VERGİ DOLAYLI, SÖMÜRÜ DOĞRUDAN…

Kapitalizm olgunlaştıkça çürüyor. Toprağı, doğayı ve insanı talan ettiğinden, tohum verme şansı olmayan bir çürüme bu. Daldan düşüp de toprağa karışıp toz olmamak için sömüreceği daha fazla canlı emek istiyor; daha fazla kan, daha fazla gözyaşı… Alıyor da. Ne kadar çok alırsa, çürümesi o kadar çok hızlanıyor ama. Bir gün daha fazla yaşayabilmek için kendi ölümüne doğru her gün daha hızlı koşuyor. Ölümü gördükçe kaçmak için daha fazla hızlanıyor, hızlandıkça yönünü nereye dönerse dönsün kendi mezarından başka bir yere gitmeyen bu yolda ölüme daha çok yaklaştığını görüyor.

Kapitalizm artı değer sömürüsüyle varolur. Varoluşunu sürdürebilmesi için daha çok artı değer sömürmesi gerekir. Sömürüyü artırdıkça daha çok sömürme zorunluluğu ortaya çıkar. Daha fazla artı değer üretebilmesi için daha fazla mal üretilmesi gerekir. Ancak üretilen malın satılması da gerektiğinden ve gerekenden daha fazla mal üretildiğinden, bir noktadan sonra stok oluşmaya başlar, üretim durur, sermayenin dolaşımı da… O halde artı değer sömürüsünü sonsuza çıkarmak mümkün değildir. Bunu ücretleri düşünerek yapması da mümkündeğildir. Onun da sınırı vardır.

Nasrettin Hoca fıkrası bilinir: Samanı azalta azalta sonunda hepten kesen hoca eşeğin açlıktan öldüğünü görünce, tühtam da alışıyordu der. Emekçinin ölmemesi için, emek gücünü yeniden üretebilmesi için belli bir miktar ücret ödenmesi şarttır. Yoksa burjuvazi çalıştıracak işçi bulamaz. Bu da artı değer üretememek demektir. Artı değer üretimine el koymadan burjuvazi 1 saat yaşayamaz. Öte yandan sermaye birikimi için geçerli bu sürecin yürümesi de gerekir. Mal üretimi nedeniyle sınırlanan birikimi başka yerden, mal satışından genişletme yoluna gider. Bunun için burjuvazi, siyasal iktidarı ele geçirdiği günden itibaren tüketim nesnelerine vergi getirmiş, emekçileri üretim sürecine ek olarak tüketim sürecinde de sömürmeye başlamıştır. Dolaylı vergiler denilen bu yöntem doğrudan üretimden, “ekonomiden topraktan değil” (Lenin) halkın günlük yaşamda gereksindiği tüm mallara daha yüksek fiyat ödemesi biçimindeki vergilerdir. Bir malın piyasa değeri üzerinden, o malın üstüne bir tüketim vergisi yüklenir. Böylece örneğin, bir paket çay alan kişi yalnızca çay fiyatını değil, bir de onun vergisini öder.

DOLAYLI VERGİYLE ZENGİNE CENNET YOKSULA CEHENNEM

Kuşkusuz her toplumda üretilen ürünün ve emeğin bir kısmının toplumun ortak işlerine ayrılması gerekir. Sınıflı toplumlarda bu vergiler yoluyla sağlanır. Üretim araçlarını elinde tutan sınıf, ürüne de sahip olduğundan verginin büyük miktarını onun ödemesi gerekir. Oysa egemen sınıf vergi ödemekten itinayla imtina eder ve vergiyi de emekçi sınıfın sırtına yükler. Çeşitli oyunlarla ödeyeceği vergiyi en alt sınırda tutar.Dolaylı vergiler de yükü emekçiye yıkmasının yollarından biridir.

Türkiye’de devlet, dolaylı vergiler yönünden epeyce zengin bir menü uygulamaktadır. Birincisi her malın üzerine eklenen bir satış vergisidir ki, yüzyıldır uygulanıyor. İkincisi içki, sigara, elektrik gibi çeşitli malların üzerine eklenen TSK payı, TRT payı, emniyet payı, gibi vergilerdir. Üçüncüsü her mala uygulanan Katma Değer Vergisi (KDV)’dir. Cunta sonrası Özal hükümetiyle uygulanmaya başlamıştır. 90’ların ortasından beridir de KDV’ye Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve lüks tüketim vergisi eklenmiştir. Sinema, tiyatro, lunapark gibi yerlerde ise eğlence vergisi vardır. Bu vergilerle diyelim ki bir bardak su içmek, bir elma yemek, dolmuşa binip işyerine gitmek, arkadaşlarınızla, sevdiğiniz insanla bir film izlemek, bir bardak bira, kahve yada çay içmek, çocuğunuza okul için defter, kitap, önlük almak, internetten yada telefondan bir yakınınızla görüşmek, ısınmak için sahlep içmek, serinlemek için dondurma yemek, aydınlanmak için evde lamba yakmak, doğalgazla yada kömürle evi ısıtmak, banyo yapmak, temizlik yapmak, yemekiçin ocak yakmak… vergiye tabidir.

Yani yaşamak için gerekli her şey vergilendirilmiştir, yaşamak vergiye tabidir. Oysa tüm bunları n üretime, gelir vergisine dahil olması gerekir. Vergi kar edenden alınır. Hiçbir tüketim nesnesinin tüketiminden dolayı, tüketici kar etmez. (Eğer birileri bunları tüketiyoruz diye bize para verseydi, o zaman vergi kesmek anlamlı olurdu.) En acımasız ve en adaletsiz olan bu vergi türü bir de en adil vergiymiş gibi öne sürülür. “Ne kadar tüketirsen o kadar vergi veriyorsun, herkes eşit derecede veriyor.”denilmektedir. Gerçekse varolan eşitsizliğin zengin yararına daha da fazla bozulmasıdır.

Ortalama 1000 lira maaş alan bir işçi ailesinin aylık 800 lirayı gıda ve ısınma ile ulaşıma harcadığını düşünelim. Malların üzerine konulan vergiler ortalama yüzde yirmiyse bunun 160 lirası vergiye gitmiş demektir. Aylık gelirinin yüzde 16’sını yaşamak için en gerekli ihtiyaçlar için vergi olarak ödemiş olur. Geliri onun 10 katı olan bir ailede ise temel gıda ve ulaşım ile ısınmaya 10 kat daha fazla harcama yapılmaz. Aşağı yukarı onun iki katı harcama yapsa, yani 2000 TL’yi bu işe ayırsa, bunun 400 lirası vergiye gidecektir. Bu da gelirinin yüzde 4’üdür. Yani yoksul zengine göre 4 kat fazla vergi ödemiş olur.

Salt zenginin aldığı mallara ise vergi kaldırılır. Hayat için en önemli madde olan su özel tüketim vergisine tabidir, hiçbir şey için gerekli olmayan elmasa, pırlantaya vergi konulmaz.

Çiftçi KDV ve ÖTV eklenen mazota 1,5 TL yerine 3,5 TL öder, yatıyla gezen zengin için mazota vergi yoktur, o 1,5 TL öder. Bunun yanısıra bir de belediyeler tarafından atık su bedeli, çevre vergisi gibi akla sığmayan vergilerle de emekçiler soyulur. Aylık 50 liralık su kullanan bir aile 50 lira da atık su bedeli ödemektedir. Onun 10 katı maaş alan bir aile de aynı harcamaya aynı bedeli öder. Dolayısıyla yine oran bozulur. Esas olan bu tür vergilerin hiç olmamasıdır. Devlet zaten emekçiden, aldığı ücret üzerinden, doğrudan vergi kesmektedir. Bu vergiler toplumun ortak giderleri için kullanılmak üzere kesilir. Ancak devlet bir de KDV, ÖTV, eğlence, atık bedeli, çevre, çöp gibi yeni vergilerle toplumun ortak işlerinin tüm yükünü emekçiye yıktığı gibi, buradan da bir artı sızdırmakta ve burjuvaziye aktarmaktadır.

Bunun yanısıra noter için, ehliyet için, nüfus cüzdanı için, ilmihaber için, sınavlar için, sınav sonuçlarına itiraz için (bakınız YGS itirazları!), yurtdışına çıkmak için, yapılacak tüm devlet işleri paralı hale getirilmiştir.

Yani işin özeti, burjuvazi kurduğu devletin tüm masraflarını da emekçinin, yoksulun sırtına yüklüyor. Dolaylı vergilerden dolaysız sömürü üretiyor. Yoksulluktaki derinleşmeye karşı bu adaletsizliğe son verilmesi, dolaylı vergilerin kaldırılması, yerine artan oranlı gelir vergisi getirilmesi gerekiyor. Böylece gelir yükseldikçe vergi de yükselecek, bu vergilerle toplumun ortak işleri yürütülecek, hayat en az bir kat ucuzlayacaktır. Artan oranlı vergi uygulamasında asgari ücret ile yoksulluk sınırı altında kalan tüm ücretler vergiden muaf tutulmalıdır. (Yeri gelmişken işçi ve emekçileri açlığa mahkum eden asgari ücret uygulamasına son verilmeli, yoksulluk sınırı üzerinde ortalama ücret baremi oluşturulmalıdır. Kişi başı gelirin10 bin doları “aştığı” bir ülkede bu uygulama hızla ve kolayca başlatılabilir!) Eşit yurttaşlık talebinin ekonomik ayağında yer alacak başlıklardan biri dolaylı vergilerin kaldırılması olmalıdır.

Bir diğeri de devletin yönetim giderlerine, silaha, militarizme, rant projelerine, tekellere aktarılan kaynakların azaltılması, ucuz hükümet talebidir. Dolaysız, ikinci sömürüye dur demek artık hayati önemdedir ve yalnızca işçilerin değil, tüm emekçilerin, işsizlerin, küçük üreticilerin sorunudur bu. Ve topyekün bir karşı koyuşla çözülebilir.

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir