Zulme Karşı Mücadelede Birlik

Hamza YALÇIN

 

Solda birlik çabalarının başarıya ulaşmasının garantisi, sol hareketin gerek sol örgütler arasındaki ilişkilerde gerekse her bir örgütün kendi içinde ve kitlelerle ilişkilerinde devrimci yenilenme yolunda adımlar atıyor olmasıdır. O zaman özellikle güç ve eylem birliklerinin ve ortak çalışmaların önü alabildiğine açılacaktır. Aksi taktirde her türlü birlik çabası sol örgütleri birliğe biraz daha kapalı hale getirecektir. Birlik için en kolay yol olarak görünen grupçuluk gerçekte solda sağlıklı birliklerin kurulmasının en büyük engelidir. Bugüne kadarki birlik girişimlerinde yaşanan başarısızlıkların baş sebebi grupçuluktur. Grupçuluk olmasaydı sol hareket ayrı ayrı örgütlerin varlığına rağmen birlikte davranırdı. Rekabet yerine dayanışma olurdu. Birimizin yaptığını diğerimiz bozuyor olmazdık, birbirimizi tamamlıyor olurduk.

 

Çok güçlü bir kapışmanın ayak sesleri duyuluyor. Batılı emperyalistlerin desteğini kaybetmekte olan Erdoğan bir yandan mutlak iktidarını kurma yolunda adımlarına devam ederken diğer yandan da iç savaşa hazırlık yapıyor. MHP yöneticileri Erdoğan’ın safında yer almış durumdalar. Kılıçdaroğlu CHP’si korkudan ne yapacağını şaşırmış. CHP’nin başına Cemaat’in komplosuyla gelmiş olan Kılıçdaroğlu CHP’li kitleyi soldan uzak tutmaya Cemaat’ten ve MHP tabanından güç aramaya devam ediyor.

Teslim olmak ya da direnmek ikilemi kendisini gün be gün daha yakından hissettiriyor. Kitlelerdeki korku bir anlamda mücadeleye psikolojik hazırlıktır. Cesaret ve korku birbirine çok sık dönüşebilen zıtlıklardır. Bu konuda tercih yapmak zorunluluğu sol hareketin saflarında dahi gerilimlere yol açıyor. Ya zorlu bir mücadeleyi göze alacağız ya da özel hayatımıza kaçarak saklanacağız.

Zorlu mücadeleyi göze almak için ise devrimcileşmek gerekiyor. Mevcut devrimcilik düzeyimizle bu meydan okumaya cevap veremeyiz. Sol hareketler ve sosyalistler öncelikle devrimcileşmelidirler. Aksi taktirde böyle zorlu bir süreçten onurumuzu koruyarak çıkmamız mümkün değildir.

Gün ülkemizi teslim almaya azmetmiş zulme karşı direnme günüdür. Devrimcileşme ancak devrimci mücadeleye atılarak gerçekleşebilir. Kimse mücadelenin kenarında gezinerek devrimcileşemez.

Devrimcileşme alışılmışlıktan, iddiasızlıktan ve pasiflikten kurtularak olur. Önce düşünce ve davranış dünyasındaki darlığı aşmamız gerekiyor. Küçük ve tek düze pratiklerle yetinmemeliyiz. Gün büyük düşünebilme günüdür! Bu direnişi bir devrime götürmeye çalışmalıyız.

Devrimcileşme mücadele içinde birleşerek olur. Sağlıklı birlikler ise grupçuluktan arınmayla gerçekleşebilir. Grupçu devrimcilik, yanlış devrimciliktir. “Devrimi biz yapacağız, biz halkız” şeklinde grupçu sol söylemler en iyi ihtimalle “Halk bizim örgütümüz ve taraftarlarımızdır” anlayışına ve Türkiye’yi örgüt diktasında götürür. Bu tür söylemler en kuvvetli olasılıkla da solda rekabetçiliği körükler ve sağlıklı birliklerin kurulmasını engeller. Devrimi halk yapacaktır.

Biz ise halk değil onun sadece parçası olarak irili ufaklı devrimci örgütleriz. Muhakkak ki mücadelede iddialı olacağız ama bunu örgüt iktidarı kurmak için kitleleri kendimize bağımlı kılma ve diğer örgütlerle rekabet etme yoluyla değil. Devrimcilik kimsenin tekelinde değildir. Kimse devrimciliği tekeline almaya kalkmamalıdır. El elden üstündür. Devrimciler olarak birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var. Birbirimize karşı değil birlikte devrimcileşmeliyiz.

Zulme karşı direnebilmek için birlik olmalıyız. Sosyalist hareketler birlik olmalı ki halkı esir almaya programlanmış olan süreç, halkın lehine çevrilebilsin. Yoksa ortalık dincilere ve ulusalcılara kalır ve emperyalizm onları istediği gibi etkiler. O zaman solun kısmetine de etkisizlik ve kendisi dışındaki güçlerin peşine takılmak düşecektir.

Öncelikle sol örgütler arasında rekabetçilikten uzak durulmalı, dayanışmacı tutum öne geçmelidir. Geçmiş küskünlükler de derhal bir yana bırakılmalıdır. Birlikte öğrenmeye ve mücadeleye yönelik güç ve eylem birlikleri daha kalıcı birliklerin önünü açmak için en iyi yoldur. HDP ve Birleşik Haziran Hareketi tarzı birlikler de olumludur. Örgütlerin tek örgüte dönüşecek şekildeki birleşmeleri daha zor olsa bile bu tür birlikler için de yapıcı ve aktif tutumda olunmalıdır.

Solda birlik çabalarının başarıya ulaşmasının garantisi, sol hareketin gerek sol örgütler arasındaki ilişkilerde gerekse her bir örgütün kendi içinde ve kitlelerle ilişkilerinde devrimci yenilenme yolunda adımlar atıyor olmasıdır. O zaman özellikle güç ve eylem birliklerinin ve ortak çalışmaların önü alabildiğine açılacaktır. Aksi taktirde her türlü birlik çabası sol örgütleri birliğe biraz daha kapalı hale getirecektir. Birlik için en kolay yol olarak görünen grupçuluk gerçekte solda sağlıklı birliklerin kurulmasının en büyük engelidir.

Bugüne kadarki birlik girişimlerinde yaşanan başarısızlıkların baş sebebi grupçuluktur. Grupçuluk olmasaydı sol hareket ayrı ayrı örgütlerin varlığına rağmen birlikte davranırdı. Rekabet yerine dayanışma olurdu. Birimizin yaptığını diğerimiz bozuyor olmazdık, birbirimizi tamamlıyor olurduk.

Türkiye solunun birliğinin önündeki bir önemli engel de Kürt yurtseverliği ile ve Türk yurtseverliğinin demokrasi mücadelesinde yan yana gelemeyişidir. Oligarşi bu iki kesimi daima birbirinden uzaklaştırmaya çalışıyor.

Her iki taraftan milliyetçiler ve bir kısım bilinçsiz solcular da oligarşinin böl-yönet planına alet oluyor. Türkiye solu bir yandan kendi içinde birlik yolunda adımlar atarken diğer yandan da Türk ve Kürt yurtseverlerinin birliğine yardımcı olmalıdır. Hem kendi içimizde birlik sağlamanın hem de kuvvetlenmenin yolu buradan geçiyor. Türkiye solu Kürt ve Türk yurtseverleri arasındaki bölünmeye değil, birliğe taraf olmalıdır. Hiç bir sol örgüt ya da kendisini sosyalist veya demokrat gören hiç bir kişi kendi gelişmesini bu bölünmenin devamı üzerinde tasarlamamalıdır.

Türk ve Kürt yurtseverleri arasındaki birliğin önündeki en büyük engel on yıllardır gençlerimizin canını almakta olan savaştır. Savaş karşılıklı düşmanlıkları ve intikam alma hırsını körüklüyor. AKP iktidarı savaş sayesinde Türk, Arap, Çerkes, Gürcü gibi halk gruplarını Kürtlere karşı yanına alıyor olduğu için savaşı kışkırtıyor. Türk ve Kürt yurtseverleri savaşın bitmesi için birlikte mücadele etmelidirler.

Birliğin önündeki daha derindeki engel ise milliyetçiliktir. Milletleri, etnik toplulukları eşit görmeyen, kendi milletini üstün gören ve doğruyu yanlışı, ait olduğu etnik topluluğa göre tayin eden milliyetçilik, egemen güçlere hizmet ediyor. Kendi milletini satan ve ezen sahte milliyetçi egemen güçler, bu sayede kitleleri inandırma ve onları yönlendirme olanağına kavuşuyorlar.

Ülkemizin bağımsızlığı ve halkımızın mutluluğu için mücadele eden yurtseverlikle bu tür sahte milliyetçilik birbirinin karşıtıdır. Sahte milliyetçilik Türkiye yurtseverliğini bastırmak için ABD emperyalistleri tarafından geliştirilmiş MHP, Cemaat ve AKP milliyetçiliğidir. Bu sahte milliyetçi gelenek eskiden Sovyetler Birliğini hedef alır, “Komünistler Moskova’ya!”derlerdi. Kendilerine Atatürkçü adını veren ve fakirin fukaranın karşısında aslan kesilirken dün Cemaat’in bugün Erdoğan’ın karşısında el pençe divan duran generaller bu sahte milliyetçiliğin en bağnaz savunucuları arasında olageldiler.

Sovyetler Birliği çöktükten, sosyalizm kapitalist sistem için yakın bir tehdit olmaktan çıktıktan sonra sahte milliyetçiler bir yandan Kürt yurtseverleri üzerine yoğunlaşırken bir yandan da kendisine güveni zayıflamış olan sosyalist kesimleri tarafsızlaştırmak ve hatta yedeklerine almak için çalışmaya başladılar.

Kürt yurtseverlerine düşmanlığa yoğunlaşan sahte milliyetçilik giderek anti-emperyalist kılıklara bürünmeye başladı. 28 Şubat döneminin generalleri Erbakan’ı tasfiye ederek iktidara gelirken kendilerine gülümseyen Batı iyiydi. Batılılar onları ne zaman insan hakları konusunda eleştirdiklerinde “İçişlerimize karışılıyor!” yaygarası başlatılırdı.

Batılıların eliyle iktidara getirilen ve onların aktif desteğiyle iktidarda tutulan AKP bu sahte anti-emperyalist geleneği sürdürdü. Sahte anti-emperyalizm Kürt yurtseverlerinin ezilmesini amaçlamaktadır. Kürt yurtseverlerine karşı dün 28 Şubat generallerinin yanında yer alan Perinçek geleneği, bugün aynı tutumla AKP’nin yanında yer almaktadır.

Kürtlerin ve azınlık etnik grupların demokratik haklarını yok sayan ilkel milliyetçilik sahte anti-emperyalistler için en uygun malzemedir. Sahte anti-emperyalistler Kürt yurtseverlerini emperyalizmin ajanıymış gibi gösterdiklerinde ilkel milliyetçiliğin etkisindeki kesimler kolayca inanabilmektedirler. Zaten Kürt hareketinin lideri Öcalan bu kesimlere şeytan olarak belletilmiştir. Türkiye solu bu şeytanlaştırmaya karşı durmalıdır.

Emperyalist güçler ve Kürt halkının demokratik özgürlüklerini kabul etmeyen bölge gericiliği Türk ve Kürt yurtseverliğinin birliğini sistemli olarak engellemekte ve bölünmeyi körüklemektedirler.

Bölgenin gerici ülkeleri sık sık Kürt ilkel milliyetçiliğini birbirine karşı kullanmışlar sonra anlaşıp kendi ülkelerindeki egemen etnik milliyetçiliği kışkırtarak Kürtleri birlikte ezmişlerdir. Bu süreç Kürt ve Türk yurtseverliğinin birbirine yaklaşmasını engellemiştir. Bugün emperyalizm Türkiye oligarşisini Kürtlerle Kürtleri de Türkiye egemenleriyle tehdit etmekte ve bu yoldan hem Türkler hem de Kürtler üzerindeki inisiyatifini kuvvetlendirmektedir. Bu da halklar arasındaki düşmanlıkları körüklemektedir.

Kürt yurtsever hareketinin milliyetçi söylemleri ve eylemleri de Türk ve Kürt yurtseverliğinin birlike mücadelesinin önündeki engellerden biridir. Kürt yurtsever hareketi zaman zaman ilkel milliyetçiliğe düşmekte ve şiddetin, Türk halkının Kürtlerle empati yapmasına yardımcı olacağını düşünüyor izlenimi vermektedir. Özellikle sıradan insanların güvenliğini gözetmeyen eylemler oligarşinin Kürt yurtseverlerini kötü gösterme çabalarına katkıda bulunmaktadır. Şiddete uğramak empati yapmanın olanaklarını ortadan kaldırmakta ve Türkleri Kürtlerden uzaklaştırarak faşizmin saflarına itmektedir.

Kürt yurtseverleri bir yandan kendi mitinglerinde beğenmedikleri sol kesimlere yasaklar uygularken diğer yandan Türkiye solunun mitinglerine kendi damgalarını vurmaya çalışmaktadırlar. Kürt hareketinin elbette kendisini ifade etme hakkı vardır. Ama bunu diğer sol güçleri de gözeterek yapmaları kendilerinin de çıkarınadır. Bir kısım alt kadroların rekabetçi tutumla yaptıkları hatalara karşı merkezden müdahale edilmesi gerektiği açıktır.

Türkiye’de ilerici ve demokrat kesimin oylarına ve desteklerine dayanarak kendisini var eden CHP yönetimi Türkiye sosyalistleri ve HDP’yi dıştalayarak AKP içindeki sağcı kesimlerle, Cemaatçilerle ve bir kısım MHP’lilerle ittifak yapmaktadır. İktidarın anti-demokratik terör ve bölünme söylemi aynen CHP’nin de söylemidir. CHP bu yoldan hem AKP’ye karşı etkili bir direnişin gelişmesine engel olmakta hem de kendi eliyle kendi sonunu hazırlamaktadır.

CHP yöneticileri sol kesimi her dönem gericilere yamamaya çalıştılar. Son dönemde Ekmeleddin İhsanoğlu gibi şeriatçı birini başkan adayı gösterip demokrasi mücadelesine büyük bir darbe daha vurdular. Ecevit’ten Baykal’a ve Kılıçdaroğlu’na kadar bütün CHP başkanları çoğunlukla gericiliğin safında yer aldı. Kılıçdaroğlu bu konuda kendisinden öncekileri geride bırakarak işi MHP işareti vermeye kadar götürdü.

Ne mutlu ki CHP içinden İlhan Cihaner, Zeynep Altıoklar, Veli Ağababa, Mehmet Erdem, Hüseyin Aygün gibi, sosyalist ve sosyalistlere yakın insanlar da var. Eren Erdem gibi isimler HDP’ye de yakın duruyorlar. CHP tabanını karşımıza almamalı, bu insanlarla ve ilerici, demokrat ve yurtsever CHP tabanıyla temasa geçmeliyiz.

Bir kısım Türkiye solcuları anlamsız bir Kemalizm düşmanlığıyla her türlü Türk yurtseverliğini, Türk damgası taşıyan her türlü ilericiliği katliamcılık ve faşizm görmektedir. Bu kesimler Türk yurtseverleri ile Kürt yurtseverlerinin yan yana gelme olanaklarının arttığı her dönemde hemen AKP’nin ortaya attığı gibi Dersim Katliamı, Ermeni Katliamı gibi tarihsel düşmanlıkları ileri sürmektedirler. Bu yaklaşım özellikle Kürt yurtsever hareketine büyük zarar veriyor.

Türk yurtseverleri Kürt yurtseverlerinin bu ülkenin onurlu, mücadeleci evlatları olduğunu görmelidirler. Onlar Mahzuni Şerif’in türküsündeki gibi “ölüsü dağlarda kalan”, Ahmet Arif’in şiirindeki “Döğüşenler de var bu havalarda” dizelerinde dile gelen yiğitliği mücadelelerinde sahiplenmiş vatansever insanlardır.

Kürt yurtsever hareketi bu güne kadar hiç bir egemen gücün hizmetine girmemiştir. Kürt yurtseverleri de gerçek Türk yurtseverliğinin kendilerine kardeşliğe ne denli ihtiyaç duyduğunu görmeli, eylemlerini ve söylemlerini bu kesimle yakınlaşacak ve dostluk geliştirecek şekilde ayarlamalıdır. Sosyalistler bu sürecin engeli değil katalizatörü olmalıdırlar.

Türk ve Kürt yurtseverliğinin birliği Türkiye solunun birliğine hizmet eder. Türkiye solu ile Türk ve Kürt yurtseverliğinin birliği Türkiye’de diktatörlüğe karşı bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin garantisidir.

Bulunduğumuz her alanda Türk ve Kürt yurtseverlerinin birbirine yakınlaşmasını ve mücadele birliğini savunmalıyız.

Yaşasın devrimci dayanışma!

Yaşasın halklarımızın kardeşliği!

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir