LATİN AMERİKA GÜNDEMİ
Cathy Ceibe
Gazeteci
Humanite Gazetesi,
Uluslararası Servis
27 Ocak’tan beri Porfirio Lobo Honduras Başkanı. Peki, hangi sıfatla? Muhafazakâr adayın başa getirilmesi Ülkede, Manuel Zelaya’yı deviren 28 Haziran darbesinin ardından doğan siyasal krizin sonu olmadı. Devletin yeni Başkanı siyasal iktidarı silah zoruyla ele geçirenler tarafından organize edilen 29 Kasım seçimleri maskaralığının ürünüdür. Birleşik Devletler ve birkaç komşu ülke mazur göstermeye karar vermişlerse de bu seçim süreci, henüz uluslararası alanın genelinde meşru kabul edilmiş değildir. Ama bu böyle daha ne kadar sürer bilinmez. Ülkede ölüm saçan mangalar yeniden ortalıklarda dolaşmaya başladı bile. Darbeye Karşı Direniş Cephesi (FRCG) saflarında bir araya gelen değişik demokratik örgüt militanlarının, ölüm tehditlerine hedef olmadan geçirdikleri tek bir hafta yoktur. Demokrasi, kulakları sağır edici bir medyatik suskunluk eşliğinde katledilmek istenmekte, sakatlanmaktadır. Bu medyatik suskunluk o kadar anormalleşmiştir ki, neredeyse Honduras anayasal düzenindeki kopma önemsiz, ufak bir detaydır sanacaksınız. Ancak geçmiş örnek hala buradadır: demokratik bir şekilde halk tarafından seçilen bir Başkan darbe ile iktidardan uzaklaştırılmış, böylesi zorba yaptırımları mahkûm etme konusunda pek katı görünen Devletlerin ve uluslararası kurumların, olayların gidişatını tersine çevirmeye gücü yetmemiştir.
Şimdi askeri ve oligarşik güçlerin, ama aynı zamanda darbeye süreklilik kazandıran ABD Dışişleri Bakanlığının hedefi on yıldır yürürlükte olan değişim politikalarıdır.
Sol Hükümetlerin güçlü bir şekilde tırmanışıyla güçler arasında meydana gelen değişikliğin daha dün Kıtanın büyük efendisi olan Washington’a alan kaybettirdiği doğrudur ama bu kazanımın kırılgan olduğu, yerel ve Amerikalı ekonomik çıkarların etkisi altında bulunduğu unutulmamalıdır.
Başkan Manuel Zelaya asla yıkıcı, bozguncu bir insan değildi. Liberal partili bu büyük toprak sahibinin suçu, Ülkesi, Amerika’nın en yoksul dört ülkesi arasında yer almaktayken, gelir dağılımındaki korkunç farklılıkların bilincine varmasıydı. Görevde kaldığı dönemde canla başla çalışarak asgari ücreti %60 artırmayı başardı. Enerji ve Telekomünikasyon alanlarında yapılmak istenen özelleştirmeleri veto etti. Okul yardımını planlayıp hayata geçirdi. Amerika İçin Bolivarian Alternatif (ALBA), Honduras’ın indirimli tarifeden yakıt satın almasını sağlayan Petrocaribe gibi işbirliği kuruluşlarına katılarak bölgede yürütme gücüne sahip sosyalistlerle yakınlaşma başlattı. Kurumları, özellikle de Birleşik Devletlerin istekleri doğrultusunda yapılan anayasayı demokratikleştirmek istedi. İşte bu yüzdendir ki şimşekleri üzerine çekti; Honduraslı ve Birleşik Devletlerin mali, askeri ve siyasi elitlerinin çıkarlarına dokunmuştu. Zira Honduras her zaman Washington’un arka bahçesi olmuştu: hem bölgedeki gerillaları yok etmeye yönelik karşı devrimci manevralar alanı, hem de Birleşik Devletler yararına zorlayıcı işleve sahip Bölgesel Serbest Ticaret Antlaşmasına (AFTA) tâbi ekonomik bir piyon. Ama şimdi, Salvador’da ve Nikaragua’da eski gerillaların iktidara yükselişinden sonra Honduras’ta da kendini hissettiren durumların tersine dönüverme riski jeostratejik bir tehlikeyi andırmaktadır.
Honduras’daki darbe aynı zamanda bölgedeki bütün Başkanlara özellikle de sosyo-demokratik değişikliklere özenenlere gönderilen bir uyarıydı. Değişiklikler dönemi on yıl önce Hugo Chavez’in seçilmesiyle açılmıştı. Bunu başka yerlerdeki sol açılımlar izledi: Bolivya, Brezilya, Ekvator, Uruguay, Paraguay, Nikaragua ve Salvador… Sol ya da merkez sol Başkanların iktidara gelişi Kuzey Amerika hegemonyasını geriletti. Le Paz’dan Caracas’a yeni bir bağımsızlık arayışı rüzgârı esiyor artık. Geçirdiğimiz on yıla damgasını vuran, Birleşik Devletler tarafından empoze edilen Küba’nın izolasyonu politikasının da, Washington’un arzuladığı Stratejik Serbest Mübadele Bölgesi projesinin de başarısızlığa uğraması oldu. Küba’nın ustalığı ve değerli yardımlarıyla uygulamaya konulan sosyal programlar sayesinde yoksulluk geriletiliyor. Ekonomik kaldıracın öneminin bilincinde olan ama tüccar mantığını da reddeden devletler, işbirliği ve birbirini tamamlama ilkelerine dayalı entegrasyon mekanizmaları oluşturuyorlar: Amerika İçin Bolivarian Alternatif (ALBA), Petrocaribe ya da mübadelede doların hâkimiyetinden kurtulmak çabasının aracı Güney Bankası… Kıtanın az gelişmiş devletleri, kurdukları Latin Amerika Devletler Organizasyonu aracılığıyla yürüttükleri kurumsal politikalarla, Güney Amerikalı Uluslar Birliği yaratarak özgürleşip gelişiyorlar.
Yurttaş devrimi, kültürel devrim, Bolivarian devrim… XXInci yüzyıl sosyalizmi, iktidardaki hükümetlerin ideolojik ve politik yapılanmaları, partileri, adaylarıyla farklı farklı görünümlere sahiptir. Ancak bunların hepsini bir araya getiren ortak çizgi, Amerika’yı laboratuar olarak kullanan neo-liberalizmin reddi ile bağımsızlık ve egemenlik adına doğal kaynakların yeniden ele geçirilmesidir.
Obama’nın Amerikası işte bu tabloyla karşı karşıyadır. Şu an için söylem değişmiştir; “yenilenen ilişkiler” göklere çıkarılmaktadır. Ancak dünyanın birinci süper gücünün maksatları, gözünü diktiği kaynakları ele geçirme projeleri olduğu gibi durmaktadır. Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Nikaragua ve Venezuela’ya karşı son beyanları, pek yakında sesi daha da yükseltilecek tehditlerin habercisidir. Geçtiğimiz yıllarda Venezuela, Bolivya ve Paraguay ABD tarafından yönetilen, düzeni sarsma girişimleriyle yüz yüze kaldı. 2008 yazından beri ABD dördüncü filosu Güney Atlantik’te devriye gezmekte. Geçen yıl Kolombiya ve ABD arasında, Washington’a Kolombiya’nın yedi askeri üssünü açan, böylece ABD’nin manevra kabiliyetini artıran yeni bir askeri ortaklık antlaşması imzalandı. ABD ve Kolombiya arasındaki bu “işbirliği” dört bir yandan yuhalandı; hükümetlerin tamamı bunda, bir gözdağı, ilk etapta da aktüel değişikliklerin motoru olan Venezuela’nın kuşatılmasına yönelik bir tehlike görüyordu.
İlerlemeler ve tehlikeler… Latin Amerika gündemi işte böyle özetlenebilir. Bu arada bir başka olumlu veri de Manuel Zelaya’nın silah zoruyla bertaraf edilmesine karşı, halkın harekete dönüşen tepkisidir: Latin Amerika’yı okul yapabilecek nitelikteki bir demokrasinin ayaklar altına alınışına karşı bir halkın ayaklanması…
Kategori: Dünya, Köşe Yazıları
Yorumlar
Yorum yok
Yorum Yapın