Türkiye Solunun Bağımsızlığı

Cemalettin Yalçın-

Yükselen milliyetçilik ve dincilik karşısında Türkiye devrimci hareketinin konumunu tartışmaya devam edeceğiz. Buna çok ihtiyacımız var çünkü Marksist hareket bu akımlar tarafından kuşatılmış durumda. Türkiye solu bugün Türkiye siyasetinde inisiyatifli bir durumda değil; ya yardımcı ya da figüran bir rolde yer tutuyor. Gündemi dinciler ve milliyetçiler tayin ediyor.

Türkiye solunun bağımsız bir güç olamamasının sebeplerini incelemek gerekir. Bunlardan biri kuşkusuz dünyanın içinde bulunduğu genel durumdur. Emperyalizmin kesin tahakkumu altındaki bir dünyada yaşıyoruz. Sosyalizm kitlelerin gözünde bir alternatif değil. İşçi hareketleri ve sosyalist hareketler de dünya çapında çok zayıf durumdalar. Türkiye işçi hareketi ve solu da dünyanın bu genel durumunun bir parçasını oluşturuyor.

Özellikle reel-sosyalizm adı verilen sistemin çökmesinden; Sovyetler Birliği’nin, onun liderliğindeki sosyalist blok denen Doğu Bloku’nun ve Arnavutluk’ta kendisini komünist sayan rejimin yıkılmasından sonra sosyalist hareket dünya çapında çok büyük prestj kaybetti. Yıkılan sistem bütün kusurlarına rağmen emperyalizm karşısında bir frenleyici rol oynuyordu.

Yeni-liberalizm bu gelişmeyi de arkasına alarak büyük bir yükselişe geçti ve ezilenlerin sınıfsal örgütlülüklerini ve mücadelelerini geriletti. Bireycilik, ideolojik alanda insanlığı kuşattı. Özellikle sosyalist sol yükselen bireycilikten çok etkilendi. İnsanlar bir yandan örgütlü mücadeleden uzaklaşarak kitleler halinde bireysel kurtuluş yollarına dizilirken diğer yandan da yükselen bireyciliğin ve yabancılaşmanın getirdiği acıları dindirmek için sığınacak yer aramaya başladılar. Milliyetçi ve dinci akımlar, bu temelde dayanışma alanları adına öne çıktılar. Emperyalizm bu akımları kendi amaçlarına uydurmaya çalıştıkça milliyetçilik ve dincilik iyice körüklenmiş oldu.

Türkiye solu yeni-liberalizmin yükselişine çok örgütsüz yakalandı. Türkiye solu 1980 darbesi öncesi ileri bir bilinç ve güçlü örgütlenmeler oluşturamadığı için darbe karşısında etkili direniş gösterememişti. Solda seksenli yılların sonlarına doğru yaşanan canlanma ise dünya koşullarındaki yukarıda sözünü ettiğimiz çok köklü karşı-devrimci değişiklikler nedeniyle büyük darbe aldı. Sol olarak yeni dönemi yorumlamakta yetersiz kalıp devrimci mücadeleyi değişen koşullara uygun şekilde yürütemediğimiz için gelişme sağlayamadık.

Yeni-liberalizmin kesin zaferini ilan etmesinden sonra Türkiye’de sosyalist hareket net bir durum değerlendirmesi yapamadı. Kimimiz yenilenme ihtiyacından söz etmiş olsak da sözkonusu yenilenme yoluna girmeyi başaramadık. Geçmişte kendisini Marksist hareket içinde tarif eden ve hatta Sovyetler Birliği’ni dünya sosyalist hareketinin öncüsü gören Kürt ulusal hareketi de yenilenme ihtiyacından söz eden güçlerden biriydi. Ancak o bunu Marksizmden koparak, milliyetçiliğe yönelerek ve sistemle uzalaşmaya çalışarak yaptı. PKK Marksist iddiadan koparak yükselen Kürt milliyetçiliğinin başına geçtiği için gelişmesini sürdürdü.

Türkiye solunun değişen koşullara uygun örgütlenme ve mücadele geliştirememesi yanında onun dargörüşlülüğü, çeşitli saplantılar içinde davranıyor olması ve kısa vadeli kazanımlar peşinde koşan yararcılığı da onun bağımsız bir güç durumuna gelmesini engelliyor ve onu kendi dışındaki güçler tarafından yönlendirilir hale getiriyor ve bölünmesini teşvik ediyor.

Siyasal Güçler ve Türkiye Solu

Irkçı Türk milliyetçiliği zaten 12 Eylül rejiminin ideolojisiydi. Bu milliyetçilik Kürt ulusal hareketine karşı yürütülen kirli savaşın ideolojisi oldu. Reel-sosyalizmin çöküşünün ardından yükselen Türk ve Kürt milliyetçiliği solda görüş ayrılığı yarattı. Kitle zeminini, iktidar olma umudunu kaybederek morali bozulan Marksist soldan kimi örgütler bir çıkış yolu olarak gelişen Kürt ulusal hareketine yanaştılar. Bunlar arasında geçmişte PKK ’yi karşı-devrimci gören bazı sol örgütler dahi vardı. Onlar yeni dönemde PKK’yi güçlü görünce bu kez de mücadeleyi PKK’nin desteklenmesi üzerine yoğunlaştırmışlardı. Başka bazı örgütlenmeler ise Türk milliyetçiliğine eğilim gösterdiler. Bunlar arasından Aydınlık işi MHP ve Veli Küçüklerle aynı cephede buluşma çabasına kadar götürdü. Kafası karışmış birçok eski Marksist aydın şoven Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği kampları tarafından paylaşıldılar. Daha sonra sosyalist sola semer vurma çabasına Gülenciler ve AKP de dahil oldu. AKP, özellikle iktidara geldikten sonra kendisini demokrat göstermek için liberaller yardımıyla kendi güdümünde bir sol yaratmaya çalıştı. Sömürgeci sol denebilecek bir kesim Suriye’de, Mısır’da ve Irak’ta örneklerini gördüğümüz bir soldur.  Bunlar sonuçta emperyalizmin yeni dönemdeki gözdesi ”uyumlu İslam”ın etkisinde davrandılar.

Türkiye solu kendisi dışındaki güçlerin toplumu yönlendirmek için yarattıkları şartlandırma mekanizmalarına eleştirici bakmakta ve direnmekte zorlanıyor. Mesela AKP-Gülen cenahı bu anlamda Ergenekonculuk ve darbecilik gibi kavramlar üzerinde yoğunlaşıyor. Bu kavramları aşırıya götürerek kendilerine karşı herkesi oraya bağlamaya çalışıyorlar. Birilerine Ergenekoncu ve darbeci dendi mi, herkes ve özellikle kendine güvensiz ve saplantılı sol kolay inanıyor, korkuyor ve bu korkuyu yaratanların tasarladıkları yönde davranmaya başlıyor. Ulusalcılar ise emperyalizm kavramına, mutlaka milliyetçiliğe çıkacak anlamlar yüklüyorlar. Bu yoldan Kürt sözcüğü ile de emperyalizmin ajanlığını irtibatlandırıyorlar. Birisi Kürtlerin hakları dedi miydi zihinlerde hemen çarpıtılmış bir emperyalizm kavramı uyanıyor.  Öyle ki Dersim katliamı gibi bariz bir insanlık suçunu bile kabul etmeyi emperyalizmin oyununa gelmek olarak görüyorlar. Kürt ulusal hareketi ise sosyal-şovenizm kavramı üzerinde duruyor. Kendilerine karşı en ufak eleştiriyi hemen ”sosyal şovenizm”e bağlıyorlar. Soldan bekledikleri enternasyonalistçe ve demokratça tutum ise, onları kayıtsız şartsız desteklemek ve peşlerinde gitmeye varıyor.

Kendisine güvensiz ve dargörüşlü sol hareket burjuva siyasal güçlerin yarattığı öcülerden kolayca korkuyor ve o öcüleri yaratanların beklentileri yönünde davranış kalıplarına girerek değişiyorlar.

Solu etkisi altında tutan büyük siyasal güçlerden Gülenci ve AKPci kesim anti-komünist gelenekten geliyorlar ve içinde bulunduğumuz dönemde emperyalist gericiliğin gözde ajanlarını oluşturuyorlar. En kurnaz, en hileci kesim bunlardır. Şoven Türk milliyetçiliği ile dinciliği örgütleyerek gelişiyorlar. Aynı zamanda Soros tarzı sivil toplumcu söylemlerle milliyetçilik, cinsiyetçilik vb karşıtı kılıklara bürünerek Kürtlere, azınlıklara ve bazı ezilen kesimlere onların koruyucusu gibi görünebiliyorlar. Bu kesimlerin dinden ve maneviyattan asıl aldıkları çıkarcılık, iki yüzlülük ve şeytanlıktır. Bir yandan Osmanlı filmleriyle ve İsrail’e karşı yüksek perdeden eleştirilerle kitlelerde bambaşka imaj yaratırken diğer taraftan da Amerika-İsrail cephesinin en saldırgan kesimini oluşturuyorlar.

1990’lı yılların başlarında reel-sosyalizmin çöküşünden sonra Türkiye solu başka güçlerin yedeği olarak görülmeye başladı. Alparslan Türkeş bile 1990 sonrası bir ara Nazım Hikmet’in ”Bu Memleket Bizim” başlıklı şiirinden dize okumuştu. 28 Şubatçılar solu dinciliğe karşı mücadelede kendi yanlarına çekmek için sistemli politikalar yürüttüler. Dinciler onlardan da alışarak daha ileriye gittiler.  Bir ara Türkiye solunun bir kısmı iktidardaki AKP’nin devleti ve toplumu yeniden örgütleme yolunda giriştikleri tertiplerin etkisinde kalarak sözde askeri darbe tehlikesine karşı eylemler düzenliyordu. Anti-Komünist hareketten gelen Cemaat bile Taraf gazetesi yoluyla Türkiye solunun gündemini belirledi ve hatta ona yön verdi.

Türk milliyetçileri ise bir ulusal cephe kurma adı altında Türkiye solunu yanlarına alma çabasına girdiler. Bu kesim M Kemal ile Deniz Gezmiş’i ve Che Guevara’yı eşitlemeye çalışırken buradan hareketle sol harekete duyulan sempatiyi ulusalcılığa çekiyorlar. Geçmişte Denizlere düşman tutumda olmuş sol gelenekler bile artık Denizlerive Mahirleri bu anlamda kullanmaya çalışıyorlar.

Türkiye solunu etkisi altında tutan üç büyük siyasal güçten en büyük etkiye sahip olanı Kürt ulusal hareketidir. Kürt ulusal hareketi Türkiye solunu yedeklemek için, Öcalan’ın yakalanmasından sonra gelen kısa dönem hariç, her dönem daima bir alan açmıştır*1. Kürt ulusal hareketi Türkiye solu ile ortak geçmişe sahip olduğu için onun dilini ve davranışlarını daha iyi biliyor. Bu hareketin örgütsel gücü yanında bir de oy potansiyeline sahip olması, kısa vadeli beklentileri esas alan çeşitli siyasal hareketleri ve örgütsüz solu ona yakınlaştırmaktadır. Dağlarda yürüttüğü savaş da ona Denizlerin ve Mahirlerin ideallerini gerçekleştirdiği görünümü veriyor. Ulusalcılar yakın zamana kadar faşistlerin fazla etkisinde oldukları için Türkiye solundan onlara yönelim zordu.  CHP de MHP ile birlikte davranmaktaydı. Dayanacak güç arayan örgütsüz ve örgütlü sol kesimler için Kürt ulusal hareketi bu yüzden daha çekici hale geldi. Kürt ulusal hareketinin burjuva kamplar arasında üçüncü seçeneği, halkın seçeneğini geliştiriyor iddiaları da onun sol güçleri etkileyen yanlarından biridir.

Sık sık Türkiye soluna gelişme olanakları açtığını iddia eden Kürt ulusal hareketi Türkiye soluyla ilişkisini ondan beslenmek ve onu kötülemek üzerine kurmuştur. Kürt ulusalcıları Türkiye solu hakkında sürekli olumsuz propaganda yapıyorlar. Kürt milliyetçiliği temelinde örgütlenme yaklaşımıyla sosyalist soldaki Kürtleri kendini inkar etmiş bir tutumun içinde görüyorlar. Sosyalist soldaki bütün Kürtleri kendilerine katılmaya, kalan solu da kendilerinin destekçileri yapmaya, bağımsız tutumdaki devrimcileri ise itibardan düşürmeye çalışıyorlar. Türkiye soluna cephe örgütü olarak kurdukları”birlikler” genelde sol örgütlerde bölünmeler yaratıyor. Bu cephesel birlikler kendilerinde örgütsüzleşmeye ve disiplinsizliklere yol açarsa buna en sert şekilde karşılık verecekleri kesindir.  Ama Kürt ulusalcıları Türkiye solundaki bölünmeleri körüklemek için yeri geldiğinde en sağlıksız unsurlara dahi sahip çıkmaktan çekinmiyorlar. El attıkları dernekleri politikalarının izleyicisi haline getiriyor ve sonra da genellikle kapısına kilit vuruyorlar. Kürt ulusal hareketinin ilişki kurduğu örgütlenmelerin bölünmesi temelsiz değildir.  ÖDP’nin bölünmesinde dahi Kürt ulusal hareketinin sistemli politikalarının önemli payı oldu.

Diğer iki güç ise Kürt ulusalcıları ile Türk ulusalcılarıdır. Hareketimiz bu güne kadar Kürt ulusal hareketine her dönem daha yakın durdu. Hareketimiz çıkışında Kemalizm eleşirisine çok önem verdi (Bakınız Ç Çan Türkiye Solunun Yakın Geçmişi ve Bugünü, 1986).

1990 yılına kadar Türkiye solu içinde Kürt ulusal hareketine en yakın tutumdaki gruplardan biriydik. Hatta o zamana kadar “ülke temelinde örgütlenme” görüşü dahi geliştirmiştik. O zamanlar Kürt ulusal hareketi Türkiye’de devrimciliği temsil ediyordu, henüz kitlesellleşememişti ve soldan tecrit haldeydi. Kürt ulusal hareketi zamanla gelişip güçlendi; Batılı güçlerle Irak arasındaki Körfez Krizi’nden de yararlanarak büyük gelişme gösterdi. Reel sosyalizmin çöküşünden sonra da hareket Marksizmle arasına mesafe koyduğunu ilan etti ve ayrıca Türkiye’de milliyet temelinde örgütlenmesine hız verdi.

Biz de Kürt ulusal hareketi hakkındaki değerlendirmemizi gözden geçirdik. Eskiden durumu devam edebilecek mi yoksa ezilecek mi anlamında hassas durumda olduğu için onu eleştirirken çekiniyorduk. Üstelik o zamanlar Türkiye solu, başta liberal sol gruplar olmak üzere,  Kürt ulusal hareketini fazla eleştiriyordu. “Madem ki Kürt ulusal hareketi artık güçlü bir konum kazandı, o halde biz onu daha kolay eleştirebiliriz”, dedik. Bir de Kürt ulusal hareketi artık devrimci hava yayan bir hareket değil; kendisine özellikle reformist gruplardan yedek güç arayan bir hareketti. Sol gruplarla ilişkisinde deyim yerindeyse onları çözmeye ve kendine yem yapmaya çalışıyordu. Ayrıca net bir şekilde milliyet temelinde örgütlenme yapıyordu.

1990 sonrasında Kürt ulusal hareketine karşı eleştirilerimize geçmiştekine göre ağırlık verdik. Bu konuda hemfikirdik. İçimizden kimse farklı düşünce getirmedi. Aynı zamanda Kürt ulusal hareketiyle yakınlığımızı sürdürdük. Seçimlerde onu destekledik. Kirli savaşa karşı çalışmalarımızda gücümüz oranında sürekli aktif davrandık. Amacımız Kürt ulusal hareketi ile birlik temelinde devrimci bir çıkış yapmaktı. Ona göre davrandık. Kürt ulusal hareketi ölüm orucu sürecinde Türkiye solunu çok kötü yalnız bırakmış olduğu halde Öcalan’ın Suriye’den çıkarılışından sonra Türkiye’de yükselen şovenizme karşı Kürt ulusal hareketini aktif şekilde destekledik.

Öcalan’ın yakalanmasının ardından onun mahkeme tutumlarını eleştirdik. Bu konularda hemfikir idik. Zamanla çeşitli nedenlerle dışımıza düşen bazı insanlar bizim Kürt ulusal hareketine karşı tutumumuzu alttan alta eleştirmeye başladılar.

Biz Kürt ulusal hareketi zayıfken ona karşı eleştirilerimizde ne kadar hassas idiysek Kürt ulusal hareketi güçlendikçe zayıf gördüğü Türkiye soluna karşı o kadar hoyrat davranacaktı.

Bu yüzden Kürt ulusal hareketi ile ilişkilerimizde dikkatli olmamız gerekir. Oraya dayanıp da içimizde bize karşı özel güç edinmeye çalışan kariyerist ve sorumsuz insanlara karşı dikkatli olmalıyız. Hatta bu tür insanları içimizde mayın olarak görmemiz gerekir. Hareketimiz bu konuda kimseye taviz vermemelidir.

Kürt ulusal hareketinin Türkiye solunu kalıba dökme çabasına karşı dikkat ettik. Bu anlamda abartılmış bir Kemalizm karşıtlığını da benimsemedik. Kürt ulusal hareketinin lideri, yakalanmadan önce ”Kemalizm faşizmdir, M Kemal de Hitler’in akıl hocasıdır” diyordu. Aynı Öcalan yeri geldi 28 Şubat ile ittifak yapmaya çalıştı. Kürt ulusal hareketi yıllarca Suriye ile ittifaktaydı. Baba Esat rejimini sosyalist gördüğünü belirtiyordu. Sonra düşman oldular. Öcalan faşit gördüğü Perinçek ile yeri geldi gül alıp gül verdi. Öcalan yeri geldi mahkemede bir Kemalist gibi savunma yaptı; Kürt isyanları karşısında Kemalizmi haklı bulduğunu belirtti. Başka zaman oldu, Gülen’e ittifak önerdi.

Bizi Kemalizmle, şununla bununla suçlayanlar kendilerine baksınlar.  Kürt ulusal hareketinin gözüne girmeye çalışmamız sözkonusu olamaz. Biz 28 Şubat döneminde yürütülen sahte laiklik propagandalarının ve Kürt düşmanlığının kesin bir tutumla karşısında olduk. Daha sonra AKP iktidarının Ergenekonculukla ve darbecilikle mücadele edebiyatına da cesaretle karşı koyabildik. Türkiye solunda bizi milliyetçi gösteren saplantılı güçlerin iddialarına taviz vermemekle doğru davrandık.

 Önümüzdeki Dönem

Şimdi Avrupa’da krize karşı işçi eylemleri gelişiyor. Her alanda sıkıca örgütlenmiş ve adeta fiili bir devlet konumuna gelmiş olan Kürt ulusal hareketi büyük bir yükseliş içinde.  Kürt ulusal hareketi siyasetin gündemini tek başına belirleyebiliyor. Diğer yandan Türk ulusalcılığında bir yükseliş var. AKP iktidarının baskılarına, dinci gericiliğe ve emperyalizme maşalığa karşı tepkiler 29 Ekim gösterilerinde görüldüğü gibi sol Kemalist denebilecek bir kanalda gelişme eğilimi gösteriyor. Alevi hareketi örgütlenmeye devam ediyor ve sürece karşı tepkilerini ortaya koymaya çalışıyor*2. Türkiye solu bu süreçte bağımsız bir güç olarak insiyatifli bir şekilde yerini alamadığı için yukarıda saydığımız olanaklar devrimci demokratik bir gelişmeye dönüşemiyor.

Halk kitleleri çeşitli burjuva güçlerin ve Kürt ulusal hareketinin çevresinde, kapatılmış şekilde gruplandırılmış haldeler. Alevi hareketi bile solu tasfiye derek gelişmeye çalışıyor. Her grup bizi kendi ağılına girmeye, kendi sürüsüne katılmaya çağırıyor. ”Bir başınıza bir şey yapamazsınız, bize gelin” diyorlar.  Sıcak ağılda kalan ve geniş otlaklarda yayılan bir sürünün parçalarına dönüşmektense darda kalan insanlar olmayı göze alabilmeliyiz. Biz mücadelede güç olmayı ve iktidar olmayı değil alternatif insan ilişkileri geliştirmeyi esas alıyoruz. Türkiye solu kendisine güvenmelidir.

Biz bu gruplaşmaların içine hapsolmamalıyız. Kürt ulusal hareketi ve Alevi hareketi dahil hiçbir burjuva güce yapışmadan kendi çizgimiz, değerlerimiz ve hedeflerimiz doğrultusunda bütün gruplardaki emekçi ve ilerici güçlerle iletişime açık olmaya çalışmalıyız. Kuşkusuz bu kesimler arasında AKP’ye çeşitli şekilerde yakın görünen”Yetmez ama evet”çi bazı sosyalist güçler de var. Ayrıca hem AKP hem de Cemaat kesimine dahil insanlar arasında iyi insanlar da var.

Türkiye solu çeşitli siyasal güçlerin kitleleri kanalize etmek için geliştirdikleri kavramlara eleştirici yaklaşmalı, öcü korkusuyla davranmamalıdır.  Onların kalıplarına hapsolmamak için, emperyalizm, sosyal şovenizm, darbecilik, Ergenekonculuk gibi kavramlara onların dayattıkları şekilde değil kendi gerçekliğimizden bakmalı kavramlara kendi tanımlarımızı getirmeliyiz.

Mesela Kürt ulusal hareketi safındaki kimi arkadaşlar bize Türkiye’nin bağımsızlığı talebini ileri sürmenin dahi sosyal şovenizm olduğunu demeye getiriyorlar: ”Bağımsız Türkiye perspektifinde tutmak, geleneksel sömürgeci devlet anlayışının Kürdistan üzerindeki gayri meşru egemenliğini soldan meşrulaştırmaktır.”( BYE BYE YÜRÜYÜŞ !, Cemal Saim, http://www.devhaber.com/yazar/bye-bye-yuruyus.html). Bizler Denizlerin ve Mahirlerin geleneğinden geliyoruz. Ahmet Ariflerin ”Biz ki ustasıyız vatan sevmenin” dizeleriyle yetişimişiz. Halkçı yurtseverlik Türkiye devrimci hareketinin ana damarlarından biridir. İbrahim Kaypakkaya da dahil kimse annesinden Marksist Leninist doğmuyor.

Biz Kürt ulusal hareketini, yukarıda yazdığımız gibi, onun en kötü dönemimden beri destekledik ve gene destekleriz. Ama kendimizi onun egemenlik alanına hapsedemeyiz. Günümüzde Türkiye emperyalizmin dizayn ettiği bir dinci egemenliğe gidiyor. Biz Kemalizmi burjuva ideolojisi görüyoruz. Ama bu gidişe karşı çıkan güçlerin ilk kaldırdıkları bayrak Kemalizm bayrağı olunca nerede M Kemal görsek orada faşizm var diye hükmedemeyiz.  Nasıl ki Kürt ulusaunun demokratik haklarını savunanlarla ortak yanımız varsa dinci gidişten rahatsız olanlarla da ortak çok yanımız var. 

Halkçı yurtseverlik, özellikle sömürülen ülkelerde, devrimciliğin temellerinden biridir. Küba’da Kastro, Vietnam’da Ho Şi Mihn, Venezeula’da Chavez, Türkiye’de Mustafa Suphi, Nazım Hikmet, Mihri Belli, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Ömer Yazgan bu gelenekten devrimci oldular. Halkçı yurtseverlik Türkiye devrimci hareketinin ana damarıdır.

Kuyrukçlar bu yazdığımıza Kemalizme yapışmak diye göstermeye çalışacaktır. Buna aldırmıyoruz. Biz ne dediğimizi biliyoruz. Kemalizm hakkındaki eleştirilerimizi değiştirmedik. Nasıl ki, Kürtlerin ve ezilen milliyetlerin demokratik hak ve özgürlüklerini savunurken, bu temelde Kürt ulusal hareketini desteklerken şovenistlerin bize bölücü demelerinden korkmuyorsak Kürt milliyetçilerinin ve Fethullahçı soldan etkilenen insanların veya başkaca doktrinerlerin bize Kemalist demesinden korkmayız.

Emperyalizmin işbirlikçisi egemen güçler halkçı yurtsever geleneği devrimci harekete kapatmak için altmışlı ve yetmişli yıllarda sahte milliyetçilik yarattılar.  Bu, emperyalizme bağımlı ülkelerdeki yurtsever güçleri tecrit etmek için bir CIA taktiğiydi. MHP ve Cemaat bu taktiğin ürünüdür. Onların yardımcısı durumuna düşmeyelim.

Biz Türkiye solunun kendisine Direnişçi adını vermiş olan bölüğüyüz. Öncelikle Direnişçiler olarak birleşmeliyiz. İçimizde ayrılık yaratmaya çalışanları uyarmalı, yola gelmeyenleri ve ısrarla ayrılık yaratmaya çalışanları ise saflarımızdan atmalıyız. Politik hattımıza, ilkelerimize, örgütlenmemize, disiplinimize ve pratik görevlerimize sıkı sıkıya bağlı bir tutumla çeşitli politik güçlerle iletişime açık olmalıyız.  Kendi tutumumuzu bir biçimde ifade edebiliyorsak, kendi amaçlarımız doğrultusunda yürüyorsak gerektiğinde ulusalcıların Cumhuriyet bayramlarına da Kürt ulusal hareketinin Newrozlarına da, Alevi gösterilerine de kendimizi ifade edecek şekilde katılabiliriz.  Diğer yandan ise çeşitli güçlerle birlikte solun bağımsız birliğini yaratmaya çalışmalıyız. 

Biz Direnişçiler sol hareket içinde birlikler yaratmaya önem vermeliyiz. Bu çabamıda kendimizi asla bir eğilimle yani mesela Kürt ulusal hareketi etrafında kümelenmiş sol kesimlerle sınırlamamlıyız.

Kürt ulusal hareketini destekledik ve gene destekleriz. Ama ilişkilerimiz ve gözlemlerimiz onların güvenilmez müttefik olduğunu söylüyor.  Arkadaşların gözü sistemle uzlaşmada. Kürt halkı ezilen halk ve bu yüzden eşit hak mücadelesini destekleriz. Aynı zamanda Kürt ulusal hareketinin AKP ile uzlaşması ve Türkiye solunu ortada bırakması riskini daima akılda tutmamız gerekir.

Devrimci amaçlarımız doğrultusunda yürürken Kürt ulusal hareketi dahil hiç bir burjuva, küçük-burjuva bloka angaje olmaksızın, amaçlarımıza ve mücadelemizin esaslarına ters düşmemek kaydıyla başta sol güçler olmak üzere, bütün demokrat güçlerle birlikte çalışmalara açık olmalıyız.İçinde bulunduğumuz dönemde önümüzde Marks’ın Kapital adlı eseri yardımıyla günümüz kapitalizmi hakkında daha ileri bir ortak kavrayışa varmak, bir Eğitim ve Dayanışma Kurultayı toplamak ve alternatif bir öğrenci yurdu açmak var.  Bu görevleri ancak birlikçi bir anlayışla yerine getirebiliriz. Birlikçiliğin yolu ise kendi ayakları üzerinde duracak bir anlayışa ve manevi güce sahip olmaktan ve solun bağımsızlığını gözetmekten geçiyor.


*1) Söz konusu kısa dönemde ise Kürt ulusal hareketi devletle anlaşabileceği düşüncesiyle Türkiye soluyla girmiş olduğu ve liderlik ettiği birlikten çekilmişti.

 *2) Alevi hareketi Türkiye devrimci hareketine yakın bir kitlesel harekettir. Onun en zayıf yanı kapitalizm öncesi toplumlar döneminde kalmış olması ve burjuva düzenine alternatif yaratamamış olmasıdır. Alevi hareketi kapitalist topluma karşı kendisini yeniden üretememiş olduğu için Alevi hareketi içinde burjuva eğilimler gayet güçlüdür. Alevilik her ne kadar İslam dininden farklı temellere sahip bulunsa da Alevi hareketi içinde din olma eğilimi hatta İslamcılık güçlüdür. Alevilik uzun yıllar boyunca çok değişimler yaşadı. En önemli ve olumlu değişim 1950, 60 ve 70’li yıllarda Marksist hareket ile girdiği ilişkidir. Alevilik bu dönemde net demokratik kimlik kazandı. Gerici dedeleri ve gerici eğilimleri içinden ayıkladı. Bu süreç zaman zaman hatalı biçimlerde yürümüş olsa da Alevililiğin gelişmesi için büyük şans oldu. Alevilik içinde bulunduğumuzu dönemde yenilenmek ve topluma alternatif bir özgürleşme ve dayanışma projesi sunmak göreviyle karşı karşıyadır. Bu görevin mevcut din derslerine benzer esasta Alevilik dersleri katmakla ve hükümetlerden din işleri paraları almakla yerine getirilemeyeceği açıktır.

 

 

, , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir