VICDAN KAPILARININ KAPANDIĞI GÜN ‘SIVAS 1993’ VE ‘SIVAS 2011’

Üzerinden geçen 18 yıl sonra Utanç Müzesi olması istenen Madımak Oteli Bilim ve Kültür Merkezi ola­rak restore edildi ve Sivas Valisi Ali Kolat tarafından 30 Haziran günü basın mensuplarının bil­gisine sunuldu. Otelin lobi bölü­münde bulunan anı köşesinde yangında yaşamını yitiren 33 aydının, 2 otel görevlisinin ve 2 saldırganın da isimleri yer alıyor ve her biri için 24 saat boyunca devir daim yoluyla akan çeşme­ler yapılmış. Ali Kolat açıklama yapıyor: “Olaya insan merkezli bakıyoruz.” 33 aydının diri diri ölümüne neden olan iki saldırga­nın ismi ile 33 canımızın ismini yan yana getirmek aynı saygı ile anmak, insan sevgisi anlamına geliyor günümüzde. Bizimle dal­ga geçiliyor.

22 yıl aradan sonra Banaz şenliklerine katılan ilk vali olan Ali Kolat, 2 temmuz günü kay­bettiklerimiz anısına yapacağı­mız anma etkinliğine izin verme­yeceğini açıklıyor.

Bunun üzerine şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, “Sizin Hiç Babanız Öldü mü?” başlıklı yazıyı kaleme alıyor. İlk mısralarından itibaren karara olan tepkisini “Siz sayın devlet yöneticileri nasıl ki 18 yıl önce günler öncesinden planlanan kalkışmanın piyonu olan binlerce kişinin 35 insanı diri diri yakışını 8 saat boyunca eliniz kolunuz bağlı izlediniz, öyleyse bugün orada kayıplarının yasını tutan birkaç yüz kişinin otelin önünde toplanarak karanfil ve türküler­le acılarını paylaşmalarına ve o meşum günü hatırlatmalarına mani olamazsınız!” cümleleri ile haykırıyor. Zeynep Altıok’un haksızlık karşısındaki haykırış­larını, 2 Temmuz anması için İstanbul’dan Sivas’a giderken yolda bir arkadaşın telefonundan internet bağlantısı sağlayarak okuyoruz, diğer arkadaşlarla bir­likte. İşte böyle bir havada baş­lıyor Sivas’a yolculuğumuz. Zey­nep Altıok 18 yıldır Sivas’a ayak basmıyorum. Babamın isminin yanından o saldırganların ismini sökün yoksa ben sırf bunun için oraya gelip o isimleri oradan sö­kerim diyor.

Bu yıl ‘Odak’ olarak bu süre­cin önemli olduğunu düşünerek 2 Temmuz anmalarına Sivas’ta katılmayı uygun görüp, anmaya büyük bir kızgınlık ve hüzün ile Sivas’ta katıldık. Yaklaşık 12- 13 saatlik bir yolculuğun ardından Sivas’a ulaşmıştık. Biz de herkes gibi kortejlerin bulunduğu yerde sabahın erken saatlerinden iti­baren Madımak Oteli’nin alanına ilerlemek için bekleyişe başladık. Madımak Utanç Müzesi Olsun tabelasının bulunduğu aracın Sivas’ın girişinde engelle kar­şılaşması sebebiyle uzun süre Sivas’ın yakıcı güneşinin altın­da beklemek zorunda kaldık. Bu süre zarfında Pir Sultan Abdal derneklerinin kararı ile bulundu­ğumuz yerde oturma eylemi yap­tık. Bir süre sonra aracın Sivas’a gelmek üzere yola çıkması ile bizlerde yürüyüşe başladık.

Yürüyüş boyunca duyduğumuz bazı sloganlar ve karşılaştığımız bazı manzaralar oldukça dikkat çekiciydi.

Pir Sultan Abdal Dernek­leri birçok ilden ve ilçeden dev pankartları ve dövizleri ile geniş bir katılım sağlamışlardı. Yalnız Pir Sultan Abdal Derneklerinin eylem katılımcılarının “Sivas’ta Yakanlar, Pencereden Bakan­lar” şeklinde slogan atarak yü­rüyüş boyunca evlerinin balkon ve pencerelerinden bakan Sivas halkına halklar arası düşmanlığı artırıcı atıfta bulunmaları olduk­ça düşündürücü idi. Bu slogan üzerine bazı sosyalist siyasetler “Sivas kardeşlik şehridir” şek­linde karşılık verdi. Yürüyüş es­nasında bir başka gözlemimiz daha oldu. Yol boyu çevik kuvvet polisleri sanırım 2-3 metre aralık­larla durup nöbet tutmaktaydılar. Birçok binanın üzerinde elinde uzun namlulu tüfeklerle polisler nöbet tutmaktaydı. Hele bir man­zara hepimizi şaşırttı. Bir binanın 2. katında sivil giyimli spor kı­yafetli bir kadının yanında uzun namlulu silahlarla dimdik şekilde durup bekleyen iki polis evin bal­konundan yürüyüş alanını göz­lemlemekteydi. Kadının eylem­cilerin yanında olmasını bıraktık, polisleri evine almıştı. Bu halklar arasında varolan uçurumu hala derin olduğu düşüncesini doğru­luyordu.

Sosyalistlerin böylse anlamlı ve önemli bir eyleme katılımının ol­dukça düşük olması da farkedil­meyecek gibi değildi.

Madımak Oteli’ne yaklaştı­ğımızda, otelin sokağının polis­ler tarafından kurulan bir set ile kapatıldığını gördük. Valilik Ma­dımak önünde basın açıklaması yapılmasını öncesinden yasakla­mıştı ve bunun için fazla sayıda polisin görevlendirildiği anlaşılı­yordu. Madımak’ı yakanlardan, saldırganlardan korumayan dev­let, 33 insanın akrabalarından, arkadaşlarından, yoldaşlarından koruyordu.

Pir Sultan Abdal Derneği’nin hazırladığı program alana gir­memizle birlikte başlamıştı. Se­lamlamalar yapıldıktan sonra katliamda yitirdiğimiz 33 aydının isimleri tek tek okundu ve her bir isim okunduğunda kitle ‘burada’ karşılığını verdi. Bu esnada bir­çok insanın gözlerinin dolduğu­nu gördük. Sonrasında Sivas’ta yitirdiklerimizin yakınları çiçek­lerini koymak üzere otele girdi­ler. Sonrasında birkaç konuşma yapıldı ve Pir Sultan Abdal Der­neğinin aracı uzerinden görevli sunucu kadın arkadaş, güvenlik güçlerine tabelamızı asabilmek için barikatı açın uyarısında bu­lundu. Bu uyarıyı birçok kere tekrar etti. Barikatı açmamak konusunda ısrarcıydılar. Bunun üzerine ön taraflarda bulunan sosyalist bir parti tarafından ba­rikatın arkasındaki polislere tep­ki verildi. Bunun üzerine arbade yaşandı ve polisin ilk andaki kar­şılığı biber gazı oldu. Halk üze­rine yoğun bir şekilde biber gazı atıldı. Bütün insanlar bir yana savruldu. Çok da alan olması, gazın etkisinden kurtulmak için uzaklaşabileceğimiz çok fazla sokakta yoktu varolan sokaklar­da barikatla çevrilmişti. Biber ga­zından hepimiz etkilenmemize rağmen bir arkadaşımızın 11 ya­şındaki yeğeni çok fazla etkilen­diği için eylem alanından uzak­laştırmak zorunda kaldık. Tekrar eylem alanına girmek istiyorduk fakat polis hiçbir sokaktan girişe izin vermiyordu. Bu esnada yanı­mızda bulunan bir ananın isyanı herşeyi anlatıyordu. “Biz ne yap­mışız? Hırsızlık yapmadık, adam öldürmedik, bizim burada can­larımız ölmüş, onlar yanarken neredeydiniz?” diye bağırıyordu polislere. Eylem alanına yeniden ulaştığımızda programa kaldığı yerden devam ediliyordu, fakat gerginlik sürmeye devam etti­ği için Pir Sultan Abdal Derneği olayların daha ciddi bir boyuta ulaşmasını önlemek programın sona erdiğini açıkladı.

Kısa bir süre önce gerçekle­şen 12 Haziran genel seçimleri ile emek ve demokrası bloğun­dan 36 milletvekili seçilmişti. 2 Temmuz tarihinin öncesinde son­rasında milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin tutukluğunun yartgıtay tarafından onaylanması ile yo­ğun bir çalışma içerisine de gir­miş olsalarda Sivas 2 Temmuz anmasına temsilci düzeyde dahi bir bağımsız milletvekilinin katıl­mamış olmasını anlayışla karşı­lanacak bir durum olarak görmü­yoruz. Biz de dahil olmak üzere Sosyalistlerin de varolan güçleri ve ısrarcılıkları ile Sivas alanında bulunmadıklarını gözlemledik.

Dün bizi yakanlar bugün eğitimi, sağlığı, günlük yaşamı, sanatı kendi tekeline alarak dü­şüncelerimize baskılarını sürdür­meye devam ediyor. Bu duruma karşılık sosyalist dayanışmayı yükseltmeyi, 33 insanın ölümü­ne olan sevgimizi ve inancımızı daha yüksek sesle Pir Sultanlar Ölür ölür dirilir şiarıyla haykıraca­ğımıza inanıyoruz.

 

,
One comment on “VICDAN KAPILARININ KAPANDIĞI GÜN ‘SIVAS 1993’ VE ‘SIVAS 2011’
  1. Pingback: ODAK » ODAK-Aylık Siyasi Dergi – Ağustos 2011 Sayısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir