KÜRESELLEŞME GERÇEĞİ![*]
KRİZ YIKIMI
|
İŞSİZLİK ORANLARI VE ARTIŞ[22] |
|||||||
|
ÜLKE |
2007 (yüzde) |
EN SON ARTIŞ (yüzde) |
ARTIŞ PUANI |
ÜLKE |
2007 (yüzde) |
EN SON ARTIŞ (yüzde) |
ARTIŞ PUANI |
|
ESTONYA |
4.7 |
17 |
12.3 |
JAPONYA |
3.9 |
5.3 |
1.4 |
|
LETONYA |
6 |
18.3 |
12.3 |
AVUSTRALYA |
4.4 |
5.8 |
1.4 |
|
İSPANYA |
8.3 |
19.3 |
11 |
SLOVAKYA |
11 |
12.4 |
1.4 |
|
İRLANDA |
4.6 |
12.5 |
7.9 |
İTALYA |
6.1 |
7.4 |
1.3 |
|
LİTVANYA |
4.3 |
10.3 |
6 |
ŞİLİ |
8.9 |
10.2 |
1.3 |
|
ABD |
4.6 |
10.2 |
5.6 |
HONG KONG |
4 |
5.3 |
1.3 |
|
İZLANDA |
2.3 |
7.2 |
4.9 |
FİLİPİNLER |
6.3 |
7.6 |
1.3 |
|
SLOVENYA |
4.6 |
9.4 |
4.8 |
POLONYA |
9.6 |
10.9 |
1.3 |
|
BELÇİKA |
7.6 |
12.2 |
4.6 |
PORTEKİZ |
8 |
9.1 |
1.1 |
|
HİNDİSTAN |
5 |
9.1 |
4.1 |
VENEZÜELLA |
7.5 |
8.3 |
0.8 |
|
TÜRKİYE |
9.9 |
13.4 |
3.5 |
NORVEÇ |
2.5 |
3.2 |
0.7 |
|
ÇEK CUM. |
5.3 |
8.5 |
3.2 |
İSRAİL |
7.3 |
8 |
0.7 |
|
MEKSİKA |
3.4 |
6.4 |
3 |
İSVİÇRE |
3.6 |
4.1 |
0.5 |
|
YENİZELANDA |
3.6 |
6.5 |
2.9 |
DANİMARKA |
3.6 |
4.1 |
0.5 |
|
MACARİSTAN |
7.4 |
10.3 |
2.9 |
MALEZYA |
3.1 |
3.6 |
0.5 |
|
KANADA |
6 |
8.6 |
2.6 |
AVUSTURYA |
4.4 |
4.8 |
0.4 |
|
İNGİLTERE |
5.2 |
7.8 |
2.6 |
GÜNEY KORE |
3.2 |
3.4 |
0.2 |
|
VİETNAM |
2.1 |
4.7 |
2.6 |
PERU |
6.7 |
6.8 |
0.1 |
|
İSVEÇ |
6.1 |
8.3 |
2.2 |
TAYLAND |
1.2 |
1.2 |
0 |
|
EURO BÖLGE. |
7.5 |
9.7 |
2.2 |
PAKİSTAN |
5.3 |
5.2 |
-0.1 |
|
FRANSA |
8 |
10 |
2 |
ALMANYA |
8.6 |
8.1 |
-0.5 |
|
LÜKSEMBURG |
3.9 |
5.7 |
1.8 |
SİNGAPUR |
4 |
3.4 |
-0.6 |
|
KOLOMBİYA |
10.9 |
12.6 |
1.7 |
ARJANTİN |
9.5 |
8.8 |
-0.7 |
|
FİNLANDİYA |
6.8 |
8.4 |
1.6 |
ENDONEZYA |
9.1 |
8.1 |
-1 |
|
GÜNEY AFR. |
23 |
24.5 |
1.5 |
BREZİLYA |
8.9 |
7.7 |
-1.2 |
|
RUSYA |
6.1 |
7.6 |
1.5 |
MISIR |
11.2 |
9.4 |
-1.8 |
|
HOLLANDA |
3.6 |
5.1 |
1.5 |
UKRAYNA |
6.8 |
1.9 |
-4.9 |
|
YUNANİSTAN |
8.1 |
9.6 |
1.5 |
|
|
|
|
Hüseyin Baş’ın, “Emperyalizm nerede varsa orada soygun, talan, rüşvetçi işbirlikçiler ve sefalet vardır. Bu çıplak gerçeğin ayırdında olmamak suçtur,” dediği kapsamda kapitalizmin krizi, devasa bir yıkımdır!
Kolay mı? Neo-liberalizmin, XXI. yüzyıl emperyalizminin içine düştüğü büyük kriz, arkasında şimdiden milyonlarca işsiz, milyarlarca yoksula eklenmiş yeni yığınlar bıraktı. Bu kadar mı? Doğası, iklimi mahvolmuş bir dünyaya yeni açlık, korku ve savaş bulutları taşıyan çürümüş kapitalizm sürdürülemezdir!
İŞSİZLİK ORANLARI VE ARTIŞ[22]
Örneğin kriz nedeniyle, insanların işsiz kaldığını, hayatların mahvolduğunu, kız çocuklarının okula gidemediğini, çocukların kötü beslendiğini belirten Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, “2010 yılında 90 milyon insan aşırı yoksulluk içinde yaşayacak. 59 milyondan fazla insan işini kaybedeceğini, Afrika’nın Sahra altındaki azgelişmiş bölgelerinde 30 bin ile 50 bin bebeğin ölebilecek” derken; krizden dolayı özür dileyen (!?) eski başkan Clinton, “Krizi ABD yarattı” diye ekliyor!
IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın, “Kriz bitti demek mümkün değil.” “Özel sektör hâlâ kendi ayakları üzerinde duramıyor. Pek çok ülkede işsizlik artmaya devam edecek. 2010’da pek çok ülkede işsizlik artacak. Düşük gelirli ülkelerde toplumsal huzursuzluklar hatta savaş bile görülebilir.” “Ekonomide çift dip yaşanmaması için devletlerin ekonomik destek programlarına işsizlik düşene kadar devam etmesi gerek. İşsizlik düşmedikçe kriz bitmez,” dediği vahim tabloda; “Kriz bitiyor” diye düşünmediklerinin altını çizen Dünya Bankası Başekonomisti Indermit Gill, “Yoksulluk her yerde artacak” diye ekliyor…
George Soros’un, “Krizden çıkış için daha erken.” “Amerikan bankacılık sistemi aslında iflas etti. 25 yıldır süren aşırılıklar nedeniyle ABD’nin iyileşme süreci çok yavaş olacak. Bu beş yıl ya da daha fazla sürecek. Şu anki kurtarma paketleri ekonominin daha kötüye gitmesini engelliyor. Fakat bu kurtarma paketleri sonra erdiğinde ABD’de yeni kurtarma paketlerine ihtiyaç olacak” dediği koordinatlarda “ABD durgunluktan çıktı” diyor demesine ‘The Independent’! Ancak eklemeden de edemiyor: “Ama sefalet daha aşılmış değil”![23]
IRKÇILIK YÜKSELİRKEN
“YDD”nin sürdürülemezliğiyle iç içe geçen kapitalizmin krizi ırkçılığın yükselmesini devreye sokuyor…
Örneğin ‘Genç İtalyan’ faşistleri tüm İtalya’da hızla örgütleniyor. Sağcı gençlerin siyasi idolü ise Benito Mussolini oluyor. Ayrıca ABD’deki yabancı düşmanı ve ırkçı Ku Klux Klan hareketi, İtalya’da da destek buluyor!
Öte yandan İtalya’da hükümet ortağı olduktan sonra meclis restoranı menüsünden Fransız tereyağını dahi çıkarttıran ırkçı Kuzey Birliği politikacılarının başını çektiği “etnik yiyeceklere hayır” kampanyası çığırından çıkıp, doğrudan göçmenlere yöneliyor!
Milano Belediyesi’nin başlattığı bir uygulama, belediye zabıtaları ile ulaşımdan sorumlu ATM memurlarına oturma izni olmayan kaçak göçmenleri “cezaevi otobüsü” adıyla anılan otobüslerde alıkoyma hakkı tanıyor!
İsviçre Halk Partisi ise, minarelere yasak için yeni referandum kampanyası başlatırken, ülkeye giren Fransız işçileri için “pislik” diyerek yabancı düşmanlığında sınır tanımadığını gösterdi.
Almanya’nın önde gelen kültür antropologlarından Prof. Dr. Werner Schiffauer’e göre, “Almanya’da İslâm korkusu yaygın”ken;[24] “öteki” kavramı, Almanya’da öğrencilere, “Müslümanlık, Türkler, kan, gözyaşı, barbarlık, terör, acı, açlık, vahşet, bizden olmayanlar, yabancılar, ateistler ve Batı’nın düşmanları”nı çağrıştırıyor!
Bu böyle olunca da Almanya’da yapılan genel seçim öncesinde aşırı sağcı Ulusal Demokrat Parti, göçmen kökenli vekil adaylarına tehdit mektup ve e-postaları gönderiyor.
Hamburg kentinde de, çoğunlukla yabancıların bulunduğu, “Santa Fu” adıyla anılan Fuhlsbüttel cezaevinde çeşitli suçlardan hapis yatan Türkiyeli mahkûmlar, yabancı düşmanlığı ve cezaevi koşullarının kötü olmasından yakınıyor.
Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren ‘Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu’, Yunanistan’ı Batı Trakya’daki Türklere yönelik uygulamalardan dolayı eleştirirken İsviçre’de göçmenlere, Çek Cumhuriyeti’nde de Romanlara yönelik ayrımcılığa dikkat çekerken; Midilli Adası’nda kaçak göçmen kampını ziyaret eden Vatandaşı Koruma (eski kamu düzeni) Bakan Yardımcısı Spiros Kuyas insanlık dışı manzara karşısında “İnsanlık eksikliğimiz için özür dilerim. Dante’nin cehennemi buradaki ruhlar deposunun yanında hiç kalır” dedi!
İngiltere’nin Birmingham kentinde 5 Eylül 2009 günü milliyetçi İngiliz Savunma Birliği (EDL) ile Kayıtsızlar Birliği’nin gösterisinde “Daha fazla camii istemiyoruz”, “Radikal İslâm’a hayır” pankartları açan grupla Asyalı ve siyahlar arasında çıkan tartışma taşlı sopalı çatışmaya dönüştü!
‘Göç Danışma Komisyonu’ adıyla bir araya gelen önemli iktisatçılar, hükümete AB dışından gelen göç karşısında yerli işçiyi koruyucu bazı ek önlemler almasını tavsiye etti!
“ABD’nin Lousiana eyaletinde bir sulh hâkimi, ırklar arası evliliklerin uzun sürmediği gerekçesiyle bir siyahla bir beyazın nikahına onay vermedi”!
Eski Başkan Jimmy Carter, Kongre’de Obama’ya “yalancı” diye bağıran Cumhuriyetçi Joe Wilson’ın tepkisini “Obama’ya karşı gösterilen düşmanlık onun siyah bir adam olması gerçeğine dayanıyor. Irkçı eğilimler hâlâ var ve dışa vuruyor. Ülke genelinde pek çok beyaz arasında Afrikalı Amerikalıların başkan olamayacağı inancı var” diye yorumladı!
TIRMANAN FAŞİZM(LER)
Krizin yükselttiği ırkçılık da tırmanan faşizm(ler)i devreye sokuyor…
Yükselen ırkçılıkla saçaklardan merkeze yönelen faşizmin yolculuğunun harcında milliyetçilik vardır ve Isaiah Berlin’in deyişiyle, “Milliyetçilik demokrasi için kesinlikle bir tehlikedir, her şey için bir tehlikedir. Biz kendimize, hiç kimsenin bizim kadar iyi olmadığını, belli şeyleri yapmaya sırf Alman veya Fransız olduğumuz için hakkımız olduğunu söyleriz. Bir kez millet gibi, yanılmaz gayri şahsi bir otoriteye (bu, parti veya sınıf veya Kilise’yi de kapsar) başvurulduğu takdirde, bu yol baskıya kapı aralar.”[25]
Dr. Lawrence Britt, XX. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun İspanya’sı, Suharto’nun Endonezya’sı, Pinochet’nin Şili’si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmişti; işte bunlar:
1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer ıvır zıvırı kullanma eğilimindedir.
2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi: Düşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, ‘ihtiyaç’ gereği belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başını başka tarafa çevirme, hatta bunları onaylama eğilimindedir.
3. Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması: Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülür; bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, teröristler, vs. vardır.
4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi: Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündemler göz ardı edilir. Askerler ve ordu hizmetleri alabildiğini yüceltilir.
5. Cinsel ayrımcılığın şahlanışı: Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hâle getirilmiştir. Kürtaj karşıtlığı ve homofobi had safhadadır.
6. Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması: Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.
7. Ulusal güvenlik takıntısı: “Korku” hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.
8. Din ve yönetimin içiçe geçmesi: Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dini retorik ve terminoloji, dinin ana doktrinlerinin hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.
9. Özel sermayenin gücünün korunması: Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bunu hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis ederek ve belli bir iktidar eliti yaratarak yapar.
10. Emek gücünün baskı altına alınması: Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.
11. Aydınların ve sanatın küçümsenmesi: Faşist uluslar, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.
12. Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma: Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İnsanlar genellikle, polisin suistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olur. Faşist uluslarda, sınırsız güce sahip ulusal bir polis kuvveti vardır.
13. Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama: Faşist rejimler neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilir. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir olgu değildir.
14. Hileli seçimler: Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının öldürülmesi, seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır.[26]
Bugün, Lawrence Britt’in dikkat çektiği noktalar daha da somutlaşmaktadır!
“SONUÇ”
Dediklerimi toparlarsam; kriz içinde debelenen sürdürülemez kapitalizmin küreselleşme gerçeği, bir vahşettir, “uygarlık krizi”dir!
Unutulmasın “Kapitalizmin çürümüşlüğü henüz çökmüşlüğü anlamına gelmiyor”ken;[27] verili tablo karşısında i) kapitalizmin eleştirisi, ii) kapitalizmin düzeltilmesi ve iii) kapitalizmin aşılması ifadeleriyle özetlenebilecek üç farklı tartışma alanı vardır.
Bunlardan ilk ikisinin insan(lık)a sunabileceği bir gelecek yoktur. Vahşet karşısında insan(lık)a düşen, “Soldan sosyal devlet kurmak”[28] yaygaralarına aldırmadan; sürdürülemez kapitalizmi aşan yeni bir dünya oluşturmaktır.
Hayır bu tablo karşısında kimsenin, “Berlin Duvarı”ndan dem vurması “çözüm” değildir!
Polonya’da Komünist rejime muhalefet eden Dayanışma Hareketi’nin liderlerinden, sol eğilimli günlük gazete Gazeta Wyborzca’nın yayın yönetmeni Adam Michnik’in deyişiyle, “1989 Polonya’ya istediğini getirmedi.”[29]
Ya da “Der Spiegel’in 2009 yılında yaptığı araştırmadan çıkan sonuçlara göre Almanların yüzde 57’si Demokratik Almanya’nın ‘iyi tarafların kötü taraflarından fazla’ olduğuna inanıyor, gençler bile doğu Alman devletinin diktatörlük olduğu fikrini reddediyordu. Tıpkı Macarların sadece beşte birinin 1989’dan beri ülkelerinin iyi yönde değiştiğine inanması, Bulgarların sadece yüzde 11’inin değişimlerden sıradan insanların da yararlandığını düşünmesi ve Ruslarla Ukraynalıların çoğunun Sovyetler’in dağılmasına dair pişmanlık beyan etmesi gibi…
Sık sık, Avrupa komünizminin ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünün, kapitalizmin karşısındaki tek sistemli alternatifi yok ettiği söyleniyor. Fakat sosyal bir alternatif yönündeki basınç daima bizzat kapitalizmden ve insanların bir kez daha açıkça gördüğü başarısızlıklarından kaynaklanmıştır. BBC’nin 27 ülkede yaptığı ankete cevap verenlerin sadece yüzde 11’i serbest piyasa kapitalizminin iyi işlediğini düşündüğünü söylüyor; yaklaşık dörtte biri sistemin ölümcül biçimde sakatlandığına inanıyor; büyük çoğunluk daha fazla kamu mülkiyeti ve ekonomiye daha çok müdahale istiyor. Çöken sistem, bütün olumlu-olumsuz dersleriyle birlikte tarih oldu. Fakat kesin görünen ekolojik ve ekonomik krizlerin kuşatmasındaki bir küresel düzene meydan okuyan yeni hareketler ve modeller ortaya çıkacaktır. Komünistlerin 1989’da öğrendiği ve kapitalizm havarilerinin bugün anladığı üzere, daha hiçbir şey hâllolmuş değil…”[30]
Öyleyse Che Guevera’nın, “Bizim için sosyalizmin, insanın insan tarafından sömürülmesine son verilmesinden başka tanımı yoktur,” sözlerini unutmadan; Adnan Yücel’in “Sen ki Anlarsın”daki, “Sen ki anlarsın bu yaşamı/ Okul yolunda telaşlı bir öğrenci/ Bir grev sözcüsü işyerinde/ Okunan kitap/ Yazılan defter/ Yükselen bilinç/ Ve eriyen cevher/ Şimdi sabahın ala şafağında/ Doludizgin/ Bir at gibi giriyor sulara,” dizelerini terennüm ederek; daha fazla cesarete muhtacız…
Unutulmasın geleceğimiz; bugündeki cesaretimiz kadar olacaktır; hem de “En iyi nedenlerle olsa da başkalarının canını tehlikeye atmaya hakkımız var mıdır?”[31] spekülatif sorularına prim vermeden!
Hani Schiller’in, “Hiçbir şeye cesaret etmeyen, hiçbir şeye ümit beslemesin”; Ovidius’un, “Cesaret, bütün silahlardan üstündür”; Publilius Syrus’un, “Cesareti olmayan insanın başarısı da olmaz”; W. Goethe’nin, “Cesaretini yitiren herşeyini yitirir,” sözlerindeki üzere…
18 Kasım 2009 13:13:29, Ankara.
N O T L A R
[*] 21 Kasım 2009 tarihinde Antep 3. Kitap Günleri’nde “Kriz ve Küreselleşme” başlığıyla yapılan konuşma…
[1] S. Petöfi.
[2] Jean-Claude Paye, Hukuk Devletinin Sonu-Olağanüstü Hâlden Diktatörlüğe, Çev: Demet Lüküslü, İmge Kitabevi, 2009.
[3] Mazin Hammad, “Bush’un Mirası Obama’ya Ağır Gelecek”, Düstur, 15 Mayıs 2009.
[4] Herfried Münkler, İmparatorluklar-Eski Roma’dan ABD’ye Dünya Egemenliğinin Mantığı, Çev: Zehra Aksu Yılmazer, İletişim Yay., 2009, s.239.
[5] Ergin Yıldızoğlu, “Obama’nın Asya Gezisi”, Cumhuriyet, 16 Kasım 2009, s.13.
[6] Nuray Mert, “Ve Aleyküm Selam”, Radikal, 5 Haziran 2009, s.17.
[7] Charles Krauthammer, “Obama Göklerde Geziyor”, Washington Post, 12 Haziran 2009.
[8] Stephen M. Walt, “Karpuzlar Obama’ya Fazla Geldi”, Foreign Policy, 27 Temmuz 2009.
[9] “ABD Süper Bomba Geliştiriyor”, Günlük, 22 Ekim 2009, s.13.
[10] Musib Naimi, “ABD Silahsızlanmada Ciddiyse Nereye Bakacağı Belli”, Vifak, 5 Nisan 2009.
[11] “Amerikalıların Yarısı İşkenceyi Onaylıyor”, Cumhuriyet, 27 Nisan 2009, s.11.
[12] Frank Rich, “Beyaz Saray’ın Kötülüğü Banal Değil!”, The New York Times, 26 Nisan 2009
[13] “Obama Hayal Kırıklığı Yarattı”, The New York Times, 17 Mayıs 2009.
[14] Mahfi Eğilmez, “Küresel Sistemin Geleceği”, Radikal, 15 Ekim 2009, s.5.
[15] Samir Amin, “Küreselleşme, Sermayenin Kârından İbarettir”, Birgün, 1 Kasım 2009, s.2.
[16] Atilla Yayla, “Özgürlük Üzerine Birkaç Söz”, Zaman, 30 Ekim 2009, s.24.
[17] Atilla Yayla, “Kapitalizmden Kurtulmalı mıyız?”, Zaman, 9 Ekim 2009, s.24.
[18] Atilla Yayla, “Bazı Ülkeler Niçin Fakir?”, Zaman, 23 Ekim 2009, s.24.
[19] Mihail Gorbaçov, “Kapitalizm de Perestroykaya Muhtaç”, The Guardian, 30 Ekim 2009.
[20] Le Monde, 25/10/09; kısaltılmamış versiyonu: http://www.zeit.de/2009/40/Sloterdijk-Blasen?page=1
[21] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Serbest Piyasa’dan Sonra…”, Cumhuriyet, 28 Ekim 2009, s.4.
[22] Murat Kışlalı, “İşte Çarpıtılan Tablo”, Cumhuriyet, 18 Kasım 2009, s.12.
[23] “ABD Durgunluktan Çıktı Ama Sefalet Daha Aşılmış Değil”, The Independent 30 Ekim 2009.
[24] “Almanya’da İslâm Korkusu Yaygın”, Frankfurter Rundschau, 26 Ekim 2009.
[25] Isaiah Berlin’le Konuşmalar, Söyleşi: Ramin Jahanbegloo, Çev: Zeynel Kılınç, Yapı Kredi Yay., 2009, s.111.
[26] Lawrence Britt, “… ‘Özde’ Faşizmin 14 Temel Özelliği”, BİA, 5 Mayıs 2007… (Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt’in Free Inquiry dergisinin bahar 2003 tarihli 23/2 sayısında yayınlanan makalesinin kısaltılmış çevirisi.)
[27] Şadi Ozansü, “Olmak ya da Olmamak-Ya Sosyalizm Ya Barbarlık”, Kızılcık, No:37, Yaz-Güz 2009, s.48.
[28] Hasan Bülent Kahraman, “Soldan Sosyal Devlet Kurmak”, Sabah, 18 Şubat 2009, s.19.
[29] Adam Michnik, “1989 Polonya’ya İstediğini Getirmedi”, The Guardian, 9 Kasım 2009.
[30] Seumas Milne, “… ‘1989 Masalı’ Mutlu Sonla Bitmedi”, The Guardian, 11 Kasım 2009.
[31] Jacques Deguy-Sylvie le Bon de Beauvoir, Simone de Beauvoir: Özgürlüğü Yazmak, Çev:Elif Gökteke, Yapı Kredi Yay., 2009, s.32.
Kategori: 'Güncel, Dünya, Köşe Yazıları
Yorumlar
Yorum yok
Yorum Yapın