Sakatlık ve Kapitalizm

B3sDPzsCMAANXsZ

 

A. Çağrı GÖKÇEK

Sakatlık kavramı, ilk bakışta fiziki anlamda bedeninizin bir parçasının eksik olması veya fonksiyonel olmaması anlamına gelebilir. Ancak, bu kavram, toplumsal engellemelerin bütününden yola çıkılarak ortaya atıl
mıştır. Sakatlık, tıbbi bir anlam içermez. Aksine tam olarak sosyal bir çelişkinin kökenine inmeye çalışır. Engelli insanların topluma tam katılımlarını engelleyen tüm özne veya nesnelerle olan çelişkili ilişkileri gözler önüne serer. Tarihsel olarak sakatlar, feodal döneme değin kendilerini bir şekilde toplumsal yaşamın bir parçası görebiliyorlardı. Fabrika tipi üretimin giderek gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte sakatlar, iş hayatında kendilerine yer bulamamaya başladılar. Üretimin bir parçası olamayan sakatlar, aynı zamanda toplumsal anlamda da dışlanmaya maruz kaldılar. Sakatların kapitalizmin doğasına uymayan “anormallikleri” onları üretimin normal seyrinden uzaklaştırdı. Normal koşullara endeksli ve standart bir işçi modelini öngören kapitalizm, sakat emeğini üretim ilişkileri içerisinde geri plana düşürdü. Üretim hayatından dışlanan sakatlar, toplumsal alanın diğer alanlarında da bağımsız bir biçimde var olmakta ciddi baskı ve engellemelerle karşılaştılar. Kapitalizmin yaratmış olduğu bu dışlama politikasına sadece sakatlar maruz kalmamıştır. Aslında baktığımızda sermayenin artı değer üretim verimliliğini aşağı çekmeye meyilli her kimse veya grup iş hayatında kendine yer bulmakta ciddi zorluklarla karşılaşmıştır. Yeni dönemde bu gruplardan bazıları için yeni iş kolları açılmış olsa da kapitalizmin tarihsel özelliği hala bütün tazeliğiyle korunmaktadır.10697230_288885294638670_725253737523529461_o

Sakatlar hareketi, 20. Yüzyılın ikinci yarısında özellikle 60’lı yılların sosyal hareketliliğinden de etkilenerek bir sıçrayış gerçekleştirdi. Amerika’da Vietnam gazilerinin ülkeye geri dönmelerinin ardından sakatlar hareketi ülkede ivme kazandı. Avrupa’da yasal tanınırlık adına bir dizi eylemlilik göze çarpmaya başladı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde sakatlar hareketi, alanlardaki yerini almaya başladı. Sakatlar hareketi, kendini sosyal bir model etrafında ifade etmeye çalıştı. Bu sosyal modele göre sakatlık, tıbbı bir konu olmaktan ziyade toplumsal bir mesele olarak değerlendirildi. Sakatlık kavramı, böylece geçmişten farklı bir biçimde değerlendirilmiş oluyordu. Aydınlanma öncesi sakatlığın kaynağı ilahi referanslara dayandırılmış, aydınlanma döneminde bu köken biyolojide aranmıştı. Günümüzde ise en yaygın anlayış, toplumsal engellemelerden yanadır. Sakatlar hareketi içerisinde yaşanan bu teorik ve pratik ilerleme, o dönemde yaşanan ilerici-devrimci gelişmelerden bağımsız değildi. Sakatlar hareketi içerisinde de hatırı sayılır bir Marksizm etkisi belirgindi. Marksist sakatlar, çözümü daima toplumsal zeminde gördüler. Onlara göre, sakatlık biyolojik bir temelde çözüme kavuşturulamazdı. Onlar, sakatlık kavramının içinin yine kapitalizmin kökeninden doğru boşaltılabileceğini savundular. Kapitalizmin yaratmış olduğu çelişkileri derinleştirmenin gerekliliğini savunan Marksistler, mücadelelerini toplumun diğer ezilen gruplarıyla birleştirmeye özen gösterdiler. Mesela; Amerika’da yasal düzenlemeler adına yapılan bir bakanlık işgalinin ortaya koymuş olduğu ilerici tutum, Amerika’daki diğer ilerici-devrimci güçlerin de desteğini alarak kazanımla sonuçlandı. Tarihten çıkardığımız bu ve bunun gibi örnekler bizlere şu dersi veriyordu: Sakatların içinde bulunduğu öznel koşulların kaynağı, nesnel bağlamda kapitalizmin merkezinde yatmaktadır. Bu noktadan hareketle sakatlar, mücadelelerinde hedef olarak kapitalizmin yıkılıp yerine ezilenlerin iktidarını kurmayı yerleştirmek durumundadırlar. Pratik mücadelelerinde de bu hedef doğrultusunda ezilen gruplarla birlik olma iradesi göstermelidirler. Sakatların kapitalizmle olan eşitsiz ilişkileri Türkiye’de de farklı bir yol çizmemektedir. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sakatlar; iş, eğitim, sağlık, kente engelsiz erişim ve daha birçok konuda engellemelerle karşı karşıyadırlar. Bu engellemelerin kaynağında düzenin standart algısı yatmaktadır. Daha basit bir mantığı da düzenin insanlar arasında duvarlar örme çabası olarak gösterilebilir. Erişilebilir mimari yapıları inşa etmek yerine sermaye için daha karlı olanı hayata geçiren bir düzenin sakatlıklarla ve sakatların topluma tam katılımlarıyla doğrudan negatif anlamda ilişkilendirilmesi gerekecektir. Türkiye’de ve dünyada devam eden bu sağlamcı miras, toplumsal yaşamda kendini çok net bir biçimde göstermektedir. Fabrikada, okulda, sokakta ve kentlerin her karışında sağlam insanların öncelik olarak alındığını ve düzenin sakatlarının üretken olmayanlar sınıfına sokulmaya çalışıldığını kısa bir gözlem sonucu tespit etmeniz çok basittir. Sakatlar, sadece doğuştan veya bir hastalık yoluyla sonradan sakat kalmayabilirler. Mesela; emek havzalarında her gün iş cinayetleri yaşanmaktadır. Bu cinayetlerin yanı sıra sakatlıklarla sonuçlanan ve istatistiği de tutulmayan bir kesim de var karşımızda. Her gün sabah kalktığımızda karşımıza bir kadın cinayeti haberi çıkıyor. Kadınlar, ataerkil düzenin kurbanları olmaya devam ederken bir o kadarı da ataerkil düzenin sakatları sınıfına katılmak durumunda bırakılıyor. Doğa tahribatları günümüzde çok tartışılıyor. Doğa tahribatlarının yaratmış olduğu kronik hastalıklar sebebiyle birçok insan çeşitli sorunlarla yüz yüze bırakılıyor. Bu örnekleri giderek çoğaltabiliriz. Burada önemli olan nokta ise şudur: Devlet erki, kendi çevresindeki bir avuç insanın refahı adına halkın sağlıklı ve güvenli yaşama hakkını tehlikeye atmaya tüm birimleriyle gayret gösteriyor. Bu manzaradan bir başka çıkacak sonuç ise sakatlığın önlenebilir bir gerçeklik olduğudur. Bu memlekette yıllardır verilen demokrasi mücadelesi sonucu çeşitli bedeller ödendi. Mesela; zindanlarda hala hasta tutsaklar var. Bu hasta tutsakların o koşullarda yaşama şansları yok. Bu duruma rağmen devlet gerek ulusal gerekse uluslararası alanda yükselen tepkilere sessiz kalmaya devam ediyor. Türkiye’de yıllardır Kürt halkının kurtuluş mücadelesine tanıklık ediyoruz. Devam eden savaş, birçok insanın yaşamına mal olduğu gibi birçok insanın da sakat kalmasına sebep olmuştur. Kısacası sakatlık, yazının başında da belirttiğim gibi Türkiye için kesinlikle toplumsal bir meseledir. En son Gezi Direnişi’ne bir göz attığımızda onlarca insanın çeşitli uzullarını kaybederek sakat kaldıklarını göreceğiz. Bu ve bunun gibi Türkiye örnekleri bizlere sakatlık meselesinin düzenle doğrudan bir ilişkisi olduğunu kanıtlar niteliktedir. Düzenin engellemeleri ve bu engellemelere karşı geliştirilen direniş hareketlerinin sonuçlarından bir tanesi de sakatlık olabiliyor. Bugüne kadar Türkiye sosyalistlerinin de sürekli ve kalıç bir biçimde sakatlık meselesine eğildiğini göremiyoruz. Düzenin doğrudan dışladığı ve ezmeye çalıştığı bir sosyal grubun bugüne kadar ilgi uyandırmaması gerçekten sosyalistler adına bir kayıp olarak değerlendirelebilir. Mücadele alanlarının bir parçası olarak karşımıza çıkan sakatlarla bugüne kadar politik bir ortaklık kurulamamasını sorgulamak durumundayız. Devrimcilerin Türkiye gerçeğini ciddi bir tahlilden geçirmeleri zorunludur. Bu tahlil sonrasında ortaya çıkan manzarada sakatlık sorununun da yer edineceğinden emin olabiliriz. Bu resmin gösterdiği çözüm yolu ve araçları doğrultusunda sakatlarla solun ciddi bir ortaklığa girişmesi elzemdir. Sakatların aslında sola dönük bir mücadele geleneği olduğunu söylemek zordur. Türkiye’de sakatlık mücadelesi veren insanların çoğu düzen partileri içinde sıkışıp kalmış durumda görünüyorlar. Oysa ki sakatların da ezilen olma niteliklerini kabullenip, ezilenlerin dayanışmasında pay sahibi olmaya çalışmaları gereklidir. Sakatlık meselesinin toplumsal çözümü adına ilk adımın sol tarafından atılması zorunludur.

Türkiye’deki sakat hareketinin mevcut durumu bunu gerektirmektedir. Sosyalistlerin, bu alana eğilmelerinin ilk basamağı, diyalog olmalıdır. Öncelikle birlikte öğrenmenin koşulları yaratılmalıdır. Solun, sakatların mücadelesinin dünya gerçekliğinin neresine oturduğunu tespit etmesi gerekir. Bu tahlil için de olabildğince sıcak ve sürekli tarzda bir diyalog geliştirilmelidir. İlk planda geliştirilecek bu diyalog, sonraki adımların yolunu açacaktır. Sakatlık deneyiminin öğrettikleri ve devrimciliğin sakatlara öğretecekleri sayesinde sakatlığın kapitalist dünyanın bir sorunu olduğu gerçeği de giderek yaygınlaşacaktır. Bu içselleştirme sürecinin ardından ise sakatların toplumsal hareketliliğin organik bir bileşeni olduğu görülecektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir