TÜRKİYE’DE ENGELLİLER EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYOR

Türkiye’de engelliler eşit yurttaşlık istiyor. Bu doğrultuda Engelli Hakları Atölyesi 25 Kasım tarihinde “AKP’nin 10 Yılı ve Engelliler” başlıklı bir panel düzenledi. Panelde engellilerin son süreçte yaşadığı sosyal, siyasal ve kültürel problemler ele alındı. Çeşitli üniversitelerden engellilik konusunda çalışma yürüten akademisyenlerin katılımıyla yapılan bu panel, AKP iktidarının yürütmüş olduğu neoliberal siyasetinin engelliler üzerindeki yansımalarını göz önüne sermeye çalıştı. Engellilerin eğitim, sağlık, iş ve sosyal yaşam gibi alanlarda yaşadığı temel problemlerin kökenine inmeye çalışan sunumlar oldu. Engelli Hakları Atölyesi’nin öncülüğünde düzenlenen bu panele, Türkiye Sakatlar Derneği ve Türkiye Kas Hastalıkları Derneği çeşitli engelli örgütlerinden de katılımlar oldu.Panelde yapılan sunumlarda ortak olarak engelliler üzerinde uygulanan
politikaların toplumsal zeminde algılanması gerektiği ve bu politikaların çözümünün de toplumsal mücadeleyle mümkün olacağı vurgusu yapıldı. Yaklaşık beş saat süren bu panelin son bölümünde Engelli Hakları Atölyesi’nden Mahmut Keçeci, Engelli Hakları Atölyesi’nin sürece ilişkin düşüncelerini yansıtan ve bu süreçte engelli hakları mücadelesine getirdiği çözüm önerilerini ortaya koyan bir konuşma yaptı. Panel son olarak engelli hakları mücadelesinin yöntemi ve günümüzdeki konumu üzerine yapılan forumla sona erdi. Biz de busayıda Engelli Hakları Atölyesi’nin paneldeki sunum metnini ve panelde konuşan genç bir görme engelli arkadaşın sürece ilişkin düşüncelerini aktaran bir yazısını paylaşıyoruz:

Bugün burada engellilerin verdikleri mücadelenin ne durumda olduğunu, devlet tarafından engellilerin ne kadar dikkate alındığını görüşmek için toplandık. Öncelikle bize bu imkanı tanıyan, bu çalışmada emeği bulunan herkese teşekkür etmek isterim.

Türkiye’de engelliler yıllardır süre gelen bir hak mücadelesi içine girmişlerdir. Bu mücadele sonucu çeşitli haklar kazanıldı. En önemli kazanım da  engelliliğin herşeyden önce toplumsal bir olgu olduğunun anlaşılmaya başlanıyor olmasıdır. En büyük engeli yaşadığımız sınıflı toplumun insanı insana yabancılaştıran, insanların birbirlerini anlamasını zorlaştıran ve “normal” adı altında tek tip bir insan modeli geliştiren  anlayışı oluşturmaktadır. Bu nedenle sadece fiziksel farklılıklar değil dil, etnik köken, dinsel inanç, siyasi görüş, cinsiyet vb. bile engel halini almaktadır.
Mesela çingenelik toplumda saygı görmek için önemli bir engeldir; Kürtlük hala öyledir; Ermenilik bu anlamda bir engeldir; Alevilik insanların saygı görmelerine hala engel taşımaktadır; kadınlık bir engel görülmektedir; insanların cinsel tercihleri ya da yaşlılık engel sayılmaktadır. Toplumsal olarak yaratılan ve dayatılan normallik kalıpları yüzünden hemen herkes çeşitli nedenlerle engelli durumlara düşmektedir. Böyle bir
toplumda görme, işitme gibi alanlarındaki fiziki farklılıklar haliyle büyüyerek ciddi engeller haline gelmektedir. Bunları, yaşadığımız sınıflı toplumdaki insan ilişkilerinin yarattığı engellerin farkına vararak birbirimizi anlamaya ve birbirimizle dayanışmaya açık hale geldikçe aşacağız.

Dayanışmacı bir tutumla farklılıklarımızı normal görmeye başladıkça görme, işitme, hareket etme gibi pek çok sorun asgariye inecektir. Yoksa insan aklı, araçlar yaratarak çeşitli fiziksel sınırlamaları aşabilecek yetenektedir. Yeter ki birbirimizin meşruluğunu tanıyacak, birbirimizi kendimizden görebilecek dayanışmacı bir anlayış geliştirelim.

“Engellilerin” ve ilerici güçlerin yürüttüğü mücadeleler sonucu sağlanan ilerlemeler ne yazık ki henüz çok yetersizdir. Yaşamın eğitim, sağlık, iş vb. alanlarında ve özellikle de engellilik konusundaki toplumsal bilinç alanında halen süregelen birçok eksiklik bulunmaktadır. Bu toplumsal bilinç  de birlikte öğrenme ve mücadele yoluyla geliştirilebilir. Bireysel çabaların bir yere kadar etkili olabildiğini biliyoruz.

Bu günlerde devletin gerici siyasetinin en önemli araçlarından biri olan engelliler, hak mücadelesi açısından kritik bir sürece giriyorlar. İktidar, engellilerin taleplerine karşı samimiyetsiz yaklaşmaya devam ediyor. Bunun en son örneklerinden birini 7 Temmuz sürecinde hepimiz gördük.

İktidarın bu görmezden gelen, yok sayan siyasetinin yanı sıra engelliler Türkiye aydın kesiminden, solundan ve sosyalistlerinden de yeterli desteği ne yazık ki göremiyorlar. Yürütülen mücadelenin bu kesimler tarafından desteklenmesi şu dönemde çok kritik. Başka bir deyişle devletin her taraftan ülkeyi batağa çekmeye çalıştığı bu dönemde engellilerin ve solun dayanışması çok önemli. Bu doğrultuda yürütülen mücadele hem kamuoyu etkinliği hem de mücadele azmi ve motivasyonu açısından çok önemli olacaktır. Özellikle de bu süreçte örgütlü bir mücadele bizlere çok şeyler katacaktır.

Biraz önce de bahsettiğim üzere bu süreçte ben, solla beraberliği çok önemsiyorum. Türkiye’de sol her zaman ezilenlerin yeri gelmiş destekçisi yeri gelmiş temsilcisi olmuştur. Bu destek, aynı zamanda da iki yönlü bir niteliğe bürünmelidir. Bir taraftan soldan destek beklerken öbür taraftan da engelliler olarak toplumda verilen diğer mücadelelere karşı da duyarlı olmalıyız. Bu iki yönlü dayanışma bizlerin temel amacı olmalıdır. Bizler de engelliler olarak demokratik bir mücadele hedefliyorsak solu yanımıza çekebilmeliyiz. Solu, sosyalistleri bu mücadelenin varlığından haberdar edebilmeliyiz. Engelliler arasında solun lider kadroları yetişmiş olduğu halde bu mücadele solun gündemine henüz pek oturmamıştır.  Gene de bu durumun solla olan diyalogumuzu kurmamıza engel olduğunu düşünmemeliyiz. Biz ne kadar kendimizi ve taleplerimizi net olarak ifade edebilirsek soldan da o kadar destek alabiliriz. Sol da bu sayede bakış açısını sınıflı toplumun yarattığı sınırlamaların ötesine götürerek gelişir.

Gel gelelim en önemli konuya: Biz bu diyaloğu nasıl kurarız? Cevabı bana göre şu mantıktan geçiyor: Engellilere aşılanmaya çalışılan şükürcü ve dilenci zihniyete karşı yeri geldiğinde “Dilenmiyoruz, direniyoruz!” şiarımıza uygun tutumla karşılık verebilirsek takınacağımız bu tavır bizi solla ortaklaşmaya  yöneltecektir. Bu birliktelikte hiç bir taraf kendisini diğerine dayatmamalıdır. Bu ilişki burjuva toplumuna özgü birbirini kullanma mantığından kesinlikle uzak olmalıdır. Ne engelliler solu kullanmayı ne de sol örgütler engellileri kullanmayı düşünsünler. Birbirimize karşı sorumlu, saygılı ve dayanışmacı bir tutumla birlikte öğrenme ve mücadele yoluyla bilincimizi, örgütlülüğümüzü ve mücadelemizi geliştirebiliriz. Solla kurabileceğimiz nitelikli bir ilişki sayesinde hem oradan güç alarak mücadelemizi geliştirir hem de ülkemizde devrimci ve demokratik bilincin ve örgütlenmenin ilerlemesine ciddi katkılarda bulunabiliriz.

Biz sınıflı toplumun engelli hale getirdiği ezilenleriz. Toplumsal hayata tam katılmak istiyoruz. Dilenmiyoruz, bizi engelli hale getiren düzene karşı direniyoruz. Öyleyse biz de potansiyel olarak solcuyuz ve devrimciyiz. Birlikte öğrenme ve mücadele yoluyla engelleri aşacağız.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir