Seçimler ve Küçük Burjuva Aydın Tavrı Üzerine

Doğan BARAN

 

Türkiye solunda devrimciliğin mihenk taşı Kürt ulusal hareketinin peşine takılmak olarak lanse ediliyor. Kürt ulusal hareketini methetmek devrimciliğin kıstası, eleştirmek ise veya onun uyduluğunu reddetmek ise şovenizmin, ulusalcılığın ve neredeyse karşı devrimciliğin belirtisi şeklinde değerlendiriliyor. Çeşitli sol gruplar ve kişiler Kürt ulusal hareketine yaranmak için birbiriyle yarışıyorlar. Sol gruplar birbirine rekabetten üstün gelmek için Kürt ulusal hareketine yanaşıyorlar.

 

Türkiye solunda tahammülsüzlük hat safhada. Bir yandan demokrasiden, özgürlüklerden dem vuranlar; öbür yandan kendinden olmayanı, kendisi gibi düşünmeyeni aforoz edebilecek düzeyde tahammülsüz. Bir yandan reel sosyalizm eleştirilir, dünya devrim pratiklerinde aynı hatalardan bahsedilirken; bırakın iktidar olmayı, tutarlı muhalefet olmayı bile  başaramamış olmamıza rağmen reel sosyalist pratiğin çok daha gerisinde davranırız.

Haziran seçimlerine yaklaşıyoruz. Seçim sürecinin verdiği politik atmosfer ile çeşitli tartışmalar gelişiyor şimdilerde. Ülkede liberalinden solcusuna, AKP karşısındaki tüm kesimlerin kaygı ve telaş halinde olmaları da etken tabii bu duruma.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, yazımızın asıl amacı direk seçim tavrımız üzerine olmayacak. Seçim tartışmaları henüz başlamışken, dergimizde çıkan ilgili yazılarda seçimlere dönük tavrımızı ifade etmiştik. (Hamza Yalçın, “Yaklaşan Seçimler ve Kürt Ulusal Hareketi”, Odak, Şubat 2015)  Biz AKP karşısında Tükiye solu,  HDP ve CHP’nin sol kanadının bir ittifakını savunmuştuk  Ne CHP’den ilgili kesimlerin ne de HDP’nin ittifaka sıcak bakmaması üzerine, mücadeleyi seçimlere hapsolmadan büyütmek gereğini savunduk.

Hareketimiz, Türkiye solunun bağımsız, ayakları üzerinde ve omurgalı durabilen hale gelmeden ciddi bir alternatif yaratamayacağını savundu. Ne Türk ulusalcılarının ne de Kürt ulusalcılarının peşinden koşarak, yedeklenme tutumu ile davranarak bu mümkün olamaz dedik. Mesela pratikte Kürt veya Türk ulusalcılarının ekseninde gelişen bir solun; ne denli hacimli olsa da düzene alternatif olamayacağını çok defa yazdık. Nitekim bu ilerici güçlerin desteklenmemesi anlamına gelmez.  Ancak desteklemek ile yedeklenmek farklı pratiklerdir.

Sosyalizmin bu denli deforme edildiği, özünden saptırıldığı bir süreçte güçler arasında kurulacak ittifaklar genelde sosyalist anlayışa aykırı gelişiyor.  Kürt ulusal hareketinin “ittifak” anlayışı  Türkiye solunu kullanmak yaklaşımına uygun düşerken Türkiye solundan çeşitli kesimler ise sol olarak  kendilerine güvenemedikleri için kendileri dışındaki daha büyük bir gücün etrafında birleşmeyi tercih ediyorlar.

Türkiye solunda devrimciliğin mihenk taşı Kürt ulusal hareketinin peşine takılmak olarak lanse ediliyor. Kürt ulusal hareketini methetmek devrimciliğin kıstası, eleştirmek ise veya onun uyduluğunu reddetmek ise şovenizmin, ulusalcılığın ve neredeyse karşı devrimciliğin belirtisi şeklinde değerlendiriliyor. Çeşitli sol gruplar ve kişiler Kürt ulusal hareketine yaranmak için birbiriyle yarışıyorlar. Sol gruplar birbirine rekabetten üstün gelmek için Kürt ulusal hareketine yanaşıyorlar. Bu tutum BHH içinde de gözleniyor.  Çeşitli sol gruplardan atılmış veya örgütlerini bölmeye çalışanla sağlıksız unsurların Kürt ulusal hareketine yanaştıklarını görmeye alıştık. Halkevlerini de birileriyle rekabette üstün gelmek için Kürt ulusal hareketine yanaştığını görüyoruz.  Kürt ulusal hareketi de bu tür tutumların karşılığını veriyor. Örneğin daha dün “CHP’nin arka bahçesi” şeklinde eleştirilen Halkevleri, bugün seçimlerde HDP’ye oy çağrısı yaparak eleştirilerden bir anda azade kılınıyor. Mesela dünün “yetmez ama evet”çileri, AKP ile meydanlarda kol kola darbelere karşı (!) yürüyenleri, bugün Kürt ulusal hareketine dizdiği methiyeler sayesinde tek bir eleştiriye dahi maruz kalmıyorlar. Kürt ulusal hareketi Türkiye solunda liberalizmi ve dağılmayı körkleyen bir rol oynuyor.

Kraldan çok kralcı olmak, solun ve sol değerlerin özüne terstir. Zamanla karakter halini alır. Gün gelir, insanı “kral çıplak” diyebilecek cesaretten uzaklaştırır. Demir Küçükaydın ve Ercan Kanarları, EHP çizgisini kraldan çok kralcı tutumlarda görüyoruz.

“Rojava’da ciddi bir zulüm ve insanlık dışı bir katliam oluyor. Oradaki ve tüm Ortadoğu’daki zulmü lanetliyoruz. Ezilen halkların mücadelesinin selamlıyoruz fakat Rojava’yı Marksist-Leninist açıdan bir devrim olarak görmüyoruz.” şeklinde gayet makul ve kendilerinden beklenenin aksine çok daha yumuşak bir eleştiri sunan Grup Yorum üyesi insanların konser yapması, kendisine  Özgürlük Hareketi adını veren ulusalcı güçler tarafından   engelleniyor. Okur hatırlayacaktır, cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde kendilerine Özgürlük Hareketi adını veren ulusalcılar Türkiye solunu yasakçılığa karşı savunmak adına Yürüyüş grubuna saldırılar düzenlemişti.

Kraldan çok kralcılar kim Kürt ulusal hareketine karşı ufacık bir eleştiri sunsa, eleştireni ezmek  için  yarışıyor . Kim onlar gibi düşünmese, kaygı gütse karşı devrimcilik-şovenizm-ulusalcılık ile suçlanıyor. İnsan bir de dalkavukluk ettiği  güçlerin yaptıklarına bakar.  Mesela Kürt ulusal hareketine dalkavukluk etmek için Türkiye soluna Kemalist deyip dururken mesela Öcalan’a bakar. Türkiye solundan Öcalan’ın İmralı savunmalarında Mustafa Kemal için kullandığı övgü sözlerini etmiş bir kişi var mı?

“Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk, bize teşekkür etmedikleri gibi, 2. Atatürk rolüne soyunup daha çok üstümüze geldiler, ezmeye çalıştılar” diyen Öcalan yerine, yine sol AKP’ye destek olmakla suçlanıyor. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22712286.asp)

Gezi’yi darbecilik ile suçlayan ve “Sırrı bey sadece ağaç için oradaydı ama sonradan olay öyle bir boyuta vardı ki Sırrı bey bu konuda dikkatli davrandı. O da darbecilere hizmet etme girişiminde bulunmadı sadece duyarlılık için oradaydı” diyerek “Bu sebeple Gezi’ye mesafe koyduk, buradan bir halk ayaklanması ile hükümeti devirecek bir darbe çıkarmak isteyenlerle bir arada bulunmayız biz.” yorumlarında bulunan Demirtaş’ın aksine, yine sol Gezi’yi temsil etmemek ile suçlanıyor. (https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/selahattin-demirtas-gezi-ile-aramiza-mesafe-koyduk-haberi-77251)

Sırrı Süreyya Önder ile, “Sayın Öcalan, Fetullah Gülen’e selamlarını gönderdi. F. Gülen’in ‘sulhta hayır vardır’ yaklaşımı benim de yaklaşımımdır. Bütün Ortadoğu’daki demokratik bir siyaset ve barış için birlikte çalışabiliriz. Muhterem Fetullah Gülen’e selamlarımı söyleyin, onu en iyi anlayan benim.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22879093.asp) açıklamalarını sanki Öcalan yapmamış Türkiye solu yapmış.

 

Türkiye solu her şeyden önce kendisine inanmalı ve güvenmelidir. Güçlü olanın, zayıf olanı ezdiği; himayesine aldığı bir güç veya anlayış devrimden yana, sosyalizmden yana hiçbir çıkarı temsil edemez. Kafalarda ilk önce bunun somutlanması ve sosyalizmin özüne uygun, yenilenmeyi temel alan bir gelişme gösterebilmesi gerekir. Sol ve Türk ulusalcılarına ne de Kürt ulusal demokratik hareketine eklemlenerek gelişme kaydedebilir. Bağımsız ve kişilikli bir solun temellerinin atılması, gelişmesi ise; sosyalizmin özüne uygun, adaletli-vicdanlı bir solun gelişmesi ise gerçekten halkların umudu olacaktır. 

 

Reyhanlı hakkında, Roboski hakkında açıklamalar sanki unutuluyor. “Hakan Fidan’a sahip çıkmamız gerekir.”  diyenler sanki unutuluyor. Hakan Fidan Başbakan olmalı, diyen sanki Türkiye solu.

Daha bir çok örnek verebiliriz. Yüzlerce belki de… (Örneklerimiz sadece yakın zamandan aldığımız bazı önemli gelişmeler üzerine. Okuyucu, daha geniş şekilde araştırma yapabilir ve hangi konularda neler söylendiğine daha rahat ulaşabilir. 2000’li yılların başında Öcalan’ın “Bir Halkı Savunmak” adlı kitabında çıkan gerek ABD, gerek TSK gerekse de BOP üzerine yaklaşımlarına ulaşmak zor olmaz. )

Bazıları bir yandan eleştirici solun yanında Kürt hareketini gizli gizli eleştirirken Kürt ulusal hareketinin sözcülerinin yanında ise iltifatkar kesiliyorlar .

Öcalan ve Kürt ulusal hareketi yukarıdaki sözlerini ve pratik tutumlarını kararlaştırırken Türkiye soluna hiç danışmıyorlar. Ama Türkiye solunu çok kolay suçluyorlar. Kürt ulusal hareketinin yedeğindeki sol ise peşinden gittikleri liderlerini eleştirecek yerde ikide bir Türkiye solunu CHP’ye ve Kemalizm’e teslim olmakla itham ediyorlar.  Bu anlamda solda yasakçı bir hava yaratmakta çok da başarılı oluyorlar. Bu yasakçı hava Türkiye solunu kişiliksizleştirmeye, iradesizleştirmeye ve onu Kürt ulusal hareketine bağımlı kılmaya yarıyor.

Oysa Türkiye solundan HDP’yi destekleme kararı almamış olanlar sırf bu yüzden HDP’nin karşısında CHP’den yana koymuş olmuyor. CHP bugün için Türkiye solunu yedekleyebilecek bir güç değil. AKP karşısında CHP güçlenirse şu an için buna üzülmeyiz. HDP barajı aşarsa buna hiç üzülmeyiz. Ama bugünlerdeki “Umudumuz HDP” havası bize bir zamanların “Umudumuz Ecevit” havasını hatırlatıyor. Umudumuz ne CHP’de ne de HDP’de değil. Hele hele Kürt ulusal hareketiyle düpedüz yedeklenme anlamında ittifak kuranları kınıyoruz. Devrimcilerin kuracağı ittifak yedeklenme şeklinde olamaz. Kimse kuyrukçuluğu, ittifak diye yutturmaya çalışmasın.

Türkiye solu her şeyden önce kendisine inanmalı ve güvenmelidir. Güçlü olanın, zayıf olanı ezdiği; himayesine aldığı bir güç veya anlayış devrimden yana, sosyalizmden yana hiçbir çıkarı temsil edemez. Kafalarda ilk önce bunun somutlanması ve sosyalizmin özüne uygun, yenilenmeyi temel alan bir gelişme gösterebilmesi gerekir. Sol ve Türk ulusalcılarına ne de Kürt ulusal demokratik hareketine eklemlenerek gelişme kaydedebilir. Bağımsız ve kişilikli bir solun temellerinin atılması, gelişmesi ise; sosyalizmin özüne uygun, adaletli-vicdanlı bir solun gelişmesi ise gerçekten halkların umudu olacaktır. Demokrasinin de, laikliğin de, özgürlüklerin de, Kürt sorununun ezilen halklar lehine çözümü önündeki engellerin yıkılmasının da yolu buradan geçer.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir