İki Ses Bir Biyografi

BÜYÜK DEVRİMLER BÜYÜK BİR AŞKLA DOĞABİLİR ANCAK

Che Guevara

İki Ses Bir Biyografı adlı kitap; Küba devrimini ve Fidel Castro’yu anlatıyor. Küba yarım yüzyıldır emperyalist ülkeler tarafından ambargo altında zorlu ekonomik koşulların yanı sıra sayısız askeri müdahale ile karşılaşmış olan bir Latin Amerika ülkesi. Günümüzün ‘süper gücü’ ABD’nin sadece 180 km. uzağında bulunuyor. Castro bilindiği gibi Ülkenin devrim sürecinde belirleyici rolü olmuş ve kırk altı yıl Devlet Başkanlığı yapmış bir devrimci.

Yirmi altı bölümden oluşan kitap; Fidel Castro ile söyleşi tarzında hazırlanmış. İki Ses ismi oradan geliyor. Kitap; Küba’da 1953 yılında Amerika ve diğer emperyalist ülkelerin desteklediği Batista diktatörlüğüne başkaldırış olan Moncada Askeri Kışlası baskınından bu yana olumlu-olumsuz bütün özellikleriyle devrim sürecini ve günümüz Küba’sını inceleme olanağı sunmaktadır. Başka bir deyişle kitap devrimin muhasebesini gözler önüne sermektedir.

Ekonomik abluka altındaki ve askeri müdahalelerle karşı karşıya kalan günümüz Küba’sı az gelişmiş, kaynakları kıt ve yoksul bir ülke. Buna rağmen Uluslararası Af Örgütü’nün eleştirel raporlarında bile Küba’da işkence, siyasi cinayetler ya da şiddetle bastırılmış gösterilere rastlanmıyor. Hızla artan çocuk ölümleri, sağlık hizmetlerinden yoksunluk, hak ihlalleri Küba’da duyulmamış, neredeyse var olmayan şeyler. Devrim karşıtlarının bile şikâyet kaynağı Fidel Castro’nun varlığı ya da Devrim değil. Onların şikâyet ettiği aslında uygulanan ambargo ile gelen açlık ve yoksulluk.

BİR LİDERİN ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ

Kitap; Devrimin öncü ismi Fidel Castro’nun çocukluğunu, siyasi görüşlerinin nasıl oluştuğunu, ailesini anlatarak başlıyor. Zamanın Küba’sı, anlatıma arka fon oluşturuyor. Varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına ve iyi eğitim görmesine rağmen Fidel Castro kendisini köyün yoksul çocuklarından farklı görmeden yetişmiş.

Adaletçi ve eşitlikçi yanının daha dokuz yaşındayken o dönemde patlak veren İspanya İç Savaşı haberlerini köyündeki okuma, yazma bilmeyenlere okumasıyla geliştiğini hatta o duyguların daha sonra melezlerin ve zencilerin alınmadığı Cizvit Okulunda buna karşı çıkacak derecede güçlendiğini ekliyor.

Okul yıllarında pek çalışkan olmayan hatta biraz da okuldaki yaramazlıklarından dolayı şikâyet edilen Fidel Castro, okuduğu Hukuk Fakültesinde kendisine insanlarla iletişim sağlayacak sosyal alanlar yaratmaktan da geri durmamış. Üniversitedeki ilk yıllarında Batista diktatörlüğünü eleştiren ve yolsuzlukları açığa çıkarması ile bilinen Küba Devrimci Partisinin üyesi senatör Chibas yandaşlarıyla görüşen Fidel Castro onlarda hoşuna gitmeyen şeyler görmeye başlayınca daha radikal siyasi bilinç edinmeye karar verir ve o dönemde Marx ve Lenin’in kitaplarını okumaya başlar.

Sorgulama ve eleştiri yönü güçlü olan Fidel Castro düşündükçe daha kitlesel hareket etme gerçekliğine ulaşır. Üniversitede sınıf temsilciliğine adaylığını koyar ve temsilciliği kazanır.

Sınıf temsilciliğinden sonra Dominik Demokrasi Komitesi Başkanlığı ve Porto Riko Bağımsızlık Komitesi Başkanlığı gelir. Castro bunlarla yetinmez, pratikte daha aktif çalışmalar da yapar. 1947 yılında Dominik Cumhuriyet diktatörü Trujılle‘yi devirmek amacıyla gerçekleştirilen Cayo Confites seferine katılır. Kolombiyalı yirmi iki yaşında sevilen siyasi önder Jorge Eliécer Gaitán’in öldürülmesine yönelik eylemde de yer alır. Fidel Castro katıldığı bu eylemi ise şu sözlerle açıklar: “Bu deneyim sayesinde halkın davasıyla daha çok özdeşleştiğimin farkına vardım ve bu eylem demokrasi yanlısı gençlerin doğaçlama eylemiydi”

MONCADA BASKINI, CHE GUEVERA, DEVRİM VE DEVRİMİN İLK YILLARI

Küba’da, Batista yönetimi halk üzerindeki baskılarını gittikçe arttırmaktaydı, yoksulluk, adaletsizlik, işsizlik, istismar ise hat safhadaydı. Halkta ‘kimsenin bir şey yapamayacağına, Batista’ya karşı mücadele edilemeyeceğine’ olan inancı gözlemleyen Fidel Castro bir şeyler yapılabileceğini biliyordu. Bir profesör arkadaşından Batista’nın seçimlerden önce darbe yapacağını haber almasıyla kafasında durumu değerlendirmeye çoktan başlamıştı. Tek sorun vardı; böyle bir harekete halkın da katılması gerekirdi. Çünkü Fidel Castro’ya göre sömürülmüş ve acı çeken ülkede eğer işçi sınıfı, çiftçiler, yoksul halk toplumsal hareketin içine katılmazsa yapılacak hiçbir şeyin anlamı olamazdı. Castro bu bilinçten yola çıkarak toplumsal düzenin bozuk olduğuna ve değiştirilmesi gerekliliğine inanan herkesle görüşmeye başladı ve bunun için ekipler kurdu. Batista yönetimine karşı olan her insanla ilgilenmeye eğitimler yapmaya başlandı.

Eğitilmiş olarak örgütlenen bu gruplarla küçük bir ordu yaratıldı. Birkaç ay içinde insan sayısı bin iki yüz kişiye ulaştı. Farklı örgütlerle de ilişki kuruldu, özellikle böyle bir baskını yapmaya yönelik araçlara ihtiyaçları vardı. Fidel Castro Hükümetin eski askeri önderiyle ilişki kurdu. Çünkü onların lidere, Fidel Castro’nun ise baskını gerçekleştirecek donanıma ihtiyaçları vardı.

Hazırlıklar üniversitede yapılmaya başlandı, devrimcilerle işbirliği yapan uzman bir kişi gruplara eğitim veriyordu. Yapılanlar, baskına hazırlıktan çok sportif faaliyetler gibi gösterildi. Her yöntem başarıyla gerçekleşti, devrimciler kulüplere üye oldular, zenginlerin av partilerinde atış talimleri yapıldı. Tamamen yasal olanaklar değerlendirilerek iki yüz kişi eğitildi.

Kışla baskını için tasarım, örgütlenme, gizlilik konusunda planlar yapıldı. Amaç kışladaki silahları ele geçirmekti. Ayrılan gruplar eşzamanlı iki kışlaya saldırdı. Bu baskınlarda Fidel Castro birçok yakın arkadaşını kaybetti.

Fidel Castro eylemin başarısızlığa uğramasından sonra güvendiği sekiz arkadaşıyla beraber mücadeleyi sürdürmek için dağa çıktı. Fakat kendilerini ihbar eden bir köylü tarafından yakalandılar. Boniato il cezaevine hapsedilen Fidel Castro mücadelesinden hiç yılmadı. Cezaevinde açlık grevine girdi, mahkemede kendi savunmasını kendi yaptı ve ünlü “Tarih Beni Beraat Ettirecektir”i kaleme aldı.

Moncada baskını başarılı olsaydı belki SSCB gibi sosyalist sistem olmayacaktı ama bağımsızlık ve egemenlik için önemli bir hakka sahip olacaklardı.

Fidel Castro iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra Meksika’ya gitti. Castro ve arkadaşları Moncada baskınından sonra ülkeden kaçan bazı yurtseverler ile birlikte Guatemala’ya gitti ve orada devrimci tarihin önemli isimlerinden biri olan Che Guevara ile görüşmeye başladılar. Önce Fidel Castro’nun kardeşi Raul ile iletişime geçen Che daha sonra Fidel Castro ile karşılaştı ve Fidel-Che devrimci arkadaşlık, mücadele birliği de başlamış oldu. Kübalı olmaması mücadelede kimi zaman başka yurtseverler tarafından sorun yaratsa da doğallığı, sadeliği, dostluğu, özgünlüğü, pratik çalışması ile insanların sevgisini kazanan Che’ye zamanla herkes yakınlık duymaya başlamıştı. Düzenli eğitimlere katılan Che’nin dikkati çeken en önemli yönü ise güçlü iradesiydi. Che zorlukları önemsemez ve öngörülüydü. Fidel; en yakın arkadaşı Che’nin fikirsel anlamda Troçkist olmadığını, Stalin’in hatalarını özellikle kişi putlaştırmasını eleştirdiğini belirtiyor ve ekliyor: “Marksist ve Leninist’ti. Bazı konularda ise Stalin erdemlerini kabul ediyordu”.

Fidel-Che yakınlaşması cezaevinde de sürdü. Meksika’da talim yaparken yakalanan Fidel Castro’nun ardından Che de yakalandı. İki aya yakın aynı cezaevinde kalan Fidel ve Che pek çok şeyi paylaştı ve tartıştı. Önce Fidel serbest bırakıldı ardında da Che…

Emrinde bir teşkilat bulunduran Batista yönetimi serbest bırakılan Fidel Castro’yu Meksika’da öldürtme planları yaparken Fidel Castro ve seksen iki yoldaşı Granma adlı boş bir gemiye bindi.

Karaya indiklerinde Batista tarafından muhbirler vasıtasıyla Fidel Castro ve arkadaşları hiç beklenmedik bir anda saldırıya uğrarlar. Telaşlanan bazı yurtseverler savaşmak istemez, bu durum karşısında ise Fidel Castro dağılmayı önerir. Fakat bu dağılma fikri birçok arkadaşının farklı yerlerde uğradıkları saldırılarda ölmelerine sebep olacaktı. Aradan geçen iki gün sonunda iki arkadaşı ile yalnız kalan Fidel Castro yeniden toparlanmaya başlar. Camilio, Che ve Raul’un oluşturduğu üç cephede kayıplar yaşansa da başarılı bir savunma gerçekleştirirler.

Sierra Maestra’da başlayan gerilla savaşı Fidel Castro ve arkadaşlarını devrime götürecektir. Onların mücadelesi o kadar onurludur ki çatışmada esir düşen askerlere kötü muamele yapılmamış, aksine yaralılar bizzat Che tarafından tedavi edilmişlerdi.

Gerilla savaşı kısa zamanda gelişti ve 2 Ocak 1959 yılında Küba’da devrim oldu. Havana’ya girdiklerinde kendilerini karşılayan binlerce insanın meydanda toplanması devrimin halk tarafından nasıl desteklendiğini ve gerçekleştirildiğinin belki de en güzel örneğidir. Yirmi dokuz yaşında bu devrimin gerçekleştirilmesine öncülük eden Fidel Castro Devlet Başkanı, Che ve Raul ise Ulusal Yönetimde (Sanayi Bakanlığı) görev aldılar.

Batista’nın bıraktığı yoksulluk ve yolsuzlukla baş etmek, hiç yönetim tecrübesi olmayan Fidel Castro ve arkadaşları için kolay değildi. Ama devrimi gerçekleştirmeye nasıl inandılarsa, bu zorlu koşulların üstesinden de geleceklerine inanıyorlardı.

Fidel Castro ve arkadaşlarının yönetimi ele geçirdikten sonra ilk işleri halka söz verdikleri Batista düzeninin parçası olanları yargılamaktı. Spor salonunda kurulan halk mahkemeleri ile suçlular yargılandı ve birkaçı idam edildi. Vakit kaybetmeden tarım reformu düzenlendi, şeker kamışı üretilen bölgelerde kooperatifler kuruldu. Özellikle SSCB uyguladığı zoraki kamulaştırmanın uygulanmamasına dikkat edildi. Bunun nedeni ise köylülerin isteklerine saygı duyulacağı, daha büyük tarım birimleri oluşturmak için halka baskı uygulamanın ters etki yaratabileceği düşüncesiydi.

Halka tam bir yasal eşitlik sağlayabilmek için kenar mahaller kaldırıldı. Çünkü Fidel Castro’nun yaratmak istediği; ayrımcılığın öznel öğelerini silip atan devrimci bir eğitim düzeyine ulaşmış bir toplum var etmekti. Bunu ifade eden Fidel Castro kendi eleştirisini de vermekten geri durmamaktadır. Devrimin ilk yıllarında ülkenin siyahi halkının sosyal ve ekonomik statüsü arasında oluşan farkları silme mücadelesinde aynı oranda başarılı olamadığını da belirtmektedir.

Fidel Castro, devrimin uzun yıllar ayakta kalmasını ise eğitime verilen önemde buluyor ve bu yüzden de tarihsel olarak süregelen bilginin tekelleşmesinin önüne geçilmesinde önemli adımların atıldığını belirtiyor. Devrimden sonra önemli sorunlardan biri olan kadın sorununda da, kadınlara karşı yapılan ayrımcılıkla mücadele etmek için çok uğraşıldığını bunun da başarıldığını ekliyor. Küba’da teknik işgücünün %65’e yakınını kadınlar oluşturmaktadır.

Küba’da yaşanan sosyal gelişmelerle beraber ekonomik gelişmeler de paralel ilerlemekteydi. Küba’nın ekonomisine en büyük katkısı olan Che, Merkez Bankası Başkanı olarak atandı. Castro Che’nin mükemmel bir ekonomist olduğunu, eğitim yanlısı, komünist bir vicdan oluşturulması için elinden geleni yaptığını ve gönüllü emeği teşvik etmek için her pazar farklı bir işte gönüllü olarak çalıştığını belirtiyor.

Devrimle beraber gelişmeler yaşanırken emperyalist ülkelerin içe ve dışa yönelik saldırıları artmaya başladı: kötüleyici propagandalar, ülkeden beyin göçü, yıkıcı faaliyetler için ajan sızdırmalar, sabotajlar, ayaklanmalar ve Küba’ya karşı tarihin en uzun ekonomik savaşı yanında Fidel Castro’ya farklı derecede planlarla toplam altı yüzden fazla suikast dahi Küba’yı tecrit etmeyi, devrimci fikirlerin etkisini önlemeyi başaramamıştır. Küba devrimi birçok ülkenin de özgürlük ve bağımsızlığı için umut olmuştur.

CHE’NİN ÖLÜMÜ, SOVYETLERİN YIKILMASI

Enternasyonalist bir düşünceye sahip olan Che uluslararası meselelerle de ilgiliydi, tüm Dünyayı dolaştı ve tüm sorunlarla ilgilendi. Bu hareketlilik içinde mücadeleyi kendi Ülkesine de yaymak istiyor bunun için heyecan duyuyordu. Fidel Castro’da Che’nin mücadelesinde hemfikirdi fakat şartların elverişli olmadığı konusunda Che ile ayrışıyordu.

Fidel Castro Che’de gördüğü bu eksiklik karşısında ona Afrika’ya gitmesini teklif etti. Burada Che’nin deneyimi artabilir, önderleri mücadeleye hazırlayabilirdi. Bu teklifi kabul eden Che 1965 yılında Afrika’ya vardığında büyük engellerle karşılaştı. Afrikalı güçler henüz bir mücadele için yeterince hazır değildi. Bunu gören Che, 1966 yılında Afrika’dan Çekoslovakya’ya oradan Prag’a geçti. Karmaşık bir durum içinde nerede olduğu bilinmiyordu. Bu bilinmezlikler içinde Che, Fidel Castro’ya gizlice bir mektup gönderdi. Mektubu cevaplayan Fidel Castro, Che’yi Küba’ya çağırdı. 1966 yılında Küba’ya gizlice geri dönen Che ülkenin uzman doktorları sayesinde plastik makyajla kılık değiştirdi. Küba’daki yurtseverler Che’yi öyle bir değiştirmişlerdi ki mücadele arkadaşı Raul bile tanıyamadı. Bu sayede tanınmayan Che Bolivya’daki gerilla savaşı için yanındaki 15 adamıyla birlikte dağlık bir bölgeye gönderildi, burada askeri eğitim aldılar.

Che bu eğitimden sonra birliğine geri döndü fakat birliğine geri döndüğünde çeşitli sorunlarla karşılaştı. Bolivya komünist Partisi Başkanı Maises kendisine birtakım yetkiler verilmesini istedi. Maises ve Che arasında başlayan bu kopma birliğe zarar veriyordu. Bunun fırsat bilen düşman kuvveti kampa doğru harekete geçti ve birliğe tuzak kurdular.

İhanete uğrayan birlik beklenmedik bir çarpışma yaşadı. Bu çarpışma sonucu Che ve yanındakiler öğle vakti bir köye vardılar. Köyün bomboş olması tuhaf şeyler olduğunun işaretiydi fakat Che güpegündüz ilerlemeye devam etti. O anda bir birlik Bolivyalı bir üyeyi öldürdü, birkaç saniye sonra birkaç kişi daha… derken devamı gelen saldırılarda Che’nin yanında hasta ve az sayıda yoldaşı kalmıştı. Son mermiye kadar çarpışan Che koluna gelen mermi ile yaralandı.

Silahsız kalan Che esir düştü. Bölgenin yakınında olan La Higuera’ya götürülen Che, ertesi gün yine öğle vaktinde düşmanlar tarafından katledildi.

Fidel Castro kitapta Che’yi ve Che’nin mücadelesini şu sözlerle özetliyor: ”Bazı insanlar hiç ölmez, o kadar güçlü varlıkları vardır ki yok olduklarını düşünmek imkansızdır. Che’nin fikirleri, imajı, güçlü kişiliği, azmi bizi zafere ulaştırdı ve ulaştırmaya devam ediyor”

Che’nin ölmesi, Küba’ya yönelik her türlü baskının artması yanında Sovyetlerin çökmesi ile Ülke sarsıcı bir darbe yedi. Sovyetlerin çökmesi ile şeker kamışı pazarını kaybeden, erzak, yakıt ve hatta ölülerin gömülmesinde kullanılan ahşap maddelerin gelmemesi Küba’yı temel ihtiyaçlar konusunda çok büyük sıkıntılar içine soktu. Sovyetlerden sonra herkes ”devrim çökecek” gözü ile bakarken Küba halkı direndi ve sosyal alanda ilerlemeler kaydetti.

Sovyetlerde yaşanılan sıkıntılar incelendi; zoraki kamulaştırma, çevre felaketi, teknolojik gelişmeleri takip edememe, kişi putlaştırılması…. Fidel Castro gözlemlemlediği bu eksiklikleri giderecek önlemler aldı, aldığı en önemli önlemlerden biri de eğitimi aşamalı olarak değiştirebileceklerine yönelik programlardı. Yoksulluk kültüründen kurtularak yeni dünya yaratabilmek adına sosyal değişimler gerçekleştirildi.

Ekonomik alanlarda da değişimler sağlandı, Sovyetlerde uygulanan sistemi topyekün gözden geçirme anlamına gelen Perestroyka, Küba’da hiç uygulanmadı. Fabrika üstüne fabrika kurmak yerine emeğin veriminin artırılmasına yönelik programlar çıkarıldı. Fidel Castro’ya göre ise Gorbaçov reformlarını da içine alarak yapılan en büyük hata; Sovyetler Birliğinde yaşanan güç istismarının acımasız bir alışkanlık haline gelmesiydi.

Sovyetlerin yıkılması Küba’nın ne yapmaması gerektiğini gösteriyordu ve bu açıdan önemli bir tecrübeydi.

GÜNÜMÜZ KÜBASI VE KİTAPLA İLGİLİ SONSÖZ

Küba halkı kendi kanıyla ve düşmandan ele geçirdiği silahlarla Latin Amerika ve Karayipler’de emperyalizmin egemenliğinden kurtulan ilk ülke oldu. Düşmandan geri aldığı toprağı, köylülere ve tarım çalışanlarına teslim etti. Doğal kaynaklar, sanayi kuruluşları ve temel hizmetler tek gerçek sahiplerine, Küba halkına teslim edildi. ABD hükümetinin organize ettiği paralı askerlerin Giron’daki işgal girişimini yetmiş iki saatten daha az bir sürede gece-gündüz çarpışarak yenilgiye uğrattı ve böylece ABD’nin askeri müdahalesini ve sonuçları hesaplanmayacak bir savaşı bertaraf etti.

1962 yılındaki onlarca nükleer saldırısı tehlikesine taviz vermedi, mücadeleyi onuruyla göğüsledi. Kurtuluş Savaşında yitirilenden çok daha fazla sayıda insanın ölmesi pahasına tüm ülkeye yayılmış olan ‘kirli savaş’ı boşa çıkarttı. ABD tarafından organize edilen binlerce sabotaja ve terörist saldırıya metanetle katlandı. Devrimin liderlerini öldürmeye yönelik yüzlerce girişim başarısızlığa uğratıldı.

Yarım yüzyıldır süren sıkı ambargo ve ekonomik savaşın ortasında bir yılda okuma yazma bilmeyenlerin sayısını sıfırlama gücü gösterdi. İlkokul öğrencileri dil ve matematik konusunda dünyada ilk sırada yer alıyor. Aynı şekilde kişi başına düşen öğretmen sayısında da ilk sırada.

Devletin ekonomik olarak ödüllendirdiği eğitim, on yedi ila otuz yaş arasındaki eğitim görmeyen ve çalışmayan gençlerin tümü için bir fırsata dönüştürüldü. Küba halkı okul öncesi eğitimden doktor unvanı alana kadar tek bir kuruş harcamadan eğitim görme hakkına sahip.

Küba’da bugün yirmi binden fazla gencin eğitim gördüğü yetenek ve eğilimlerini geliştirdiği sanat eğitimi veren sanat öğretmenleri yetiştiren okullar ülkenin her yanına dağılmış durumda.

“Kültür olmadan özgürlük olmaz” diyen Marti’ye yürekten inanan Küba, uzun vadede en kültürlü ve en bilgili ülke haline geldi. Kübalılar ayrıca hizmetlerini ücretsiz olarak almaya devam ettikleri iyi bir sağlık sistemine sahip. Sosyal güvenlik nüfusun %100’nü kapsıyor.

Nüfusun %85’i oturduğu konutun sahibi, her türlü vergiden muaf. %15’lik kalan kesim ücretin %10’nu bulan tamamen sembolik kira ödüyor.

Uyuşturucu kullanımı çok düşük ve sonuç alıcı biçimde uyuşturucuya karşı mücadele ediliyor. Şans oyunlarına kimse umut bağlamasın diye devrimin ilk yıllarından beri yasak.

Televizyon, radyo ve basında ticari amaç içeren herhangi bir reklam yayınlanmıyor. Promosyonlar sağlığa, kültürel sorunlara, uyuşturucuya, fiziki eğitime karşı mücadeleye ya da sosyal nitelikli diğer sorunlara yönlendiriliyor. Heykelli resmi fotoğraflarla, sokak ya da kurum isimleriyle yaşayan hiçbir devrimci şahsiyet kültleştirilmiyor.

Küba’da yeni kuşaklar ve tüm halk çevrenin korunması konusunda eğitiliyor. Enternasyonalist dayanışmacı ruhu Avrupa ülkeleriyle siyasi ve ekonomik ilişkilerin bozulmasına sebep dahi olsa mücadele eden her halkı destekliyor. On beş yıl boyunca ABD’nin barbar ve acımasız savaşında Vietnam halkıyla dayanışmanın onurunu yaşadı.

Sonuç olarak Fidel Castro’nun sermayesi Küba halkıydı, savunduğu fikirler de devrimin ilkelerine dayanıyordu. Kitaptan da anlaşılacağı üzere o fikirler uzun zamandır Küba halkının fikirleri oldu.

'Güncel, Köşe Yazıları

Pelin, Yeşim ve Berire

Merhaba, Güzel bir Kampanya başlattık. İnsanları okumaya teşvik eden bir Kampanya. Bundan daha iyi ne olabilir ki? İnsanlar arasında ast – üst; patron – köle ilişkilerine asla izin vermeden, birlikte öğrenmeyi önümüze koyduk. Bu yolda hem biz hem de tüm destek sunan insanlar birlikte birşeyleri değiştirmek duygusu dünya öl...

'Güncel, Haber, Türkiye

TUTUKLAMALAR SERBEST BIRAKILSIN!

Odak 2 Mayıs’da Eskişehir’den ve 3 Mayıs’da da İstanbul’dan 5 arkadaşımız, “terör örgütü mensupluğu” gerekçesi ile gözaltına alındı. Gözaltına alınan arkadaşlarımızdan 2′si serbest bırakılıp 3′ü tutuklandı. Siviller, arkadaşlarımızın evlerine baskın düzenleyip, kafala...

Köşe Yazıları

Toni Morrison

1993 Nobel ödüllü Morrison, Sevilen romanıyla da 1988’de Pulitzer ödülü kazanmış bir yazar. Hikaye Amerika’da iç savaş öncesi ve sonrasında geri dönüşlerle, siyah köle Sethe’nin başından geçenlere odaklanıyor. Romanın başındaki düğümler tek tek açılır ve siyah kölelerin akıl almaz yaşamlarının, insanlıkdı...

Dünya, Köşe Yazıları, Türkiye

Basının ve Halkın Dikkatine!

Hıdır Ateş Göksel Koç Odak Kültür Merkezi Yöneticileri 1 Mayısın hemen sonrasında Eskişehir’de Odak okurlarına yapılan polis operasyonunu ve operasyonun basındaki yankılarını merak ve endişeyle izledik. Almanya’nın Münster şehrinde on yılı aşkın bir süredir yasal faaliyet gösteren, üyelerinin çoğunluğunun ken...

'Güncel, Türkiye

Tecride Karşı Mücadele Platformu’na ve Kamuoyuna

Tecride Karşı Mücadele Platformu (TKMP) temelde iyi niyetlerle kuruldu ve bazı başarılı çalışmalar da yaptı. Fakat hepimizde çeşitli düzeylerde etkisini sürdürdüğünü düşündüğümüz sol içi grupçuluk ve sekterlikler yüzünden kuruluş aşamasından itibaren Platform’da önemli sorun ve zorluklar yaşadık. Bu zorluk...

Köşe Yazıları, Türkiye

Bir Biyografi – Hamza Yalçın

1958 yılında Türkiye’de Sivas-Divriği’de doğdu. İlkokulu burada okudu. Ailesinin İstanbul’a göç etmesiyle ortaokula bu ilde devam etti. Lise eğitimini 1971 Askeri Darbesinin sonrasına denk gelen yıllarda Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladı. Devrimci Harekete 1975 yılında Kara Harp Okulu ikinci sınıf öğrencisiyken katıldı...

'Güncel, Haber, Türkiye

Erol Zavar ve Hasta Tutsaklar paneli

2004 yılından bu yana “Erol Zavar’a Özgürlük!” talebiyle Erol Zavar ve bütün hasta tutsakların gereken uygun koşullarda tedavilerinin önemini vurgulayan Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu gönüllüleri, 15 Mayıs Cumartesi günü Kadıköy Kültür Kafe’de Erol Zavar ve Hasta Tutsaklarla ilgili bir pa...

Köşe Yazıları, Türkiye

HAMZA YALÇIN

Sevim Belli “Kırmızı bülten”le aranıyormuş Hamza Yalçın!!! “ODAK” okurları hikâyeyi biliyordur. Uzatmayacağım. Yeri, yurdu ve de adresi belli olan, bulunduğu ülkede yıllarca Üniversite okumuş, diploma almış ve de öğretmenlik yapmış, eşine dostuna telefon açabilen, mektup gönderebilen, üstelik de legal yayınlanan ...

'Güncel, Dünya

Münster’de 1 Mayıs

Münster’de 1 Mayıs

1 Mayıs, İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü Türkiye ve Dünyada binlerce yerde kutlandı. Bunlardan birisi de Almanya’nın orta boy şehirlerinden birisi olan Münster şehrinde idi. Her yıl Almanya’da Alman Sendikalar Birliği DGB önderliğinde irili ufaklı yüzlerce 1 Mayıs kutlaması gerçekleştiriyo...