Çare Sarıgül mü?
H. Ali Sönmez
Türkiye de parti enflasyonu yaşanıyor. Önüne gelen parti kuruyor. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül “Türkiye Değişim Hareketi” çalışmasını başlattı. TDH Ocak’ta parti olacak. DSP’den ayrılan Rahşan Ecevit ise Demokratik Sol Halk Partisi adında yeni bir parti kurdu. Parti kurma hazırlıkları bununla da sınırlı değil. Ufuk Uras, 10 Aralık Hareketi, SHP Alevilerin desteği ile ayrı bir sol parti kurma arayışı içindeler.
CHP’den ihraç edilen ve ardından DSP’ye geçen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül oda olmadı “Çare Sarıgül” sloganı ve Türkiye Değişim Hareketi adıyla kendi çalışmasını başlattı. Şişli’de üç dönemdir büyük farkla belediye başkanı seçilen Sarıgül, şimdi de iktidar hedefine yöneldi. 81 il ve 750 ilçede örgütlendiklerini, 680 bin gönüllü üyelerinin olduğunu, 50 bin gencin aktif çalıştığını, hedeflerinin üye sayısını 2 milyona çıkarmak olduğunu söyleyen Sarıgül, ilk genel seçimlerde Başbakan olamazsa çekip gideceğini belirtiyor. 22 Kasım 2009’da TDH’nın Eyüp ilçe binasının açılışında konuşan Sarıgül partilerinin “Erdal İnönü’nün bilim adamı, devlet adamı anlayışı; rahmetli Turgut Özal’ın da pratik ve ekonomik çözümlemeleriyle bismillah diyerek yola çıkıyoruz” dedi. Sarıgül konuşmasını İstanbul’da ilçe açılışlarına “Hayır duası almak, bismillah demek için Eyüp ile başladık” sözleriyle sürdürdü.
“Yolumuz Erdal İnönü’nün Turgut Özal’ın yoludur” diyerek kolları sıvayan Sarıgül’ün başarılı olması durumunda nasıl bir politika izleyeceği, halka ne vereceği de baştan belli olmuş bulunuyor.
Turgut Özal, ülkemizi koyu bir karanlığa sürükleyen Amerikancı 12 Eylül askeri faşist cunta hükümetinde ekonominin başındaki adamdı. Cunta işleri yoluna koyup “demokrasiye” geçme kararı verince Özal Anavatan Partisi’ni kurdu. ANAP 1983 seçimlerinde birinci parti çıkınca Özal’da o sürecin Başbakanı olarak boy gösterdi. Özal’ın halkı aldatmakta üstüne yoktu. Halkı soymanın pratik çözümlerini iyi biliyordu. IMF politikalarının katıksız uygulayıcısı olan Özal yerli ve yabancı tekellerin has adamıydı.“Ben zenginleri severim” diyen Özal emekçilere karşı yürüttüğü düşmanca politikalarla ününe ün kattı. Özal döneminde kitleler alabildiğine yoksullaşırken zengin daha da zengin oldu. Gelir adaletsizliği görülmedik derecede arttı. “Benim memurum işini bilir” diyen Özal hırsızlığı, yolsuzluğu, çalıp çırpmayı meşrulaştırdı. Toplumda en büyük çürüme Özal döneminde yaşandı. İşçi ve emekçilere yönelik topyekün saldırı başlatan Özal, özelleştirme adı altında kamu işletmelerinin talan edilmesinin yolunu açtı. Taşeronlaşmanın yaygınlaştırılmasıyla sendikalar güçten düşürülerek etkisizleştirildi. Halkın sağlık ve eğitim hakları paralı hale getirildi. Türkiye’nin her alanda emperyalizme bağımlılığı arttı.
Özal’ın halk düşmanı politikaları saymakla bitmez. Sarıgül Özal’ı örnek alarak mı halkın sorunlarına çare olacak? Özal’ın partisi bugün tarihe karışmış durumda. Özalcılar bile çoktan Özal’ı terk ettiler. Özal örneğinde ABD’ye uşaklık, yolsuzluk, işsizlik, hırsızlık, çürüme, yozlaşma ve talan vardır. Ne yazık ki örgütsüz durumdaki yığınlar kendilerine karşı yürütülen ve yalana dayalı bu politikaların peşinden sürüklenmektedirler. Dün Özallı ANAP’ın peşinden sürüklenen kitleler, bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP’nin arkasından gitmektedir. Halktan yana gerçek bir alternatif yaratılamadığı sürece yarın da başkalarının peşinden gideceklerdir.
Özal’ı örnek alıp yola çıkanların varacağı yer halk düşmanlığıdır; ABD’ye uşaklık politikasıdır. Sarıgül’de Özal’ı örnek göstererek burjuvaziye mesaj vermek istemiş olabilir.
Ancak Sarıgül’ün partisi büyüyebilir. Kısa zamanda Türkiye genelinde örgütlenmek, bu işin parasını pulunu bulmak, güçlü destek olmadan kalay başarılacak bir iş değil. Umutsuzluğa düşen, diğer partilerden umudunu kesen, yığınlar Sarıgül’ün partisine yönelebilir. Sarıgül dolaştığı bütün illerde büyük ilgi görüyor. İnsanlar onu coşkuyla karşılıyor. Gençler duvarları “ çare Sarıgül” yazılarıyla donatıyor. Basın da Sarıgül’e ilgi gösteriyor. Hakkında olumlu yazılar çıkıyor. Sarıgül her ipte oynamayı iyi beceriyor. Görünen o ki Sarıgül AKP nin değirmenine su taşımaktadır.
CHP’nin izlediği politikalardan rahatsız olanlar da Sarıgül’ü adres olarak görebilirler. CHP tabanı büyük ölçüde sola açık insanlardan oluşuyor. Özellikle Aleviler uzun süredir CHP’nin izlediği şoven politikadan rahatsızlık duyuyordu. 10 Kasım 2009’da mecliste, Kürt açılımının konuşulduğu sırada CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in kürsüye çıkıp Dersim katliamını savunması ve işlenen bu insanlık suçunu Kürt meselesinin çözümünde örnek göstermesi CHP’ye karşı içten başlayan rahatsızlığı açık tepkiye dönüştürdü. CHP kitlesel gösterilerle protesto edildi. Birçok yerde CHP binaları önüne siyah çelenkler kondu. Dersim’in il ve ilçelerinde, aralarında üç Belediye Başkanının da bulunduğu, yüzlerce insan topluca partilerinden istifa ettiler. Dersim’de yalnızca tabelası kalan CHP Doğu ve Güneydoğu Anadolu da iyice silindi. CHP lideri Deniz Baykal bu vahim durum karşısında bir süre suskun kaldıktan sonra Dersim katliamını haklı gören Onur Öymen’e sahip çıktı. Alevi emekçi halkın yıllardır oy verip güçlendirdiği CHP’nin gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Bütün bunların Dersim dışında, CHP’den kitlesel kopmaları getirip getirmeyeceği henüz belli değil. Alevi kitlenin CHP’yi terk etmesi biraz da rüzgârın farklı yönden esmesine bağlı.
Demokratik Sol Halk Partisi
Kasım ayı içinde “sol” adına kurulan bir diğer parti de DSHP oldu. 1985 yılında kurduğu DSP’den istifa eden Rahşan Ecevit ikinci partisinin kuruluşunu da resmen ilan etti. DSHP Türkiye’nin 66. partisi olarak kuruldu. Rahşan Ecevit partinin başına da gazeteci Hulki Cevizoğlu’nu getirdi. Cevizoğlu’nun getirilmesi basında sürpriz olarak değerlendirildi. Cevizoğlu halen ART televizyonunda devam eden Cevizkabuğu programıyla kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. Cevizoğlu aynı zamanda MHP çizgisinde yayın yapan Yeniçağ gazetesinde de köşe yazarlığı yapıyor. DSHP’nin başına getirilen Hulki Cevizoğlu partinin kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığına verdikten sonra çıkışta gazetecilerin sorusuna “Partinin, Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkıntılara çare olmak üzere, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Bülent Ecevit’in antiemperyalist, hak, adalet ve eşitlik çizgisini korumak için” kurulduğunu söyledi. Cevizoğlu devamla ülkenin sorunlarına çözüm bulmak ve hakça bölüşüm için bu partiyi kurduklarını belirtti. Partinin ambleminin sorulması üzerine Hulki Cevizoğlu “mavi zemin üzerinde kanatları açık ağzında buğday başağı bulunan beyaz güvercin” diye yanıt verdi. DSP ile benzerlik taşıyor sorun yaratır mı sorusuna ise “Amblem özgürlüğü ve barışı simgeliyor. Kimsenin kuşunda taşında gözümüz yok. Bu zaten Ecevit’in güverciniydi, Ecevit’ in sembolüydü. Başkaları düşünsün biz yolumuza devam ediyoruz” dedi.
Bülent Ecevit’in ne kadar adaletli birisi olduğu Başbakanlığı sırasında Gölcük depremini fırsat bilerek çıkardığı, çalışanların emeklilik haklarını elinden alan, mezarda emeklilik yasasından anlaşılıyor. “Hakça bölüşüm” sloganıyla bir dönem milyonları peşinden sürükleyen Ecevit, gerçekte halka ne kadar yabancı olduğu sonraları ortaya çıktı. Kürt meselesi karşısındaki şoven tutumuyla da ne kadar barış yanlısı birisi olduğu görüldü. Ecevit de diğer burjuva politikacılar gibi, ömrünü sermayenin çıkarları için çırpınıp durmakla geçirdi.
DSHP’nin Türkiye’de bir varlık göstermesi ancak büyük bir sürprizle mümkün olabilir. DSP zaten yok olmak üzere olan bir partiydi. Şimdi ikiye bölündü. Aynı anlayışla ortaya çıkan DSHP’nin de ilgi görmesi ve belli bir varlık gösterebilmesi mümkün gözükmüyor. DSHP’nin aslında varlık gösterse bile halka verebileceği bir şey yoktur.
Yeni Sol Parti Girişimi.
Ufuk Uras, ÖDP’den ayrıldıktan sonra, çeşitli liberal aydın ve akademisyenlerle, sendikacılar ve Alevilerin desteği ile yeni bir sol parti kuracaklarını açıklamıştı. Bu doğrultuda arayışlarını sürdürüyordu. Şimdi belli bir olgunluğa ulaşmış görünüyor. Uras, 2010 yılında kurmayı düşündükleri parti için “Önceliğimiz sivil anayasa ve tam demokrasi” diyor. Uras, uzun süredir hükümette olan AKP’nin alternatifinin Ergenekon yapılanmasından değil, meşru zeminden çıkacağını söylüyor. Kendilerini sol bir kitle partisi olarak atfettiklerini belirten Uras, toplumdaki bölünmüşlüğü, farklılaşmayı “meclis çatısı altında demokrasiyle şiddete başvurmadan çözebiliriz” diyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız’ın da bu yeni “sol” partinin kurucuları arasında yer alacağını açıklamasıyla durum iyice netleşmeye başladı. Milliyet Gazetesinden Devrim Sevimay Ali Balkız ile bu amaçla bir söyleşi yaptı.”Aleviler yeni solun peşinde” başlığı ile verilen ve 30 Kasım’da yayınlanan söyleşide Balkız, yerel seçimlerin ardından Alevilerin rolünü ve taleplerini değerlendiren bir deklarasyon yayınladıklarını, bu parlamentodan kendilerine umut olmadığını, sorunlarının siyasi olduğunu ve bunu da siyasetin çözeceğini, meclisin çözeceğini söylediklerini, bu nedenle Türkiye’deki Alevileri ve sosyal demokratları tespitlerini tartışmaya davet ettiklerini ve o gün bu gündür tartıştıklarını söylüyor. Balkız, “Nasıl bir Türkiye istiyoruz?” arayışına ortak yanıt veren güçlerle diyalog halinde çalışmalarını sürdürdüklerini belirtiyor.
Bu arayışın içinde kimler var sorusuna da Balkız, akademisyenlerden Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Fuat Keyman, Erol Katırcıoğlu, bağımsız milletvekili Ufuk Uras’ın da içinde yer aldığı bir çalışma grubunun olduğunu belirtiyor. Balkız 10 Aralık Hareketi’nden Burhan Şenatalar, İbrahim Kaboğlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ve bir de SHP yeni arayışın içinde olduklarını söylüyor. Bu üç hareketin birleşme olanağının olup olmadığına da Balkız, birleşme olanaklarının yüksek olduğunu, çünkü aynı şeyleri düşündüklerini, kendilerinin de bunlarla olmak gibi bir amaçlarının bulunduğunu söylüyor. Balkız “yeni bir dil, yeni bir heyecan ve yeni kadro”…diyor. Halkın içinde onlarla beraber olduklarını, kitlelerin nabzını iyi tuttuklarını söyleyen Balkız “mevcut bütün partilere, düzene alternatif olacağız” diyor. 22 il gezdiklerini ve bu gezilerini sürdüreceklerini, önümüzdeki yılın Ocak ayında partinin adının konmuş olacağını belirten Balkız, CHP’yi barajın altında bırakacak güce sahip oldukları iddiasında bulunuyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu, diğer Alevi örgütleriyle birlikte, farklı zamanlarda, Ankara ve İstanbul’da yaptığı iki ayrı mitingle yüz binleri alanlara toplayarak seslerini duyurdu ve taleplerini yükseltti. Aynı etkiyi Ufuk Uras ve diğer liberal solcularla birlikte kuracakları partiyle gösterebilirler mi? Bunu zaman gösterir. Alevilerin ırkçı faşizan söylem ve tutumuyla iyice MHP çizgisine yaklaşan CHP’den kopmaları için çok nedenleri var. CHP’nin bugüne kadar Alevilerin haklı talepleri karşısında ciddi bir çabası görülmedi. CHP ve o çizgideki partilere verilen oylar, Maraş, Sivas, Malatya ve Çorum olaylarında olduğu gibi, çoğu zaman Alevilere kurşun olarak geri döndü. Ancak alışkanlıkları değiştirmek kolay olmuyor. Aleviler CHP’ye çok kızıyorlar ama sandığa gittiklerinde ağırlıklı olarak yinede “laikliğin” savunucusu geçinen bu partiye ye oy veriyorlar. On yılların getirdiği alışkanlıkların değişmesi kitlelerde heyecan uyandıracak farklı ve güçlü bir havanın yaratılmasına bağlı.
Ali Balkız umutlu konuşuyor ama birlikte yola çıktıkları güçler fazla güven vermiyor. Ufuk Uras düne kadar içinde yer aldığı, Genel Başkanlığını yaptığı ÖDP, halkın hangi sorununa çare olabildi? 1989 seçimlerinde İstanbul, Ankara başta olmak üzere yerel yönetimlerde iktidar olan, sonraki süreçlerde koalisyon hükümetlerinde yer alan SHP halka ne verebildi?
ÖDP’nin yaptığı faşizmin demokrasi vitrinini süslemekten ve tasfiyecilikten ileri gitmedi. ÖDP solun tasfiyesi için çalıştı. ÖDP, baştan devrimcilerin ve ilerici aydın kesimlerin birlik arzusunu kullanarak belli bir toparlanma yarattı. Ancak bu partiye yön veren anlayış birliği istismar ederek önce diğer grup ve kişileri partiden gönderdi ve sonra da kendi içinde dağıldı. Ufuk Uras da bu partiden ayrılarak çeşitli liberal aydın ve akademisyenlerle birlikte yeni parti arayışlarına yöneldi.
Gelelim SHP ye. Güneydoğu da en çok köy boşaltmaları SHP’nin koalisyon ortağı olduğu hükümetler döneminde gerçekleşti. SHP hükümet ortağı olduğu dönemlerde baskı ve saldırılar görülmedik derecede arttı. Ülkemiz sokak infazları, gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetlerle anılır oldu. Güneydoğu da yüzlerce köy boşaltılarak on binlerce insan yerinden yurdundan oldu. Dönemin SHP’li Kültür Bakanı Ercan Karakaş “Biz koalisyonda yer almasaydık bu kadar köy boşaltamazlardı” diye itirafta bulunmuştu. Yine 2 Temmuz 1993 te 35 aydın, sanatçı ve yazarın yanarak can verdiği Sivas yangını SHP hükümette yer aldığı sırada yaşandı. 12 Eylül faşizminden acı çeken kitleler SHP ye yönelmişlerdi. SHP halkın beklentilerine yanıt veremedi. SHP’li belediyelerde yolsuzluklar ayyuka çıktı. SHP, yolsuzluk ve hırsızlıklardan bıkan halkta hayal kırıklığı yaratmanın ötesinde bir şey getirmedi. Bütün bunları dikkate aldığımızda, Alevilerin desteği ile kurulacak olan yeni liberal sol çizgide olacağı anlaşılan partinin de fazla bir şansının olmadığı gözüküyor. Ufuk Uraslar, SHP iyi durumdayken, nispeten güçlü oldukları dönemlerde halka ne verdiler ki şimdi ne verecekler? Ayrıca Aleviler siyasi olarak bir bütün oluşturmuyor. Çeşitli parti ve anlayışlara bölünmüş durumdalar. Türkiye’de yüzde on seçim barajı, yüzde elli de il barajı gibi adaletsiz bir seçim sisteminin olması ise ayrı bir handikap oluşturuyor.
Sonuç
Bu yeni kurulan ve kurulacak olan “sol” partilerin ne yapabilecekleri, toplumun ve ülkenin dağ gibi biriken sorunlarına nasıl bir çözüm bulacakları, AKP ve CHP’den ne yönde farklı bir politika izleyeceklerini zaman gösterecek. Ancak burjuva partilerin solda görüneni de, merkezde ya da uçlarda yer alanı da, hepsi de halkı kandırma peşinde. Halka inanmayan, halka dayanmayan partiler halkın sorunlarına çare olabilir mi? Elbette ki olamazlar. Burjuva partiler halkı güdülecek koyun sürüsü olarak görmektedirler. Seçimden seçime türlü vaatlerle halkın karşısına çıkan partiler seçimden sonra verdikleri sözlerin hepsini unutmakta, halk yine sorunlarıyla baş başa kalmaktadır. Sol bir kitle partisi de yanlış olmaz. Ama asıl olan sokağın güçlendirilmesidir. Halkın politize olmasını sağlayacak koşulların yaratılmasıyla sokakta siyasetin canlandırılmasıdır. Sömürü ve zulme karşı demokratik hak ve özgürlükleri koruma ve geliştirmenin başlıca yollarından birisi budur. Çare burjuva partilerin peşinden gitmekte değil, geniş yığınların dayanışma içinde bir araya gelerek örgütlenmelerinde ve kendi sorunlarına sahip çıkmalarında yatıyor.
2 Aralık 2009
Kategori: 'Güncel, Köşe Yazıları, Türkiye
Yorumlar (1)
ali b
02 Mayıs 2010 saat 15:14
ülkemizde toplum ve siyaset çok tanınırlıktan öte onları bilmek ve yaşamak önemli
sayın mustafa sarıgülün 30 yıllık siayesi kariyeri boyunca oldukça başarılı bir siyasetçi olarak görüyorum.
kilişeleşmiş marazi konular olarak görmiyorum kendisini ve entellektüel olarakta halkın içine karışmış bir lider olarak görüyorum kendisini.
böyle genç ve deneyimli siyasetçilere çok ihtiyacımız var.ülkenin geleceği ve gelişimi için,
misal olarak ingiltere Avam kamarasına yani meclisine bakıldığında neredeyse çocuklarımız ve abilermiz yaşında bakan ve bakan yardımcıları var.
beyfendiye bu yolda başarılar diliyorum.yolun açık olsun bahtın açık olsun MUSTAFA SARIGÜL abi…
Yorum Yapın