ZULME KARŞI DİRENİŞ

“Mustafa Kemal gericiler tarafından sevilmez, çünkü hilafeti kaldırdı. Mustafa Kemal bu ülkeye laiklik ve demokrasi getirmedi ama onun gericileri hilafetten mahrum bırakması, Mustafa Kemal’in düşman bellenmesine yetmiştir. Anadolu halklarını dinsel gericilik ile eskisi gibi ezemeyen dinciler, Cumhuriyet’i; ”Kemalist zulüm” olarak görmüşlerdir.

yazı için04-06-2013/ Taksim Gezi Parkı direnişi Türkiye halkının faşizm karşısında direnme azmini ortaya koydu. Erdoğan tüm toplumu dize getirdiğine inanıyordu. Ergenekon ve darbe aldatmacalarıyla liberal aydınları ve hatta bir kısım solu dahi yedeğine almıştı. Muhalefeti başarıyla bölüyor, Ergenekonculuk, darbecilik gibi suçlamalarla çeşitli muhalefet kesimlerini birbiriyle korkutuyor, birbirine karşı kullanıyor ve her birini tek tek eziyordu. Muhalif ulusalcılar ve bir kısım sol ezildikten sonra sıra darbe korkutmasından en çok etkilenen ve AKP’nin yedeği konumunda bulunan sol kesimlere gelecekti. Bu sol güçler aldıkları darbe üzerine şaşkın şaşkın ”Sıra kimde?” diye sormaya başladılar.

Erdoğan bütün örgütlü güçleri dağıttıktan sonra tek muhalefet gücü olarak kalmış olan Kürt ulusal hareketinin lideri Öcalan’la barış süreci başlattığını iddia etti. MİT aracılığıyla başlayan görüşmeler sonucu şekillenen Anlaşmanın ardından 1 Mayıs Taksim yasağı geldi. Onu 6 Mayıs gösterilerine saldırılar izledi. Sonra içki yasağı adımı atıldı. Ardından dinci mahalle baskısı açığa çıkmaya başladı. Otobüslerde vb. birbirine sarılan eşler kamu görevlileri tarafından ahlaklı davranmaya çağrıldı, bu baskıyı protesto edenler Ankara’da polisin gözleri önünde ”Allah-ü Ekber!” sloganları ile saldırıya uğradı ve bıçaklandılar.

Erdoğan, Öcalan ile anlaşmış olmanın verdiği rehavetle artık istediğini yapabileceğine inanıyordu. Abdullah Gül Boğaz’a yaptıracakları üçüncü köprüye, Alevi katliamcısı Yavuz Selim adını verdiklerini açıkladı.

Yavuz Selim’in aynı zamanda Hilafeti getiren padişah olması da dikkat çekicidir. İçki yasağı ile de Mustafa Kemal ve Aleviler hedefleniyordu.
Taksim Gezi Parkı’nı yıkarak yerine alışveriş merkezi yapılmasına karar verildi. Ayrıca 31 Mart dinci ayaklanmasının sembolü Topçu Kışlasının da aynı yerde ihya edileceği açıklandı.

Mustafa Kemal gericiler tarafından sevilmez, çünkü hilafeti kaldırdı. Mustafa Kemal bu ülkeye laiklik ve demokrasi getirmedi ama onun gericileri hilafetten mahrum bırakması, Mustafa Kemal’in düşman bellenmesine yetmiştir. Anadolu halklarını dinsel gericilik ile eskisi gibi ezemeyen dinciler, Cumhuriyet’i; ”Kemalist zulüm” olarak görmüşlerdir.
Erdoğan paranın, dinin, polisin gücünü kullanarak istediğini hapse atıyor, istediğini işinden, makamından, yerinden ediyor, kendisine söz söyleyenlere dava açıp ceza verdirtiyordu. CHP lideri Baykal bile bir gün kendisini internete verilmiş görüntüleriyle topluma rezil edilmiş bulacak ve istifa etmek zorunda kalacaktı. AKP iktidarının bu metodu insanları korkutuyordu.

Sırtını ABD ve AB’ye dayamış olan Türkiye’yi; Suriye’de adam kesen ve insan eti yiyen canavarların mezhep kavgası için üs durumuna getirdi. Ancak Suriye Erdoğan’ın baltayı taşa vurduğu yer oldu. Çünkü Esat rejimi sanıldığı gibi kolayca devrilmedi, direndi. Bunun üzerine Erdoğan’ın müttefikleri olan ABD, İsrail, Katar, Suudi Arabistan yavaş yavaş kenara çekilmeye başladılar. Erdoğan’ın durumu kötüleşmeye başladı.

Şimdi Kürt ulusal hareketinin de Erdoğan’ı kurtaramayacağı görülüyor. Çünkü Suriye, İran ve Hizbullah ittifakı beklenenden daha sıkı duruyor.
Ulusal ve dinsel kutuplaşmalar, devrimci ve demokratik muhalefeti güçten düşürmüştü. Ama Kürt ulusal hareketi eylemlerine son verince, halkın sorunları ortaya çıktı ve Türkü, Kürdü, Alevi ve Sünnisiyle insanlar başka türlü tavır almaya başladılar.

Taksim’de direniş polisin aşırı güç kullanması üzerine başladı. İnsanlar sadece para hırsı için yüzlerce yıllık ağaçların kesilmesine itiraz ettiler. Zaten Kentsel Dönüşüm adı altında rant dağıtımı halkın tepkisini çekiyordu. Halk kamu alanlarının, milli parkların vb. AKP yandaşlarına peşkeş çekilmesine karşı zaten doluydu, HES direnişinin anısı hala hafızalardaydı. Taksim Gezi Parkı Direnişi kısa zamanda bir halk hareketi haline dönüştü. Bütün demokratik güçler bu direnişte yerlerini aldılar. Ne CHP ne İP ne sol örgütler gibi kurumlar ve hatta ne de Sırrı Süreyya gibi kişiler bu direnişin öncüsü değillerdir. Direnişin en güzel yanı da budur. Direniş bir halk hareketidir.

Eylem toplumda muazzam bir dayanışma sağladı. Polis yerden ve gökten gaz bombaları yağdırdı. Eylemciler gaza karşı korunma sağladığı düşünülen limon, mide ilacı, süt ve suyu birbiriyle paylaştı ve halk da onlara destek verdi. Esnaf eylemcilere gıda yardımı yaptı. Beşiktaş’ta oturan insanlar binlerce eylemciye evlerini açtı. Gözaltına alınanlara Barolar Birliği ücretsiz avukatlık hizmeti sundu. Doktorlar ücretsiz sağlık hizmeti verdiler. Divan Oteli bile gazdan korunmak isteyen direnişçilere kapılarını açtı. Kimi simitçiler bedava simit dağıttı. Kitle ulaşım araçları iptal edildiği için parası olmayanlar parası olanların desteğiyle seyahat ettiler. Kimi polisler bile eylemcilerin safına katıldı. Polis şiddetini protesto eden kimi sermayedarlar kurulacak alışveriş merkezinden yer istemediklerini beyan ettiler.

Direnişçiler sokakları temizleyip ağaçlar diktiler. Eylemi kötü tanıtan, muhalefet güçlerini bölmeye çalışan, polisin kullandığı şiddeti ve provokasyonları gizlemek için sansür uygulayan yandaş medyaya karşı boykotlar başladı. İstanbul eylemine Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Dersim, Kayseri gibi onlarca merkezden ve mahalli bölgelerden destek geldi. Yurt dışında da dayanışma eylemleri gerçekleştirildi. Düzen içinde muteber yer tutmuş olan Cem Yılmaz, Beyazıt, Okan Bayülgen, Tarkan dahil, aydınlar, sanatçılar, medya mensupları (hatta ta Los Angeles’tan milli basketbolcu Mehmet Okur daha ilk andan) büyük halk hareketine destek verdiler. Bu müthiş bir gelişmedir!

Direniş demokratik örgütlenmelere dönüşmelidir

Taksim yasağı ve muhalefete meydan yasakları kitle direnişiyle geçersiz hale getirildi. Hükümet içeride ve dışarıda öylesine prestij kaybetti ki, ABD yönetimi dahi AKP’yi uyarmak gereğini duydu. Halk korku duvarını aştı. Şimdi önümüzde bu süreci kalıcı kazanımlara dönüştürmek ve derinleştirmek görevi var. Aksi halde ayağa kalkmış olan halk büyük kayıplara uğrayacaktır.

Hükümet muhbirleri ve sivil polisleri kullanarak cam çerçeve kırdırma ve benzeri aşırılıklar yoluyla göstericileri toplumun gözünden düşürmeye çalışıyor. Bu oyuna karşı dikkatli olunmalıdır.

Hükümet muhalefetin büyümesini engellemek için sürekli CHP’ye yüklendi. Özellikle Kürt ulusal hareketinin peşinde giden kesimler bu oyuna geliyorlar. Sırrı Süreyya gibi  Habertürk vb… medyada fazlasıyla yer bulanlar bu işte çok gayretliler. CHP’nin bu süreçte yer alması sol güçlerin yararınadır. Ulusalcıların ve İşçi Partisi’nin de eylemlerde yer alması sol güçlerin yararınadır. Bu mücadelede alnının akıyla direnen güçler ve kişiler birlikte davranmanın yolunu bulmalıdırlar.

Gösteriler sonuç alamadan biterse o zaman halk çok büyük kayba uğrar. Hükümet muhalefeti bölmek için Türk ve Kürt ulusalcılığı gerilimini devreye sokmaya çalışacaktır. Erdoğan çok büyük intikam almak istiyor. Hedefte öncelikle Türkiye solu ve devrimci hareketler var. AKP gösterileri kitlelerin gözünde haksız duruma getirmeye çalışacak. Provokasyonları boşa çıkaracak olan sol güçlerdir. Sürecin halk güçleri lehine gelişmesi yolunda sol güçler arasında kalıcı bir ilişki kurulmalıdır. Sol bu sürece, grupçuluğu aşarak girebilirse büyük kazanımlar sağlar. Ama grup rekabeti başlarsa bundan Türk ve Kürt ulusalcıları ile AKP kazanır. Sol güçler arasındaki birliğin ilk yapacağı işlerden biri Taksim’e Direniş Anıtı yapılması olabilir. Anıt, Direnişin meşruiyetini savunmaya yardımcı olacaktır.

Şimdiden bütün ülkeye yayılmış olan gösteriler işyerlerinde, okullarda, yerleşim yerlerinde kitle örgütlenmelerine, mesela dayanışma komitelerine, dönüşmelidir. İsim dayanışma komitesi değil de başka bir şey de olabilir. Bu örgütlülüğün isimlerini de biçimlerini de devrimci demokratik güçler birlikte kararlaştırırlar. Halk mevcut gidişe karşı durdu. Bu gidişin önünü açacak şekilde örgütlenmelere gidilmelidir. Türkiye solu bu sürece katalizör yani hızlandırıcı olarak katılmalıdır. Türkiye solu bu süreçte birbirimizi anlama, birlikte düşünüp birlikte davranma kültürünü geliştirmeye çalışmalıdır. Hiç bir grup bu sürece kendi özel prensiplerini dayatmamalıdır. Türkiye solunun kendisi bu sürece asla parsa toplayıcı veya grupçu olarak girmemeli ve başkaca herhangi bir siyasi grubun ya da kişinin bu şekilde davranışına karşı çıkmalıdır.

“Taksim’de direniş polisin aşırı güç kullanması üzerine başladı. İnsanlar sadece para hırsı için yüzlerce yıllık ağaçların kesilmesine itiraz ettiler. Zaten Kentsel Dönüşüm adı altında rant dağıtımı halkın tepkisini çekiyordu. Halk kamu alanlarının, milli parkların vb. AKP yandaşlarına peşkeş çekilmesine karşı zaten doluydu, HES direnişinin anısı hala hafızalardaydı. Taksim Gezi Parkı Direnişi kısa zamanda bir halk hareketi haline dönüştü. Bütün demokratik güçler bu direnişte yerlerini aldılar. Ne CHP ne İP ne sol örgütler gibi kurumlar ve hatta ne de Sırrı Süreyya gibi kişiler bu direnişin öncüsü değillerdir. Direnişin en güzel yanı da budur. Direniş bir halk hareketidir.”

Halk örgütlenmesinde muhalefetin bütün kesimleri yer alabilmelidir. Türkiye solu, Türk ve Kürt ulusalcılarının birbirini dışlaması sürecine alet olmamalıdır. Onlar bir yandan birbirini dışlarken toplumda milliyetçi kutuplaşma yaratıyorlar. Böylece aslında bir biçimde dayanışma göstermiş oluyorlar. Gerçek dışlanan ise hep halk inisiyatifi ve sol güçler olmaktadır. Türkiye solu halk örgütlenmesinde muhalefetin bütün kesimlerinin demokratik temelde yer alabilmesi için formüller bulmaya çalışmalıdır. Burada sağlanacak başarı AKP’nin muhalefeti bölmesine engel olacaktır.

Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz

Büyük olayların yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Bir eğitim ve dayanışma hareketinin örülmesi için çok uygun koşullar gelişiyor. Eğitim hareketi okul eğitimini ve mesleki eğitimi de kapsayan ama onlarla sınırlı olmayan, hayatın bütün alanlarını ilgilendiren, düzen içi eğitimi hayatın her alanında sorgulayan alternatif bir bilinçlenme hareketidir.

Dayanışma insan ilişkilerinde bireyciliğin, sorumsuzluğun ve rekabetin tersi olarak her insanın başka insanları kendisi gibi görebilmesi, onların varlığına kendi varlığı kadar saygı duyması ve onlara karşı insan olmanın gerektirdiği ahlaksal sorumluluğu duyması temelinde birbirimiz için, halk için, insanlık için mümkün olan en iyisini yapmaya çalışmak demektir. Eğitim ve dayanışma hareketi birbirine yabancılaşmış ve hatta birbiriyle rekabet halinde bireyler olmaktan çıkarak hayatı birlikte yorumlamak ve değiştirmek hareketidir. Eğitim ve dayanışma hareketi insanın basit çıkarlar temelinde birbirine yabancılaştığı mevcut yaşam tarzının sorgulanması ve değiştirilmesi  hareketidir. Dünyaya yalıtılmış bireyler olarak bakmaktan kurtularak hayatı birbirimizin gözüyle görebilmek, kolektif gücümüzden yararlanarak özgürleşmek hareketidir. Bu hareket insanın kendisindeki toplumu ve toplumdaki kendisini keşfetme hareketidir. Birey işte bu temelde gerçek gücüne kavuşabilir.

“Gösteriler sonuç alamadan biterse o zaman halk çok büyük kayba uğrar. Hükümet muhalefeti bölmek için Türk ve Kürt ulusalcılığı gerilimini devreye sokmaya çalışacaktır. Erdoğan çok büyük intikam almak istiyor. Hedefte öncelikle Türkiye solu ve devrimci hareketler var. AKP gösterileri kitlelerin gözünde haksız duruma getirmeye çalışacak. Provokasyonları boşa çıkaracak olan sol güçlerdir. Sürecin halk güçleri lehine gelişmesi yolunda sol güçler arasında kalıcı bir ilişki kurulmalıdır. Sol bu sürece, grupçuluğu aşarak girebilirse büyük kazanımlar sağlar. Ama grup rekabeti başlarsa bundan Türk ve Kürt ulusalcıları ile AKP kazanır. Sol güçler arasındaki birliğin ilk yapacağı işlerden biri Taksim’e Direniş Anıtı yapılması olabilir. Anıt, Direnişin meşruiyetini savunmaya yardımcı olacaktır.”

İşte Gezi Direnişi ile başlayan büyük ayağa kalkış, insanın onu insan yapan ve asla yok olmayacak olan toplumsal yanının kendisini göstermesidir. Bu, kârı öne alan ve insanları dinle, çıkarla ve baskıyla güden yeni-liberalizme karşı bir halk isyanıdır. Bu isyan kısa süreliğine de olsa bütün egemen değerleri altüst etti. Bencilliğin yerine dayanışmayı geçirdi. Biz bu isyanın süreklileşmesi için çalışmalıyız.

Biz bireysel bakışa, bireysel davranışa, bireysel çıkara, birbirimize karşı yabancılaşmaya dayanan ilişkileri sorgulamak istiyoruz.

Toplumu ve bireyi güçsüz düşüren bunlardır. Bireycilik bölüyor, bizi birbirimize el ediyor, hasım ediyor, düşman ediyor. Bireycilik emekçilerin karşıt gruplara bölünmesini körüklüyor. Bireycilik milyonları sıfırlama hareketidir. İki bireyci yan yana gelince çoğunlukla 1 artı 1 durumu bile ortaya çıkmıyor. Hatta sıklıkla 1 eksi 1 durumu ortaya çıkıyor ki, bu da sıfır ediyor. Grupçuluk olunca da benzeri ortaya çıkıyor, çünkü birbirimizi aşağıya çekerek yükselmeye çalışıyoruz. Bireycilik, bireyleri köleleştirme hareketidir.

Bireyci açıdan bakınca her birimiz şef oluyor, insanların ise bizi anlamasını ve bizim peşimizden gelmesini bekliyoruz. Bu yaklaşım ezen-ezilen ilişkisinin sıradan emekçiler arasındaki halidir. Eğitim ve dayanışma hareketi birbirimizi anlamayı öğrenme hareketidir. Dayanışma ve eğitim hareketi varılacak yeri birlikte belirleme, oraya birlikte yürüme hareketidir.

Birbirimize hava ve su kadar ihtiyacımız var

Biz Odak olarak büyük direnişten aldığımız güç ve moralle bu ülkenin ilerici insanlarına gidip diyeceğiz ki:
Gelin halkın zulme karşı direnişinden çıkacak olan öz örgütlenmelerinde birleşelim!
Birlikte yapacak çok şey var. Gelin büyük düşünür Marks’ın Kapitalini birlikte okuyarak çağımızı birlikte yorumlayalım. Gelin el ele vererek alternatif öğrenci yurtları açalım. Gelin düzeni ve hatta solun kendi kendisini sorgulayacak bir yenilenmenin önünü açacak bir Eğitim ve Dayanışma Kurultayı örgütleyelim.

Direne Direne Kazanacağız!

Yaşasın Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz!

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir