ZORBALIK YENİLECEK HALK KAZANACAK

Elçi,Gazeteciler,Savaş
ZORBALIK YENİLECEK HALK KAZANACAK

Erdoğan’ın kurdurduğu hükümet bir savaş hükümetidir. 24 Kasım’da kurulan hükümet içeride ve dışarıda savaş istiyor. Hükümet kurulduğu gün TSK, Suriye sınırında Rusya’ya ait bir savaş uçağını vurdu. AKP hükümetinin Suriye’de Türkmen diye Ruslara karşı sahip çıktığı, Alevi öldüren dinci çetelerdir. Rusya dinci çeteleri bombaladığı için Erdoğan, ABD ve AB Rusya’ya karşı çok kızgınlar. Erdoğan bu bombalamayı savaşı tırmandırmak ve ABD ile AB’nin gözüne girmek için yaptı. Bedelini gene Türkiye halkları ödeyecek.

 

Türkmenleri koruma yalanları bir adım daha ileri götürülerek, aylar önce MİT’e ait TIR araçlarının Suriye’deki dinci çetelere silah taşıdığının belgelerini yayınlamış olan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül tutuklandılar. Erdoğan, geçtiğimiz Mayıs ayında katıldığı TRT canlı yayınında Can Dündar’ı hedef göstererek “Talimatı verdim, bunun bedelini ağır ödeyecek. Öyle bırakmam onu.” diyerek tehdit etmişti.

 

Can Dündar ve Erdem Gül büyük olasılıkla serbest bırakılacaklar ama bu tutuklama basın özgürlüğüne vurulmuş ağır bir darbedir; hükümet karşıtı basına çok büyük bir gözdağı daha verilmiş oluyor.

 

Cumhuriyet gazetesine yapılan baskından bir gün sonra, yakın zamanda hedefe konulmuş ve yine dava açılarak yargılanmış olan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, katıldığı basın açıklamasında yaptığı konuşmanın ardından çatışma süsü verilmiş bir silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Tahir Elçi’nin kazara vurulmuş olması ihtimali yüzde 1’in altındadır. Tahir Elçi’nin ağabeyi Ahmet Elçi, kardeşinin AKP Hükümeti ve devletin savcıları tarafından hedef gösterildiğini belirterek “Net olan tek bir şey var, kardeşim devlet tarafından katledilmiştir!” dedi.

 

Hedefe konulan kişiler ya yargı sürecinde tutuklanıyor, ya da Tahir Elçi gibi katlediliyor. 

 

7 Haziran seçimlerinde oylarının düştüğünü gördüklerinde Suruç’ta sosyalist gençlerin ortasında bomba patlatmışlardı. Sonra Kürtlere savaş açtılar. Sonra gene Ankara’nın göbeğinde barış eyleminde bomba patlattılar. Sorumluluğu, beslemeleri olan IŞİD’e yüklediler. Anlaşıldı ki hepsi de düşen oyları yükseltmek için, iktidarda kalmak için kendileri tarafından yapılmış.

 

Demokrat geçinen AB ülkeleri bir yandan yayınladıkları raporlarda ve açıklamalarda Türkiye’deki insan hakları ihlallerini ve basına yönelik baskıları eleştirirken, diğer yandan Avrupa’ya mülteci akınından korktukları için ”Erdoğan ve AKP ile ilişkileri daha da güçlendirmeliyiz” yönünde açıklamalar yapmaktalar. Erdoğan bu destekten de yararlanarak içerideki baskıları ağırlaştırmakta ve şiddeti tırmandırmaktadır. Kaldı ki AB ülkeleri bugüne kadar Suriye ve Irak’taki dinci savaşta Erdoğan’ın yanında yer aldılar.

 

Sivilleşme, demokrasi ve barış gibi tamamıyla aldatmaca söylemlerle demokrasi güçlerinin güçlü bir birlik ve ortak bir direniş oluşturmasını engellemeyi başardılar. Uzun süreli ağır bir darbe ile toplum tümden teslim olmaya zorlanmaktadır. Baskı ve şiddeti yoğunlaştırarak, dini ve etnik farlılıkları istismar ederek, Osmanlıcılık hayalleri yayarak halkı teslim almaya çalışıyorlar. “Ya teslim olacaksınız, ya da iç savaşı ve hatta dünya savaşını göze alacaksınız!”, ikilemini dayatıyorlar.

 

Cumhuriyet sonrası Türkiye tarihinin en koyu baskı düzeni yaşanıyor. Baskı ve saldırılar daha da artacak görünüyor. Bütün demokratik güçlerin işyerlerinde, okullarda, mahallelerde, semtlerde dinci faşist zorbalığa karşı direniş temelinde birleşmesi gerekiyor. Bizi tek tek ezerek halkı köleleştirmelerine izin vermeyelim.

 

Odak Dergisi, 29 Kasım 2015

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir