Yoldaşça Birlikte Öğrenmek Ve Gelişmek

Doğan BARAN

Geçtiğimiz aylarda, İletişim Yayınları’ndan yayınlanan “Yoldaşını Öldürmek” adlı kitabı sol ile içli dışlı çok insan okumuş veya görmüştür. Kitabın yazarı eski bir PKK hükümlüsü. Yıllarca cezaevlerinde kalmış. Yazar kitapta Türkiye solunun anlayışını, cezaevleri pratiği üzerinden eleştirmeye çalışmış. İddiaya göre 1990’lı ve 2000’li yıllar arasında cezaevlerinde ve dışarıda bin küsur insan çeşitli iddialar ile sol gruplar tarafından infaz edilmiş. Yazarın bu infazlara verdikleri örnekler içler acısıdır.
Kitabın ne niyetle yazıldığı elbette tartışılır nitelikte. Ama asıl tartışılması gereken yazarın niyeti değil, kitaptaki iddiaların ve anlatılan olayların gerçek olması ya da gerçek olması ihtimalidir. Orada verilen örneklerin gerçek olmadığını iddia etmek ne yazık ki çok zordur. Zaten henüz kitaptaki iddialara karşı gelen bir yazı da yazılmadı.
Evet, Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde İstanbul’un çeşitli varoşlarında yükselen sol içi çatışmalar bir kez daha gösterdi ki devrimciler iktidar amacıyla birbirlerine yasak ve kaba güç uygulayabilmekte, birbirlerine karşı cana kastedecek düzeyde saldırılar düzenleyebilmekte; daha kötüsü ise sol hareket devrimci mücadelenin özüne apaçık aykırı olan böyle şeylere karşı bir anlayış, bir hukuk, bir kültür ve bir kurumlaşma geliştirememektedir. Şiddet, gücü yetenin yanına kalmaktadır. Bu, Türkiye solu için yapısal ve çok ciddi bir kusurdur.
Sorun sadece fizik şiddet düzeyindeki ihlallerle sınırlı değildir. Mesela sol içinde adeta dolandırıcılık halini almış olan sahte birlikçilikler de yapanın yanına kalmaktadır. Sol hareket, sırf grup çıkarları için, insanların birlik özlemlerini dolandırarak grubunu ihya etme hallerine de alışmış bulunuyor. Bu yapılanlarla piyasayı dolandırmak veya politik amaçlarla din istismarcılığı yapmak arasında bir nitelik farkı yoktur. Bu konuda da çokca örnek verilebilir. Sol hareketin bu tür ihlallere karşı bir kültür, bir hukuk, bir ahlak ve bir kurumlaşma yaratamamış olması da büyük bir kusurdur.
Hiç bir sol hareket ve hiç bir sosyalist kendisini bu ihlallerden arınmış göremez. Çünkü arınmış olmak için şiddete ve aldatmacalara karışmamış olmak dahi yetmez. Sol adına bütün bunlara karşı kararlı ve etkin bir mücadele verememiş olmak bile yukarıda anılan ihlallere ortak olmanın bir biçimidir. Bilindiği gibi biz Türkiye solu, sol adına yapılan apaçık ihlaller karşısında sessiz ya da duyarsız kalmalarımızla ünlüyüz. Kaldı ki birçoğumuz ise düpedüz işin içinde yer almaktadır.

Sorun mücadele araçlarımız ve metotlarımızdadır. Sanıyoruz ki devrimci amaçlara sahip olmak her türlü metodu ve aracı kullanmayı meşru kılıyor gibi görülüyor. Oysa amaçlar ve araçlar onları kullananlara göre değişecek kadar nötral değildirler.
Şeyh Bedrettin’e ait olduğu söylenen bir söz vardır: “Kutsal amaçlara, kutsal araçlar ile varılır.” Biz de bunu amaç-araç diyalektiği olarak tarif edebiliriz. Bizler, bu toplumda özgürlükçü ve insancıl bir yaşamın hakim olması amacını taşıyorsak araçlarımız ve metotlarımız buna uygun olarak seçilmeli ve geliştirilmelidir.
Bu temelde öncelikle kendi gerçekliğimiz ile yüzleşmeyi göze almalıyız. Bir yandan bu sistemi eleştirir, ona karşı savaşırken öte yandan yine bu gerici sistemin yöntemleri ile hareket edersek az gittik uz gittik derken bir de bakarız ki bir arpa boyu bile yol kat etmemişiz. Sınıflı toplumu yıkmak amacıyla yola çıktıktan sonra onu başka kılıkta yeniden üretmek durumlarına düşeriz. Reel sosyalizm deneyiminin izlediği yol bu oldu: Kapitalizmden çıkıldı ve uzun bir yol izlendikten sonra yeniden kapitalizme dönüldü. Yaşadığımız dönemde ise bunu bile başaramayıp sırf düşmana alet olmak tehlikesi çok daha büyüktür: Burjuvazi tutarsızlıklarımızı halka göstererek “İşte sosyalist geçinenler sonuçta özgürlüğe ve demokrasiye burjuvaziden bile daha uzaklar” der.
Bunları ifade ederken amacımız umutsuzluk ve güvensizlik aşılamak değil. Sol hareket büyük ve küçük örgütleriyle muazzam emekler ve fedakarlıklar ile ayaktadır hala. Bizim isteğimiz, daha güçlü olması gereken solun doğru metotlar ile hareket ederek hakettiği gücüne kavuşmasıdır. Öte yandan solu bir yerde, kendimizi öbür yerde gören bir tarzın aksine; Hareketimizi de bu solun bir parçası olarak değerlendiriyoruz ve dolayısıyla meselelere de bu titizlik ile yaklaşmaya gayret gösteriyoruz.
Kullandığımız örgütlenme ve mücadele araçlarını devrimci eleştirel bir tutumla gözden geçirmeliyiz. Mesela solun bilinç oluşturma ve örgütlenme yöntemleri temelde sınıflı toplumlara özgü önderlik anlayışına dayanan sekter metotlardır. Bu metotların bürokratik dikta anlayışlarına çıkması kaçınılmazdır. Sol içi şiddet ve istismarcılık sadece sonuçtur. Bizim için aslolan, sonuçları değil; sebebi tartışmak ve aşmaktır. Sorunlarımızı, sonuçlar bazında irdelersek; bilimsel metotlardan çok uzaklaşacağımızı söylemek herhalde yanlış olmaz.
Öncelikle sol hareket olarak mücadele metotlarımızı birbirimizin yardımıyla gözden geçirecek bir birlikte öğrenme sürecine girmeli ve bu süreci solun örgütler üstü bir genel kurumlaşmasına götürmeliyiz. Sol içi baskı, şiddet ve istismarcılık; yapanın yanına kar kalmamalı, dışında kalanlar da olanları “böyle gelmiş böyle gider” kaderciliğiyle seyretmemelidirler. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, hepimiz aynı arızalı sürecin içindeyiz. Yenilenme, gerçekliğimize birbirimizin yardımıyla bakabilmekle mümkündür. Birbirimize kendi doğrularımızı empoze etmeye, birbirimizi tasfiye etmeye ve egemenlik altına almaya son vererek yoldaşça ilişkiler içinde birlikte öğrenme yolunu seçmeliyiz. Solda sağlıklı bir birliğin yolu böyle açılabilir. Eğer iktidarı hedefleyen nitelikte bir sol yaratmak istiyorsak, bunun yolu buradan geçer.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir