SALDIRILAR TESADÜF DEĞİLDİR: DÜZEN ONA BOYUN EĞMEMİZİ İSTEMEKTEDİR

Bilindiği gibi 2010 yılı Mayıs ayında Eskişehir’deki okur­larımıza yönelik bir operasyon düzenlenmiş ve beş öğrenci ar­kadaşımız “örgüt üyesi olmak”, “örgüt propagandası yapmak” gibi gerekçelerle gözaltına alın­mış, dördü tutuklanmıştı.

Daha sonra çıkarıldıkları ilk mahkemede serbest bırakı­lan arkadaşlarımız, dört buçuk ay gibi bir süre hapishanede tutulmuş, aileleri ve arkadaşları yıpratılmaya çalışılmıştı.

Arkadaşlarımızın gözal­tına alınmaları ve tutuklanma­larına gerekçe olarak “örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası” gibi gerekçeler ileri sürülse de, aslında bu saldırıların, kitleler ile eşitler diyalogu temelinde geliştirilmeye çalışılan Eğitim ve Dayanışma Hareketine yönelik olduğunu biliyoruz.

Eğitim ve Dayanışma Hare­keti, temelde, sistemin eğitim anlayışına alternatif bir eğitim yaratmaya çalışmaktadır. Ve ümmetçi, sadakacı, cemaatçi dayanışmaya alternatif bir Da­yanışma Hareketi geliştirmek üzere bir araya gelen insanların ortak çabasıdır.

Bu anlayışı içlerine sin­diremeyen egemen güçler, Dayanışma Hareketi’nin daha gelişme aşamasındayken ona saldırması tesadüf değildir.

Neticede bir müddet hapis edilen arkadaşlarımızın yürüttü­ğü faaliyetler suç kapsamında değerlendirilecek türden işler değildi.

Bunu karşı taraf da biliyor olma­sına rağmen, her fırsatta yürüt­tüğümüz faaliyetlerin yasadışı olduğuna dair saldırılarla hala karşılaşmaktayız.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da işportacılarla zabıtların karşı karşıya gelmesi üzerine gergin anlar yaşanmış, zabıta ve işpor­tacıların birbirlerine müdahale etmesi sonucu yaralananlar ol­muştu.

Bu olayı bahane eden si­yasi polis, olaylara karıştığı iddi­asıyla yaklaşık on kişiyi evlerine baskın yaparak gözaltına almış­tı.

Gözaltına alınanlar ara­sında bizim de iki arkadaşımız vardı.

Bu arkadaşlarımızdan biri gö­zaltındayken, polislerin yaşa­nan olaylara dair tek soru sor­madan, arakadaşımıza ajanlık teklif ettiğini ve yine Eğitim ve Dayanışma Hareketimizin yasa­dışı olduğunu söyleyerek, bazı arkadaşlarımızı yasadışı örgüt üyesi olarak gösterdiklerini öğ­rendik.

Kendisinin ve diğer ar­kadaşlarının hapse girmemesi karşılığında kendileri ile işbirli­ği yapmalarını isteyen polisler, teknik ve fiziki takipleri sonucu elde ettiği bilgileri arkadaşları­mıza sanki bir suçmuşçasına anlatarak onları sindirmeye ça­lışmışlardır.

Daha sonra serbest bı­rakılan arkadaşımızın, günler sonra tekrar yolu kesilmiş “söz vermiştin, görüşecektik. Hadi gi­delim.” denilerek araca bindiril­meye çalışılmıştır. Arkadaşımız onları uzaklaştırmış, kendisi de oradan ayrılmış ve olanları bi­zimle paylaşmıştır.

Bu tip sindirme ve yıldırma girişimlerinin bugün de devam ettiğini İstanbul’daki kurumumu­zun basılarak bir arkadaşımızın gözaltına alınmasıyla öğrenmiş olduk.

Haber aldık ki, arkadaşımız ya­sadışı bir örgüt ile ilişkilendirile­rek gözaltına alınmış, başka bir arkadaşımız ise aranmaktay­mış.

Aslında yaşananlar bize doğru yolda olduğumuzu da gösteriyor. Doğru şeyler yapıyo­ruz ki, karşı taraf bundan rahat­sız oluyor ve çalışmalarımızın önünü alabilmek için komplolar­la bizi yıldırmaya çalışıyor.

Bu tip saldırılar gelişmekte olan ve sistemi rahatsız edebi­len çıkışlarla dikkatleri üzerine çeken başka sol gruplara da yö­neltiliyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Tay­yip Erdoğan’ın Hopa mitingi öncesinde Hopalı muhalif güç­ler doğalarını ve yaşamı sa­vunduklarını, HES’lere geçit vermeyeceklerini bir kez daha yüksek sesle dile getirmek, Tayyip Erdoğan’ın Hopa’da ol­masından rahatsız olduklarını belirtmek istemişlerdi. Buna müsaade etmemekle kalmayan polis güçleri, insanlara azgın­ca saldırmış ve Metin Lokumcu adında, emekli bir öğretmeni katletmişti.

Sonrasında bu durum, Ankara, İstanbul, İzmir gibi iller başta olmak üzere tüm yurtta protesto edilmiş, bir çok yer­de polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşanmıştı. Kamuo­yunun yakından takip ettiği bu olaylar sonrası Artvin, Ankara ve İstanbul’da çoğunluğunu Halkevi üyelerinin oluşturduğu yaklaşık 50 kişi tutuklanmıştı.

Tüm bu yaşananların tesadüf olmadığı gayet açıktır.

Hopa’da yaşanan olayla­rın sonrasında Tayyip Erdoğan, Halkevleri’ni bizzat hedef gös­termiştir.

Polislerin gözaltına aldık­ları insanlara otobüslerde ve gözaltında tutuldukları karakol­larda vahşice işkence etmesinin arkasında nasıl bir güç olduğu­nu bilmeyen kalmamıştır.

Geçtiğimiz günlerde tüm bu yaşananların üstüne, Halkevleri’nin “Topluma Yararlı Dernek” statüsünden de çıka­rılarak yeni bir saldırıyla daha karşılaştığını öğrendik.

Yolsuzluk yaptığı belgele­nen, yöneticileri ve çalışanları topladıkları bağışları usulsüzce birtakım cemaatçi televizyon kanallarına aktarmakla suçla­nan ve tutuklanan Deniz Feneri gibi cemaatçi dernekler TBMM tarafından üstün hizmet göster­dikleri gerekçesi ile ödüllendiri­lirken, Halkevleri gibi, Eğitim ve Dayanışma Hareketimizin de böylesi saldırılara muhattap ol­ması tesadüf değildir.

Egemenler sisteme alternatif olan hiçbir güç istemediklerini bu saldırılarla bir kez daha orta­ya koymuştur.

Bizler toplumda yaratılma­ya çalışılan yoz ilişkilere karşı, alternatif bir Eğitim ve Dayanış­ma Hareketi yaratmak istiyoruz.

Çalışmalarımız cemaatçi­lerin sadaka kültürüne karşıdır; burjuva düzen anlayışının getir­diği yoz ilişkilere karşı, kitlelerin gönüllü birliği üzerinden yükse­len dayanışmayı hedeflemekte­dir.

Yaşanan tüm bu saldırılar sol kültüre karşı yapılmış, ortak sal­dırılardır.

Egemen güçler, sol kültü­rü, ezilenlerin birliğini ve birlikte mücadele etmesinden doğacak gücü ezmek istemektedir.

Tüm sola yönelen bu sal­dırıları birlikte göğüsleyerek, yaratmaya çalıştığımız anlayışı geliştirerek alt edebiliriz.

Eğitim ve Dayanışma Ha­reketimizi, ezilen kitlelerle bir­likte sahiplenebilmenin yollarını geliştirelim!

Birliğimizi güçlendirelim ve Eğitim ve Daynışma Hareketi saflarında sıkıca kenetlenelim!

 

,
One comment on “SALDIRILAR TESADÜF DEĞİLDİR: DÜZEN ONA BOYUN EĞMEMİZİ İSTEMEKTEDİR
  1. Pingback: ODAK » ODAK-Aylık Siyasi Dergi – Ağustos 2011 Sayısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir