Sol Kimlere Aleviliğini Yaşatmadı?

Cemalettin Can/ Odak Temmuz 2012

1960’lı ve 70’li yıllarda “sosyalizmin eşiği ve beşiği” görülen Alevilik bazı çevreler tarafından sosyalizmden uzaklaşmanın bir aracı haline getirilmeye çalışılıyor. Gerici politikalara yakınlığıyla tanınan İzzettin Doğan çizgisindeki Cem Vakfı’nın sol düşmanlığını biliyoruz. Aleviliği sosyalist hareketten uzaklaştırmak isteyen başka eğilimler de var.

Bilindiği gibi İzzettin Doğan çizgisi on yıllardır sömürücü güçlerle işbirliği içinde bir Alevilik istiyor. Bu çizgi Alevilerin yaşadığı her baskıyı devrimcilerin üzerine yıkmaktadır. Onlara göre Gazi katliamı (12 Mart 1995) bile devrimcilerin yüzünden çıkmıştır. Bu işbirlikçi çizgi “Devrimciler Alevileri kullandı”, “Aleviler devrimcilerin yüzünden MHP’yle ve devletle karşı karşıya gelip ezildiler” diyor.

İzzettin Doğanlarla birebir aynı çizgide olmasalar da devrimci hareketlere karşı soğuk bakan ve Alevilik ile devrimci hareketler arasında mesafe koymak isteyen eğilimler de var. Bu eğilimdeki insanlar görüşlerini genellikle sözlü ifade etmeyi seçiyorlar. Mesela “Devrimciler bize Aleviliğimizi yaşatmadı” deniyor. Devrimciler Aleviliği bastırarak Sünniliğin gelişmesine yol açtı, deniyor. Sünni kökenli devrimciler Sünni akrabalarının ve çevrelerinin ibadetlerine ses etmezken Alevi devrimcileri kışkırtmışlar ve onlar aracılığıyla Alevi dedelerine kötü davranmış ve Aleviliği yasaklatmışlar. İddialar sosyalist hareketin egemen mezhebin değer yargılarının etkisi altında olduğu, o etkiyle Sünniliği meşru sayarken Aleviliği gayrı meşru gördüğü, onu hep horladığı yönünde.

Alevilik bilindiği gibi Türkiye’de yüzyıllardır tabu olageldi. Hatta Alevilik adının dahi bu baskılar sonucu seçilmiş bir kelime oyunu olduğu ileri sürülmektedir. Osmanlı’da 16ncı yüzyılın sonuna kadar Alevilerin “Işık taifesi” olarak adlandırıldıkları belirtiliyor (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi) Aleviler dinci baskılardan sakınmak için adlarını sözcük oyunu ile Alevi yapmışlar.

Alevilik bir yanıyla kuralları katı tanımlanmamış bir dinsel inançtır. O aynı zamanda sevgiye ve hoşgörüye dayanan, dayanışmacı ve barışçı bir gelenektir. Karacaoğlan, Yunus Emre ve Mevlana gibi ozanlar Aleviliğin bu yanını temsil ettiler. Kimileri Aleviliği sırf barışçı ve uzlaşmacı yanlarıyla görmektedirler. Oysa Alevilik aynı zamanda Anadolu’da isyancı geleneğin ve direnişçiliğin de beşiği olmuştur. Bedreddin’den Baba İshak’a tarihimizde ilerici nitelikli belli başlı halk ayaklanmaları bu Alevi geleneğinin damgasını taşırlar.  Alevilik “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyerek mücadelesi uğruna ölüme giden Pir Sultan Abdal’ın, düşünceleri yüzünden derisi yüzülen Nesimi’nin ve  “En el Hakk” (Ben tanrıyla bütünleşmişim) dediği için işkencelerle katledilen Hallac-ı Mansur’un direnişçiliği ile yoğrulmuştur. Aleviliğin Şiilikle bağı zayıf olsa da Aleviler iktidar karşısında boyun eğmeyi reddederek ölüme giden Hüseyin’in Kerbela direnişini  de gururla sahiplenmektedirler. Yani Anadolu Aleviliğinin harcında Kerbela direnişi de bulunuyor. Alevilik bu anlamda radikal bir gelenektir.

Özellikle Yavuz Selim zamanında artan baskı ve katliamlara uğrayan Alevilik Cumhuriyet ile birlikte biraz nefes alma olanağına kavuştu. Cumhuriyet Aleviliği serbest bırakmadıysa da onun üzerindeki baskıları biraz hafifletti. Bu yüzden Aleviler, halifeliği kaldıran Mustafa Kemal’e sempati duyarlar.

CHP tek parti diktasına karşı özgürlükçü vaatlerle gelen DP iktidarı baştan bir kısım Alevi çevrelerde sempatiyle karşılandı. Ancak DP Sünni tarikatlara dayanmaktaydı. DP’nin bu yönü AKP iktidarına çok benzemektedir. Aleviler üzerindeki baskılar baştan azalıyor görünse de kısa zaman sonra artacaktı. Alevi köylerine zorla cami yapılmaya başladı ve Aleviler üzerindeki asimilasyon hızlandı. Aleviler canlarını CHP’ye attılar ve orada yoğunlaşmaya başladılar.

1960’lı yıllarda Demirel iktidarı DP iktidarının din istismarcılığını sürdürdü. Gerek ABD emperyalistleri gerekse Adalet Partisi iktidarı yükselen solun önünü kesmek için dini istismar ediyordu. Alevilerin sola yönelmesinde bu kitlenin sola yatkın eğilimleri yanında devletin Sünniliği istismar etmesinin de rolü oldu. Alevi kitle artan dinciliğe karşı sola yöneldi. Kışkırtılmış dincilik Alevileri aşağılarken sosyalist hareket Alevilere saygı ve sevgiyle yaklaşıyordu. Alevi kökenli gençlik ve aydınlar çığ gibi sosyalizme yöneleceklerdi.

Bu satırların yazarı 1970’li yıllarda milliyetçi görüşlerin etkisindeki bir Harbiye öğrencisi olarak nasıl Marksist olduğunu açıklarken bu hususa dikkat çekiyordu:

“ o yılların korkunç gerici ortamında Kürt ve Alevi kökenli insanlar da aşırı küçümsenirlerdi. Alevi kökenli olduğumu da gizlemek zorunda kaldım. O konu da bende bir soğuma ve eziklik yaratıyordu. Bir nevi kendimi inkar etmek çabası içindeydim. İnsanda çok kötü bir ruh hali yaratıyor.

”Sosyalizm azınlık mezheplerin ezilmesine karşıydı. Sosyalizm Kürtlerin aşağılanmasına karşıydı. (Kürt değildim ama onların aşağılanmasından rahatsız oluyordum.) Kendimden kaçmama, kendimi gizlememe gerek yoktu artık. Sosyalizm bana cesaret veriyordu. Sosyalizm biz sıkıştırılmış insanlara arka çıkıyordu. Ben nasıl sosyalizmi benimsemezdim!”

Bu yıllarda Alevilik sosyalizmle buluştu. Sosyalizm Aleviliğin en iyi yanlarını öne çıkararak ona toplumda büyük bir prestij sağladı. Devrimci gençler Alevi ozanlarının türkülerini söylediler. Altmışlı ve yetmişli yıllarda kitleselleşen sosyalizm Alevi geleneği üzerinde yükseldi.

Öyle ki Alevilik 1970’li yıllarda adeta sosyalizm oldu. Aleviler o dönemde Marksizm ile Alevi kültürünü sentez ettiler. Aleviciliğin ticaretini yapan burjuvalar ve Sünnilikle dincilik ve istismarcılık yarıştıran bazı dedeler elbette sürecin dışına düşeceklerdi.  Alevi kitleler onları benimsemedi ve eleştirdi. Alevi ozanlarından Mahzuni Şerif ise o dönemde “Kimi dede kimi hoca/ say babo say!” diyordu. Bu Alevi burjuvaları ve tutucu dedeler yüzden devrimcilere kin biriktirdiler.

Devrimciler Aleviliğin hümanist, ilerici, dayanışmacı ve direnişçi yanlarını öne çıkardılar. Alevi kitlesi devrimcilerin yardımıyla Pir Sultan Abdal’a, Nesimi’ye, Yunus Emre’ye, Karacaoğlan’a, Mevlana’ya, Hallac-ı Mansur’a ve İmam Hüseyin’e bambaşka gözle bakmayı öğrendi. Alevilik tutucu dedelerin ağlama-sızlama  çizgisinden  devrimci ve demokrat bir çizgiye yükseldi. O sayede Aleviler aydın çevrelerde ve ilerici Sünni kesimde de büyük prestij kazandılar. Tutucu dedeler ve Aleviciler ise o süreçte Aleviler arasında yer bulamadılar. Yaşayamadıkları Alevilikleri olsa olsa o olabilir.

Alevicilerin “Aleviliğimizi yaşayamadık” dedikleri 60’lı ve 70’li yıllar bizim bakışımızla  Aleviliğin altın çağıdır.  Aleviler bu dönemde Mahir gibi Deniz gibi İbrahim gibi ve Ömer Yazgan gibi yiğitlere kavuştular. 12 Eylül askeri cuntasının idam ettiği devrimcilerden Ömer Yazgan bize yazdığı mektuplardan birinde darağacına giderken Pir Sultan Abdal’a ait “Kadılar müftüler fetva yazarsa/İşte kement işte boynum asarsa/İşte hançer işte başım keserse/ Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan!” dörtlüğünü seslendireceklerini yazıyordu. İdam edilen dört devrimcinin sadece bir tanesi Alevi kökenliydi ama hepsi de kendisini Pir Sultan’a yakın görüyordu.

Daha Harbiye yıllarımızda Mahzuni Şerif’in adaletsizlikleri eleştirdiği türküsünde “Pir Sultanlar gibi dar ağacını/ Bilmem boylasam mı boylamasam mı?” dizeleri Alevi ve Sünni kökenlerden gelen biz devrimcilerin manevi dünyasını oluşturuyordu. Ruhi Su’dan Zülfü Livaneli’ye türkücüler Alevi türkülerini yorumluyorlardı.

“Sünni kesimden gelen solcular Alevileri harcadılar”, iddiası çok insafsızca ve bencilce bir iddiadır. Aynı iddiayı Sünni kökenli benciller de Alevilere karşı daha kolay yapabilirler.  “Kullanmak” düzenin mantığıdır. İnsan ilişkilerine kullanma mantığı ile yaklaşanlar, ilişkilerde kullanılma sonucunu kolay çıkarırlar.

Alevilik ilerici, demokrat, hümanist ve direnişçi yanları güçlü bir Anadolu geleneğidir. 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi ağırlıkla Aleviler içinde örgütlendi. 1980’li yıllarda cezaevine giren devrimcilerin yaklaşık yüzde 80’i Alevi kökenli gençlerden oluşmaktaydı. Aleviler yükselen Kürt ulusal demokratik hareketine de kitlesel olarak katıldılar. Ayrıca Alevi köyleri PKK’ye karşı savaşta korucu olmayı reddettiler.

Bununla birlikte Alevi kitle içinde düzen yanlıları da her zaman oldu. Alevilik sosyalizmin eşiği ve beşiği idi ama bütün Aleviler solcu değildi. Alevilik içinde işbirlikçi eğilimler, marjinal kalmış olsalar da, hep bulundular.

Kaldı ki Aleviliğin de tarih boyunca sınıflı toplum yapısından etkilendiği görülmektedir. Babadan oğula geçen dedelik kurumu sınıflı toplumdan etkilenmeyi gösteriyor. Bu kurum özellikle 1950 sonrası yozlaşınca dedelerin tepkiler alması kaçınılmaz oldu. Tepkilerin kimi yerlerde bazı aşırılıklara vardırılmış olması onların haklı özünü yok edemez.

Alevi kökenli aydınlar ve gençler 1960’lı ve 70’li yıllarda sosyalizmle birleşerek Türkiye’de devrim yapma stratejisini benimsediler. İki kez yani hem 1970’de hem de 1980’de üst üste büyük yenilgi aldılar. İki yenilgi de Alevi kitleyi yıldırmaya yetmedi. Alevi gençlerin bir bölümü 1980’lerin sonuna doğru Kürt ulusal hareketine akmaya başladı. Alevilik hala sosyalizmle iç içe olmaya devam ediyordu. Ancak 1990’lı yıllarda yeni-liberalizmin reel-sosyalizmi yıkarak zafer kazanması sosyalist Alevi hareketine üçüncü ve en büyük darbe oldu. Bu darbe gericilere Alevi gençlik ve aydınlarla sosyalizmin arasını açma olanağı verecekti. Bu dönemde Alevi burjuvazisinin ve gerici dedelerin devletle bütünleşme eğilimleri Alevi kitlesi içinde güç kazanmaya başladı.

Alevilik Anadolu’nun İslamiyet öncesine dayanan köklü bir inancıdır.  Ancak bütün dinsel inançlar gibi Alevi inancı da zaman içinde değişimler geçirdi. Alevilik gün oldu Osmanlı’ya hizmet etti, dönem oldu Şiiliğin yoğun etkisine girdi, dönem oldu Alevi dedeleri Sünnilikle Müslümanlık yarıştırdılar.

Devlet 1960’lı 70’li ve 80’li yıllarda ezdiği Alevilere özellikle 1990 sonrası düzenle bütünleşme kanalı açtı. Bu kanalı onlara hem yükselen dinciliği karşılamak için hem de Alevilerin Kürt hareketine gitmelerini engellemek için açtılar. İşte o süreçte bir kısım Aleviler kendilerini devletin sahibi sanmaya başladılar. Devlet Susurluk skandalında ölen polis şefi Hüseyin Kocadağ gibi “Alevilere” kariyer vererek devrimcileri katlettirdi. Başka bir kısım Aleviler kendilerini devletin sahibi görerek Kürt hareketine karşı kullanıldılar. Ancak AKP iktidarı Ergenekon operasyonlarıyla orduda, bürokraside ve yargıda büyük bir Alevi ayıklaması yapınca Alevilerin devletle bütünleşme stratejileri önemli bir darbe almış oldu.

Geçmişte Aleviliği sosyalizmin eşiği ve beşiği gören anlayış “Alevilikten sosyalizme uzun ince bir yol” olduğunu biliyor ve “Helal olsun o yolu yürüyenlere!”, demeye getiriyordu. Şimdilerde “Marksizm de neymiş Alevilikten üstün bir şey yok”, demeye getirenler var. Bu anlayışı biz Alevilikte gerileme olarak görüyoruz. Bir zamanlar Alevilikten sosyalizme yürümeye çalışan bazı eski solcu yeni Aleviciler şimdi yönlerini geriye çevirmiş hallerde devrimcileri suçluyorlar.

Alevilikle sosyalizm arasına duvar örmeye çalışanların yaklaşımlarıyla Pir Sultan’ın ne Nesimi’nin  ne  Hallac-ı Mansur’un ve hatta ne de Kerbela direnişinin savunulur yanı kalır.  Aleviliğin en büyük şansı sosyalizmle buluşarak yenilenmesi ve devrimcileşmesidir.

Alevi hareketi içinde burjuva ve halkçı iki eğilimin mücadelesi var. Devrimciler Aleviliğin işte bu halkçı yani hümanist, ilerici, hoşgörülü, direnişçi ve dayanışmacı yanlarını savunuyorlar. Alevilik Anadolu topraklarında Nesimi’nin, Hallac-ı Mansur’un, Pir Sultan Abdal’ın, Hüseyin’in direnişlerini sahiplenme ile, Osmanlı’ya karşı halk ayaklanmalarıyla, geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında devrimci hareketi sahiplenme sayesinde yüceldi ve saygınlık kazandı. 1970’li yıllarda faşist saldırılara karşı Alevilerle birlikte direnenler devrimcilerdi. 1990 sonrası Alevi hareketinin geliştirilmesine öncülük edenler de gene sosyalistler oldu. Ancak Aleviliği gericilik olarak yaşamak isteyenler nankör bir tutumla solu hedef gösterdiler. Sol hareket Alevi hareketine yükselme olanağı verdi. Burjuva Aleviciliği ise Aleviliği her zaman çıkarcılığa ve düzenin pisliklerine bulaştırarak çürüttü. Alevi hareketine zararı solcular değil onu tutuculaştıran ve çürüten Aleviciler veriyor.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir