Doğrudan Demokrasi Alanı Olarak Yerel Yönetimler

Türkiye, işsizliğin, işten çıkarmaların, yoksulluğun, açlığın, hak gasplarının arttığı bir dönemde 29 Mart yerel seçimler sürecine girmiştir. Kapitalizmin dünya çapında dalda dalga yayılan ekonomik krizinden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alan Türkiye, halkın sorunlarını daha da ağırlaştıracak, her şeyi alt üst edecek bir krizle yüz yüzedir.

Küresel sermayenin politikalarına baştan beri teslim olan AKP hükümetinin krizin bütün yükünü işçilerin, emekçilerin ve geniş halk kitlelerinin sırtına yıkmayı amaçladığı bir dönemde 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimler daha da önem kazanmıştır.

Kapitalizmin yeni liberal politikalarına en erken eklemlenen ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Küreselleşme ile birlikte ulus devlet sınırlarını aşan ilişkiler ağının ortaya çıkması kentlerin konumlarında önemli değişikliklere yol açmıştır.

Bu gelişmelerin sonucunda eskiden ulus-devletler aracılığı ile gerçekleştirilen sermaye, mal, hizmet ve bilgi akışları artık kentler aracılığı ile gerçekleştirilmeye başlamıştır.  Küreselleşme ile dünya ve ülkeler düzeyinde ne oluyorsa bunun izdüşümlerini yerel düzeylerde de görmek mümkün.

Sosyal devletin kamu hizmeti olarak sunduğu eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ulaşım, altyapı, kentsel hizmetler gibi yüksek karlılık arz eden hizmetler tamamen piyasaya taşınarak, sermayeye yeni birikim alanları açılmıştır.

Yerel yönetimler, yalnız özelleştirme politikalarının değil, yerelleştirme ve yabancılaştırma politikalarının da nesneleri olarak ön plana çıkarılmıştır. Kapitalizmin alt merkezlere olan ihtiyacını karşılayacak kentlere yeni işlevler yüklenerek, her bir yerel birimin kendi kaynak ve potansiyellerini sermayeye sunacağı, sürece yarışmacı olarak katılacağı, birbiriyle yarışan kentlerin ortaya çıktığı bir yerel dünya kurulmaktadır.

Yerel yönetimler, bir yandan özelleştirmelerle, bir yandan da dış borçlanmalarla kentsel altyapı ve hizmetlerini ticarileştiren kurumları haline dönüşmüş, yönetişim olarak adlandırılan yeni bir demokrasi anlayışı öne çıkarılarak şirketler gibi yönetilmeye başlanmıştır.

Gelinen bu aşamada yerel yönetim sorunu nasıl ele alınmalıdır?

Yerel yönetim; siyasal, toplumsal bir kavram ve sosyal-idari bir kurum olarak geç Ortaçağlar Avrupası’nın bir ürünüdür. Kentlerin özgürleşmesi 12. yüzyıl Avrupa’sında başlayan ve boyutları günümüze kadar uzanan bir tarihsel olgudur.

Yerel yönetim sorununun teorik ve siyasal boyutunun en önemli yanı, burjuva devlet biçimleri ve demokrasinin niteliğinin kavranılmasıyla ilgili kısmıdır. Bu bağlamda merkez ile yereli arasındaki ilişkinin niteliği hem burjuva demokrasisi ve hem de gerçek demokrasi bağlamında ele alınmalıdır.

Türkiye’de yerel yönetimler konusunda soruna sınıfsal açıdan yaklaşımlara pek rastlanmıyor. AB’ye entegrasyon tartışmaları ve uyum yasaları sürecinde her şey kişisel haklar bağlamında ele alınıyor. Yerel yönetin modeli konusundaki vurgular ya üniter yapı ya da yerellik üzerinden yapılıyor.

Kapitalist devletin kökeni Batı Avrupa’da 15. ve 17. yüzyıllar arasında ortaya çıkan askeri, hukuksal ve siyasal yetkilerin tümünü merkezileştirerek elinde toplayan mutlak monarşilere kadar dayanmaktadır. Monarşinin gücü, feodal soylular ile burjuvazi arasındaki güç dengesine dayanmaktaydı. Burjuvazi ise kendi ekonomik ve siyasal yükselişinin önündeki engelleri kaldırmak için her çareye başvurmaktaydı.

Feodal soylulukla burjuvazi arasındaki ilişki her yerde aynı olmadı ve her ülkenin kendi özgünlükle içerisinde farklı biçimlere büründü. Bu aynı zamanda burjuva demokratik devrimlerin farklı ülkelerdeki farklı niteliklerini de belirledi. Özetle, feodalizmden kapitalizme geçiş süreciyle birlikte devlet bir yandan bürokratik ve parlamenter bir nitelik kazanırken, aynı zamanda kendisine yasal bir biçim veren hukuksal bir nitelik de kazanmıştı.

Kapitalist toplumda hukuksal ve siyasal haklar devletin bürokratik niteliğinden dolayı demokrasi her zaman eksik ve sınırlı bir şekilde işlemişti. Ekonomik sömürüden kaynaklanan eşitliksizlerin varlığı hukuksal düzenlemede ortaya çıkan tüm haklar ve  özgürlükleri biçimsel bir niteliğe büründürmüş, demokrasinin olmazsa olmazı olan eşit ve özgür ilişkiler burjuvazinin çıkarlarını zedelediği her konuda engellenmişti.

Tarihsel olarak burjuvaziyle özdeşleyen/özdeşleştirilen parlamento genel anlamda kapitalist devletin zorunlu bir parçası ve tek demokratik biçimi gibi algılanmıştır. Oysa, demokratik parlamentoların başka biçim ve adlarla kapitalizmin ortadan kalkacağı sosyalist toplumlarda da gerçekleşebileceğini tarihsel deneyler göstermiştir. Yani, sosyalist dönüşümleri gerçekleştirmek için parlamentonun ve temsili kurumların ortadan kaldırılması gerekmemektedir. Kapitalist toplumun ekonomik ve sosyal koşullarının ortadan kaldırılmasıyla  birlikte parlamentonun da yapısal bir değişiklik geçirip halkın gerçek bir  temsil organı haline dönüşebilmesi için parlamentonun demokratik bir nitelik kazanması gereklidir. Ancak, sosyalist toplumda aslolan doğrudan demokrasidir ve doğrudan demokrasinin yanı sıra temsili kurumlar da birbirleriyle uyum halinde işlerlik kazanabilir. Dahası merkezi ve yerel düzeyde demokratik niteliğe sahip olması gereken bu kurumlar, halkın örgütlü katılımıyla gerçekleşebilir.

Bu bağlamda ve kapitalizmin belirli bir gelişme aşamasına ulaştığı bir tarihsel dönemde, Paris Komünü alternatif bir devlet biçimi olarak ortaya çıkmıştı. Doğrudan demokrasinin tarihsel bir biçimi olan Paris Komünü yeni bir devlet biçimiydi. Belirli bir geçiş dönemine denk düşen bu devlet biçimi, kapitalist devletin sömürücü, baskıcı ve bürokratik baskı aygıtını ortadan kaldırıp, onun yerine toplumun eşit ve özgür gelişmesinin yolunu, doğrudan demokrasinin gelişmesinin önkoşullarını yaratan demokratik bir açılım yapmıştı.

Paris Komünü’yle başlayan bu devrim ve sosyalizm geleneği Ekim Devrimi’yle Sovyetler biçiminde sürmüş ve daha sonraki süreçte de birçok yerde Konseyler/Meclisler şeklinde çeşitli ad ve biçimlerde devam etmiştir.

Kapitalist devletin bürokratik merkeziyetçi karakterine karşın, demokratik devrimini yapmış her ülkede, her biri belirli bir devlet biçimine tekabül eden oluşumlar gerçekleşmiştir. Demokrasi uygulamalarının en geniş olduğu İsviçre ile valilerden polis müdürlerine kadar kamu görevlilerinin seçimle belirlendiği Amerika’ya kadar, birçok  modelden örnek göstermek mümkündür. Aynı şekilde Amerikan, İsviçre, Belçika, Finlandiya vb. birçok burjuva devletlerinde etkili olan kalıcı yerel yönetim yapılarının  varlığını da yadsınamaz. Uzun bir tarihsel süreçte ortaya çıkan bütün bu yapılanmalar, her ülkenin özgün koşullarında oluşan özyönetimlerce oluşmuştur.

Türkiye’de,  milyonlarca insanın yaşamını ilgilendiren ekonomik, sosyal ve siyasal tüm kararlar bir avuç azınlık tarafından alınmaktadır. Halkın dışlandığı merkezi yönetim mekanizmasının bir benzeri de yerel yönetimler dünyasında kurulmuştur. Merkezden yerele taşınan bu yönetim anlayışında: İşçiler, emekçiler, ezilenler, kadınlar ve gençler yok sayılmaktadır. Bu sistem, demokrasinin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir.

Soygun, sömürü ve baskıların yoğunlaşarak sürdüğü Türkiye’de iktidarda olsun, muhalefette olsun düzen partilerinin demokrasiye yükledikleri anlam, temsili demokrasinin sınırları içinde kalarak, halkın katılım ve denetimine kapalı bir yönetim anlayışını sürdürmektir. Burjuva partileri parti başkanlarının şirketi haline gelmiştir.

Oysa Türkiye’de en çok kullanılan kavram demokrasidir. Türkiye hiçbir zaman, burjuva anlamda dahi bir demokrasiyi tanımadı. Batının gelişmiş toplumlarında demokrasi, çoğulcu sistem devrimlerle, geniş halk kitlelerinin aşağıdan yukarıya doğru mücadeleleri ile kuruldu.

Türkiye’de demokrasi, tıkanmış olan sistemin önünü açmak ve sistemin kendini yeniden üretmek amacına dönük çabalarında görüldüğü gibi değil, halkların barış ve kardeşliğini sağlamak, üretmenin ve yaratmanın sağlam temellerine oturmuş bir uygarlığın yükselişini güvenceye almak için, mutlaka kazanılmak zorundadır.

Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi, kendi sorunlarına sahip çıkması, yöneten-yönetilen yabancılaşmasının kaldırılması, demokratik bir kültürün geliştirilmesidir. Bunun için yurttaşların eşit ve özgür olmaları, her türlü bilgi, belge ve kaynaklara özgürce erişebilmesi ve özgür bir tartışma sürecinin yaşanması gereklidir.

Bu süreçte, emekçilerin ve ezilenlerin davasını güçlü bir muhalefete dönüştürmek; eşitlikçi, özgürlükçü ve halktan yana bir seçeneği ortaya çıkarmak tarihsel bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Tarihteki her devrimci, demokratik hareket ya da değişim çabası, büyük ölçüde yerel düzeyde örgütlenmeyi kendisine temel aldığı zaman başarılı olmuştur. Demokrasinin toplumun derinliklerinde gelişme zemini bulamadığı, bunun ortamlarının yaratılamadığı dönemlerde insanlık yenilmiş, sömürü ve baskıdan yana güçler kazanmışlardır.

Bugüne kadar, halkı yalnızca ‘hizmet bekler’ duruma, günümüzde ‘sadaka toplumu” haline sokarak, sorunların çözümünü sadece kendisinin bulacağını varsayan klasik siyaset, toplumun örgütlenmesini de engellemiştir. Bugün içinde bulunduğumuz karanlık tablo, onlar adına birilerinin politika yapmasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Ülkenin bu koşullarında en çok ihtiyaç duyulan; halkın söz, yetki, karar sahibi olduğu bir demokrasi anlayışını yaşama geçirme ve kitleselleşme yeteneğine sahip politik bir oluşumudur.

Büyük Fransız Devrimi’nin sloganları olan özgürlük, eşitlik, kardeşlik insanlığın önünde hâlâ gerçekleşmesi gereken başlıca amaç olarak duruyor.

Kapitalizmin yol açtığı yıkım sadece sosyal ve insanı boyutuyla sınırlı değil. Yıkımın, insanlığı ve uygarlığı da yok oluşun eşiğine getirdiği günümüzde:  insanı yabancılaşmadan kurtararak özgürleştirmek, varoluş ve yok oluş sorunu haline gelen insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmak, politik mücadelenin en önemli amacıdır.

Halkçı ve Demokratik yerel yönetim politikasının ilkeleri

    Doğrudan demokrasiyi gerçekleştirmek için:

  • Seçimlerdeki tüm barajlar kaldırılacak,
  • Tüm yerel yönetimler, o alanda yaşayanların oluşturacağı yerel meclislerce yönetilecek,
  • Yerel meclisler, yerinden yönetim olarak demokratik halk yönetiminin kurulduğu ve  halkın kendini yönettiği gerçek iktidar organları olacak,
  • Yerel meclisler, halkın en geniş kesimini temsil edecek ve tüm kesimlerin denetimine açık olacaktır.
  • Her yerel yönetim alanı halkın demokratik katılımını kolaylaştıracak ölçekte yerel yönetim birimlerine ayrılacak, her birim; demokratik halk meclislerini oluşturacak, ayni zamanda demokratik kent meclislerini de seçecektir.
  • Yerel yönetimler, demokratik halk meclislerinin oluşumu için gerekli olan ortamları oluşturmakla yükümlü olacaklardır.
  • Her yerel birimde yaşayan yurttaşlar, önceden ilan edilen yer ve günde meclis seçimleri için oy kullanacaklardır.
  • Yerel Yönetim Birimleri halkın gönüllülük esasına göre katıldıkları bir anlayışla kendi bütçelerini oluşturacak, toplanan kaynaklarla yönetim birimlerinin mekanları yaratılacak, halkın ortak kullanacağı kültür evleri oluşturulacaktır.
  • Yerelde tüm iktidar organları ve kamusal düzenlemeler, yerel meclisler tarafından oluşturulacaktır.
  • Merkezi hükümet, ulusal ölçekteki nedenlerden kaynaklanan sorunların çözümüne yardımcı olmak dışında, yerel meclislere karışmayacaktır.
  • Kent yönetim organlarının çalışmalarında şeffaflık ve demokratik katılım (açıklık, seçim, demokratik ilişki ve işleyiş) sağlanacak, bilginin halkla buluşması gerçekleştirilecektir.
  • Hizmetler, karar alma, uygulama ve denetleme aşamaları kesintiye uğratılmadan demokratik bir planlama anlayışıyla yaşama geçirilecektir.
  • Yerel yönetimler halkın geleceğini ilgilendiren konularda referandum haklarını kullanacaklardır.
  • İnsanlığın temel hak ve özgürlüklerine  dayalı bir yönetim anlayışıyla, halkın, referandum hakkı ile seçtiklerini geri çağırma hakkı yaşama geçirilecektir.

Yerel Yönetimler; işçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin daha bugünden eşitlikten, özgürlükten ve demokrasiden yana  istemlerini toplumsal yaşamın her hücresine yayacakları ve yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir okul haline dönüştürülecektir.

Sağlıklı bir çevrede insanlık onuruna yaraşır bir yaşam için:

Açlık, yoksulluk, barınma, eğitim, sağlık ve ulaşım en temel çevre sorunları olarak öne çıkarken zorunlu göçler, bölgeler arası dengesizlikler, ormanların yok edilmesi, içme suyu kaynaklarının azalması, atmosferdeki değişimler, hava-toprak-su kirliliği, evsel-sanayi-radyoaktif atıklar artık günlük yaşamamızın bir parçası haline gelmiş ve ekolojik yok oluş sürecine girilmiştir.

Yaşadığımız bu olumsuzluklar, yıllardır sürdürülen plansız bir sanayileşme ve kentleşmeyi kalkınma modeli olarak benimseyen, insanları ve kenti sermaye birikimi için ucuz işgücü ve ucuz altyapı aracı olarak ele alan, bunların sosyal ve kültürel boyutunu ve maliyetini gözardı ederek, daha fazla para ve vurgun peşinde olan bir sistemin kaçınılmaz sonuçlarıdır.

  • İnsanlık onuruna yaraşır sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının sağlanması amacıyla, yeni konut ve çalışma alanlarının oluşturulması için insanlığın kollektif aklını ve iradi etkinliğini temsil eden planlamayı toplumsal yaşama sokacak bir süreç başlatılacaktır.
  • Hizmetlerin öncelikle yoksul ve emekçi kesimlere ulaştırılması sağlanacaktır.
  • Kentsel dönüşüm vb. isimlerle yürütülen  rant ve yağma projelerine son verilecektir.

· Türkiye’nin deprem riski altında bulunan bölgelerinde; yerleşim alanlarının envanteri çıkarılarak, mevcut yapı stokları bilimsel olarak elden geçirilecek ve can güvenliğini tehdit eden, yıkılması gereken yapılar yıkılacak, kentsel dönüşüm projeleri demokratik bir anlayışla yaşama geçirilecektir.

Deprem bölgelerinde insanların ekonomik, sosyal, ruhsal, fiziksel iyileştirilmesine dönük çalışmaları etkin bir şekilde yapacak ve insanları bu çalışmanın içine katacak bir yönetim anlayışı temel alınacaktır.

  • Ortak yaşam ve dayanışma bilincinin gerektirdiği yeni kentsel yapılar (toplu konut, toplu taşıma ve yeni kamusal alanlar) geliştirilecektir.
  • Ulaşım ticari bir işletme olarak değil, kamusal bir hizmet olarak ele alınarak, ekolojik döngüyü kirleten otoyol ve kara taşımacılığına karşı, toplu ulaşım (deniz, demiryolu, raylı) sistemleri geliştirilecektir.
  • Doğal bir kaynak toprağın ranta dayalı kullanımına son verilerek, topraktan yararlanmanın esas alındığı kentsel politikalar uygulanacak ve toprak üzerinde  spekülasyona dayalı faaliyetler ortadan kaldırılacaktır.
  • Kamu topraklarının satış, özelleştirme vb. yollarla elden çıkarılmasına son verilecektir.
  • Barınma hakkı temel bir insanlık hakkı olarak ele alınacak ve bu hakkın kullanımına dönük sosyal konutlar vergilendirme dışında bırakılacaktır.
  • Kamu arazileri üzerinde yapılacak konutlarda yalnız kullanım hakkının olduğu (miras hakları dahil) el değiştirme hakkının olmadığı çözümler getirilecektir.
  • Ulaşım, temiz su, alt yapı, ısınma, çöp vb hizmetlerin halka doğrudan, ucuz ve sürekli ulaştırılması için projeler üretilecektir.
  • Geri döndürülemeyen kaynakların kullanımına dayalı enerji ve sanayileşme politikalarına son verilecek, doğal kaynakların yok edilmesi engellenecektir.
  • Kentsel kamu Hizmetleri,  bu hizmetlerin ticarileştirilmesini dayatan özelleştirme vb. politika ve uygulamalar reddedilerek, emekçilerin ve ezilenlerin yararına ve toplumsal inisiyatiflere açık demokratik bir planlama anlayışıyla yapılacaktır.
  • Yerel Yönetimler ve kamu kurumları tarafından finanse edilen ve çalışanlar tarafından denetlenen yemekhaneler, çamaşırhaneler, kreşler açılacak ve yaygınlaştırılacaktır.

Tarihi ve kültürel mirası korumak ve geliştirmek için

Kentler yapıları, meydanları, parkları ve tüm sosyal mekanlarıyla insanlık tarihinin ve yaratıcılığının; kentsel tasarım ve yapım sürecinin ürünüdürler. Günümüzde tarihi ve kültürel kentsel doku tahrip edilmekte ve kentler kimliksizleştirilmektedir. Kentlerin tarihi ve kültürel kimliklerinin korunması ve geliştirilmesi için:

  • Kentlerdeki tüm ekonomik, kültürel ve tarihsel değerler, Anadolu’nun tarihi ve kültürel mirasının korunması ve geliştirilmesini amaçlayan merkezi bir politikanın ışığı altında yerel topluluğun koruma ve kullanımına devredilecektir.
  • Kentsel çevrenin, tarihi ve kültürel değerlerin yağmasına,  rant eksenli ilişkilere, yolsuzluk ve rüşvete karşı ödünsüz bir tavra sahip olunacaktır.
  • Kentlerdeki görüntü kirliliğinin önlenmesi ve estetiğin kentsel görünümdeki öneminin vurgulanması amacıyla halkın bilgilendirilmesine, tarihi ve kültürel çevreyi korumada inisiyatif almasını sağlayacak politikalar geliştirilecektir.
  • Kent meydanları, tarihsel anlamına uygun olarak, kent halkının toplandığı alanlar haline getirilecektir.

Kadınların yerel yönetimlere etkin olarak katılımını özendirmek ve geliştirmek için

  • Kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanacak ve yerel meclislere etkin olarak katılımı sağlanacaktır. Kadınlar ve çocuklar üzerinde uygulanan şiddet ortamı kaldırılacaktır.
  • Yerel hizmetlerin üretim ve dağıtımında (İstihdam, Yararlanma, tüketim) kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık ilkesi yaşama geçirilecektir.
  • Her mahallede bütün finansmanının ve organizasyonunun yerel yönetimler tarafından karşılanacağı ve kadınlar tarafından yönetilen ve denetlenen;

-  24 saat çalışan, kadınların kürtaj, doğum kontrolü dahil, bütün sağlık sorunlarına ilişkin hizmet ve danışma merkezleri,

-  Cinsel şiddete maruz kalan kadınlar için kadın sığınma evleri ve danışma merkezleri,

-  Kadın ve çocukların ihtiyaçlarını da gözeten spor tesisleri,

-  Kadınların bir araya gelebilecekleri kadın kültür evi gibi kamusal mekanlar oluşturulacaktır.

·   24 saat hizmet veren yuva, kreş ve çocuk bakım merkezlerinin,  okullu çocuklar için etütlerin yapılması,

-  Her mahalleye ucuz ve temiz çamaşırhanelerin açılması,

-  Ucuz ve sağlıklı yemek veren yemekhanelerin kurulması,

    - Ucuz ve temiz alışveriş merkezlerinin, her alışveriş merkezinde çocuk oyun odalarının oluşturulması,

-  Kadınların gece sokağa çıkabilmeleri için bütün sokaklarda tam aydınlatmanın yapılması sağlanacaktır.

Engellilerin toplumsal yaşama tam ve eşit yurttaşlar olarak katılımı için

Engellilik sanıldığının tersine doğal ve bireysel değil, nedenleri ve sonuçları bakımından toplumsal ve aynı zamanda sınıfsal bir olgudur. Çünkü engellilik yoksulluktan, cehaletten, savaşlardan, iş ve trafik kazalarından, hastalıktan, kentleri köyleri yerle bir eden depremlerden vb.. doğmaktadır. Bütün bunlar doğal gibi görünen fakat son çözümlemede toplumsal yanı belirleyici olan olaylardır. Bu nedenle engellilerin mücadelesi diğer ezilen yoksul sınıfların mücadelelerinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Engellilerin toplumsal yaşama tam ve eşit yurttaşlar olarak katılmalarının sağlanması için;

    · Engellilerin her alanda toplumsal yaşama katılımlarını engelleyen ve yasal mevzuattaki bütün engelleyici hükümler kaldırılacaktır.

    · Engellilerin yaşamını kolaylaştırıcı her türlü sosyal ve mekansal düzenlemeler gerçekleştirilerek, toplu ulaşım ve iletişim araçlarından ve diğer kamu hizmetlerinden  ücretsiz  yararlanmaları sağlanacaktır

    · Engellilerin eğitim, iş ve sosyal güvenlik sorunları öncelikle ele alınarak ve bu alanlardaki eşitsizliğin azaltılması ve giderek ortadan kaldırılması için lehte ayrımcılık ilkesi uygulanacaktır.

· Engellilerin eşitlik ilkesi gereğince her alanda yaratıcılıklarını ve üretken güçlerini kullanıp, geliştirecekleri bir yaşam ortamı sağlanacaktır.

Çocukların, gençlerin ve yaşlıların kenti için

  • Yerel Yönetimler çocukların ve gençliğin sportif, kültürel, sanatsal yeteneklerini geliştirecekleri ortamları ve mekanları yaratmakla görevli olacaklardır.
  • Çocukların, yaşlıların yararlanacakları ortamlar ve gerekli mekanlar yaratılacaktır.

Kategori: Türkiye



Yorumlar (1)

ceyhan

02 Şubat 2010 saat 22:35    


Merhabalar,

makaleniz öncelikle belirtmeliyim ki çok nitelikli bir çalışma. sizden bir ricam olacaktı bu metinde kullanılan bilgilerin bir kaynakçası yok mu ki olması gerekiyor. bu kaynakçaları paylaşırmısınız ya da e-maillime yollar mısınız.

saygılar
ceyhan

Yorum Yapın

İsim *

E-posta *

Site