Gönlümüze Düşen Ateş
Hasretimi ifade ederek başlayayım. Galiba çok insan ergenlik ve gençlik çağında aileden uzaklaşma ve daha geniş kesimlere açılma eğilimine giriyor. Orta yaşa varınca da, birikmiş tecrübeleri ile “kökler”e dönme eğilimi gelişebiliyor. Doğup büyüdüğüm yerleri çok özlüyorum, o toprağın ve o kültürün insanlarıyla aynı ortamlarda bulunmayı çok arıyorum. İşte Gazete’de sevdiğim insanları görünce içimden bunlar geçti. Şimdi de benden isteneni, yani yetmişli yıllarla ilgili genel değerlendirmemi ve sürecin anısını yazmaya çalışayım.
Burada ayrıca Pir Sultan geleneğinden, İmam Hüseyin geleneğinden yetişmiş gördüğüm insanlardan söz ediliyor. Bizi biz yapan en önemli değerlerimizden. “Dost elinden dolu içmiş deliyim/ Üstü kan köpüklü kan seliyim/ Ben bir yol oğluyum, yol sefiliyim/ Ben de bu yayladan Şah’a giderim ” diyerek kendini yaman bir davaya adamış insanlardan. Dost elinden bade içmiş de “deli” duruma gelmiş ve her türlü zorluğu göze alarak mücadeleye atılmış insanlardan. “Üstü kan köpüklü meşe seli” gibi coşkuyla mücadele eden, “yol oğlu”, yani dava adamı; “yol sefili”, yani davanın alçak gönüllü militanı, devrimin sıra neferi insanlardan. Bu dizelerdeki Şah’ın anlamı ise, kafamda, zalimlerin iktidarını yıkacak devrime denk düşüyor. Yani Pir Sultan Abdal’a ait o dizelerin; devrimci ruh halinin belki de en üst biçimini ifade ettiğini sandım ve hala da öyle sanıyorum.
Alevi kültürü ile büyüyen bizler 1970’li yılların koşullarında o şiirleri, türküleri ve anlatımları birbirimize yakın yorumluyorduk. Yani İmam Hüseyin’in ve Pir Sultan Abdal’ın vb. mücadelesi ile Denizlerin mücadelesini devrim ve sosyalizm davası ile birleştirmeye çok eğilimliydik. Alevi kökenli olmayan arkadaşların da aynı yoruma nasıl yatkın olduklarını hatırlıyorum. Mesela Ömer Yazgan; idam hükümlüsü iken arkadaşları adına yazdığı bir mektupta idama Pir Sultan Abdal’ın “Kadılar müftüler fetva yazarsa” diye başlayıp “Dönen dönsün ben denmezem yolumdan” diye biten dizeleriyle gideceklerini belirtiyordu.
Hayat bize o kadar yer gezdirdi, gurbetleri yurt edindirdi, değişik dilleri ve şarkıları dinletti, söyletti; gene de yukarıdaki dizeler ciğerimizin köşesinde ve yüreğimizin ta on ikisinde! Bu denli kalıcı ve çekici olmaları nereden? Niye aklımızda ve kalbimizde öyle derin yer etmişler? Mesela; “kimseye güvenmeyeceksin”; “Her koyun kendi bacağından asılır”; “Gemisini kurtaran kaptan” gibi “akıllıca” öğütler varken…!
Cevabım şu: İşte o “dost elinden bade içmiş deli” hallerin, yani kurulu düzenin aklıyla baktığımızda o akılsızlıkmış gibi görünen şeyin altında, insanı insan yapan temel duygular ve özellikler var da ondan! Görüşümce Pir Sultanlar ve İmam Hüseyinler akıllarda ve gönüllerde bu yüzden öyle kalıyor.
Divriği’nin Sesi’nde Mahmut Yıldırım’ı, Müslüm Çakıcı’yı okuyunca aklıma bunlar geldi.
Sosyalist fikirlere 1975’te kavuştum. Bu fikirlerle başarılı çalışma yapabildiğim dönem toplasan 3 yıl ya eder ya etmez. Sonrası çok zor ve acılı geçti. 1990 sonrası ise dünya çapındaki değişikliklerden sonra insanların biraz içi karardı. Ama şükür ki, yürekte hala o sevda ateşi ve hala “akıllanmadık”. Çünkü devrimcilikle biz insanlığımızın tadına varmıştık.
Evet, dünya çok değişti. Gene de insanın en derindeki o sosyal yanının, yani o sosyalist özün değişeceğini hiç sanmıyorum. Bu toprağın asıl aranan ve özlenen insanının gene İmam Hüseyin – Pir Sultan – Deniz – Mahir – İbo ve Ömer geleneğinin insanı olduğu görüşündeyim. Çünkü onlar insanın özünün, o sıcaklığın ve sevginin ifadeleri oldular.
Yetmişli yıllarda buluştuğumuz devrimci düşünceler, o büyük ve heyecan verici özlem, Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı söylenen döneme çok benzeyen günümüz koşullarında bile, birçok insanın gönlüne düşebiliyor. İnsanın iyiyi, doğruyu anlama yeteneğine ve uzağına düşürüldüğü insanlığına tekrar ulaşabileceğine olan inancım sürüyor. Çirkefe batırılmış ülkemi; bu düşüncelerle ve “Gözleyi gözleyi gözüm dörd oldu// Ali’m ne yatarsın günlerin geldi!” dizeleri yüreğimde, umutla gözlüyorum.
09-12-2009
Kategori: Köşe Yazıları
Yorumlar
Yorum yok
Yorum Yapın