TAKSİM ÖĞRETİYOR

Odak, 9 Haziran 2013

 

Hüseyin KARAKOÇ

Türkiye tarihinin en büyük direnişlerinden biri yaşanıyor. Halk kitleleri AKP’nin dinci, sömürücü ve yağmacı saldırısına karşı ayakta. Direnişçiler polis saldırılarına, baskı ve yasaklara rağmen hükümetin kamu gücüyle topladığı kitlelerden daha fazla insan topluyor topluyor. Sol hareket direnişten öğrenerek kendini geliştirmelidir. Bu direniş başarıyla sonuçlanamazsa çok büyük baskı gelir.

Başlangıçta ulusalcılara karşı özgürlük ve hoşgörü söylemleriyle kitleleri pasifize eden AKP onları ezdikten sonra baskıcı yüzünü ortaya koydu. İnsanların ne içip içmeyeceğine, nasıl giyineceğine, nasıl çocuk yapacağına, kadınların eteklerine ve televizyon dizilerine kadar dayatmaya başladı. Ankara Kurtuluş Parkı’ndaki ”Allahü Ekber!” sloganları eşliğindeki yobaz saldırsında olduğu gibi tiraz edenlerin ezileceğinin işaretlerini verdi.  Devrimcileri aşağıladı, Alevileri aşağıladı ve giderek ”sarhoş” diye Mustafa Kemal’i dahi aşağılamaya başladı.

Hükümet Türkiye nüfusunun üzerine ”Ya yanımda olursunuz ya da karşımda!” tutumuyla geldi. Bu tutum sağcıları bile saflaştırdı. Bir kısım burjuva sağcılar AKP yanında yer alırken diğer kısım ise CHP etrafında birleşti. MHP ise bir yandan hükümeti eleştiriyor görünürken alttan alta hep AKP’nin yanında davrandı. Bu sinsi taktik en tehlikelisidir.

AKP hükümeti Barış süreci adı altında Kürt ulusal hareketiyle yaptığı ittifakı da halka karşı kullanmaya kalkıştı. İlk iş olarak Taksim’de 1 Mayıs’ı ve diğer ilerici gösterileri yasakladı.  Kentsel Dönüşüm Projesi gibi çeşitli yağma projeleri adı altında Türkiye’yi yandaş rantçılara peşkeş çekmeyi hızlandırdı. Kürt ulusal hareketi ise ne yazık ki yer yer aşırı tavırlara girişti. Mesela BDP; ABD elçiliğine karşı yapılan devrimci eylemin hemen ardından elçiliğe geçmiş ziyaretlerinde başı çekti. BDP liderlerinden Demirtaş; Reyhanlı saldırısının ardından AKP’nin arkasında yeralma çağrısı bile yaptı. BDP’nin daha sonradan görünümü düzeltme çabaları kafalardaki kuşkuları gidermeye yetmedi.

Taksim’de başlayan direniş ” Her Yer Taksim Her Yer Direniş!” şiarıyla kısa zamanda bütün ülkeye ve yayıldı. Yurt dışında da direnişe destekler oluyor. İnsanlar yeni-liberalizm tarafından kalıba dökülmeye yani tek tipleştirilmeye, aşağılanmaya, köleleştirilmeye karşı çıkıyorlar.

Türk ve Kürt ulusalcıları her zaman olduğu gibi burada da birbirini dışlama tutumuyla direnişe zarar verdiler. Türkiye solu bütün kesimleriyle bu direnişin içinde oldu. Sol bu süreçte provakasyonlara ve aşırılıklara karşı duyarlı oldu. Sol güçlerin çok büyük kısmı ne Kürt ne de Türk ulusalcılarının birbirini dışlama tutumlarının peşinden gitmedi ve direnişi bölen bu davranışlara engel olmaya çalıştı.

Şimdi Türk ulusalcıları ve CHP bu eylemi sırf AKP karşıtı bir burjuva çizgide, emperyalizme bağımlı kapitalist düzen içinde, tutmaya çalışıyor. Hatta CHP, taleplerini Erdoğan’ın yumuşaması ile sınırlı tutuyor. BDP ise baştan ana gövdesiyle dışında kaldığı eylemde katkısını bu güne kadar sırf kendisine yer edinmekle ve karşıtlarını dışlamaya çalışmakla sınırlı tuttu.  Öcalan direnişe sahip çıkıyor göründüğü ilk demecinde taraftarlarına ve Kürt ulusal hareketini izleyen sola ulusalcıları dışlama görevi verdi. Sırrı Süreya, Ahmet Türk ve Demirtaş’ın demeçleri de aynı yöndeydi. Öcalan’ın darbecilerden sözetmesi ise özellikle dikkat çekiydi. Ordu AKP ile birlikte olduğuna göre darbeci kim olabilirdi?

Erdoğan ve AKP yöneticileri direniş karşısında panik içindeler. Çünkü düşerlerse önemli kısmının sonu, yaptıkları yolsuzluklar ve kanun dışı hareketlerden dolayı, büyük olasılıkla müebbed hapistir. Erdoğan ayakta kalmak için meydanlarda Direnişçilerin yağmacı, dini değerlere saygısız, başörtülü kadınlara saldıran, gözü dönmüş yıkıcılar olduğu yalanlarını yayıyor. Onlar Anadolu halklarını katleden Yavuz Sultan Selimlerin ve Abdülhamitlerin soyundan geliyorlar. Kanlı Pazar , Maraş, Çorum, Sivas katliamından geliyorlar. Bu yalanlar ve kışkırtmalar  onlara yakışır.

Gene de Erdoğan’ın niye bu kadar uzlaşmaya uzak davrandığı merak konusudur. O, sanıyoruz MHP’yi çantada keklik görüyor. MHP, direnişe katılanları kendisinden görmediğini belirtti.  Sanıyoruz Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisine Rize’dekine benzer faşist saldırılar için görev verildi. Sanıyoruz Erdoğan, Güneydoğu’dan direnişi geliştirecek bir katılım beklemiyor ve hatta BDP flamalarının ve Öcalan pankartlarının alanlara girmesininin kitleyi daraltıcı etki yaratacağını düşünüyor.  Zaten diğer yandan MHP de direnişin kitle dabanını daraltmak için halka eylemin PKK eylemi olduğu yalanını yayıyor.

Devrimci hareketin Odak bölüğü olarak diyoruz ki; bizler direnişin Taksim’de ve diğer yerlerde ortaya çıkardığı kitle demokrasisini ve dayanışmacılığı incelemeli ve, bu demokrasi ve dayanışma deneyimlerinden öğrenme yoluyla kendimizi geliştirerek direnişi ileri götürmeliyiz.  Sol adına kitlelere tek tipçilik dayatmamalıyız. Çeşitli siyasi görüşlerden, dinsel inançlardan, etnik gruplardan, yörelerden, takım taraftarlarından herkes bu direnişte birleşti. Bu; tek tek insanların ve grupların bireyci ve grupçu iradelerinden bağımsız olarak DİRENİŞ’İN ortaya çıkardığı bir gerçekliktir.  Dolayısıyla halk güçlerini oluşturan bütün kesimler birbirlerinin görüşüne, yaşam tarzına saygı duymalı, kimse kendi değerlerini dayatmamalıdır. Kimse karşıt görüşleri uyduruk gerekçelerle gayrı meşru ilan etmemelidir.  Direnişin bu yanından öğrenelim, çünkü bizler hem devrimciyiz hem de aynı zamanda bizi ezen rejimle çok fazla ortak yanımız var. Bu yanımız bizim düzene karşı tutarlı alternatif oluşturmamızı engelliyor. Sol olarak bir yandan rejimin tek tipçiliğine karşı çıkarken diğer yandan kendi tek tipçiliğimizi dayatamayız. Bir yandan Erdoğan’ın diğer görüşlere ve tavırlara karşı aşağılayıcılığına karşı çıkarken diğer yandan bir benzerini kendimiz sol adına yapmamalıyız.

Direniş kitle eyleminde mizahı yaratıcı bir şekilde devreye soktu. Tek tipçi sloganlar ve ifade biçimlerinde ısrar etmeksizin bu mizahtan öğrenmeye açık olmalıyız.

CHP burjuva sağcısı partilerle, İşçi Partisi MHP ile, Kürt ulusalcıları  bir yandan AKP diğer yandan ise sol gruplarla ittifak yaparken  Türkiye solu ne yazık ki kendi içinde kalıcı güç birlikleri oluşturmaya bile kalkışamıyor. Sol hareket Direniş’in deneyimlerinden öğrenerek kendisini geliştirmeli ve halkın ihtiyaçları ve kitlelerin öz örgütlülükleri temelinde kendi içinde güç ve eylem birlikleri geliştirmelidir.

Erdoğan meydanlara kamu olanaklarıyla topladığı kitlelere direnişçilerden intikam alacağını açıkça söylüyor.  ”Onlara pahalıya ödeteceğiz!”, diyor. CHP’den muhalif sermayedarlara ve sanatçılara kadar herkesi tehdit ediyor. Eğer bu direniş başarıyla sonuçlanmazsa direnişçilerin sonu Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenlerin sonu olur. Eğer bu direniş başarıyla sonuçlanmazsa AKP tıpkı Cumhuriyet mitingleri sonrasında yaptığı gibi her türlü muhalefeti gayrı meşru ilan ederek iktidarını sağlamlaştıracaktır. AKP bu amaçla direnişi bölmeye ve güçten düşürmeye çalışıyor. Burada güvendiği siyasal güçler var. Sol eğer direnişin dersleri ışığında ve kitlelerin direnişi temelinde birleşirse bu siyasal güçlerin oyunlarını alteder ve halkı ezdirmez.

Her Yer Taksim Her Yer Direniş!

Faşizme Karşı Omuz Omuza!

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir