PUTİN’İN TÜRKİYE ZİYARETİ

putine28099in-turkiye-ziyareti22004 yılında Rusya Devlet Başkanı olarak Türkiye ziyaretinde bulunan Vladimir Putin beş yıl aradan sonra bu kez Başbakan sıfatıyla Türkiye’deydi.

Geçtiğimiz Ağustos ayının ilk haftasındaki bir günlük ziyaretten iki üç ay kadar öncesinde de Başbakan Tayyip Erdoğan, Soçi’de Putin’in konuğuydu.

Putin’in Soçi’deki diğer konuğu İtalya Başbakanı Sylvio Berlusconi idi. Güney Akım projesindeki kapasitenin artırımıyla ilgili yapılan göruşme sonrası Rus enerji şirketi Gazprom ile İtalya enerji şirketi ENI arasında anlaşma yapıldı.

Putin’in enerji anlaşmaları için gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinde Berlusconi’nde eşlik etmesinde bu neden var.
1990’ların başında Sovyetlerin dağılması sonrasında Türkiye ile Rusya arasında başlatılan bavul ticareti değişik işbirliği anlaşmalarıyla genişletildi.
Rusya’nın iki önemli dış ticaret kaynağı petrol ve doğalgaz.

Türkiye, ihtiyacı olan enerji satın alımı karşılığında inşaat, tekstil, gıda ve turizm yatırımları gerçekleştiriyor.

İki ülke arasındaki bu işbirliği yıllarca Türkiye’nin dış ticaretinde önde giden Almanya’yı ikinci sıraya indirdi. 2009 yılının ilk altı ayındaki ticaret hacmi 38 milyar dolar. Enerji Bakanı Taner Yıldız yapılan anlaşmalarla ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkacağını belirtti.
Sovyetlerin dağılmasıyla Türkiye’nin yöneticileri ‘imparatorluk geçmişlerinden’ hareketle (en yetkili ağızlar Adriyatik’ten Çin Denizi’neyi dillendiriyordu) bölge üzerinde hesaplar yapmaya başlamışlardı. KEİT- Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı oluşumu dış politıkadaki bu yönelişle ilgiliydi. AB’de ABD gibi kendi çıkarlarını gözeterek Türkiye’yi böylesi role uygun görüyordu.putine28099in-turkiye-ziyareti-1

Rusya dağılan cumhuriyetlere kendi mirası olarak bakıyordu.

Bölgedeki etkinlik hesaplarında İran’da bir başka faktördü.

Rusya özellikle Putin dönemiyle birlikte atağa geçerek ve enerji kaynakları olan Cumhuriyetlere vaatlerde bulunarak, anlaşmalara giderek ağırlığını hissettirdi.

Enerjideki diğer bir gelişme ABD ve AB destekli Nabucco projesinin uzun bir bekleyişten sonra 13 Temmuz 2009 tarihinde Ankara’da imzalanmasıydı.

Nabucco, enerji alımlarında Rusya’ya bağımlılıktan kurtulmak, hiç değilse azaltmak ve onu devre dışına iterek, Hazar ve Orta Doğu doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşımayı amaçlayan bir proje. Güney Akım’a rakip bir proje.

Uzun geçişli boru hattı taşımacılğı olan projede Alman enerji şirketi REW’in geçtiğimiz yıl Nabucco’ya ortaklığı projeyi hızlandırdı.

Rusya Başbakanı Putin tam da bu anlaşmanın öncesi ve sonrasında Tayyip Erdoğan’la görüştü. 6 Ağustos’taki ziyaretinden bir hafta öncesinde iki ülkenin yetkililerinin oluşturduğu Karma Ekonomi Komisyonu’nca ‘gaz alanında işbirliği’ ve ‘petrol alanında işbirliği’ temelli hazırlanan yirmi işbirliği protokolü ziyaret sırasında imzalandı.

Anlaşmalar içinde Rus doğalgazını Karadeniz’den geçirerek Avrupa’ya taşıma projesi olan Güney Akım’la ilgili protokolde var. Türkiye’deki hükümetlerin yıllardır heveslenip, gerçekleştiremediği nükleer enerji tesislerinin inşası da yine gündemdeydi.
Enerji kaynaklarının transferinde geçiş hattı durumundaki ülkemizin, bu konumundan kaynaklı olarak işbirlikçilerin kısa vadeli çıkarları ekseninde şekillenen anlaşmalar ülke için ağır taahhütler taşıyor.

İthalata dayalı enerji politikasında ısrar edilmesi, işbirlikçilerin hesabına gelmektedir.

Enerji üretiminin kamusal ihtiyaçlara göre düzenlenmesini taleple, özelleştirilen ya da işlevlesizleştirilen enerji şirketlerimizi geri istemeli ve varolan doğal kaynaklarımızla yenilenebilir enerji üretimine yönelinmesinin mücadelesini vermeliyiz.

• Zengin linyit ve taş kömürü kaynaklarımızın yeterli bir şekilde kullanılmaması,
• Özelleştirileceği gerekçesiyle mevcut linyit yakıtlı santrallerde gerekli iyileştirme, kapasite artırımı, bakım ve onarım çalışmalarının yapılmamış olması,
• Zengin hidrolik kaynaklarımızın yalnızca üçte birinin değerlendirilmesi ve yapımı süren santrallerin süresi içinde bitirilmesi için DSİ’ye yeterli kaynak aktarılmaması,
• Rüzgar ve jeotermal kaynaklarımızın yeterince değerlendirilmemesi,
• Toplam enerji üretiminin önemli bir bölümünün, elektrik enerjisi üretiminin yüzde 40’ları aşan bölümünün doğalgaza dayandırılması ve yüzde 20.6’sının ‘doğalgaz temin ve ürettiği elektriği alım’ garantisi verilen 4 adet özel sektör santralinden alınması,
• Doğalgaz temininde tek bir kaynağa Rusya’ya (yüzde 65 oranında) bağımlı kılınması, doğalgaz temin anlaşmalarının Türkiye aleyhine hükümlerle dolu olması,
• Yeterli kapasitede doğalgaz depolama tesislerinin zamanında inşa edilmemiş olması bulunmaktadır.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir