ONUR ÖYMEN’LE GELEN DERSİM AÇILIMI
Konuya Meclis’te yaşanan ibret verici tartışmayı aktararak giriyoruz.
Onur Öymen (Devamla) - Atatürk’ün ölüm yıldönümünde yapılan iş, aslında maalesef, Türkiye için üzüntü vericidir, ibret verecidir ve çok hazindir. Atatürk Şeyh Sait’le müzakere mi etti? Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti?
Şerafettin Halis (Tunceli) – Dersim’de isyan yoktu Sayın Hatip.
Sırrı Sakık (Muş) – Dersim’de katliam oldu, katliam.
Onur Öymen – Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Bunların hiçbirini yapmadı arkadaşlar. Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Hayır.
Muharrem Selamoğlu (Niğde) – Neyi neyle karşılaştırıyorsunuz Sayın Öymen?
Onur Öymen (Devamla) – Türkiye’nin istihbaratından yararlandı ve kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi. Değerli arkadaşlarım “Analar ağlamasın” diyorlar. Maalesef, bu ülkenin anaları çok ağladı. Çok şehit verdik. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim” demedi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı mı?
Sırrı Sakık (Muş) – Sizin çocuklarınız nerede?
Onur Öymen (Devamla) – Kimse çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım.” dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da “Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.” dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika’da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da “Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım.” dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü terörle mücadele cesaretiniz yok. Sizden önceki bütün hükümetlerin gösterdiği cesareti siz gösteremiyorsunuz. http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil4/ham/b01501h.htm (http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/11/23/chpde.100u.askin.oymen.istifasi/552764.0/index.html, 12 Aralık 2009)
10 Kasım tarihinde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen tarafından Meclis Genel Kurulu’nda Kürt açılımının ön görüşmelerinin yapıldığı sırada, yukarıda TBMM tutanaklarından aktarılan cümleler sarf edildi. Böylece Onur Öymen, Mustafa Kemal’in ölüm yıldönümünde onun hangi yönü ile örnek alınması gerektiğini ifade etmiş oldu.
Onur Öymen’in bu ifadeleri sarsıntı yarattı ve bu açıklamadan sonra 1937–38 yıllarında yaşanan Dersim Katliamını bütün kamuoyu tartışmaya başladı. “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!…” diyen Seyid Rıza’nın adı sık sık telaffuz edilmeye başlandı.
Onur Öymen’in Dersim düşünceleri üzerine yapılan tartışmalara geçmeden önce Dersim’de 1397–38 yıllarında yaşanan üzücü olayları aktaracağız. Aşağıdaki alıntılar Nokta Dergisi’nin 1987′de yayımladığı “Dersim 1937–1938/ Yarım Yüzyıl Sonra” dosyasından, Nuri Dersimi’nin ‘Kürdistan Tarihi’nde Dersim’, 10 Mayıs 2008 tarihli “4 Mayıs 1937′yi, Dersim Katliamı’nı Hatırlamak” Bianet haberin kaynaklarından yararlanılarak yazılmıştır.
Ölülerin altında kalarak sağ kalanların tarihi: DERSİM
“Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır…
Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir.”
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, İçişleri Bakanlığı’na böyle bir rapor sunuyor. Böylelikle Dersim bölgesine nasıl gidileceğinin ana fikri raporda belirtilmiş oluyordu. Aynı zamanda “Dersim’in ıslahatı zaruridir“ deniyordu. Sonrasında ise ta yarım yüzyıl konuşulamayacak olan, Dersim’de kanlar akmaya başlıyordu…
İsyan öncesi 1928–1929–1931 yıllarında Dersimlilerden birkaç kez silahlarını bırakmaları ve başta Alişer olmak üzere Dersim’e sığınmış Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir. Bu ısrarlı teklifler ve saldırı hazırlıkları sonucunda 1932 yılında Dersim’de bir hareketlilik başlar ve karakollar, nahiye merkezleri basılır. Dersimlilerin asker ve vergi vermeyi reddetmeleri, Dersim’i Devlet açısından tehlikeli hale getirir. Hükümet Dersim’in otonomisine zor yoluyla son vermeye karar vermiştir. İşte böyle bir ortamda 25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır ve Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir. Bu kanuna göre, Vali ve Komutan, Bakanların bütün yetkilerine sahip olacak; Kaymakamlıklara muvazzaf subaylar, belediyelere başkanlar atayabilecek; ilçe ve bucakların merkezlerini değiştirebilecek; gerekli gördüklerini il dışına çıkartabilecekti.
Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936). Bu Genel Valiliğin başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır. Elazığ’da İstiklal Mahkemesi adı verilen bir askeri mahkeme kurulur. Bu mahkeme özel olarak Dersim için teşkil edilir. Tunceli Kanunu’nun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz. Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dâhil edilirler. Böylece Tunceli Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına alır. Dersim, bu kanunla “Yasak Bölge“ ilan edilir. Alpdoğan, 1936‘da Dersim’in Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşa ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir.
1936 yılında Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Seyid Rıza askeri Vali Abdullah Alpdoğan’dan Dersim bölgesine ulusal haklarının tanınmasını ve Tunceli Kanunu’nun iptal edilmesini birçok kere talep eder. Bu isteklere rağmen 1937 yılında köprünün yıkılmasıyla olaylar büyür. Köprünün yakılmasına Genelkurmay kayıtlarında şöyle yer verilir: “İlk olay, Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20/21 Mart 1937 gecesi Demenan ve Haydaranlılar tarafından yıkılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hattının tahrip edilmesiyle başladı.” Başlayan isyan kısa sürede büyüdü. Devletin Seyid Rıza’ya yanıtı oldukça sert oldu. Devletin Dersim’e yönelik programı belliydi. Musul ve Hatay gibi sorunlar nedeniyle ertelenen Dersim Harekâtı başlamıştı. Öncelikle yol gelen Dersim’e ardından uçaklarla atılan bildiriler gelmişti. 4 Mayıs 1937 tarihini taşıyan bildiriler Genelkurmay bilgilerine göre Türkçe ve Osmanlıca harflerle yazılmıştı ve bildirilerin üzerinde şöyle yazıyordu:
“Sizi ayaklandırmaya çalışan zavallıları Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaksınız. Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz.”
Bildirilerle aynı tarihi taşıyan Bakanlar Kurulu’nun gizli bir kararında da şöyle deniyordu:
“Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.”
Dersim bölgesinin devlete karşı bir çıban olmasını engellemeye yönelik saldırılarda binlerce kadın ve çocuk yaşamını yitirdi. İsyan sırasında 9 adet savaş uçağı kullanıldı. Köylerin üzerine bomba yağdıran uçaklardan biri de Türkiye’nin ilk kadın pilotu, Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’e aitti. İsyan sürerken Seyid Rıza 1937 yılında ‘Evladı Kerbalayıh. Bı hatıyh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir’ sözlerini söyledi, Çingene cellâdı itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu ve kendi idamını kendisi gerçekleştirdi. 1938’de bastırılabilen Dersim isyanında 90 bin Kızılbaş-Kürt katledildi, bu sayı Genelkurmay kaynaklarına göre 4 bin, Kalan müziğin sahibi Hasan Saltık’ın yaptığı araştırmaya göre ise Umum Müfettişlik raporunda belirtilen sayı 13 bin 160 sivil ölü, sürgüne gönderilen hane sayısı 2 bin 258, kişi sayısı ise 11 bin 818’dir. Ölenlerin kız çocukları subaylara evlatlık olarak verildi. Köyleri yakılıp yıkılan binlerce Dersimli yerinden yurdundan edilerek Batı taraflarına sürgüne gönderildi. Sürgünlerin nasıl gerçekleştirildiğine Dersimli şair Cemal Süreya’nın şiirinden tanıklık edelim.
Bizi bir kamyona doldurdular
Tüfekli iki erin nezaretinde
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.
Tarih öncesi köpekler havlıyordu.
Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler
Duyarlığım biraz da çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki.
Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.
Hükümet’in “Dersim’i ıslah” amacıyla attığı ilk adım başarıya ulaşmıştı. Dersim katliamından sağ kalanlar, ölülerin altında kalarak kurtulabilmişlerdir. Dersim’in merkezi otoriteye bağlanması kitlesel öldürmelerle gerçekleştirilmiştir. Onur Öymen’in Hükümet’e bu akılları vermesi üzerine Dışişleri eski Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in konuyla ilgili anlatımları basında yeniden gündeme gelmiş, İsmet İnönü’nün “Dersim’i her türlü askeri hareketlerle temizledik” sözleri yeniden hatırlanmıştır. Çağlayangil mağaralara sığınmış insanların kimyasal silahlarla nasıl öldürüldüğüne değinmişti. Kitlesel öldürmeler, kadınların ırzına geçilmesi ile elele yürütülmüştür. CHP yöneticilerinden Onur Öymen’in örnek aldığı ve 10 Kasım’da hatırlattığı Atatürkçülük budur!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Açıklamaları Üzerine..
Onur Öymen’in 10 Kasım’da Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamalar Dersimlilerin Alevi Derneklerinin, aydın ve demokrat çevrenin tepkisine yol açtı. Bu tepkiler üzerine Onur Öymen 13 Kasım tarihinde şöyle bir açıklama yaptı:
İnsanlarımız eğer bizim hiç kastetmediğimiz nedenlerle üzüldülerse, incindilerse, bu çarpıtmalar sonucunda geçmiş olayları hatırlayarak üzüntü duydularsa bundan en çok biz üzülürüz. Böyle bir üzüntüye biz sebep olmamamıza rağmen, onların bu üzüntüleri bizim sözlerimizi çarpıtan insanların bu davranışlarına bizim sözlerimizi kaynak yapmalarından kaynaklanıyorsa, gerçekten özür dileriz onlardan.
Onur Öymen’in açıklaması samimiyetsizlik örneği idi. Annesinin cenazesi için Tunceli’ye giden Kemal Kılıçdaroğlu “Bu coğrafyada yaşanan olayları, yine bu coğrafyada yaşayan insanlarımız, “biz kimseye kin tutmayız” felsefesinin gereği olarak hiçbir zaman intikam duygusuyla, bu durumu geleceğe taşımayı asla düşünmemişlerdir. Hani büyük Ozanın dediği gibi ‘acıyı bal eylemiş bağırlarına taş basmışlardır.’ Elbette o dönemde yanlışlar, haksızlıklar olmuştur. Ama bunu günümüze taşıyıp o olayları kaşımak doğru bir olay değildir. Yara kanamıştır. Bu süreçte yapılması gereken bu tepkilerin dikkate alınması gerekir. Bu tepkileri dikkate alması gereken de Sayın Onur Öymen’dir. Ve gereğini yapmak zorundadır. Gereğini yaptığı zaman hem CHP’yi hem parlamentodaki CHP’li milletvekillerini, hem de çok sayıda CHP’liyi rahatlatmış olacaktır. Elbette ki Sayın Öymen yaptığı açıklamada hiçbir zaman Tunceliler’i üzmek istemediğini, ‘eğer üzdüysem özür dilerim’ demiş ve hatta 2 kez özür de dilemiştir. Ama tepkiler dinmemiştir. Dolayısıyla bu tepkilerin gereğini de Sayın Öymen’in yerine getirmesi gerekiyor.” diyerek Onur Öymen’in istifasını istedi. Bunun üzerine Onur Öymen, “beni konuşmalarımdan sonra en hararetli alkışlayanlardan biri de Kemal Kılıçdaroğlu idi. Hem konuşmamı alkışlayıp hem de beni istifaya çağırmasını anlayamadım” dedi. Kılıçdaroğlu ise, Öymen’in konuşmalarının o bölümünü ne kendisinin ne de CHP grubundan kimsenin alkışlamadığını ileri sürdü. (Radikal TARİH).
CHP içerisinde bunlar yaşanırken, iktidar partisi AKP Onur Öymen’in yaptığı açıklamaya sessiz kalmadı. Açıklamanın ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Ak Parti Genel Merkezi’nde bir basın açıklaması düzenledi. Yaptığı açıklamada Onur Öymen’in geçmişteki bir acıyı kutsadığını söyleyerek, Alevi vatandaşlarımızdan ve bütün Türkiye’den sadece Onur Öymen’in değil; kurumsal olarak CHP’nin özür dilemesi gerektiğini dile getirdi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise Öymen’e sahip çıkarak “Bu olay giderek Sayın Öymen’in sözleri üzerinden CHP’ye yönelik bir linç kampanyasına dönüştürülmek isteniyor. Buna fırsat vermeyiz. Dersim olayları tarihin en trajik olaylarından biridir. Birilerinin rant elde etmek amacıyla bu yarayı kaşıması doğru değildir. Hiçbir CHP’linin Dersim’de yaşananları onaylaması düşünülemez” dedi.
Konu Aleviler ve onlarla birlikte gelecek olan oylar olunca AK Parti Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan da, mal bulmuş Mağribi misali harekete geçerek;
“CHP’nin kapısını sen kapamadın mı, Baykal? Sen o kapının bekçisi misin? Alevilere CHP’nin kapılarını kapatırken sen değil miydin? Ahmet Gülyüz Ketenci’yi seçtiren de, işte İstanbul İl Başkanlığı`na seçtiğimiz arkadaşımız hem Türk hem Sünni’dir, diyerek mutlulukla verdiğiniz beyanat unutulmadı Sayın Baykal. Aleviler sizin arka bahçeniz değil: Hem Kürt, hem Alevi vatandaşları partinizden dışladınız. Onları istifaya zorlamadınız mı? Aleviler sizin arka bahçeniz değildir”
gibi açıklamalar yaparak Alevi kitlesini kendi yanına çekmeye çalıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da, Recep Tayip Erdoğan’ın kirli çamaşırlarını ortaya serdi:
Bana “kapının bekçisi misin” dedin. O kapıyı sahipsiz mi sandın? O kapının sahibi var, Hz. Ali`den Mustafa Kemal`e kadar. Sen daha dün Karacaahmet`te cemevlerinin yıkılması için talimat veren Belediye Başkanı değil misin?” (www.tumgazeteler.com/haberleri/dunya-bulteni/)
Böylece tartışma Alevilerden oy alma sorununa dönüştü. CHP’ye yönelik eleştiriler bu şekilde sürerken daha öncesinde Onur Öymen’i istifa etmeye davet eden Kemal Kılıçdaroğlu, eleştirilerden rahatsız olan Genel Başkan Deniz Baykal tarafından uyarılmış olmalı ki Onur Öymen’in açıklamaları üzerine CHP’nin birçok kesimden eleştiriler almasını pervasız bir şekilde AKP-DTP ittifakı olarak yorumlayarak, Dersim Katliamına yönelik açıklamaları kabullenmeyi göze alabilmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun tavrı bu yönde değişiklik gösterirken, öte taraftan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in yaptığı açıklama üzerine CHP Isparta İl Başkanlığından 100 kişi, Başkanlık binası önüne siyah çelenk bırakarak istifa ettiler. Bunun yanı sıra 41 yıldır çeşitli görevlerde yer alarak CHP’ye emek verdiklerini dile getiren Tunceli Belediye Meclisi Üyesi Ali Hıdır Kulu ve eşi Nazire Kulu da CHP’den istifa ettiler. Ali Hıdır Kulu Dersim Katliamının bir yöntem olarak kullanılmasının önerilmesinden rahatsız olduğunu belirtti. Isparta ve Tunceli’nin yanı sıra Malatya, Erzincan, Gaziantep, Sivas ve Kahramanmaraş illerinde de CHP örgütlenmeleri içerisinde gerginlikler yaşandı. CHP yönetimi toplu istifaların önüne geçebilmek için ciddi bir çaba içerisine girdi. Kemal Kılıçdaroğlu ise, Onur Öymen’in yaptığı açıklama üzerine yaptığı çelişkili konuşması üzerine Almanya’da, Avusturya da, Boğaziçi Üniversite’sinde protestolarla karşılaştı.
Böylesi sonuçlar doğurmuş olmasına rağmen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Yardımcısı Onur Öymen’in istifasını neden istemedi? Onur Öymen’in Alevileri ve Kürtleri bu derece yaralayıcı sözlerine niye arka çıktı? Çünkü aslında Onur Öymen, Deniz Baykal’ın mantığını dile getirdi. Baykal’ın tepkiler üzerine “Hiçbir CHP’li o dönem olanları tasvip etmez” diye durumu kurtarmaya çalışan açıklamasına bakılmasın. Onur Öymen belki de Baykal’ın özel ortamlarda çok söylediği sözleri tekrarlamış oldu.
Onur Öymen’in sözleri CHP’nin Atatürkçülüğünün nasıl Hitlerciliğe dönüşmeye yatkın olduğunu gözler önüne serdi. Fanatik Kürt karşıtı politikalar bu noktada Alevi karşıtı politika ile birleşti. 1923 yılında Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti içerisinde yaşadıkları baskıdan kurtulacaklarını düşünen Aleviler yıllarca CHP’nin yanında yer almayı uygun gördüler. Dersim katliamına rağmen CHP’yi başının üstünde taşıyan hep Aleviler oldu. CHP ırkçı söylemlerle öyle bir noktaya gelmişti ki, 10 Kasım’da Atatürkçülük olarak Dersim Katliamı’na yol açan tutumu tavsiye ediyordu. 1970’li yıllarda sola ve Alevilere dinci, ırkçı ve faşist saldırıların geleneğinden gelen AKP bile CHP’nin bu tutumları sayesinde Dersim dostu görünme imkânı buldu. Ancak bu tartışmalar sayesinde tarihimizin “Dersim Sayfası” da açılmış oldu.
Kategori: 'Güncel, Köşe Yazıları, Türkiye
Yorumlar
Yorum yok
Yorum Yapın