YAŞLI İNSANLARIN EVLERİNİ YIKIP SOKAĞA ATTILAR

ODAK DERGİSİ-

AKP’li Kağıthane Belediyesi 12 Eylül öncesi sıkıyönetim döneminde işkencede katledilen Cemalettin Yalçın’ın anne-babasının evlerini yıkıp sokağa attı. Olay 03 Ocak 2013 Perşembe günü oldu. Odak okuru aile ile 5 Şubat günü görüştük. Odak: Sakine Ana, seni ve Mahmut Amca’yı tanıyoruz ama gene de okurlarımıza kendinizi biraz tanıtır mısınız?

C.Y: Adım Cemile Yalçın, 75 yaşındayım. Ev kadınıyım ama gençliğimde pazarcılıkta yaptım, fabrikada da çalıştım. Eşimin adı Mahmut Yalçın. O da 80 yaşında ve emekli.

Odak: Yıkılan evinizde ne zamandan beri oturuyordunuz?
C.Y:1973 yılından beri orada oturuyorduk. Sanayi Mahallesi’ne Sivas’tan geldik. Evimizi kendimiz yaptık. Çocuklarım sabah okula gidiyordu akşamları geldiklerinde ise beraber orayı kazıyorduk. Çevre temizliğini de biz yapıyorduk. Hatta Refah Partisi döneminde belediye başkanlığı yapan Ali Müfit Gürtuna’dan her yıl çevre temizliği sebebiyle tebrik kartı alıyorduk.

Odak: Eviniz nasıl yıkıldı?
C.Y: Ben yurtdışındaki oğlumu ziyarete gittiğimde evime bir kağıt gelmiş. Kağıtta yedi gün içinde evinizi yıkın yoksa biz yıkacağız diye yazıyordu. Biz de itiraz ettik, İstanbul İdare Mahkemesi’ne dava açtık. İdare Mahkemesi yıkımı durdurdu.
M.Y: İki defa ara karar verildi, yıkımı durdurmaya yönelik. Üçüncü kararda davamız ret edildi. Kağıdı alıp imzalara baktığımda kararı veren hakimlerin değiştiğini gördük. Yani yıkım kararını durduran hakimlerin hepsini değiştirmişler. Değişen hakimler de evimiz yıkılsın diye karar verdiler. Şişli Kaymakamlığı’na da evimizin yıkılmaması için dilekçe verdik, ondan da destek istedik fakat o dilekçe de kabul edilmedi.
C.Y: . Belediye ile anlaşmadığımız için, evimizi terk etmediğimiz için bize AKP belediyesi baskı yapmaya devam etti ve her iki yanımdaki komşularımızı bize karşı kışkırttı. AKP beni komşularımla düşman etti ve aramızda tartışmalar başladı. Belediye, baktı ki bu saldırılara rağmen evimizden çıkmıyoruz bunun üzerine yanımızdaki komşularla anlaştılar. Bir komşuma üç daire ve bir miktar para verildiğini duydum. AKP belediyesi komşularımın evini yıkarsak bizlerin orada yalnız kalacağını ve evimizin yıkılmasına mecbur kalacağımızı düşündü her- halde ve her iki komşumun evlerini de yıktılar.
M.Y: 2011 senesinde evimizin üzerindeki arsanın tamamının tapusunu almak istiyoruz diye başvurduk ve belediye kabul etti. 156 bin liraya anlaştık daha sonra belediye encümenine gittiğimizde fiyat 165 bin lira oldu.

C.Y: Biz yine de kabul ettik ve parayı ödedik. Daha sonra Mahmut Amcan evin yıkılmaması için yazışmalar yapmaya başladı. O yazışmalarda demişler ki, biz evinizin arkasındaki arsayı size verdik ki oturduğunuz yeri terk edin, oradan vazgeçin diye. Bunu bize başka yollarla da söylediler. Ama iki yer de bizim, biz orada 40 senedir oturuyoruz. Arsayı da ayrıca kendileri ikiye böldü, arsamız 400 küsür metrekare idi. Bir gün tapu almaya gittiğimizde bir mimar bana dedi ki: “Ben sizi yukarıya kaydıracağım ve oturduğunuz yerden vazgeçeceksiniz.” Bu baskılar bize yıllarca sürüyordu.

Odak: Oturduğunuz yer, bir proje dahilinde olduğu için mi yıkılma kararı verildi?
C.Y: Ortada bir proje falan yok. Oradan yol geçmiş ve herşey tamamlanmış. Benim evimin hiç bir şeyle alakası yoktu.

M.Y: Tretuar ile bizim evin arasında yedi metre genişliğinde bahçemiz vardı. Bizim evimiz konut alanında kalıyordu, yeşil alanda değildi. Onlar yeşil alan diye evimizi yıkmak istediler hatta park alanı olduğunu söylediler. İki sene önce parkın yeri tamamen yola gitti, sonra parkı da başka yere taşıdılar.

C.Y: Parkın yanında komşum vardı. Yani park ile bizim evin arasında bir komşumun evi vardı. İki-üç sene önce de parkı alıp başka bir yere taşıdılar. Bizim evin ne park ile alakası vardı ne de bir proje ile.

M.Y: Evimiz keyfi yıkıldı. Yandaki komşumuzun evi yıkıldı çünkü onun evi yola yapılmıştı. Evini zaten kendisi yıkacaktı. Belediye komşumuza iki daire ve 165 bin lira para verdi.

Odak: Evinizin yıkılmasına karşı size herhangi bir şey teklif ettiler mi?

M.Y: Onlar anlaştılar. O komşumun tapu tahsis belgesi de yoktu. Onlar partinin adamı olduğu için öyle yaptılar. Bize herhangi bir teklifte bulunmadılar. Biz onlara dilekçe verdik ki evimizin karşılığında bize ev verin diye, cevap vermediler. Sonra tekrar yazı yazdık ona da cevap geleceğini sanmıyorum.

C.Y: Acaba Tayyip Erdoğan ya da Büyükşehir Belediyesi orayı hangi yandaşına verecek, hangisine söz verdi? Bizim kırk senedir oturduğumuz yeri, güzelleştirdiğimiz yeri kime verecek? Saadet Partisi döneminde belediye başkanı olan Ali Müfit Gürtuna bana her sene doğayı temiz tuttuğum için tebrik kartı gönderiyordu. Oralara çicekler ekmiştim, gelen geçen herkes yetiştirdiğim çiçeklere bakardı, koklardı.

Ama Tayyip Erdoğan herkesi bize düşman etti. Biz komşularımızla iyi anlaşırdık, onlarla herşeyi birlikte yapardık. Ben Alevi idim, onlar Sunni idi. Fakat birbirimizi çok severdik, dışarıya çıkardık, çay içerdik; birbirimizle sohbet ederdik. Ben yurtdışına oğullarımın yanına gittiğim zaman komşularımı özlerdim. Ne zaman ki AKP geldi bizi birbirimize düşman etti, herkesi birbirine düşman etti. Kendi çıkarı için, kendilerine oy toplamak için. Millete hep kömürler veriyordu, araba araba kömürler geliyordu. Bana da teklif ettiler ama asla almadım. AKP bunu yaptı işte. Herkes birbirine düştü, çıkarlar ortaya çıktı. İyi komşularımız bize hakaret etmeye başladı. AKP kimlerin üzerine suçlar atmadı ki, kimleri intihar ettirmedi ki? Bizim üstümüze de karalar çaldılar. Ama bizim bir geçmişimiz var. O evde bir sürü anımız vardı. O eve bir sürü devrimciler gelip gidiyordu.

Odak: O anılarınızdan da biraz bahseder misiniz? Siz aynı zamanda Sıkıyönetim döneminde işkencede öldürülen Cemalettin Yalçın’ın annesi ve babasısınız. Yıkılan eve kimler gelip giderdi?

C.Y: Eski dönemde Sanayi çevresindeki bütün devrimciler, Metin Adil Toraman, Erdoğan Yazgan, Mehmet Kanbur, Rıza Arı benim evime geliyordu. Benim bir köpeğim vardı, o sağcıyı da solcuyu da tanırdı. Benim evime faşist filan geldiğinde köpeğim onları parçalamak isterdi ama bir solcu geldiğinde tanıyordu. Polislere saldırdı diye öldürüldü köpeğim. Cemalettin’in öldürüldüğü, Hamza’nın içeride olduğu, kızımın kaçağa düştüğü günlerde Metin benim evime gelip gidiyordu, hatırımı soruyordu. Sonra Halil(Ateş), Erdoğan (Yazgan) gelip gidiyordu. Bir gün Erdoğan güzel bir takım elbise giymiş ve bize geldi. Bizim köpek Erdoğan’ı tanımadı ve Erdoğan’a saldırdı. Ben de Erdoğan’a şaka yaptım dedim ki: ’’Kusura bakma oğlum bizim köpek burjuvalara pek alışık değil’’ (gülüyor). Cemalettin öldürüldükten sonra da benim evimde kaldıkları çok oluyordu, çoğu da kaçaktı.

Bir gün benim evim basıldı. İsmini hatırlamadığım bir karakoldan geldiler. İçlerinden biri evde kalan çocukların kimliklerine baktırmadı. Uzman Çavuş mu başka bir şey mi bilmiyorum ama o bana: ’’Biz gece yine burayı basacağız kimse gelmesin’’ dedi. Benim evime çoğunlukla devrimciler gelirdi. Onlar yatıyordu, onlar kalkıyordu. Ben de onlara hizmet etmesini severdim. Buraların hepsi gerici dedik. Devrimciler dediler ki birileri kapıya oturmuş, ağlaşıyorlarmış. O ağlayanlar gerici dediğimiz insanlar. Bizim kapıya oturmuş ağlıyorlarmış. Benim haberim yok bir şeyden. Cemalettin’e ağlıyorlarmış. Cemalettin çevreden çok sevilen birisiydi. Senelerce teyp, radyo bas bas bağırırken bizim oralardan hiç ses çıkmadı. İnsanın içinden ağlamak geliyor. Cemalettin öldüğü için. orada hiç kimsenin radyosundan, televizyonundan ses çıkmıyordu. O kadar seviliyormuş. Rüyalarında görüyorlarmışlar gelip bana anlatıyorlardı. Cemalettin’ini de, Hilmi’yi de (büyük oğlu), Hamza’yı da, Zeliha’yı da (kızı) çok seviyorlardı. Çünkü bizim çocuklarımız saygılı idi.

Bizim çocuklarımız ayrımcılığı sevmezdi. Benim için insanın Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Sunni, Alevi olması önemli değil. Çünkü insan dünyayı güzelleştirir ve değiştirir. Ben bunu İnsan Hakları’nda öğrendim öteden beri. İnsan Hakları’nda çalıştım. Benim dil-din-ırk-mezhep gibi bir sorunum yok.

M.Y: Biz Ermenileri de severiz, biz Rumları da severiz. Biz bütün insanları severiz. İnsan insandır çünkü.

Odak: Eviniz yıkılıncaya kadar nasıl mücadele ettiniz?
C.Y: Çok mücadele ettik. Dilekçeler verdik, evimiz yıkılana kadar çevremizle iyi geçinmeye çalıştık. Ne olursa olsun kimseyle kavga etmemeye çalıştık. İşte bu da Ali Müfit Gürtuna’nın bana gönderdiği tebrik kartı. (kartı gösteriyor)
M.Y: Her pazar günü biz caddeyi temizlerdik. Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna Cemile Yalçın’a yılbaşı tebriği gönderirdi ki İstanbul’u hep birlikte temizleyeceğiz diye.

C.Y: Herkes gönderiyordu, güzel bir şeydi. Hepsini ben attım, bu nasıl kalmış bilmiyorum.
M.Y: Gelen belediye de evimizi yıktı.

C.Y: Gelen belediye de bizim evimizi başımıza yıktı. Pencereleri kırdılar, bütün herşeyi başımıza yıktılar. Mahmut Amcan hemen yanıma geldi evi yıkarlarken, durun durun bu hasta deyince bunların hepsi beni kolumdan tuttular, sürüklediler. Taaa yolun çıkışına kadar beni sürüklediler. Ondan sonra ben bunlara (belediye ekiplerine) dedim ki beni niye sürüklüyorsunuz. Ben herşeyi yaşadım, 12 Eylül’ü yaşadım, bu nedir ki evim yıkılıyor, ne olacak ki yani dedim. Ayıptır ya dedim kaç yaşındaki insanlarız, beni rahat bırakın dedim. Ondan sonra beni bıraktılar, ambulansın içinden bir sandalye getirdiler. Beni oraya zorla oturttular, bastırırak oturttular.

Odak: Evinizi içinde eşyalar varken mi yıkmaya çalıştılar?
C.Y: Tabii tabii.
M.Y: Kömürlükte kaldı herşeyimiz. Bir ton odun önceden vardı, iki ton da yeni almıştık 700 TL. para vermiştik. Herşeyimiz kömürlükteydi, depo olarak kullanıyorduk orayı. Orayı öylece yıktılar, içindeki eşyalarla.

C.Y: Çamaşır makinemi yeni almıştık, çalışmıyor. Bir büfem var, sizler de bilirsiniz. Benim büfemin içi bardaklarla doluydu. Şimdi bakın büfeme, resmini de çekin. Altı falan hep gitmiş. Televizyonu koyduğum yer hepsi gitmiş. Bunlar (çekyatlar) hep kırık, ayakları orada. Hiçbir bardağım yok. Sabah bir bardak bulamıyoruz ki çay içelim. Her şeyim yok oldu. Avukat diyor ki, biz oraya ne yapalım. İşte ben diyeceğim ki maddi ve manevi zararım için dava açacağım. O da diyor ki hakim getireceğiz. Hakimi getireceğim zaman ona da para vereceğim, ben ona verecek parayı nereden bulacağım. Onun için resmini çekin, neyim kırılmış, neyim yok olmuş görün.

M.Y: Hepsini attık çöpe.

C.Y: Evet hepsini attık çöpe. O sandalyelerim, hiç bir tane bir şeyim yoktur.
M.Y: Hiç sağlam birşeyimiz yok.

C.Y: Bunların hepsinin resmini çekin. Bakın makineme, ben yeni makine nasıl alacağım? Yakın zamanda 1200 TL’ye aldığım makine; şimdi ben onu nasıl yapacağım? Ayıptır benim büfem neyim yoktur. Yataklarım, gardroplarım bak ne halde, hepsinin resmini çek. Herşeyim gitti hiçbir şeyim kalmadı. Mahmut Amcan almıyordu bunları. Ya Mahmut ben hastayım ben şeker hastasıyım, tansiyon hastasıyım. Yalvardım da ben imzamı attım da gidin getirin eşyalarımı oğlum dedim.

M.Y: Ben dedim ki, onlar yazı yazmış, şunu imzalayın diye. Bu da imza atmış. İmzalarsan yatağını vereceğiz sana, imzalamazsan geri götürüyoruz. Ben hatta şöyle bir çizgi çektim iki satır yazı yazayım diye altına kabul etmediler. Yatakları da geri götüreceklerdi.

Odak: Yani neyin teslim edilip neyin teslim edilmediğine dair bir şey mi imzalattılar?
C.Y: Bir şey imzalattılar ama neydi o bilmiyorum.

M.Y: Eşyalarımızı teslim aldığımıza dair kendileri yazdılar bizim hanım da imzaladı. Ben de üzerine bir çizgi çektim.

C.Y: Evet imzaladım hatta üzerine şunu da yazdım, eşyalarımı teslim aldım diye yazı da yazdım çünkü yapacak başka bir şeyim yoktu. Çünkü gece yarısı gelmişti, gece yarısı nerede yatacaktık, kimin kapısına gidecektik? Gece onda benim eşyalarımı getirdiler. Kurtköy’e getirmişler eşyalarımızı.

M.Y: Teslim etmeden biz kağıdı imzaladık ondan sonra getirdiler yatakları filan. Yani teslim etmeden önce bize kağıdı imzalattırdılar.

C.Y: Ne var, ne yok, ne kırık, bunları bilmiyoruz biz.

Odak: Bundan sonra nasıl mücadele etmeyi düşünüyorsunuz?
C.Y: Şimdi şunu yapacağız. Ben avukata maddi ve manevi tazminat davası açmak için dilekçe yazdıracağım. Eğer avukat bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de götürürse ben avukata her türlü maddi anlamda yardım edeceğim. Belediyeye tazminat davası açacağım.

M.Y: Belediyeye de önceden evimizi yıktınız karşılığında oturabileceğimiz bir daire verin dedik cevap verilmedi, ondan sonra ona ek olarak bir dilekçe daha yazdık. Bakalım ona ne diyecekler, cevap verecekler mi bilmiyoruz.

C.Y: Şimdi biz şeye de gittik valiliğe de gittik.
M.Y: Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulunduk.

C.Y: Valiliğe de dilekçe verdik hatta evimiz yıkıldığı zaman. Çünkü vali bize ümit vermişti, yok yıkılmaz diye. Öyle şey olur mu, gibisinden. Herşeyim evde kalmıştı eğer telefonun yanında olsaydı, ev yıkılırken ben İnsan Hakları Derneği’ni arardım. Valiliğe gittik yine dilekçe verdik. Ama hiçbirinden bir ses çıkmadı. Şimdi gene başka yerlere de gideceğiz, bu maddi ve manevi tazminat için. Kış günü kar yağmış biz sokaklarda kaldık. 80 yaşındaki insanları nerede görülmüş kışta karda sokağa atmak? Bir ülke düşman işgali altında kalsa, belediyenin bize yaptığını düşman yapmazdı herhalde.

M.Y: İstanbul Belediyesi bize düşmanca davrandı.
C.Y: Herkesin evini yıktı, fakat herkese ev verdi herkese bir yer gösterdi. Ama bizi doğrudan doğruya belediye sokağa attı. 80 yaşındaki insalarız, karların altında kaldık, nereye gidecektik? Şimdi kocamın kulağı duymuyor, benim zaten işitme cihazım kayboldu, bozmuşlar, sonradan buldum. Yani herşeyimiz ilaçlarımız filan gitti. Biz herşeyi paramızla aldık, ilaçlarımız dahil. Benim sigortam olduğu halde ikinci defa ilaçlarımı para ile aldım. Yani herşeyimizi yok ettiler. Bu bize kasıtla yapılmış. Olacak bir şey değil 80 yaşındaki insanlara bu yapılmaz. Hiçbir ülkede yapılmaz. Ben yine diyorum bir ülke düşman altında kalsa, düşman belediyenin bize yaptığını yapmazdı. İHD belediyenin önünde basın açıklaması yaptı yıkım ile ilgili. Az kişi katılmıştı basın açıklamasına. İHD’den geldiler. Basın açıklamasını İHD Başkanı yaptı, Ümit. Ben de konuştum birkaç satır, Mahmut amcan da konuştu herhalde.

M.Y: Biz basın açıklaması yapmak için geldik ki evin etrafı hep polis ile dolmuş. Bunlar haberi nasıl almış, kimlerden almışlar, nasıl duymuşlar? Neden belediyenin önüne bizden önce gelmişler? Bir tane orada gazeteci orada resim çekiyor. 10 tane, 20 tane polis kamerası resim çekiyor. Oralar dolmuş taşmış. Bunlar nereden almış bizim oraya geleceğimizi, basın açıklaması yapacağımızı şaştık yani biz. Bizden önce onlar oraya gelmişler.

C.Y: Oğlumun mezarına gideriz (Cemalettin Yalçın) birkaç arkadaş ve bizim Odak dergisi ile. Mezara gittiğimizde yine polisten geçilmez. Yollar kesilmiş, her tarafta polis var. Hiç birşey yok ki; sadece oğlumun ölüm yıldönümünde oğlumu anmak için gidiyoruz. Hiçbir şey yok arada.

Odak: Bize vakit ayırıp sohbet ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

C.Y ve M.Y: Biz size teşekkür ederiz, Bu konuyla ilgili bizimle görüştüğünüz için.

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir