Pratik Çalışmalarımızda Üç Sorun Üzerine

Savaş GENÇ

Bu yazıda Hareketimiz saflarında gördüğüm üç problemi tartışacağım. Bunlardan ilki mücadeleden bireyse kaçışa mazeretler oluşturuyor. İkinci olarak devrimci mücadele adına boş zaman geçirme konusuna değineceğim. Son olarak da liderlikten ne anladığımı tartışacağım.

Bireysel kaçışa mazeretler

Bir dönem fedakârca çalışan ve mücadeleye hizmet eden arkadaşlarımız zamanla, bir şekilde sorunlar yaşayarak, ya da sorunlar yaratarak mücadeleden uzaklaşabiliyor. Kimi zaman mücadelenin zor ve sıkıntı veren yanlarını göğüslemek zorlaşıyor; kimi zaman ise daha yoz ilişkiler cazip gelebiliyor insana. Yahut kişisel zaaflar ön plana çıkıyor ve insan mücadelenin dışına düşebiliyor. İçi geçebiliyor yani insanın.

O vakitlerde kendisinden yardım istenildiğinde kişi bir anda çok mühim işler peşinde, vakti olmayan adam pozisyonlarına girebiliyor. Mesela okuldan, sınavlardan, evden, çocuklarından, ya da işinden vakit bulamayan arkadaşlar oluveriyorlar. Aslında bunlar tamamen birer bahanedir.

Bunu kendimizden yola çıkarak da görebiliriz; Çoğumuz okul yıllarımızda ödevimizi neden yapmadığımızı soran öğretmenimize türlü bahaneler uydurmuşuzdur. Bu tutum, insanı, kötü ve/veya zor dönemlerinde içine kapanmasına, kendi kabuğuna çekilmesine ve kendini savunmak adına, yeri geldiğinde, kendisini reddetmesine bile götürebiliyor. O sayede eksiklerini göremiyor ve geriliyor insan.

Normalde ailesiyle arası pek de iyi olmayanlarımız, bu durumlarda ailesi ile oldukça fazla vakit geçirme eğiliminde olabiliyor. Aynı şeyi sevgilisi, karısı ve diğer akrabaları ile de yapabiliyor. O sayede açığa çıkan boşluğu kapatarak belki de gerçekten zaman sıkıntısı çektiğine inandırmaya çalışıyor arkadaşımız kendisini.

Zira bu örneklemeler içerisinde yer aldığımda kendimi boş zaman yaratmak mucidi olarak ilan ettiğim zamanlar az olmadı. Yani adeta nerde gereksiz ve amaçsız iş var onların peşine düşer oldum. Oysa insan bu tip zamanlarda kendi kabuğuna çekilerek, mücadeleden kaçmak yerine, zaaflarıyla yüzleşerek, kendini aşabilmeli, o ortamı kendisi yaratmalıdır.

Bu tür davranışlar kişinin sadece kendisine değil, çevresindeki insanlara da olumsuz yönde etki ediyor. Bir şekilde mücadelenin içinde bulunmuş insanların etrafında yine o tür insanlar vardır ki, yukarıdaki örneklemelerde olduğu gibi, kişi bu tür “faaliyetlere” o insanları da çekerse kendi hatasını o insanlarla da paylaşmış olur. Onların da hem zamanını, hem enerjisini çalarak aslında Hareketin geneline zarar vermiş olur.

Bir de bu tip durumlarda hep olumsuz düşünmek ve gelişmeleri görmek yerine, o gelişmeyi baltalayıcı hareketler içine girme eğilimi taşınır ki bu da tehlikeli bir haldir. En yakın etkileme alanı olan, iş-okul-akraba çevrelerinde olumsuz yönde etki edebilecek potansiyeli taşıyabilir insan. Bu da önemli bir husustur.

“Devrimci” aylaklık

İnsan sadece mücadelenin dışına düştüğü zaman değil, mücadelenin içindeyken de boş vakit geçirip, bir yandan bunu da “mücadele” gibi gösterebilir. Bir sohbette duymuştum ki, bir arkadaş üniversite çalışmasını ile ilgili kendisinden daha deneyimli bir başka arkadaşla görüşüyor. Ondan, deneyimlerini öğrenmek istiyor. Daha deneyimli olanı, diğerine “… Aman ha! Kantinlerdeki solcuların masasına hiç oturma..” diyor. Yani işin bir de o yanı var. Mesela sadece kantinlerde değil de okulların belli bölümlerinde sırf bir araya gelip oturarak boy gösteren ve bunu mücadeleden sayan bir sol hareketin parçasıyız. Zaman zaman oturup saatlerce “teorik” ama amaçsız sohbetler yaparak, zamanı hoyratça kullanabilme potansiyeli var bizde.

Oysa kantinlerde, yemekhanelerde ve sınıflarda örgütsüz ve bilinçsiz onca genç var; ama biz onlara gidip -zora gelmek- (oturup muhabbete katılmak, örgütlenmekten daha kolay gelir çünkü) yerine laklak yapmak kısmını seçiyoruz. Aynı şey mahalleler ve fabrikalar için de geçerli. Büroda, dernekte boş oturmayı mücadeleden sayabiliyoruz. Ya da mücadele sayesinde tanıştığımız arkadaşlarla amaçsız bir arada olmak yetebiliyor bazen. Bu durumlarla önce yüzleşmek; sonra da bir çıkar yol bulup, üzerine gitmemiz lazım. Göründüğü gibi zamanımız hiç de öyle fazla değil.

Diyalogcu yöntemle başlattığımız eğitim çalışmalarının öncesine denk gelen dönemde, bizde yaygın olan anlayışın, “devrimcilik yapıyoruz, çalışmaya fırsatımız olmuyor, profesyonel (artık ne kadar profesyonel idiysek!) devrimci sadece mücadeleye zaman ayırmalı, bir işte çalışmamalı” şeklinde olduğunu anımsıyorum. Çevremizdeki çoğu insanın, özellikle de ailelerimizin bize sık sık bu yönde uyarıları olurdu ve cevabımız, biz daha mühim işlerle uğraşıyoruz olurdu.

Elbette yaptığımız iş para kazanmaktan, maddi kariyer edinmekten, iş kurmaktan vs. daha anlamlı ve onurlu bir iş ama biz daha ziyade işten kaçıyorduk. Oysa öğrenciyken okulu ile birlikte mücadelesini, işçiyken de işi ile mücadelesini bir arada, hem de başarılı yürüten insanlar olabiliyormuş. Hem de ne mücadele işe-okula, ne iş-okul mücadeleye engel kılınmadan…

Şimdi düşündüğümde böylesi örneklerin olmaması, ya da çok az olması bizim o yönde gelişmemize de değil de, kolaycılığa alışmamıza neden olmuş, diyorum. Hala da bu etkiden tam anlamıyla sıyrıldığımı düşünmüyorum şahsen. Bugün ise mücadele ile, iş-okul-aile yaşamının bir arada, hem de birbirine engel olmadan, aksine birbirinden destek alarak yürüyebileceğini görüyorum.

Kıdem değil devrimci nitelik

Biz mücadelede sorumluluk anlayışını -doğal sorumluluk- olarak öğrendik. Bir alanda işe en hâkim, en sorumlu, en mücadeleci ve disiplinli kimse, o arkadaşımız sorumlu idi. Doğal sorumlu!

Bir de uzun süre çevremizde bulunmuş, hatta hapis yatmış, ölüm orucuna girmiş ama gelinen aşamada bir kenarda kendi yaşamını süren arkadaşlarımız var. Mücadeleye olan sorumluluk ile değil de sırf uzun yıllar çevrede kalmanın otomatik hakkıyla kimi zaman karar mercii olabilecekleri düşüncesine kapılabiliyorlar. Bu doğru bir tutum değildir.

Evet, verdikleri mücadeleye, emeğe saygı duymak lazım ama o arkadaş nasıl olsa deneyimli, o bilir diyerek onu sorumlu görmemek de lazım. Pratiğin içinde olan ve mücadeleyi sırtlamış, fedakârca; bugün çalışan insanımızdır sorumlu olanlarımız. Zor zamanda kenarda kalıp, ortalık aydınlığa kavuştuğunda meydana çıkanları pek de hoş karşılamamalı. Onları destekleyici tavır takınılmamalıdır. Ayrıca eski olmak nitelikli olmak anlamına gelmiyor ne yazık ki.

Eski arkadaşların çoğu içmek, eğlenmek ve özel zevkleri için kaynak yaratabiliyorken mesela, mücadeleyi desteklemek söz konusu olduğunda beş parasız görünebiliyorlar. Bir düğün, bir eğlence organizasyonunda can-hıraş olup da iş miting organize etmeye geldiğinde en paspal onlar olabiliyor. Yanındaki, en samimi insanı bile davet etmekten feragat edebiliyor. Ya da verdiği sözü tutamayacağını anladığında için kırk takla atabiliyor.

Nitelikli devrimci ise aldığı görevi en başarılı şekilde ve zamanında teslim edebilendir. Sözünün arkasında olan, zordaki arkadaşı ile talep edilmeden dayanışabilendir. Ne yazık ki çoğu zaman eski olanlar değil de, daha dün aramıza katılan arkadaşlarımız bu tutumda oluyorlar. Aslında bu bir yandan da sevindirici bir şeydir ki, hala temiz insanlar bulabiliyor, onları mücadeleye kazanabiliyoruz.

Kimi arkadaşlarımız vardır, onca yıl Hareketin safında bulunmuştur, ama Harekete bir tek nitelikli insanın gelmesini sağlayamamış, tek eğitim ekibi kurmamıştır. Mitingden mitinge, piknikten pikniğe bizimle olmuştur. Davet edilirse başkaca bazı etkinlikler de yer almıştır. Bir de, deyim yerinde ise, çiçeği burnunda, genç arkadaşlar işe omuz vermiş, hemen bulunduğu alanda sorumluluklar üstlenmiş, varsa sorunları çözüp Hareketin ileri atılabilmesi için fedakârca çalışmıştır.

Uzun süre bizimle olup da bunu gerçekleştiremeyen arkadaşlarımız çok zaman, kendisinden daha “yeni”lerle oturulup tartışılmasını bir gurur meselesi yapmıştır. Ne yazık ki Hareketimiz saflarında boş zaman geçirerek “kıdem” yapmak para etmemektedir. İşe omuz verenlerdir bizim için, mücadele için dikkate alınacak olan.

O yüzden saflarımızda kenara düşmüş nice arkadaş eğer kendilerine neden gidilmediğini düşünüyorlarsa evvela bir ayağa kalkıp silkinmeli, görevli arkadaşları ile yaşı ve deneyimi ne olursa olsun, en yakın dayanışma içine girmeli ve işin ucundan tutup, elini taşın altına koyabilmelidir. Gerçekliği ile yüzleşip, zaaflarını aşmalıdır. Dediğini yapan, disiplinli ve istikrarlı insanlara güvenilerek belli sorumluluklar paylaşılır. Aksi halde Devrimci Hareket ağır kayıplar yaşayabilir, kısa vadeli kazanımlar için Hareketin iradesi ve onuru göz ardı edilmemelidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir