yol ve yöntemler geliştiriyorsunuz?

Çalışmada yer alan arkadaşlar başta da vurguladığımız gibi bu çalışmamızın gerekliliğinin bilincinde olması ilgi meselesini büyük oranda çözümlüyor. İkincisi katılımcılar bir şeyler öğrendiğini kafasında var olan ya da yeni oluşan soruları çözümleyebildiğini gördükçe sonraki toplantıda gönüllü olarak yer almak istiyor. Hepimize düşen çalışmanın monotonlaşmaması. Bunun için de bu aslında kendiliğinden ortaya çıktı her çalışma öncesi on beş günlük süreçte Türküye ve dünyada ki ekonomik ve politik gelişmeler üzerine herkesin görüşlerini belirlediği, alıntılar, kanıtlar sunduğu güncel canlı bir tartışma yapılıyor. Ve hatta bu ön süreç öylesine katılıma sebep oluyor ki arkadaşlardan ‘’çok geç oldu artık Kapitale geçelim’’ serzenişleri gelmeye başlıyor.

Ayrıca çalışmalarımız belli bir disiplin ama adı konmamış gönüllü bir disiplin ile devam ediyor. Kimse mecbur olduğu için gittiği okula ya da dersine gider dibi katılmıyor, gerçekten isteyerek katıldıkları belli oluyor.

Toplantılar akşam saatlerinde (20.30-00.00) yapıyoruz. Dolayısıyla iş sonrasına denk geldiği için yemek yeme fırsatı bulamayanlar birlikte yiyecek birşeyler getirip ev sahibinin de hazırladıkları ile birlikte ortak bir sofra kuruyoruz. Ancak yemekler çalışmanın önüne engel olmamasına dikkat ediyoruz.

Çalışmayı pratikle nasıl ilişkilendiriyorsunuz? Çalışmanın kendi aranızdaki ilişkilerinize ve çevreyle ilişkilerinize yansıması nasıl oluyor?

Çalışmalarımız kendine uygun insan ilişkileri de yaratıp geliştiriyor. Öğrenci- öğretmen, alt-üst ilişkisi içerisinde olmadığından ve de herkes birbirinden birşey öğrendiği için ister istemez karşılıklı saygı ilişkisini dolayısıyla güven ve sevgiyi de yaratıyor. Bu durum insanların kendi tercihi. Çalışma süreci bir aynılaşma da yaratıyor. Bir olay, bir söz karşısında farklı kişilerden birbirlerine çok yakın hatta hemen hemen aynı sonuçlara varmalarını görmek mümkün oluyor. Tabii ki bu salt teorik konuların çalışılmasıyla sağlanabilecek bir olgu değil. Toplantılar dışında sürdürülen görüşmeler ve sohbetler, sorunların paylaşımı ve çözüm üretilmeye çalışılması, insanlar ve olaylar arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi de buna hizmet ediyor. Tüm bunlar toplantıların olmasında bir heyecan yaratıyor. Tüm bunlar bir bütün olmasına rağmen çalışmanın devamlılığı ve kesintisiz olarak sürdürülmesinin esas olduğunu düşünüyoruz.

Bu çalışmanın bütünlüğüne yani genel koordinasyonuna katılımınız nasıl? Genel çalışmanın hedefleri ve işleyişiyle ilişkiniz nasıl oluyor? Bu konuda ne kadar söz hakkınız var?

Bu çalışmayı sadece biz yapmıyoruz, bizim dışımızda başka bölgelerde ve internet üzerinden de devam ettiğini biliyorum. Ve duyduğuma göre yayılmaya da devam ediyor. Toplantılara katılan arkadaşlar görüşmeyi internet üzerimde kurulan bir ağ aracılığı ile diğer çalışmalara aktarıyor. Bu sayede başka tartışma grubundakiler de burada vardığımız sonuçlara ulaşıp fikir edinme olanağına kavuşuyor. Ancak şimdilik çalışmanın genelini sahiplenme ve onunla ilişkimiz zayıf, bunu geliştirmemiz gerekiyor.

Bu çalışmadan neler öğrendiniz? Hedefleriniz ne?

Kimsenin ötekinden daha üstün olmadığını herkesin en azından öteki kadar zeki olduğunu diğeri kadar fedakar olmazsa da en azından bir çaba içinde olduğu, insanların söylediği şeylerin altında buzağı aramak yerine onları anlamaya çalışmanın daha yapıcı olduğunu, böbürlenmenin, ‘’ben’’ demenin yerine ; paylaşımcı, dinleyici saygılı olmanın karşındakilerin de sana aynı tahammül ve saygı davranışı içinde olduğunu öğrendim. Çalışmalarımız sonunda her birimiz politik olarak kendini savunabilecek, yaşadığı alanda ve dünyada ekonomik ve politik anlamda olup bitenleri kavrayabilecek düzeye ulaşmış, birikimli bireyler haline gelebilmesi birinci hedefimiz.

Gençlik ve Kadın grubu çalışmamız daha önce gerçekleştirilmiş fakat sonradan bir kopma olmuştu. Şimdi bunun nedenleri üzerinde duruyoruz. Kadın çalışmasında bir adım atıldı ve şimdiye kadar iki toplantı yapıldı ve devam edecek. Gençlik çalışması konusunda da duracağız. Dernek kurma ve ona paralel olarak panel, söyleşi ve gece-konser düşünüyoruz. Bunun dışında dergimizin daha düzenli çıkarılması ve daha yoğun dağıtılmasını da amaçlıyoruz.

 

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir